Girit Adasını Ancak Yirmi Dört Yılda Alabilen Osmanlı Devletinin O Dönemdeki Deniz Gücü

Girit Adasını Ancak Yirmi Dört Yılda (1645-1669) Alabilen Osmanlı Devleti’nin O Dönemdeki Deniz Gücü Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

 

Girit Adası kuşatmasına genel olarak baktığımızda, bu kale 1669 yılında Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmiştir. Bu zamana kadar kaleye 69 kez hücum edilmiştir. Karşı taraftan gelen savunma sayısı ise 80 olarak bilinmektedir. Kuşatmanın son üç yılında hem Osmanlı Devleti hem Hristiyan birlikleri çok sayıda asker kaybı vermiştir. Uzun ve zorlu bir sürecin ardından Girit Adası 1669 yılında Osmanlı Devleti tarafından fetih edilmiştir.

 

Girit Adası’nın 24 yılda ele geçirilmesine baktığımızda Osmanlı Devleti’nin gücünü kaybetmeye başladığını görmekteyiz. Osmanlı Devleti denizlerdeki hakimiyetini Kanuni Sultan Süleyman döneminde zirveye çıkarmıştır. Ancak 17 yüzyıldan itibaren batıda yenileşme hareketleri doğrultusuna birçok alanda olduğu gibi deniz alanında da ilerleme kaydedilmiştir. Deniz alanındaki bilginin artması yeni gemilerin icat edilmesini sağlamıştır. Bu gelişmeleri takip edemeyen Osmanlı Devleti deniz gücü bakımından batı devletlerinin gerisinde kalmaya başlamıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’nde o tarihlerde görülen duraklama dönemi farklı alanlarda çıkan sorunlarla uğraşma zorunluluğu doğurmuştur.

 

İç huzursuzlukların da görüldüğü Osmanlı Devleti sefer hazırlıklarını tam olarak yerine getirememiştir. Girit Adası’nın 24 yıllık çaba sonucu fetih edilmesi Osmanlı Devleti’nin eski gücüne sahip olmadığının göstergesidir. Osmanlı Devleti’nde görülen duraklama dönemi yerini bir süre sonra gerileme devrine bırakmıştır. Gerileme devri ile birlikte ülkede önemli topraklar kaybedilmeye başlanmıştır.

Dünya Gücü Olmak İçin Hangi Güç Unsurlarına Sahip Olmak Gerekir?

Belirli bir düzen dahilinde farklı alanlarda planlama yapmak suretiyle kısa ve uzun vadede başarı elde etmek ve dünya üzerinde söz sahibi olmak mümkündür. Ekonomisi sağlam temellere dayanan ve tarım, sanayi gibi sektörleri destekleyerek üretim ekonomisini tercih eden devletler pek çok alanda dışa bağımlılığı azaltmakta ve ihracat hacmini artırarak çok daha güçlü ve büyük bir ekonomiye sahip olmaktadır.

 

Petrol ve doğalgaz gibi stratejik kaynaklara sahip olan ve bu kaynakları sanayi başta olmak üzere farklı iş kollarında doğru bir şekilde değerlendiren ülkeler hem güçlü hem de bağımsız bir ekonomi modeline sahip olmakta ve dünya gücü olma yolunda amaçlarına kolay bir şekilde ulaşabilmektedir. Demokrasi sistemi ile yönetilen ülkelerde insana ve insan haklarına yeteri kadar önem verilmesi ve bu alanda ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar doğrultusunda iyileştirilmelerin yapılması süper güç olma yolunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Hukukun üstünlüğü prensibini tercih eden ve kişilerin hangi makam ve güce sahip olduğuna bakılmaksızın adalet önünde eşit bir konumda bulunmasını sağlayan devletlerin istediği gücü elde etmesi çok daha kolay bir hal almaktadır. İnsanına verdiği değer ve sunduğu imkanlar doğrultusunda kaliteli eğitim sistemini tercih eden ve bu alana ciddi derecede kaynak ayıran ülkelerin kısa ve uzun vadede nitelikli bir toplum yapısına sahip olması mümkündür. Teknolojik gelişmeler ile desteklenen askeri güç unsurları da dünya devi olma amacında önemli derecede etkisi bulunan bir diğer husustur.

Devletlerin modernleşmesinde hukukun etkisi nedir?

Modernleşme kavramına baktığımızda, toplumların siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinin belli bir yapıda bulunduğu toplumlar ile geleneksel olarak nitelenen toplumsal yapıları birbirinden ayırmak için kullanıldığını görmekteyiz. Hukuk kavramı ise, devletin yaptırımlarıyla güç bulan kural ve kanunların bütünü olup toplumun uyumunu ve düzenini sağlamak gibi bir görevi vardır. Toplum içerisinde güvenle hayata devam etmek için hukuka olan ihtiyaç yadsınamaz.

 

Tarih serüveni içerisinde hukuka bakıldığında, kökünün oldukça derine gittiği görülmektedir. Yazının icadına kadar sözlü hukuk kuralları topluma rehberlik ederken yazının bulunmasıyla bu kurallar yazıya aktarılmıştır.

 

Modern bir devlet, hukuk alanında belli bir seviyeye gelmiş olan devlettir. Adalet mülkün temelidir sözü de buradan gelmektedir. Burada bahsi geçen mülk devlet demektir. Hukuk toplumunda kişi hakları korunduğundan bir güven ortamı oluşur, adalet vardır. Devletler ise bu güveni halkına tahsis etmekle yükümlüdür. Bu nedenle hukukun etkisi oldukça fazladır.

 

Evrensel bazı hukuk kurallarının doğuşu ve devletlerin arasındaki ilişkilerde kullanılmaya başlanması da bu aşamada ulusal devletlerin oluştuğu 15. ile 16. yüzyıllarda rast gelmiştir. Yani hukuka verilen önem artmaya başlamıştır. Öte yandan verimli bir hukuk sisteminin oluşmuş olması, halka götürülen hizmetin verimliliğine de yansıyacaktır.

 

Ekonomik olarak da hukukun gelişkin olduğu devletlerde, üretici devlet kurumlarına güven duyar ve daha çok üretmek için çabalar. Hukukun sorunsuz görevini yerine getirdiği devletlerde kişiler de daha özgür hareket edebilmektedir. Modernleşme kapsamında bunlar çok önemli unsurlardır. Bu nedenle de hukuk, modernleşmede olmazsa olmaz bir konumdadır.

Devletler Neden İttifak Kurma İhtiyacı Duyarlar?

İttifak, devletlerarasında özellikleönemli süreçlerde yapılan bir birleşme politikasıdır. İttifak anlam olarak”Halklar, gruplar ya da egemen devletlerarasında ortak faydayı sağlayacakkarşılıklı çıkarlara dayalı kurulmuş ilişkilerdir. ” açıklanabilmektedir.Devletlerin ittifak kurma ihtiyaçları ise:

 

  • Başka ülkelerin saldırısına karşı veyafarklı tehditlere karşı kendi ülkesini korumak amacı ile
  • Başka ülkeler üzerinde hakimiyetkurmak ve söz varlığını güçlendirmek amacı ile
  • Ortak düşmanlara karşı sağlananbirliktelik ile güçleri birleştirmek için,
  • Düşman ülkelere caydırıcı görünmekiçin
  • Belirlenen siyasi amacıgerçekleştirmek için
  • Ülke adına ekonomik, siyasi, sosyal vedini birtakım kazançlar sağlamak için
  • Barış ortamının varlığınısürdürebilmek için ittifak kurma ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır.

 

Tarihi olaylardan ittifak kurmayaörnek vermek gerekirse, Hristiyan ülkeleri Türklere karşı ülkelerini korumak,dini kazanç sağlamak ve servet kazanmak için Haçlı seferleri adı altındaittifak kurmuşlardır.

 

Birinci dünya savaşında yine ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda kendine yakın gördüğü ülkeler ile ittifak kurmuşlardır. Savaşlarda kurulan ittifaklarda amaç ittifak devletlerine gerekli askeri ve maddi yardımı yapmaktır. Zor durumda olan devlete yapılan yardım ile savaşların kazanılması hedeflenmiştir. Her zaman olmasa da tarihin sayfalarına baktığımızda ittifak ülke çıkarı açısından fayda sağlamıştır. İttifak kurma sürecinde en önemli konu ülkeler arasındaki güvendir. Güvenin olmadığı bir ortamda kurulan ittifak kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

Zekâtın Toplumsal Faydaları Nelerdir?

Zekat, toplumsal alanda düzeni sağlamanın iktisadi bir yolu olarak da gösterilebilir. İslamın beş şartından biri olan zekat, parayla yapılan farz bir ibadettir. Durumu olanların vermekle yükümlü olduğu bu ibadet belli şartlara bağlıdır. Sahip olunan malın 1/40 kadarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak gerekir. Zekatın pek çok toplumsal yararı da bulunmaktadır.

 

Zekâtın toplumsal faydaları:

 

  • Zekat sayesinde toplumda yardımlaşma sağlanır ve eşitsizlikler olabildiğince azaltılır. Ayrıca zekat veren kişinin cömertliği tadarak kazandığını vermeye devam ederek nefsini köreltir.
  • Yoksul insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığından, insanlar bu ihtiyaçları için haram yollara başvurmamış olur.
  • Zekatı alan ile veren kişi arasında kardeşlik gibi güzel duyguları pekiştirir. Müslümanlar arasında birlik ve kaynaşma sağlar.
  • Bireyler arasındaki sosyal farklılığın tehlikesini azaltır. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamada büyük rol oynar.
  • Tembelliğin en önemli sebebi olan fakirlik, zekat sayesinde fakir kimselere yapacak iş imkanları da sağlandığından toplumsal ataleti ortadan kalkar.
  • Zekat, kalbin temizlenmesi için de önemli bir unsurdur. Toplum içerisinde yardımlaşma, merhamet, empati gibi duyguları pekiştirir.
  • Yardımlaşmanın gerekli olduğu anlaşıldığından birlik oluşturur ve bugün zekat alan bir kimse yarın durumu iyileşince fakir kimselere yardım etme ihtiyacını duyar.
  • Zekat, malın stoklanmasının da önüne geçerek müslümanları yatırım yapmaya yöneltir.
  • Bu ibadet zenginlerin sosyal hayatta itibarlarını arttırdığından diğer zenginleri de zekat vermeye teşvik etmektedir.
  • Sosyal bir sigorta olarak tanımlayabileceğimiz zekat, kişinin dünya malına olan hırsının körelmesine ve malının mülkünün Allah yolunda harcanması gerektiği fikrini aşılar.

Zekâtın Bireysel Faydaları Nelerdir?

Zekatın bireysel faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

 

  • Zekât veren kişi Allah’ın rızasını kazanma yolunda bir adım atmış olur.
  • Zekât veren kişi manevi olarak huzura kavuşur.
  • Zekât veren kişi cimrilikten uzaklaşır. Allah cimrilikten hiç hoşlanmaz ve eli açık kullarını pek sever.
  • Zekât Zengin ve fakir olan din kardeşleri arasında gönül bağları kurar.
  • Zekât veren günahlarının affı için bir kapı aralamış olur.
  • Zekât vererek sevap kazanılır.
  • Zekât insanları cömertleştirir.
  • Zekât sayesinde mallarınızda bereket hâsıl olur.
  • İnsanlar mallarını paylaşarak verdikleri malların sadece dünyada işe yarar olduklarını hatırlarlar. Ahret için ise bu mallar sayesinde kazandıkları sevapların onların kurtarıcısı olduğunu anlar ve bilirler.
  • Zekât zenginlere merhamet ve şefkat gibi duyguları hatırlatmaya yardımcı olur.
  • Zekâtı alan ise ekonomik olarak biraz toparlanması sağlanır.
  • Zekât alan kişi ihtiyaçlarını daha kolay karşılayarak ailesinin geçimine katkı sağlar.
  • Zekât sayesinde toplumda var olan kıskançlık gibi kötü duyguları ortada kaldırır.
  • Zekât ile birlikte toplumda ekonomik dengeler sağlanmaya çalışılmaktadır.
  • Zekât sayesinde yardımlaşma ve paylaşma toplumda ön plana çıkar.
  • Zekât ibadetini yerine getiren zenginler Allah katında sevap kazanırken aynı zamanda da bir kardeşinin ihtiyaçlarını karşılayarak onun mutlu olmasına vesile olmuş olur.
  • Zekâtı alan kişiler de zenginlerin onları düşündüklerini bilerek mutlu olurlar.
  • Zekâtı alan kişi kendine yardımcı olan ve malını paylaşan din kardeşine karşı sevgi ve saygı duymaktadır.

Zekât Nedir? Açıklayınız.

Zekâtın sözlük anlamı; artma, çoğalma, bereket, övme ve arıtma anlamlarına gelmektedir. Fıkıh terimi olarak ise anlamı; Sahip olunan belli mal türlerinin bir bölümünün Allah Teâlâ’nın belirlediği ölçütteki kısmının ihtiyaç sahibi Müslümanlara verilmesidir.

 

Zekât, dinen zenginlik ölçüsü kabul edilecek miktarda(Nisap) mala sahip olan Müslüman kimselerin Allah rızası için belirli kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Zekâtın farz olması için bazı şartlar gereklidir. Bunlar;

 

  • Zekât verecek olan kişinin Müslüman, ergenlik çağına gelmiş, aklı yerinde ve hür olması gerekmektedir
  • Temel ihtiyaçlarını ve borçlarını karşıladıktan sonra kalan malının nisâb miktarında olması gerekmektedir. Temel ihtiyaç maddeleri İnsanın hayatını ve özgürlüğünü korumak için ihtiyaç duyduğu her şeydir. Oturduğu evden, Kullandığı eşya, giyim ihtiyaçları, Ailesinin bir yıllık nafakası, Mesleğine ait ya da uğraştığı meşgalesine ait her türlü alet, makine. vs.asli ihtiyaçlarıdır.
  • Zekat verilecek malın tamamının zekat verecek kişinin mülkiyetinde olması gerekmektedir.
  • Zekat verilecek malın edinilme tarihinden itibaren üzerinden tam olarak bir kameri yıl geçmelidir.

 

Zekat verme şartlarına sahip olan kişi zekatını vereceği  kişilerde de bazı özelliklere dikkat etmesi gerekmektedir.

 

  • Fakirlere
  • Miskinlere
  • Borçlulara
  • Yolculara
  • Mükâteblere: Azad edilmek için efendisi ile bir bedel karşılığında anlaşma yapmış köle ya da cariyelere denilmektedir.
  • Mücahidlere :Tam anlamı Allah yolunda savaşa katılmak isteyen fakat maddi imkansızlık ve eşya, silah yoksunluğu nedeni ile savaşa katılamayanlar anlamına gelmektedir.
  • Amil: Devlet tarafından zekat ve vergi toplamakla görevli kimsedir.

Zekât İbadetinin Bireysel ve Toplumsal Faydaları Nelerdir?

Zekât İbadetinin Bireysel ve Toplumsal Faydalarını Yazınız.

İslam hoşgörü, barış ve huzur dinidir. Allah insanların sosyal, siyasi, ticari ve iktisadi ilişkilerini düzenleme amaçlı bir takım kurallar belirlemiştir.  Zekât ise iktisadi bakımdan sosyal bir düzenleme kuralıdır. Farz olan ve maddi varlıklarla ile yapılan ibadettir.  Belirli ölçütleri vardır ve belirli düzen içerisinde gerçekleştirilmektedir.

 

Zekât vererek sadece İbadet gerçekleştirmenin dışında bireysel ve toplumsal olarak birçok fayda sağlamaktayız. Zekâtın kelime anlamından (temizlenmek) da anlaşılacağı gibi maddi kirlerden temizlenmek demektir.

 

Zekâtın Bireysel faydalarını şöyle sıralayabiliriz;

  • Kişinin iç rahatlığı ve huzur bulmasını sağlar.
  • Malın çoğalmasını ve bereketlenmesini sağlar.
  • Şefkat ve merhamet gibi duygularını geliştirir.
  • Cömertlik duygusunu geliştirerek kişiyi cimrilik ve hasetlikten uzaklaştırır.
  • Nefsi cimrilikten temizler ve uzaklaştırır.
  • Kıskançlık duygularından arındırır.
  • Kişiyi çalışmaya daha faydalı olmaya teşvik eder.
  • Fakir kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlar.
  • Fakir kişinin zengin kimselere bakış açısı değişir.
  • Dünya malına duyulan aşırı bağlılık ve istekleri kırar.
  • Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olur.

 

Zekât ibadetini gerçekleştirirken bireye birçok faydası vardır. Bunun yanı sıra toplum üzerinde de çok önemli faydaları bulunmaktadır. Bunlar;

 

  • Toplumsal dayanışma ve yardımlaşma bilincini artırır.
  • Zenginin ve fakirin kaynaşması sağlanır.
  • Sosyal hayatların iyileşmesi sağlanır.
  • Zengin ve fakir arasındaki fark ortadan kalkar
  • Sosyal adalet sağlanır.
  • Maddi sıkıntılar nedeni ile harama bulaşma ve suç oranları kalmayacağından toplumun güven ve huzur ortamı sağlanır.
  • Mümin kardeşliğini pekiştirmeyi sağlar.

Zekât Hangi Mallarda Hangi Oranlarda Verilir?

Zekât Hangi Mallarda Hangi Oranlarda Verilir? Yazınız.

 

Zekâtın hangi oranda hangi maldan verileceği hususu çok önemlidir. Öncelikle zekât kişiye farz olmalıdır. Daha sonra zekat verilecek mallar belirlenmelidir. Zekât verilecek malların yerine, bunların kıymetlerine denk gelecek gümüş ya da altın olarak da verilebilir.

 

Bakır paranın zekatıyne aynı cins bakır para ile verilmez. Gümüş olarak verilmesi uygundur. İmam-ı Ebu Yusuf , toprak sahiplerinden zekat ve uşur olarak, altın ve gümüş yerine başka geçer akçe almak haram olmaktadır. Bunlar herkesin kabul ettiği damgalı para iseler de altın yada gümüş değil bakır paralardır.  Buyurmaktadırlar.

 

Zekat verilecek malların zekatlarının hesaplanmasında dikkat edilmesi gereken şartlar vardır. Mesela ; Fakir için ev çok değerlidir. Fakat zengin kimse zekatının yerine fakiri evinde oturtamaz. Zekat verilecek mallar üzerindeki nisab miktarları da değişkenlik göstermektedir. Bunlar;

 

  • Altın, gümüş, para ve menkul değerler, Ticari değerde mallar için verilecek zekat oranları: 1\40 yani %2.5 verilir.
  • Sığır, manda gibi büyük baş hayvanlarda zekat oranları: 1\30
  • Deve: Her 5 deve için bir keçi veyahut bir koyun verilir.
  • Toprak mahsulleri: 1\10 oranında verilir.
  • Kırk koyunun zekatı bir koyun olarak hesaplanır ve verilir.
  • Yüz yirmi bir koyun; iki koyun olarak hesaplanır ve
  • İki Yüz Üç Koyun; üç koyun olarak hesaplanır ve verilir.
  • Üç yüz bir koyun; dört koyun olarak hesaplanır ve verilir.

Toplumdaki Gelir Adaletsizliğine Çareler

Toplumdaki Gelir Adaletsizliğine Çareler Düşünerek Fikirlerinizi Sınıf Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

 

Gelir, insanların geçimini sağlamak için çalıştıkları işin ve emeğin karşılığında ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı ücretidir. Maalesef ki ülkemizde en çok çalışanlar genel olarak çok daha az ücret almaktadırlar. İşverenler firmalarının sağlamış olduğu kârlardan işçilerine pay vermek istemezler. Hâlbuki işçilerinin alın teri karşılığında para kazandıklarını göz ardı etmeseler az da olsa kardan pay verseler kısmen aldıkları ücret yükseldiği için küçükte olsa bir adalet söz konusu olabilir.

 

Az gelirli vatandaşı en çok etkileyen konulardan biri de vergilerdir. Asgari ücretten bile gelir vergisi vs gibi pek çok vergin kesintisi yapılarak küçük olan maaşlar daha da küçültülmektedir. Zenginlerin vergilerini düzenli ödemeleri sağlanarak ve az ücretle çalışanlardan bu vergiler alınmayarak az da olsa bir fayda sağlanabilir. Geliri düşük olan vatandaşlara sağlanacak vergi muafiyeti sayesinde dar gelirli olan vatandaşın alım gücüne olumlu katkılar sağlanabilir.

 

Her geçen gün yükselen hayat pahalılığı karşısında az gelirlinin maaşları hızla erirken zenginlerin gelir kaybı neredeyse söz konusu değildir. Devletin doğru fiyat politikaları uygulayarak düşük gelirli olan vatandaşlarını koruma altına alması gerekmektedir.

 

Ayrıca dar gelirli vatandaşlara eğitim, sağlık, gıda ve barınma gibi konularda devlet desteği sağlanmalıdır. Asgari ücret, zenginler için çerez parası bile sayılmaz iken bu küçük ücretle insanlar çocuk okutmaya ve tüm yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle kesinlikle gelir adaletini sağlamaya yönelik çalışmalarda ilk sıraya bu destekler konularak dar gelirli vatandaşların rahat bir nefes alması sağlanmalıdır.