Yardımlaşmanın Azalması Toplumda Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?

Sizce Yardımlaşmanın Azalması Toplumda Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?

İnsanın var olduğu toplumlarda yardımlaşma son derece önemlidir. Yardımlaşmak elinizde olanı ihtiyacı olanla paylaşmak demektir. Yardımlaşma sayesinde toplumlarda bir denge oluşturulmaya çalışılmaktadır. Toplumlarda yardımlaşma güveni artırmaktadır. İnsanları birlik ve beraberliğe sevk etmektedir. Ancak toplumda yardımlaşmanın azalması demek pek çok güzelliğin ortadan kaybolması demektir.

 

Yardımlaşma sayesinde insanlar etrafındaki ihtiyaç sahiplerini bilir ona göre doğru insanlara yardımlar ulaştırabilirler. Ancak günümüzde site yaşantısı ve insanların birbirlerine karşı güvenlerinin azalması nedeni ile ihtiyaç sahibi insanlar kaderlerine terk edilmektedir.

Yardımın ulaşmadığı pek çok aile açlık ve yoksullukla mücadele etmektedir. Hatta bazı ailelerde yoksulluk hısızlık yapmaya ve kötü madde satışına kadar uzanmaktadır. Toplumda var olan ihtiyaç sahiplerini görmezden geldiğinizde onları otomatik olarak çaresizlik ile baş başa bırakmış oluyorsunuz.

 

Düşünün ki kanser tedavisi gören ve ilaçlarını alamayan bir hasta var. Yaşadığı toplumda var olan zenginler ona kolaylıkla bu ilaçları alıp ona yaşaması için yardımcı olabilirler. Ancak kimse onu bilmediği ve görmediği için ölümle yüz yüze kalabilmektedir.

 

Maddi durumu çok iyi olmayan aileler çocuklarını maalesef erken yaşta çalışma hayatına dâhil etmektedir. Hâlbuki bu çocuklara burs sağlanarak vatanına hayırlı birer evlat olarak yetişmesi sağlanabilir.

 

Tüm bu değindiğimiz küçük noktalar toplumun kanayan yaraları olarak sürüp gidiyor. Yardımlaşmanın azalması demek yaşanan bazı hayatların kaybolmaya mahkûm edilmesi demektir. Bu nedenle toplumlarda yardımlaşma her zaman önem verilen konuların başında yer almalıdır.

Sizce para dışında ne gibi şeyler paylaşılabilir?

Paylaşmak, maddi ya da manevi fark etmeksizin sahip olunan imkanları diğer insanlarla bölüşmek demektir. Topluma dikkatle bakıldığında her şeyin bir paylaşım üzerine kurulduğunu söylemek mümkündür. İnsanlar tüm ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak durumda değildir. Bir noktada başka bir insana ihtiyaç duyacaktır. İster maddi ister duygusal yönden olsun. Para dışında da paylaşılacak pek çok şeyimiz vardır.

 

  • Birikimler: Bilgi ve görgü birikimleri insanlarla paylaşabileceğimiz çok değerli unsurlardır. Kültür aktarımı da bu paylaşımın kapsamında sayılabilir. Tecrübeler en iyi öğretmendir ve bu öğretmenden alınan derslerin başkalarının yolunu aydınlatması da mümkün olabilir.
  • Mutluluklar: Mutlulukların paylaştıkça çoğaldığı söylenmektedir. Mutlu etmek ve mutlu olmak kavramları da bir nevi paylaşımdır. Mutluluklarda diğer insanların rolünden bahsedebiliyorsak eğer, paylaşımdan da bahsedebiliriz.
  • Kederler: Üzüntü paylaştıkça azalır cümlesinin doğruluğu tartışma konusu olsa bile, kişinin kederini paylaştığında rahatlayacağı bir gerçektir. Zira insana verilen pek çok yük, tek başına taşımak için ağırdır.
  • Sevgiler: Sevdiğimiz pek çok insanı ya da nesneyi, öyle ya da böyle başkalarıyla paylaşırız. Bu bizden bir eksilme yaratmadığı gibi mutlulukta olduğu gibi sevginin de çoğalmasını sağlar.
  • Sırlar: Sır, yapısı itibariyle paylaşılmaması, bilinmemesi gereken bir şey olsa bile  en çok paylaşılan şeylerden bir tanesidir. İnsan toplumun bir ürünüdür ve her şeyde olduğu gibi sırlarını da paylaşma güdüsü duyabilmektedir.

 

Tarihsel süreçte bakıldığında, para paylaşımının çok daha geç olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar önce mallarını paylaşmış, bilgilerini paylaşmış, silahlarını paylaşmış ve bu paylaşımların bir bütünü olarak da topluma şimdiki halini vermişlerdir.

Sizce Kabe Ne Zaman İnşa Edilmiştir

Kabe’nin inşası bana göre insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insan Hz. Adem’le birlikte inşa edildiği mantıklı gelmektedir. Ancak güvenilir kaynakların ne söylediği bu konuda daha etkilidir.

 

İslami kaynaklara göre Kabe’nin ilk inşası Hz. Adem’le birlikte yapılmış fakat zamanla yıpranmış ve yok olmuştur. Sadece temelleri kalan Kabe Hz. Şit Peygamber tarafından yeniden inşa edilmiştir. Sonrasında Nuh Tufanı sırasında kumlara gömüldüğü bilinmektedir. Kur’an’da geçen ayete göre bundan sonraki inşa Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail (a.s) tarafından yapıldığı bildirilmektedir. O zaman inşa edilen Kabe üzerinde zamanla restorasyon ve onarım çalışmaları devam etmiştir.

 

Sürekli tamir ve bakım yapılan Kabe üzerinde, Peygamber Efendimiz 35 yaşında iken yine onarım çalışması yapmıştır. Müslümanlar için kutsal kabul edilen Kabe Allah’ın Evi olarak bilinmektedir. Burada dünya malından ve çıkardan uzak Allah rızası için yapılan ibadetin kabul olunacağına inanılmaktadır. Müslümanların hac ve umre ziyaretini gerçekleştirdiği Kabe Mekke topraklarında bulunmaktadır. Peygamber Efendimizin ve sahabelerin ayak bastığı, ibadet ettiği bu topraklar Müslümanlar için manevi atmosferi yüksek bir yerdir. Kabe’ye hac ve umre ziyaretini yapmak için yıl içinde dünyanın her yerinden binlerce kişi bu topraklara akın etmektedir. İbadet ve huzurla geçen günlerin ardından Müslüman kimseler ebedi huzuru elde etmektedir. Bu huzura şahit olan Müslüman kimseler bu ziyareti tekrar etmek istemektedir.

Sizce Hangi Mallardan Zekat Verilir?

Zekât zenginlerin mallarının veya paralarının kırkta birini ihtiyaç sahiplerine vermeleridir. Ancak kuran-ı Kerimde açık açık bu mallar ve paralar konusunda bir açılım yapılmamıştır. İslam dininde zenginlerin elinde bulunan para, altın, gümüş, ev, arazi gibi tüm varlıkların zekâtı verilmektedir. Ancak zekata konu olan gayri menkuller yerine onun değeri hesaplanarak para, altın vs verilmesi dinimizce uygun görülmektedir.Hatta maaşlı çalışanların bile borçlarını ve genel ihtiyaçlarını düştükten sonra kalan maaşlarından kırkta birini zekât olarak verebilecekleri bilinmektedirler.

 

Zekât zengin ve fakir arasında bir denge bir bağ kurmaktadır. Kırk koyunu olan birinin birini ihtiyaç sahiplerine vermesi hem onun Allah’ın rızasını kazanmasını sağlar hem de ihtiyaç sahibine dilerse büyütüp sütünü alabileceği dilerse de et olarak yiyebileceği bir seçenek sunulmaktadır.

 

İslam dini çok ince ayarlar üzerine kurulmuş bir dindir. Bir rivayete göre geçmişte develeri olan kişiler erkek develerinin zekâtını verecekleri zaman bunu dişi deve olar ihtiyaç sahiplerine verirlermiş. Eğer dişi devesi de yok ise devenin ederi kadar altın veya gümüş verilir yerine başka bir mal verilmez imiş. Dişi deve ile ihtiyacı olan kişinin geçimine katkı sağlamak istenmektedir.

 

Sadece ramazan ayında insanların aklına gelen zekât ibadeti aslında yılın her döneminde yapılmalı ve zenginin ile fakirin arasındaki uçurum az da olsa kapatılmaya çalışılmalıdır. Mallarının kırkta birini kardeşine hediye eden bir kulun malı eksilmez aksine Allah katında kazanacağı sevaplar çoğalır. Ancak paylaştığınız zekât ihtiyacı olan kardeşinizin bir derdine deva olabilir.

Sizce Çevrenizdeki İnsanların Ramazan Ayına Büyük Önem Vermesinin Sebebi Nedir?

Müslümanlar için Ramazan ayı oldukça önem arz etmektedir. Kuran- Kerimi Ramazan ayında indirilmeye başlanmıştır. İnançlı olan her insan bu ay içerisinde ibadetlerini çok daha hassas bir şekilde yerine getirmektedir. Müslümanlar için bu kutsal ay Kuran ayı olarak da bilinmektedir.

 

Dünya üzerinde yaşayan tüm Müslümanlar bilir ki Kuran-ı Kerim Kadir Gecesinde yeryüzüne indirilmeye başlanmıştır. Ramazan ayının son on günü içerisinde aranması uygun görülen bu gecede Müslümanlar çok daha fazla dua ve ibadet ederler. Bin aydan hayırlı olan bu gecede insanlar ibadethanelere akın etmektedirler.

 

Ramazanı önemli kılan etmenlerden bir diğeri ise İslam’ın beş şartından biri olan ‘Oruç’ ibadetinin bu ayda yapılıyor olmasıdır. Müslümanlar Ramazan ayını 30 gün boyunca oruç tutarak geçirmektedirler. Çünkü İslam’da oruç bedenin zekâtı olarak görülmektedir. Bu nedenle bu özel ayda tüm Müslüman âlemi oruçtur.

 

Ayrıca Müslümanlar ramazan ayında sabır ve nefse hükmetmeyi de öğrendikleri için de bu aya değer vermektedirler. Tokların açların halinden anlamasına bu ay vesile kılınmıştır. Zengin fakir tüm kullar akşam ezanına kadar aç ve susuz kalarak oruç ibadetini yerine getirmektedirler.

 

Bir rivayete göre ise ramazan ayında tüm şeytanlar cehennemde zincire vurulmaktadır. Böylelikle ibadetlerini yerine getirmek için çabalayan kulların kötülüklerden korunması hedeflenmektedirler.

 

Ramazan bir Müslüman için diğer aylardan farklı yaşanan tek aydır. Dua kapılarının sonuna kadar açıldığı ve İslam’ın şartlarından oruç ibadetinin sağlıklı insanlar tarafından yerine getirildiği zengin fakir ayrımı olmaksızın yapılan tek ibadet olması sebebi ile insanların hassasiyet gösterip önem verdiği aydır.

Sizce Bir İbadeti Zamanında Yapmamak Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?

İbadet etmek her kullun Allah’a karşı görevlerinin başında gelmektedir. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen tüm kullar ibadetlerini düzenli olarak yerine getirmeye çalışmaktadır. Çünkü ibadetlerde düzen ve süreklilik oldukça önemlidir. Allah ibadetlerin sürekli olarak yapılmasını emretmektedir.

 

Sürekli yapılması istenilen ibadetlerin başında ise namaz gelmektedir. Namaz günde beş vakitte yerine getirilmektedir.  Her ezan okunduğunda Müslümanlar bu ibadetlerini yerine getirmektedir. Ancak ibadetleri zamanında yerine getirmenin nasıl mükâfatı var ise ibadetleri zamanında yapmamanın da bir takım sonuçları olmaktadır.

 

Bir ibadetin vaktinde yapılması eda etmek, vaktinden sonra yapılmasına ise kaza denir. İbadetini kazaya bıraktıktan sonra bile yerine getirmeyen kullar günah işlemektedir. Bilerek ibadetin yapılmaması ise haram kılınmıştır. Dinimizde ibadetleri için uyuma, unutma gibi durumlar mazeret olarak kabul görmektedir. Bu durumlardan birini yaşayan kişi daha sonra ibadetini kaza ederek yerine getirebilir.

 

İbadetlerini her zaman ve vaktinde eda eden kullar Allah’ın rızasını kolaylıkla kazanırlar. Sevapları ibadetleri ile çoğalmaya devam eder. İslam dini tembelliği sevmemektedir. Bu nedenle zamanında ibadetlerini yapmak Müslümanlar için çok önemlidir. Oruç, namaz gibi belli zamanlarda yapılan ibadetlerde kesinlikle takdir edilen zamanda bu ibadetler yerine getirilmektedir. Müslümanlar ibadetlerini zamanında yapmadıklarında günaha girdiklerini çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle ibadetleri Müslümanlarda çok küçük yaşlardan itibaren öğretilerek bir yaşam tarzı haline getirilmeye çalışılmaktadır. İbadette devamlılık esas olduğu için yaşam tarzı haline getirilen ibadetlerde aksama söz konusu olmamaktadır.

Sabır ve İradenin İnsan Hayatındaki Önemi Nedir?

Sabır genel olarak telaşa kapılmadan kararlı bir şekilde acılara veya yaşanan olaylara tahammül etme yeteneğidir. İrade ise bazı olaylar karşısında insanın kendi karar verme yeteneği olarak tanımlanmaktadır.

 

Bu iki kavram birbirini tamamlayan unsurlardandır. Sabır ve irade insan hayatını kolaylaştırmak için kişilerin yaşantılarında kesinlikle var olmalıdır. Sabırlı ve irade sahibi olan insanların yaşantıları daha az sorunlu olabilmektedir. Yaşanan her olay karşısında sabır göstermek insanları çok daha fazla olgunlaştırmaktadır.

 

Toplumda yaşamak zorunda olan insan kararlarını kendi iradesi ile alarak kötülüklerden kendini ve çevresini koruyabilir. Aklını iyi kullanan insanlar genel olarak yaşanan kötü olaylar karşısında sabrını göstererek kazan taraf olurlar. Ancak iradesini kullanmayan kişiler ise hata yapabilmektedirler. Bu nedenle irade ve sabır insanı insan yapan en önemli erdemlerdendir.

 

Elbette insanlar hayatlarında toplumda yaşadıkları olaylardan çok daha acı olaylarda yaşayabilmektedirler. Mesela yakınlarını kaybeden kişiler derin üzüntü yaşamaktadırlar. Ancak yaşanan kaybın ardından Allah’a isyan etmeden sabır göstermeye çalışmaktadırlar. Yaşadıkları bu üzüntüye sabır gösterenler için Allah katında mutlaka bir mükâfat söz konusudur.

 

Peygamber efendimiz oğlunu kaybetmiştir. Ancak yaşadığı bu acı verici durum karşısında Allah’a sığınmış ve sabır göstermiştir. Dünya üzerinde yaşanabilecek en büyük acılardan biri olan evlat acısına sabır göstermek çok büyük bir erdem göstergesidir. Bu nedenle yakınlarını kaybeden kişilere Allah sabır versin temennisinde bulunulur.

Ramazan ayı ile orucun, Müslümanlar’ın hayatındaki yeri ve önemi nedir? Yazınız.

Ramazan orucu Müslümanlara farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Kim ramazan ayına çıkarsa oruç tutsun.” diye buyrulur. Ramazan ayı, ayların en hayırlısı, “ On bir ayın sultanı. “ olarak adlandırılır. Oruç bedenin ve nefsin terbiyesi için şart koşulmuş bir ibadettir. Aynı zamanda ramazan ayı ile birlikte paylaşma, yardımlaşma duygularının öne çıkar, Müslümanların ibadete ve Allaha yöneldikleri bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti hemen hemen tüm mesnevi dinlerde, bazı farklılıklarla olsa da vardır.

 

Ramazan ayı, ibadet, sabır ve yardımlaşma ayıdır. Aynı zamanda Müslümanların kutsal kitabı Kur’an bu ayda gönderilmiştir. Gecelerin en hayırlısı Kadir gecesi ramazan ayı içinde yer alır, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu söylenmiştir. Ramazan ayında Kur’an okumak ayrıca önem taşır. Kur’an okumak ibadettir ve bu ay içerisinde mukabeleler yapılır. Teravi namazı kılınır. Böylece beraberce ibadetler yapılır. İftarlar verilir. Sadaka, fitre, zekât gibi maddi ibadetler yapılır. Birlik, beraberlik, yardımlaşma, paylaşma duyguları pekiştirilir. Toplumsal dengeler sağlanır.

 

Ramazan ayında tövbe edilir, dargınlar barışır. Oruç tutulurken kötü işlere meyletmiş veya kötü düşünceler sapmış insanlar bu davranış ve düşüncelerinden uzaklaşır. İbadetler sayesinde Allaha yakınlaşır.

 

Ramazan ayında oruç tutulurken sadece bedenen yasaklar getirilmemiştir. Oruç tutan insan sabır ve erdem sahibi olur. Kötü niyet, düşünce ve davranışlardan uzak durur. Haramdan sakınır. Nefsini terbiye eder. Böylece bireysel ve toplumsal olarak da kargaşadan uzak durulur.

Öğle namazının farzının kılınışını açıklayınız.

Öğle namazının farzını kılmak için öncelikle niyet edilmesi gerekmektedir. Niyet ederken de şu cümle söylenmelidir: “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü öğle namazının farzını kılmaya.” Sonrasında tekbir getirilerek namaza başlanır. Bu esnada erkekler ellerini göbeğin biraz altında bağlarken kadınlar göğüs bölgesinde bağlamaktadır.

 

  • Tekbirin ardından ilk olarak Subhaneke okunur. Hemen ardından Euzu Besmele çekilerek Fatiha suresi okunur.Sonra da zamm-ı sure olarak bilinen, Kuran’dan en az üç ayet okunmaktadır. Daha sonra tekbir getirilerek rükuya gidilir. Rükuda eğilmiş vaziyetteyken üç kez, “Subhane Rabbial Azim” kelimeleri söylenir. Rükudan doğrulurken “Semi Allahu li-men hamideh” tamamen doğrulduğu zaman da “Rabbenâ leke’l hamd” denilir ve tekbir getirilerek secdeye varılır.
  • Secdede iken üç kez “Sübhâne rabbiyel a’lâ” denir ve tekbir getirip doğrularak dizler üzerinde oturulur. Bir süre sonra tekrar tekbir getirilerek yeniden secdeye varılır. Yine Tekbir getirildikten sonra ikinci rekat için kıyama durulur. İkinci rekat da birinci rekat gibi kılınır ancak bu kez Subhaneke okunmaz. Ayrıca secde tamamlandığında, üçüncü rekat için kalkmadan önce oturur durumdayken, Ettehiyyâtü duası okunur.
  • Öğle namazı farzının üçüncü rekatında ise, besmele çekilerek Fatiha suresi okunur ve zamm-ı sure atlanarak tekbir getirilirek rükuya gidilir. Aynı aşamalar tekrarlanır ve secdenin ardından tekbir getirilerek dördüncü ve son rekat için kıyam durulur. Son rekatta da besmele çekildikten sonra sadece Fatiha suresi okunarak rükuya gidilir. Rükuda söylenmesi gereken sözler tekrarlanır. Secde tamamlandıktan sonra oturulur ve Ettehiyyâtü , Allâhumme salli , Allâhumme Bârik ile Rabbenâ duaları sırasıyla okunur. Dualar bittiğinde önce sağa sonra sola “Es selâmu aleyküm ve rahmet’ullah” denilerek selam verilir.

Oruçluyken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Yazınız.

Oruç ibadetinde dikkat edilmesi gereken hususların başında oruca başlama ve bitirme vakitleri ile kötü davranış ve düşünceden uzak durmak gelir.

 

Sahur ve iftar vakti: Oruç tutacak kişinin sahur vaktinde kalkmaya, yemek yemeye dikkat etmesi gerekir. En azından bir bardak su içmeye çalışması uygun olacaktır. Aynı zamanda sahuru geciktirmek, iftarı geciktirmemek gerekir. Sahur vaktini son anına kadar değerlendirmeye özen gösterilmelidir. Sahurda oruç için niyet etmek gerekir.İftar vaktinde, geciktirmeden hemen oruç açılmalıdır. Orucu açarken dua etmeye dikkat edilmelidir.

 

Kötü niyet ve davranışlardan uzak durma: Oruç tutmak sadece yeme-içme, cinsel münasebet, keyif verici maddeleri kullanmaktan uzak durmak değildir. Oruç tutanın kötü niyet, kötü düşünce ve davranışlardan da uzak durması gereklidir.

 

  • Her türlü haramdan uzak durmak gerekir.
  • Harama bakmamak, haram söz söylememek, haram söz dinlememek gibi gözümüzü, kulağımızı, dilimizi ve tüm uzuv ve organlarımızı haramdan korumalıyız.
  • Kötü söz söylememeye dikkat edilmelidir.
  • Gıybet etmekten, yalan söylemek, dedikodu etmekten uzak durulmalıdır.
  • Oruçlu olan kişi kavga, küfürden uzak durmalıdır. Kendisi bu şekilde bir durum ile karşı karşıya kalırsa oruçlu olduğunu söyleyerek karşılık vermemelidir.
  • Gıybet edilen, dedikodu yapılan, yalan konuşulan ortamlarda bulunmamaya, bu tip konuşmaları dinlememeye özen göstermelidir.
  • Oruçlu olan kişi elinden geldiğince vaktini ibadet ile geçirmeye, Kur’an okumaya özen göstermelidir.
  • Oruç tutan sabırlı olmalıdır.
  • Oruç hem bedenin hem de ruhun terbiyesidir.