Oruç Tutmanın İnsana Ve Topluma Sağladığı Faydalar

Oruç tutmanın insana ve topluma sağladığı faydaları büyüklerinizle konuşarak fikirlerini defterinize yazınız.

Oruç tutmanın farklı pek çok yararı olmakla birlikte, bunlar hem bireysel hem de toplumsal alanda güzelleşmeyi ve hoşgörüyü sağlamaktadır. Ramazan ayında insanlar Allah’ı daha çok hatırladıklarından bilinçli bir şekilde, dini vazifelerinin farkına daha kolay varmaktadırlar. Bu da ahlaklarına yansımaktadır. Ayrıca sabırlı olmayı da öğreten oruç ibadeti, güçlükler karşısında insani bir duruş sergilemenin önemini de vurgulamaktadır.

 

Empati konusunda oruç önemli bir yere sahiptir. Sabah ezanından akşam ezanına dek yeme içmeden uzak kalmak, aç insanların neler çektiğini net bir şekilde anlattığından muhtaçlara yapılan yardımın bu ayda diğer aylara oranla fazla olması tesadüf değildir. Ayrıca her gün rahat bir şekilde ulaşıldığı için kıymeti bilinmeyen nimetlerin de değeri anlaşılmış olmaktadır. Toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın en çok olduğu aydır Ramazan. Çünkü sadece açlık ve susuzluk anlamına gelmeyen oruç, kötü davranışların hepsine sınır koyduğundan insanlar daha anlayışlı, daha dikkatlidir.

 

Orucun ruhsal faydalarının yanında fiziki faydaları da bulunmaktadır. Yıl boyu çalışmaktan dolayı yorulmuş olan mide ile boşaltım sistemi, bu ayda dinlenme fırsatı yakalar. Bu da vücudun daha sağlıklı ve sağlam olmasına yardımcı olmaktadır. Öte yandan orucun toplumsal iletişime de büyük yararları vardır. Ramazan ayına özel hazırlanan etkinliklerde, toplu iftarlarda, mukabelelerde yahut teravih namazı esnasında, daha önce birbirleriyle konuşmamış insanlar arasında bir diyalog kurulur. Bu aslında kalpten kalbe ulaşan güçlü bir bağ anlamına gelmektedir ve insanları birbirine yaklaştırır. Genel çerçevede bakıldığında, rahatlıkla orucun bireysel ve toplumsal mutluluğu arttırdığı söylenebilir.

Orucu bozan durumları yazınız.

Orucun bozulmasına sebep olan durumların bir kısmı sadece kaza gerektirir, bir kısmı ise hem kaza hem de kefaret gerektirir. Oruç temel olarak yemek, içmek, cinsel ilişkiden uzak durmak, sigara, nargile gibi keyif verici ve uyuşturucu maddelerden uzak durmak üzerine kurulmuştur. Bu yasaklanan durumların yapılması orucu bozar.  İlaç kullanılması da orucu bozan durumlar arasındadır. Kasten yapılan durumlarda hem kaza hem de kefaret gerekir. Kasıt olmayan durumlar ise kaza gerektirir.

 

  • Geçerli bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun sadece kaza edilmesi yeterlidir. Yaşlılık, hastalık veya yolculuk gibi durumlar orucu bozan geçerli mazeretler arasında sayılabilir.
  • Ağız ve burundan alınan ve mideye ulaşan her şey orucu bozar.
  • Kasten yenilip içilmesi, cinsel ilişkide bulunmak, sigara gibi tütün ürünlerinin ve keyif verici maddeleri kullanmak hem kaza hem de kefaret gerektirir.
  • Bir kimse unutarak yiyip içerse orucu bozulmaz. Kasıt olmadan boğazından su, yağmur, kar geçerse orucu bozulur ama kefaret gerektirmez. Sadece kaza gerektirir.
  • Beslenme amacı taşımayan şeylerin yenilmesi (kâğıt, toprak, çiğ pirinç gibi) orucu bozar ancak kefaret gerektirmez. Sadece kaza gerektirir.
  • Kusmak orucu bozmaz ancak kasten yapıldığında ve ağız dolusu kusulduğunda oruç bozulur.
  • İmsak vaktinin geçtiğinin farkında olmadan yemek, iftar vaktinden önce kasıt olmadan yemek orucu bozar ancak kefaret gerektirmez.
  • Zorla orucun bozdurulması, bayılmak gibi durumlarda oruç bozulur ama kaza gerektirir.

Sizce Oruç Tutarken Nasıl Davranmalıyız?

Namaz Kılarken, Namaz Bitene Kadar İbadet Halindeyiz ve Namaz Dışında Bir şeyle İlgilenmeyiz. Sizce Oruç Tutarken Nasıl Davranmalıyız?

 

Namaz kılarken gösterdiğimiz bu hassasiyeti elbette ki oruç tutarken de göstermeliyiz. Çünkü Ramazan ayı biz Müslümanlar için oldukça önemli olan aylardan biridir. İslam’ın beş şartından biri olan oruç ibadetini bu ayda yerine getiririz. Yılda sadece bir ay oruç tutarken bazı hususlara çok daha fazla dikkat etmeliyiz.

 

İlk olarak oruçlu iken kötülüklerden ve kötü söz söylemekten uzak durmalıyız. Oruç ibadetini yerine getirmeye çalışan kişi etrafındaki tüm kötülüklere karşı kendini kapatmalıdır. Oruçlu iken kesinlikle yalan söylememeli ve dedikodu yapılmamalı, kavgalardan uzak durulmalıdır. Dünyada işleri yerine bol bol ibadet etmeli ve Kuran- Kerim okunmalıdır. Peygamber efendimiz ramazan ayı boyunca Kuran-ı Kerim okuyarak ve dünyalık olaylardan kendini muhafaza ederek bu ayı geçirmekte imiş. Bize oruçlu olduğumuz bu otuz günlük kısa sürede kutsal kitabımızı bir kez hatmederek geçirebiliriz.

 

İnsanlar bu kutsal ayda oruç tutarken gözünü, kulağını ve dilini tüm haramlardan uzak tutmalıdır. Aksi halde oruç ibadetinizde bir bütünlük söz konusu olmayabilir. Oruç sadece akşama kadar aç beklemek değildir. Oruç tüm organların ve uzuvların terbiye edilmesidir. Bedeni zekâtıdır. Bu nedenle tüm ibadetlerde olduğu gibi şüpheye sevk olmaması için bazı noktalara dikkat edilmesi ibadetin kabulü için önem arz etmektedir. Huşu içinde yapılan ibadetler çok daha makbuldür. Oruç ibadeti içinde nefis terbiyesi yapılarak Allah rızası kazanılması hedeflenmelidir.

İtikaf, infak ve sadaka kelimelerinin anlamlarını sözlükten bularak defterinize yazınız.

İtikaf, kelime anlamı olarak belli bir yerde beklemek, kişinin kendisini bir alana hapsetmesi demektir. Ancak bu kelimenin bir de terim anlamı vardır. Bu anlam ise, bir insanın günlük hayatın kaygılarından kendini kurtararak bir yere ibadet etmek için kapanmasıdır. Geniş manada, bir süre için mescitte kalınıp  iç huzurun yakalanması ve ibadetlerin hemen hemen aralıksız yapılması durumunu anlatmak için kullanılmaktadır. İtikaf, sünnet olarak geçmektedir ve Hz. İbrahim’den bu yana yapılagelmiştir. Peygamber efendimiz (S.A.V) de ömründe çok defa itikaf ibadeti yapmıştır.

 

İnfak ise sözlüklerde; sona ermek, tamamlanmak, tükenmek anlamlarına gelmektedir. Bu kelimenin de bir terim anlamı bulunur. Dini bir terim olarak infak, Allah’ın memnun olduğu kullar arasına girmek için kişinin kendi tasarrufunda olan mallardan harcama yapmasıdır. Kişi, ihtiyaç sahiplerine bu uğurda çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Gönül bağının baş aktör olduğu kapsamlı infak kavramı, dinimizde farz sayılan zekat kavramını da içine almaktadır. Bunun yanı sıra gönüllülük esasına dayalı tüm hayır işlerini infak kavramında toplamak mümkündür.

 

Sadaka, sözüne sadık olmak, doğruyu söylemek anlamlarına gelmektedir. Dini bir terim olarak ise Allah’a duyulan saygı ve sevginin bir göstergesi olarak yapılan iyilik ve yardımları belirtmek için kullanılmaktadır. Sadakada asıl olan, bu iyiliğin herhangi bir karşılık beklenmeden yapılıyor olmasıdır. Sadaka çeşit çeşittir ve sadece mal ile olması da gerekmez. Bir insan neye muhtaç ise o şeyin karşılıksız verilmesi, bu kavram kapsamındadır.

İnsan Doyduklarıyla Değil Doyurduklarıyla Mutlu Olur Sözünün Anlamı Nedir?

Bir insanın mutlu olabilmesi için ihtiyaç sahiplerini doyurmak, yardımlaşmak ve paylaşmak oldukça önemlidir. Her toplumu bir arada tutan yardımlaşma bireyin manevi olarak kendini çok daha güçlü hissetmesini sağlamaktadır. Bu sebeple insanlar yaşadıkları toplumda var olan ihtiyaç sahipleri ile yardımlaşarak hem onların ihtiyaçlarını karşılamalarına yardım etmektedirler hem de kalplerinde huzuru bulmaktadırlar.

 

Kendinize gözünüzün alabildiğince büyük ve üzeri tüm sevdiğiniz yiyecekler ile dolu olan bir masa kurduğunuzu hayal ediniz. Kaç tanesini tabağınıza alıp yiyebilirsiniz ki? İki, üç, dört… Değil mi en fazla dört çeşidi olsun peki kalanları ne olacak? İsraf ve kalanına artık sizin ihtiyacınız yok. İşte baştan bu öngörüde bulunarak sizin için fazla olan malların, yiyeceklerin, giyeceklerin ve paraların fazlasını din kardeşleriniz ile paylaşabilirsiniz. İnsanlara yardım etmek Allah’ın sevgisini kazanmanıza yardım edecektir. Bu dünyada ne kadar tüketirseniz tüketin öldüğünüzde sizinle sadece ibadetleriniz ve sevaplarınız gelecektir.

 

Paylaşarak ve yardımlaşarak toplumun birlik ve beraberliğinin güçlenmesine katkı sağlayabilirsiniz. Kendine sıkıntısında yardım eli uzanan ihtiyaç sahipleri kendilerini çok daha güvende hissederler. Böylece toplumda da huzur meydana gelir.

 

İnsanlara mal mülk belirli bir yere kadar mutluluk vermektedir. Siz de mutluluğunuza vesile olan mallarınızı paylaşarak pek çok kişinin de mutlu olmasını sağlayabilirsiniz. İnsanların sorunlarını çözmek için onlara maddi manevi yardımda bulunmak hem size hem de yardım ettiğiniz insana huzur ve mutluluk verecektir.

İnfak ve Sadakanın Yardımlaşma ve Dayanışmaya Katkısını Açıklayınız.

İnfak ve sadaka toplumsal dayanışmaya öncelikle zenginin fakiri anlaması, ona yardım etmesi, verme duygusunu geliştirmesi, Fakir kişinin de daha çok çalışıp infak ve sadaka verme isteğinin gelişmesi olarak değerlendirebiliriz. Öncelikle infak ve sadakanın ne anlama geldiğini açıklayarak başlayalım.

 

İnfak; Kişinin Allah’ın rızasını kazanmak maksadı ile manevi yada maddi yardım olarak kendi emeği ile kazanmış olduğu maldan Fakire, düşküne, ihtiyaç sahibine vermesidir. Bu ibadetin en büyük özelliği kişinin maddi hasletlerden kurtulmasına ve yoksulun halini anlamasına sebebiyet vermektedir. Sadaka; Kişinin Allah’ın rızasını kazanması için karşılıksız olarak yapılan her türlü iyilik ve Allah yolunda yapılan her türlü harcamadır.

 

Sadaka da infak da anlam olarak aynı amaçlara hizmet etmektedir. Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan bu ibadetler Kişinin Allah’ın rızasını kazanmasını sağlarken topluma da birçok fayda sağlamaktadır. Fakirin gözünde zengin bencil, kendini düşünen, cimri gibi görülürken; zenginin fakire el uzatması ile birlikte aradaki sosyal ayrım ortadan kalkacak ve bireyler arası kaynaşma meydana gelecektir.

 

Zengin kimse fakire infak ve sadaka verirken fakirin halini anlayacak, yaptığı iyiliğin vermiş olduğu lezzeti tekrar etmek için daha çok çalışıp hep verme isteği içerisinde bulunacaktır. Bu da özellikle toplumdaki ayrım ve farklılıkların ortadan kalkmasına neden olarak yardımlaşma ve dayanışmanın toplum üzerindeki etkisini bariz olarak ortaya koyacaktır.

 

Fakir insanlar giderek azalacaktır. Çaresizlikten suça yönelmek zorunda olan insan bundan vazgeçecek ve toplumda daha güvenilir bir yaşam oluşacaktır. Bireyler birbirleri ile infak ve sadaka ibadeti ile hem yardımlaşarak hem de Allah’ın rızasını kazanmaya çalışarak barış içerisinde yaşayacaklardır.

Hac ya da Umreye Giden Birine, Kabe’yi ve Peygamber Efendimizin Yaşadığı Yerleri Gördüğünde Neler Hissettiğini Sorun

Hac ya da Umreye Giden Birine, Kabe’yi ve Peygamber Efendimizin Yaşadığı Yerleri Gördüğünde Neler Hissettiğini Sorarak Cevaplarını Defterinize Yazınız.

Gidip görenin bir daha gitmek istediği hatta orada kalmak istediği bir yer olan Mekke ve Medine özellikle atmosferi ile büyüleyen bir yerdir. Müslümanların hac ve umre ibadetini gerçekleştirmek için gittiği Mekke ve Medine her insanda farklı duygular uyandırmaktadır. Peygamber Efendimizin yaşadığı yerleri görmek, ayak bastığı yerlerde dolaşmak Müslüman kimseler için paha biçilmez olaylar arasındadır. Kutsal toprakları gören kimselerin duyguları sorulduğu zaman genellikle manevi atmosferin büyüsünde kaldıklarını söylemektedirler.

 

Anlatmanın imkansız olduğunu söyleyen kimseler, bu duygunun yaşanılarak şahit olunacağına vurgu yapmaktadır. Kutsal topraklara giden kişilerin bahsettiği diğer konulardan biri de heyecan ve sabırsızlıktır. Mekke ve Medine’yi bir an önce görmek, Peygamber Efendimizin ve Sahabelerin ibadet ettiği yerde ibadet etmek ve bu duygu yoğunluğunu yaşamak insanların heyecanla beklediği anlar arasındadır.

 

Allah’ın evinde yapılan ibadetin huzuru, insanlar arasındaki iletişimin boyutu ve mutluluk giden kimselerin bahsettiği konular arasındadır. Dünyalık işleri bir tarafa bırakıp Allah rızası için yapılan ibadet, Peygamber Efendimizin gittiği yoldan gitmek her Müslüman için özeldir. Bu ibadeti kutsal topraklarda yapmak sonsuz huzuru beraberinde getirmektedir. Bu nedenle giden kimseler tekrar gidebilmek için gerekli yerlere müracaat etmektedir. Maddi imkanı olmayan kimseler en azından Umre ziyaretini gerçekleştirmek için çaba sarf etmektedir. Hac ve umre ziyareti için dünyada her yıl binlerce insan başvuru yapmaktadır.

Çok Sevdiğiniz Biri İçin Hangi Fedakarlıkları Yapabilirsiniz?

İnsanların sevdikleri için yapamayacakları fedakarlık yoktur. Çünkü insanlar sevdiklerinin mutlu olmasını her şeyden çok istemektedirler.

Bir anne düşünün, çocuğu aç kalmasın diye kendi yemeğini hiç düşünmeden ona verir. Anne yaptığı bu fedakarlık ile çocuğunun karnını doyurur gerekirse kendi sofradan aç kalkar. Kış ayları geldiğinde yavrusu dışarıda üşümesin diye ona bot, mont alır. ister ki sıcacık olsun üşümesin. Ama kendi koca kışı üzerinde bir hırka ayağında günlük ayakkabılar ile geçirerek yavrusunu hasta olmaktan korur. Sabahları sıcacık yataklarından kalkan babalarımız ise gün boyu çalışarak ailesini geçindirmek için pek çok fedakarlıkta bulunur. Zaten genel olarak insanlar sevdikleri için kolaylıkla fedakarlıkta bulunabiliyor ise sevgiden söz edilebilir.

 

Maddi fedakarlıkların yanı sıra bazı farklı fedakarlıklarda vardır. Organ yetmezliği yaşayan anneniz veya babanız için organlarınızdan birini vermez misiniz? Elbette hiç düşünmeden verir onun tekrar hayata tutunmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayınız ki insanlar sevdikleri için ölümü bile göze almaktadır.

 

Hayatınız boyunca gerçekten fedakarlıkta bulunmanız gereken kaç kişi hayatınıza dokunur bilinmez ama dünya üzerinde yaşadığınız sürece sizden hep fedakarlık beklentisi içinde olacak insanlar hep var olacaktır. Üniversiteyi siz kazanana kadar aileniz maddi manevi fedakarlık yapacaktır. Ancak kazandıktan sonra fedakarlık sırası size geçmiş olacaktır. Üniversiteyi tam zamanında bitirmek için ders çalışmak ve sınavları geçmek de size düşen fedakarlık olacaktır.

 

Bende sevdiğim insanlar için yukarıda örnek verdiğim her konuda hiç düşünmeden fedakarlık gösteririm. Sevdiğim insanların mutluluğu her şeyden çok önemlidir.

Allah’ın (c.c) Evi İfadesinden Ne Anlıyorsunuz?

Allah’ın (c.c) evi Müslüman kimseler için kutsal topraklarda bulunan Kabe’dir. Anlam bakımından incelediğimizde Beyt, Arapçada ev demektir. Bu durumda Beytullah Allah’ın evi demektir. Bu tabir genellikle Kabe hakkında söylenmektedir. Kabe ismi Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geçmektedir.

 

Baktığımızda dünya üzerinde bulunan her şey ve her yer Allah’a aittir. Ancak Kabe’ye özellikle Allah’ın evi vasfı verilmektedir. Çünkü burada sadece Allah’a ibadet edilmektedir. Dünyalık işleri bir kenara bırakıp Allah’ın şefaatini kazanmak için ibadet edilmesi gereken en kutsal yer Kabe’dir.

 

Kabe’nin önemi aynı zamanda yer yüzünde yapılan ilk mabet olmasından kaynaklanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle belirtilen husus nedeniyle Kabe Müslümanlar için en mübarek yerdir. Ali İmran suresinde geçen ayete göre “İnsanlar için yeryüzünde ilk konulan ibadet evi Mekke’de olan Kabe’dir.” Geçen güvenilir kaynaklara göre Beytullah’ın inşasını Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail (a.s) yapmıştır. Müslümanların ve tüm insanların rehberi olan Kur’an-ı Kerim bu konu hakkında kesin hükümler içermektedir. İnsanlar için bu hükümlerin ayrı ayrı önemi vardır. Bu nedenle Allah’ın evi olan Kabe Müslümanlar için manevi atmosferi yüksek olan ibadet yeridir. Kabe ziyareti için her yıl dünyadan binlerce insan Mekke’ye akın etmektedir. Müslüman kimseler bu ziyaretle hem Allah’ın şefaatine nail olmak hem de Peygamber Efendimizin ibadet ettiği yerde ibadet etmek şerefine nail olmak istemektedir.

Osmanlı devleti ile ilk Türk İslam devletlerini analiz ederek, bu devletlerin yönetim anlayışlarını benzerlik ve farklılıkları

Osmanlı devleti ile ilk Türk İslam devletlerini analiz ederek, bu devletlerin yönetim anlayışlarını benzerlik ve farklılık açısından değerlendiriniz.

İlk Türk İslam devletlerinde töreler, İslam dininden daha ön planda tutulmuştur. Zamanla gelişen Türk – Arap kültürel bağların bir sonra ki devletlerin yönetim anlayışlarına etkisi olmuştur.

 

Osmanlı Devletiyle ilk Türk İslam devletleri arasında ki benzerlikler:

1-) Hakimiyet sembolleri benzerdir. Para bastırma, hutbe okutma, tıraz, hilat, çetr, saray, menşur gibi hakimiyet sembollerine sahiptirler.

2-) Devlet yönetiminde törelerin yanında İslam hukukunun ve kültürünün etkili olmasıdır.

3-) Sultan unvanı Kağan gibi unvanların yerini almıştır.

4-) Divan gibi unsurların işleyiş biçimleri benzerdi.

 

Osmanlı Devletiyle ilk Türk İslam devletleri arasında ki farklar:

1-) Osmanlı devletinde, İslami terimler ve kurallar daha fazla uygulanmaktaydı.

2-) İlk Türk İslam devletlerinde ise Türk örf ve adetlerine daha fazla rastlanmaktaydı.