Zararlı alışkanlıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

Zararlı alışkanlıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

 

Hayatımızda rutin yaptığımız birçok davranış bulunur bunlar arasında yararlı ve zararlı alışkanlarda yer alır. Hayatımızı düzene sokmak amacıyla edindiğimiz yararlı alışkanlıkların aksine zararlı alışkanlıklar bizler için hayatımızda baş edemediğimiz sorunlara neden olur. Bu sorunların başında sağlık sorunları önemli bir yer tutar. Alışkanlıkların türüne göre değişiklik gösteren birçok sağlık sorunu kişinin ölümüne kadar uzanan bir rutinle tekrar edilerek her gün kişinin daha çok kötüleşmesine neden olur. Öncelikle zararlı alışkanlıklara göre sağlık sorunları değişiklik gösterebilir. En çok bilinen zararlı alışkanlıkların sağlık üzerindeki etkilerini inceleyelim.

 

Sigara alışkanlığının sağlık üzerine olumsuz etkileri:

  • Damarlarda daralma
  • Kalp krizi riski artması
  • Solunum yolu rahatsızlıkları
  • Akciğer ağız yutak ve benzeri kanser türlerinin oluşum riskinin artması
  • Cilt rahatsızlıkları
  • Ağız, diş ve dişeti rahatsızlıkları

 

Alkol alışkanlığının sağlık üzerindeki olumsuz etkileri

  • Metabolizmada yavaşlama
  • Hızlı yaşlanma, çökme
  • Hareket kontrolünde eksiklik yaşama
  • Uyku problemleri yaşama
  • Muhakeme yeteneğinde azalma
  • Elde vücutta titreme
  • Merkezi sinir sistemi hastalıkları
  • Çoğu kansere yakalanma riski
  • Karaciğer de büyüme
  • Kötü kokuya sebebiyet verme
  • Hepatit ve siroz hastalığına
  • Ülsere
  • Kişilik problemleri yaşama
  • Kalp yetmezliğine
  • Kronik tansiyon
  • Sık sık hafıza kaybı yaşama

 

Uyuşturucu alışkanlığının sağlık üzerindeki olumsuz etkileri

  • Zehirlenme
  • Ani ölüm
  • Dişlerde dökülme
  • Cildin hızlı yaşlanması lekelenmesi
  • Gözlerde şaşılık görememe
  • Karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları
  • Kanser başlangıçları
  • Sindirim sistemi rahatsızlıkları
  • Kansızlık kan zehirlenmesi ve kalbin çalışma hızında değişiklik göstermesi

Doğruluk ve yalanı sebep olduğu sonuçlar bakımından değerlendiriniz.

(HADİS: “Doğruluk hayra ulaştırır, hayır da cennete. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (dosdoğru) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkarır. Yoldan çıkmak da cehenneme sürükler. Kişi yalancılığı kendine yol edinince Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye kaydedilir.” (Buhârî, Edeb, 69.))

 

Yukarıdaki hadise göre doğruluk ve yalanı sebep olduğu sonuçlar bakımından değerlendiriniz.

 

İnsanların doğru ve yalan söylemeleri onların davranışlarında belirleyici rol oynuyor. Toplumda nasıl tanınmaları hakkında bilgi ve fikir sahibi oluyoruz. Bu hadisi şerifte de bizlere doğru ve yalan söyleyenlerin hem akıbetleri hakkında bilgi veriliyor hem de sebep oldukları durumlar değerlendiriliyor. Kişi doğruyu söylediği sürece onun hep iyiliklerle hayra ulaşacağı belirtiliyor. Ne kadar da zor durumda olursa olsun doğruyu söylemek ilk başlarda zarar edebileceği görüntüsü verse de böyle olmuyor.

 

Zamanın getirdiği hayırlar kişinin doğru söylemesinin haklılığını ortaya çıkarıyor. Sonuç olarak da bu hayırlar sayesinde cennete gideceği müjdesi doğru söylemeye vesile oluyor. Hem Allah katında dosdoğru olarak kaydedilmekte inancımız gereği bizlerin en temel arzusu. Bu amaca hizmet edecek tavır ve davranışlar hangi şart da olursa olsun yerine getirilmeli. Yalansa kişinin hem akıbetinin kararmasına hem de bu dünyada ki işlerinde yoldan çıkmasına sebep oluyor. Söylenilen yalanla aldatılan insanların hakkına girmek de cabası. Yoldan çıkma ile kastedilen ise; dini vecibelerinin artık yerine getiremeyecek derecede dinden uzaklaşması ve kötülüklere bulaşmasıdır. Yani insan yalan söylemekle artık kararan kalbi ile ibadet edemez, ahlaki değerlerin uzağında kötü davranışların arasında bir hayat sürer. Bunun neticesinde hem Allah katında yalancı olarak kaydedilir ki bu istemediğimiz bir durumdur, hem de cehenneme gider.

 

Cehennemse, dinimizin bizlere yasaklara uymadığımız sürece, kötülüklerden kaçmadığımız kadar azap göreceğimiz yer olarak dinimizde iman ettiğimiz bir mekândır. Tabi ki burada ki kısmi zamanlı hayat yerine sonsuz bir yaşayış olan ahiret hayatında cehennemde yaşamak istemeyiz. Ama yalan bu yola soktuğu gibi insanın buraya sürüklenmesine de neden oluyor.

Bir alışverişte aldatıldığınızı anladığınızda neler hissedersiniz?

2

 

Güven kelimesi literatür de farklı şekilde yer almaz. Tek bir gayesi vardır güven kelimesinin. Karşımız da ki insana inanmak. Belli bir amaç olmadan, ona olan iyi hislerimizin yansıması da diyebiliriz. Aslında bu duyguya ihtiyaç duyarız. Çünkü insanlara güvenmemiz onlarla olan ikili ilişkilerimizin gelişmesinde bizlere yardımcı olur. Hatta insanlara güvenmek onlar hakkında kötü düşünceye yer vermemektir de diyebiliriz.

 

Ancak günümüz de bu durum çokta istenildiği gibi gitmiyor maalesef. Güvenmek istese de zorla güvenemiyoruz. Yapılan yanlışlar ve hatalar insanlar hakkında ki düşünüşlerimizi değiştiriyor, kötü yönde şekillendiriyor. Bir alışverişte aldatıldığımızda da bu şekilde hissediyoruz. İnsanlara karşı olan güven duygumuzu yitiriyoruz. Kimseye inancımız kalmıyor. Sanki toplumun tüm bireyi bozulmuş gibi hissediyoruz. Bir kişiden toplumun tümünü sorumlu tutuyoruz. İyi düşüncelerimizin yerini maalesef kötü olanlar alıyor. Bundan sonra ki alışverişlerimizde daha temkinli yaklaşıyoruz insanlar. Acaba tekrar aldatılır mıyım sorusu akıllarımızdan çıkmıyor. Toplumun bu denli nasıl bozulduğunu düşünüyoruz. Sebepleri mantıklı gelmiyor. Ahlaki değerlerin nasıl olurda Müslüman bir toplumda zarar görür diye soruyoruz. İslam’ın emir ve yasaklarında alışverişlerin tümünde ve ticarette haram olduğunun gerçeği, bizlere bu insanların dini tam anlamıyla yaşamadığını hissettiriyor.

Ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

Size göre ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

 

Ahlaki değerlerin; toplumun, birlik ve beraberlik içinde yaşamasında ne denli öneme sahip olduğu konusunda bilgi sahibi olmuştuk. Öyle ki ahlaki değerlerin toplumun yararına olacağı bilindiği halde, toplumda ki kimi davranışlar ahlaki yozlaşmayı beraberinde getirir. İnsanlar yaşadıkları toplum içerisinde maalesef ahlaki değerleri göz ardı ederek hareket ediyor ve yozlaşmayı sağlıyor. Ancak bu toplumun sürdürülebilirliği açıcından ve o toplumda ki insanların ve nesillerinin açısından kaygı verici. Elbette bu yozlaşmanın nedenleri araştırılıp çözüme kavuşturulmalıdır. Günümüzde bu yozlaşmanın ülkemizde yaşanan boyutuna baktığımızda;

 

*Medeniyet adı altında modernleşmenin art niyetli kullanılması, batı da yaşayan toplulukların hayatlarına özenme ve ahlaki değerler önemsenmeden ahlak dışı tavır ve davranışların ilgi çekici hale getirilerek özendirilmesi,

 

*İslam dininin emir ve yasaklarına uymadan yaşayış süren ve hiçbir inanca bağlı olmayanların çokluğu, İslam’a inanlarınsa Kuran’ı anlayıp hareket etmemesi ve din dışı tavırlar sergilemesi,

 

*Gelişen teknoloji ile birlikte yaşanan modernleşme, ahlaki değerlerin unutulması ve yozlaşması bakımından nedenlerden üçüncüsüdür. Ayrıca İslam dininin mensupları olan insanların din hakkında bilgi ve fikir sahibi olmamaları da bu yozlaşmanın nedenleri arasında yer alır.

Başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz?

(AYET: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara suresi, 264. ayet.) )

 

Yukarıdaki ayete göre başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz? Değerlendiriniz.

 

Yardım etmeyi sevdiğimizi paylaşmıştık. Ancak nasıl yardım edilmesi hususunda konuşmadık. Yukarıda yazılı olan ayette bizlere yardım yaparken dikkat etmemiz gerekenler söyleniyor ki bu çok önemlidir. Hem yaptığımız iyiliğin yerine gelebilmesi hem kendimizi iyi hissedip bu mutluluğu yaşamamız hem de karşı tarafın gerçek manada mutluluğunu sağlayabilmemiz için çok önemli. Öncelikle yaptığımız yardımın yapılmadan önceki ruh halimizi düzeltmeliyiz. İyi niyet etmeli, art niyet aramamalı ve karşılık beklememeliyiz. Sonrasında ayette anlatıldığı üzere;

 

*gösteriş olsun diye iyilik yapmamalıyız,

*yaptığımız iyiliği başa kalkmamalıyız,

*iyilik yaptığımız kimsenin gönlünü kırmamalıyız.

 

Tüm bu nedenler bizlerin iyiliğini boşa çıkaracağı gibi kâfirlerden olabilme tehlikesini de taşımamıza sebep olur. Şiddetli bir yağmurun üzerine yağdığı kayaya benzetilen bu durum, yaptığımız iyiliğin karşısında bir kazancımız olmayacağı gibi zarar edeceğimizden de bahseder. İnsanlara gösteriş olsun diye yardım etmemiz onların gönlünü kırar ve üzer. Kendilerini küçük görmeye ve ezilmeye başlarlar ki bu istenilen bir durum değildir. Hele ki yaptığımız bir iyiliği başa kalkmamız, o kişiye, keşke yardım yapmasaydın bana dedirtmemizden kötü bir his olamaz. Bu hem vicdani sosyal sorumluluğa aykırıdır hem de dini sorumluluğumuza aykırıdır. Aslında şöyle de düşünebiliriz. Bize iyilik yapan birisi bunu gösteriş için yapsa, her yerde bizden bahsedip iyilik yaptığı konuyu anlatsa hoşumuza gider mi? Yahut başımıza kalksa yaptığı iyiliği, gönlümüz kırıp bizi incitse, demez miyiz keşke yardım yapmasaydın diye. Bu nedenledir ki hem ayette bahsedilen hususlara uygun hareket etmeli ve iyilik yaparken dikkat etmeliyiz hem de bizlere yapılmasını istemediğimiz davranışları başkasına yapmamalıyız.

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

 

Yardımlaşmak bizlere dinimizin emri olduğu gibi vicdani açıdan da bir sosyal sorumluluktur. İyilik yapmak istiyoruz. Çünkü seviyoruz. En kötümüz bile birisine yardımı dokunduğunda mutlu oluyor. Öyle ki yardım etmenin sadece parayla olmadığını, manevi desteğin bile sağlandığı zamanlar oluyor. Bize de yardım eden oluyor, zor zamanlarımızda. Bizde yardım etmek istiyoruz bu insanlara karşı. Ama illa ki karşılık beklemek için yapmadı onu. Bizde karşılık bekleyerek yardım etmeyelim. Karşılığını Allah’tan bekleyelim. Dini sorumluluğumuz da bunu gerektiriyor çünkü.

 

İyilik yapmamızı Allah emrediyor. Bu emri yerine getirmek te bir ibadet değil mi? Elbette ki onunda sevabının olduğu kesin. Bu haz ve mutluluk birleşince, insan yardımlaşmadan alamıyor kendisini. Ben ilk heyecanlanırım. Sonra içimde bir huzur oluşur. Birde bunu gizli yaptıysam eğer, sadece Allah’ın ve benim bildiğim olması bana dünyanın en büyük hazzı gibi geliyor. Sonrasında ki mutluluğumsa paha biçilemez. Çevremde ki herkesle iyi ilişkiler kurup kendimi çok iyi hissediyorum. Mutluluğumun devamını sağlıyorum ve gece yattığımda huzurla uyuyorum. Çünkü bizler iman ettiğimiz İslam dininde iyiliğin hem bu dünya da hem ahirette karşılıksız kalmayacağını biliyoruz.

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir?

(HADİS: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Müslümanın ırzı, malı ve kanı saygındır, ona dokunulamaz. Takva, (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) işte şuradadır (kalptedir). Müslümanın, Müslüman kardeşini küçük görmesi, kötülük olarak ona yeter.”)

 

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir? Listeleyiniz.

 

Toplumda sosyal sorumluluklarımızın, örf, adet gibi değerlerimizin yanı sıra yegâne ve öncelik atfettiğimiz bir değerimiz daha vardır. Bu da inançlarımızdır. Bizler Elhamdülillah Müslümanız. Dinimizin emrettiği ve yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardır. Dinimizin yeryüzünde yayılmasını sağlayan peygamberimizde toplumsal anlamda dikkat etmemiz gereken sorumluluklardan kardeşlik hukukuna önem vermiş ve bu konuda yukarıda yazılı olan sözü söylemiştir. Yukarıda yazılı olan hadis de bu sorumluluklar maddeler halinde yazılmış ve uygulamamız emredilmiştir. Hadisin genel olarak anlatmak istediği ise kardeşlik hukukunun bozulmasını gerektiren nedenlerden kaçmamızdır. Öyle ki bu hal ve davranışlardan kaçınmaz isek kardeşlik hukukunu bozmuş oluruz. Bu durumu, okuduğumuz hadisten yola çıkarak maddeleyecek olursak şöyle deriz;

 

*Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmeliyiz,

*Müslümanları kardeşimiz olarak görmeliyiz,*

*Kardeş olarak gördüğümüz tüm Müslümanların malı ve canı saygın olduğundan saygı göstermeliyiz,

*Müslüman kardeşlerimizi küçümsememeliyiz,

*Güven vermeliyiz,

*Yalan söylememeliyiz,

*Hainlik yapmamalıyız,

*Yüzüstü bırakmamalıyız.

 

İşte tüm bu maddeler, Müslümanlar arasında ki kardeşlik hukukunun bozulmaması için uygulanması zorunlu ve gerekli maddelerdir. Bizler bu maddelere uyduğumuz sürece Müslümanları, kardeşimiz olarak görebiliriz. Bunlardan birini dahi ihlal etmemiz bizlerin haksızlığıdır. Bu hukuk ihlal edilmemeli ki İslam’ın güzellikleri geniş coğrafyalarda yer bulsun. Bizler önce kendimizi düzeltmeliyiz ki, sonra başkasının eleştirelim. Bir bakalım kendimize ne kadar güven veriyoruz, bulunduğumuz sosyal çevrede. Ne kadar saygı duyuyoruz Müslüman kardeşlerimize.

Kardeşim diye hitap ettiğiniz arkadaşlarınızın diğerlerinden farkı nedir?

“Kardeşim” diye hitap ettiğiniz arkadaşlarınızın diğerlerinden farkı nedir?

 

Diğer tüm arkadaşlarımıza nazaran daha samimi olduğumuz arkadaşlarımız elbette vardır. Bize daha yakın, bizi daha iyi anlayan ve dertleştiğimiz kimseler. Onlara genelde ‘kardeşim’ diye hitap ederiz.  Diğer arkadaşlarımızla elbette farkı vardır ki onlara kardeşim deriz. Kardeş yerine koyarız bir nevi. Aile efradından herhangi biri ile konuşmadığımız veya konuşmayacağımız bir konuyu onlarla konuşur, içimizi döker, rahatlarız. Onlar; bizi anlar, dinler. Yeri geldiğinde hak verir. Yeri geldiğinde eleştirir. Ancak onlar bizim canımız ciğerimizdir. Diğer arkadaşlarımızla da oynarız, konuşuruz gezeriz belki ama isimleri ile hitap etmeyi daha hayırlı görürüz. Bizim gibi düşünmüyor olmaları değil mesele.

 

Yakınlık, hissiyat meselesi. Yani samimi olup kardeşim dediğin kişi seninle aynı düşünmüyor olabilir. Hataları da olabilir. Ancak bu onu bağlar. Sen söyler çekilirsin. Sonrasında yine devam eder samimiyet. Diğer arkadaşlıklar öyle değildir ki. Bir söylersen bin ah işitirsin. Yakınlık olmadığından, art niyeti damgası yersin birde üstüne. Alınır insanlar, küserler ve kalpleri kırılır. Hâlbuki sen kötü bir şey dememişsindir. Onun iyiliği için bir durumu belirtmişsindir. Ancak o bunu anlamaz. Anlatmak istediğim bu işte, arada ki bağ. Birbirine bağlar aynı ruh, insanları. Farklıysan hem sen rahatsız olursun o ortamda hem onlar. İstemez, istenmezsin. Bütün her şey bundan ibarettir.

Yakın bir arkadaşınızla bir başkası arasında çıkan anlaşmazlıkta haksız olan arkadaşınız olsa nasıl davranırsınız?

Yakın bir arkadaşınızla bir başkası arasında çıkan anlaşmazlıkta haksız olan arkadaşınız olsa nasıl davranırsınız?

 

Sosyal çevrede samimi olan arkadaşlarımızın hakkını gözetmek isteriz. Kimse bağlı olduğu gruba veya kişilere zarar verecek nitelikte davranılmasını istemez. Çünkü onlarda bizler için aynını düşünür. Birde bu samimi arkadaşlarımızla dertleşir, diğer arkadaşlıklardan daha fazla bir yakınlık kurarız. Anlattıkları olayları dinler hatalı oldukları yerlerde, ama burada hatalısın deriz. Çünkü gerçek dostluk bunu gerektirir. Masum olduğunda destek veriyorsak hatalı olduğunda da söylemeliyiz.

 

Dost acı söyler atasözünün gereği yerine getirilmelidir. Acı da olsa gerçekleri söylememiz, onların kendilerini haklı görüp daha büyük hatalara yol açmasının da önüne geçecektir. Eğer ki ben haksız bir durumda haklı olduğumu ifade edip arkadaşlarımdan onay bekliyorsam onlarda bu şekilde davransınlar. Kimse beni yüceltmek veya benimle iyi olmak için açığımı kapatmasın. Yahut görmezden gelmesin. Bu bana yapacağı destek değildir. Bu şekilde ancak zarar verilir.

 

Birde samimi arkadaşımız çıkan bir anlaşmazlık sonucu haksız da olsa adaletli davranır doğruyu söylerim. Eğer ki beni hakem tayin etmişlerse zaten kesin söylerim. Çünkü başkası veya samimi haklı haksız durumu söz konusu ise fark etmez. Doğru neyse o uygulanır. Herkesin farklı fikri olabilir. Ona saygı duyarım. Ancak doğru tektir. İki farklı doğru olması mümkün değildir.

Barış içinde yaşamak sizce nasıl sağlanır?

Barış içinde yaşamak sizce nasıl sağlanır?

 

İçinde bulunduğumuz zamanda kavgaların ve savaşların yoğunlukta olduğu, kimsenin kimseyi anlamadığı ortada. Bizler bu kavgaların ve savaşların bitmesini elbette çok istiyoruz. Ölen onlarca çocuk, aç kalan insanlar ve çaresiz anneleri gördükçe vicdanımız kan ağlıyor. Çaresiz kaldığımız bu zamanda devletler ve insanlar çıkarlarını gözettiğini söyleyerek kendilerince haklı sebepleri öne sürüyor. Bence bir devletin veya kişinin haklılığı bu şekilde ölçülmemeli. Barış çerçevesinde gelişmeli her anlaşmazlık.

 

Konuşulmalı, istişare edilmeli. Şunu anlarım, ortada bir terör örgütü vardır ve haklı olmadığı, amacının sadece insanları öldürmek olduğu gün gibi aşikârdır. İşte bu yapılanma sonuna kadar kurutulmalıdır. Ama ikili ilişkilerde sosyal çevremizde yaşadığımız sorunlar konusunda barış dili çok önemlidir. İnsanlarla küs olmamız bir sonuç doğurmayacağı gibi bizim sadece zararımızadır. Bizler bu tip ilişkilerde kendimizi savunup koruduğumuzu söylesek de bir fayda sağlayamayız. Olaya birde zıt düşündüğümüz kişi tarafından bakmalıyız. Anlamak için çaba harcamalı ve önce dinleyip tahammül edebilmeliyiz. Haksız olduğumuzu bilmek bizi sinirlendirmemeli, aksine sakin ve sabırlı olmalıyız. Hata kabul etmemek ve inatla zıtlaşmak bir çözüm yolu olmadığı gibi barıştan tamamen uzak olacağımız gerçeğidir. İnsanlar bu örneklerde olduğu gibi davranırsa barış mümkün olabilir. Hem küs olmak için hiçbir sebep yoktur ki konuşulup anlaşılmasın.