Aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından önemi nedir?

Aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından önemi nedir? Araştırınız.

 

Aile kavramı genel olarak toplumu oluşturan bir yapıdır. Aile insanların yaşayışlarının şekillendiği, kültürlerinin kendi özlerince benimsendiği ve topluma olan uyumunun sağlandığı yerdir. Olayların ve karşılaşılan zorlukların aynı kan bağı taşıyan kişilerin bir bütün olarak çözdüğü ve birlik ve beraberliğin aileden başladığının bilinmesi gereklidir. İnsan ailede öğrenir, toplumda uygular. Örneğin bir insan konuşmayı önce anne babasının yanında öğrenir. Kendini ifade edebilmesi açısından belirli kurallara uyması gerektiğini anlatan aile bunu toplumda uygularken kişinin dikkat etmesi gerektiğini söyler.

 

Aile bozulursa toplumun yapısı da bozulur. Çünkü toplum aileden aldığı birikimle kendisine yön verir. Aileler bir toplumda ne kadar sağlam ve dayanıklıysa o toplumda aynı seviyede sağlamdır. Bu nedenle toplumun yapısının korunmasının yolu aileden geçer. Aileden süregelen neslin topluma olan etkisi yadsınamaz. Özellikle sonra ki nesiller için aile kurumu koruma etkisini hissettirir. Sonra ki nesiller koruma altına alındığı gibi ahlaki değerler çerçevesinde eğilirler de. Bu şekilde aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından büyük önem arz ettiğini öğreniriz.

16. yüzyıldan 17. yüzyıla girilirken Osmanlı Devletinin uluslararası siyasi gücünde nasıl değişimler yaşanmış olabilir?

XVI. yüzyıldan XVII. yüzyıla girilirken Osmanlı Devleti’nin uluslararası siyasi gücünde nasıl değişimler yaşanmış olabilir?

 

1. Selim ile başlayan, muhteşem olarak nitelendirilen bu yüzyılda, dünya insanlığının göz kamaştırıcısı olarak görülmesi Osmanlı devletinin en parlak dönemidir. Uluslararası siyasi bir güç haline gelen Osmanlı dünya çapında söz sahibi olmuştur. İnsanlar bu dönemde Osmanlı’yı ilgi ve hayranlıkla takip etmiştir. Bugün dahi adından sıkça söz ettiren bu dönem Osmanlının tarihteki imajının kaynağıdır. Birçok ülke ve devlet bu dönemde vergiye bağlanmış ve savaşmadan Osmanlı egemenliğine boyun eğmiştir. Siyasi anlamda değil sadece askeri ve sosyal anlamda da yapılan çalışmalar Osmanlının bu dönemde ki gücüne güç katmıştır. Sınırlarının genişliği en büyük ölçüde artış sağladığı bu dönemle birlikte rehavete kapılmış olması da muhtemeldir.

Osmanlı kimliği altında yaşayan milletlerin sahip olabileceği avantajlar neler olabilir?

Osmanlı kimliği altında yaşayan milletlerin sahip olabileceği avantajlar neler olabilir?

 

Osmanlı çok uluslu bir devlet olmasının gereğini yerine getirme amaçlı kimi uygulamalar yapmış ve devlet olarak bu yönde siyasetler geliştirmiştir. Tüm halkları aynı çatıda toplama gayesi olan Osmanlı, farklı milletlerin öncelikli olarak dinlerinde özgür olabilmelerini sağlamış ve herkesin birbirine karşı saygı göstermesini sağlamıştır.

 

Farklı inanç ve kültürlerini yaşayan bu insanların; ticaret yapmalarını ve para kazanmalarını, kendi dillerini özgürce konuşabilmelerini, kendi ibadethanelerini yapabilmelerini, sahip oldukları mesleklerini kendi alanlarında uygulayabilmelerini, kanunlar önünde eşit sayılmalarını, çocuklarını kendi ana dillerinde eğitebilmelerini, devlet kademelerinde çalışabilmelerini, mülk sahibi olabilmelerini ve kendi din adamlarını seçme özgürlüğü yaşamalarını sağlamıştır. Bu avantajlar farklı milletlerin bir arada yaşayabilmelerini sağlamış ve Osmanlının merkezi otoritesini güçlü tutmasını başarmıştır.

Rüşvet ve iltimasın yaygınlaştığı bir ülkede hangi sorunlar ortaya çıkabilir?

Rüşvet ve iltimasın yaygınlaştığı bir ülkede hangi sorunlar ortaya çıkabilir?

 

İnsanların rahata olan düşkünlüğü ve kolay yoldan para kazanma isteği varlığı boyunca süregelmiştir. Rüşvet ve iltimas da bunların sonucudur. Özellikle devlet kademelerinde yer alan memurların bu tarz gelişmelere kayıtsız kalması gerektiği devletin güçlü kalabilmesi ve uzun yıllar hüküm sürmesi için gereklidir. Haksız kazanç olarak da nitelendirdiğimiz bu yaşayış tarzı elbette ki sorunlara ve sıkıntılara yol açacaktır.

 

Öncelikle devlet memurlarının böyle bir tavır sergilemesi ile yapılan işler başarısızlıklar sonuçlandığından devlet işlere sekteye uğrar. Keyfi yapılmaz veya keyfine göre zamansız yapılır. Sıkıntıların baş gösterdiği devlet kurumlarında ki sorunlar içinden çıkılmayacak kadar zor bir hal alır. Yetkisi ve bilgisi olmayan kişilerin layık görüldüğü işleri başarılı bir şekilde yerine getirememesi de cabası. Rüşvet ile diğer yapılması gereken işler de aksadığından mağduriyet artar.

 

Askeri ve siyasi alanın yanı sıra sosyal hayatta da etkisi ve olumsuz karşılığı yok sayılamaz. Askeriye de rüşvet ve iltimas ile göreve gelen yöneticilerin bilgisiz olması ile ordunun zaafa uğramış olması paraleldir. Siyasi olarak düşünürsek devletin işleyemez hale gelmesiyle sonuçlanır. Sosyal hayatta ise bilimle, bilgi birikimle ödüle layık görülmesi gereken kişiler yerine rüşvetle ödül alanların varlığı toplumda ki çalışmaların karşılıksız kaldığı etkisi oluşturur. Nerden bakarsak bakalım devlete ve topluma tam anlamıyla zarara uğramasına neden olan rüşvet ve iltimas olmaması gereken, haklının hakkının verildiği ve çalışanın layık yerlere getirildiği sistem gereklidir.

Osmanlı Devleti’nin Kutsal İttifak devletleri ile yaptığı savaşlarda aldığı mağlubiyetler devletin iç ve dış siyasetinde hangi değişimlere sebep olmuştur?

Osmanlı Devleti’nin Kutsal İttifak devletleri ile yaptığı savaşlarda aldığı mağlubiyetler devletin iç ve dış siyasetinde hangi değişimlere sebep olmuştur?

 

1.Viyana kuşatması ile başlayan kutsal ittifak devlerinin Osmanlı üzerinde oluşturduğu etki, bu savaşların sonuçlanmasıyla neticelenmiştir. Kutsal ittifaklarla yapılan savaşlar sonucunda alınan mağlubiyetler, İç ve dış siyasette belirleyici etkiler oluşturmuştur. Osmanlı devletinin aldığı mağlubiyetler sonucunda toprak kaybı yaşanmıştır. Devletin yönetimi tarafından oluşan Tuna nehrinin ötesine bundan sonrası için geçilemeyecek düşüncesi geriye dönüşü hızlandırdı.

 

Avrupa devletleri arasında yer alan Osmanlının yenilmez imajı sarsıldı ve Osmanlıya karşı bir özgüven oluştu. Savaşları kaybeden Osmanlı da vatan topraklarını savunmanın bundan sonra ki süreçte daha faydalı olacağı düşüncesi yerleşti ve fetihler durdu. Özellikle balkanlarda ve orta Avrupa üzerinde üstünlüğü bulunan Osmanlı bunu kaybetti ve eski gücünü yitirdi.

Rusya’nın ulaşmak istediği hangi hedefler, Osmanlı Devleti ile uzun yıllar mücadele etmesine neden olmuştur?

Rusya’nın ulaşmak istediği hangi hedefler, Osmanlı Devleti ile uzun yıllar mücadele etmesine neden olmuştur?

 

Rusya, Osmanlı devletinin egemen olduğu toprakların varlığı üzerinde siyasetler geliştirmiş ve tarih boyunca birçok mücadelede bulunmuştur. Kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği hedeflerin varlığı Osmanlının toprak bütünlüğüne zarar vermek üzerine kuruluydu. Osmanlı toprak bütünlüğünü sağlama amacıyla karşı hamleler geliştirmiş ve karşı siyaset uygulamıştır. Rusya’nın öncelikli amacı sıcak denizlere inerek ticari ve diğer etkilerinden faydalanma şartıyla sıcak denizlere inmek, oralarda hâkimiyet sağlamaktı. Bu denizler Osmanlı hâkimiyetindeydi.

 

Yine Osmanlı egemenliği içerisinde yer alan balkanlar da Osmanlı’ya karşı Panslavizm siyaseti geliştirilmiştir. Bu siyaset ile uygulanmak istenen balkanlar da yer alan tüm Slav toplulukları tek bayrak altında toplamak koşulu ile Osmanlının parçalanmasını sağlamaktı. Nedenlerden bir diğeri ise orta Asya’da var olan Osmanlı topraklarının alınması ve buralarda ki geniş coğrafyaya hâkim olma isteğiydi. Tüm bu nedenlere bakıldığında karşı bir siyaset geliştirmek isteyen Osmanlının, Ruslara karşı uzun yıllar mücadele etmesine neden olmuştur.

Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar, Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenmiştir.

Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar, Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenmiştir. Bu durumun Osmanlı Devleti’ne etkilerini açıklayınız.

 

Osmanlı devleti çok uluslu yapısının kendisinde oluşturduğu güç ile farklı inançların koruma ve güvenliğini kendisinde topluyordu. Bölge de egemen devlet anlayışı ile hareket eden Osmanlı, Küçük Kaynarca antlaşması ile Ortodoksların koruyuculuğunu Ruslara bırakmıştır. Osmanlı devletinde bu gelişmeden sonra gerileme dönemi başlamıştır. Rusların siyasi bir hamlesi olarak nitelendirilen bu gelişme ile Osmanlı da egemen devlet anlayışı zafiyet görmüş, Ruslar Osmanlının iç işlerine karışma imkânı bulmuş, balkanlarda yer alan Ortodokslar ayaklandırılarak Osmanlıya karşı kışkırtılması sağlanmış ve Ortodoksların korunma bahanesi ile Ruslar Osmanlı devleti üzerinde yaptırım uygulama gücü elde etmiştir.

Devletler Arası anlaşmalar imzalanırken geçerlilik süresi belirtilmesinin sebepleri neler olabilir?

Devletler Arası antlaşmalar imzalanırken geçerlilik süresi belirtilmesinin sebepleri neler olabilir?

 

Devletler Arası antlaşmalarda, yapıldığı süre içerisinde var olan gelişmeler esas alınır. Ancak bu gelişmeler; zamanın şartlarına göre değişkenlik gösterebileceği gibi, bu antlaşmayı imzalayan liderlerin ölmüş olabilmesi, değişen ülke şartlarına göre her iki devlet içinde maddelerin fayda sağlamayacak olması zamanının belirlenmesinin gerekliliğidir.

 

Yine; ülkelerin siyasi, askeri ve ekonomik hedeflerinin yönünün değişmiş olabileceği ve her iki devletinde eski gücünü korumasının kesinliğinin olmaması nedenleriyle de belirli zaman için geçerli olması koşulu uygulanmıştır. Her devlet antlaşma yaparken kendi ülke çıkarlarını ve menfaatlerini göz önünde bulundurur. Ancak devletler yapılan planlama ile ilerleyen yıllarını da garanti altına almak ister. Sonra ki dönemlerde de menfaat ve fayda getirebileceği düşünülen uygulamalar yapılabilmesi adına antlaşmalarda zaman belirtmek, geçerlilik süresi oluşturmak her iki devletinde arzusu dahilindedir.

1724 İstanbul Antlaşması’na benzer Türk-Rus iş birliğine dayalı başka oluşumlar var mıdır?

1724 İstanbul Antlaşması’na benzer Türk-Rus iş birliğine dayalı başka oluşumlar var mıdır? Araştırınız.

 

Türk-Rus işbirliğinin tarih boyunca varlığı da söz konusudur, yapılan savaşlar ve çıkan anlaşmazlıklar da söz konusudur. Öyle ki Osmanlı devleti sıcak denizlere inme çabasında olan Rusya’nın bu amacı doğrultusunda yaptığı seferlerde karşı karşıya gelmiştir. Ancak yapılan dostluk anlaşmaları ve ticari ilişkilerde süregelmiştir. Günümüzde dahi birçok anlaşma varlığını korurken iki devlet açısından da faydalı neticeler sunmuştur. 1792 de yapılan yaş antlaşması ve 1798 de girilen ikili ittifakla sekiz yıl sürecek olan dostluk buna örnek teşkil eder.

 

Yine 1921 yılının Mart ayında yapılan dostluk anlaşması, doğalgaz mavi akıp projesi, Kafkasya istikrar ve işbirliği platformu ve günümüzde deniz etabı tamamlanan Türk akımı Projeleri Türk-Rus işbirliğine dayalı oluşumlardır. Son dönemlerde savaş sistemleri arasında yer alan, savunma amaçlı uzun menzilli koruma hattı oluşturan S-400 füze savunma sisteminin yapımı da söz konusu. Önümüzde ki yıllarda Rusya’nın geliştirdiği bu silah Türkiye tarafından caydırıcı etkin güç olarak kullanılabilecek.

Edirne Olayı, Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesini nasıl etkilemiş olabilir?

Edirne Olayı, Osmanlı Devleti’nin merkezî otoritesini nasıl etkilemiş olabilir?

 

Merkezi otoritesinin güçlü olması amacıyla çeşitli stratejiler geliştirse de Osmanlı devleti, zamanla bu amaçtan uzaklaşmış ve merkezi otoritede, Edirne olayı ile zayıflıklar görülmüştür. Yine Edirne olayında;

 

*Devlet otoritesinin kişisel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılabileceği anlaşılmış,

*Halk ile ordunun birlikte hareket ederek çıkarılan isyanla padişah değiştirebileceği inancı oluşmuş,

*Ordunun kuvvetli değil de kendi isteği üzerine emirlerini dinletebilecekleri zayıf bir padişah seçebildiği anlaşılmış,

*Ordunun seçtiği padişah sayesinde devlet yönetimine karışma hakkı kazandığı görülmüştür.

 

Böylece yönetime karışma hakkını kendinde bulan ordu yöneticileri kendi istekleri ve çıkarları doğrultusunda devlet otoritesini kullanmış olup merkezi otoriteye olan güvenin azalmasını sağlamışlardır.