Yaşadıklarımızdan Ders Almak Bize Neler Kazandırır?

Hayatta yaşadıklarımızdan ders almak bize neler kazandırır?

 

Yaşadıklarımızdan ders almak bizlere birçok şeyi kazandırır. Mesela aynı hataya tekrardan düşmeyiz. Tekrardan düşmediğimiz bu hatalar sayesinde daha bilinçli bir şekilde hayatımıza devam edebiliriz. Bilinçli bir şekilde hayatımıza devam ederken daha iyi bir insan olmayı öğrenebiliriz. Eğer hatalarımızdan ders çıkarmazsak bizler gelişime durmuşuz demektir. Gelişimi durmuş insanlar kendilerini daha iyi bir insan haline getiremezler. Daha iyi bir insan olup hem ülkemize hem de yakın çevremize yardım etmek oldukça iyidir. Daha iyi bir insan olma yolunda yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi yaşadıklarımızdan ders çıkarmaktır. Yaşadıklarımızdan ders çıkardığımız sürece kendimizi sürekli ama sürekli daha iyi yerlerde buluruz.

 

İnsan ilişkilerinde daha ilerlemiş bir şekilde Hayatımıza devam edersin bunun bizlere kattıkları saymakla bitmez az kitap okuyup kötü konuşursak hem konuşmamızı düzeltmek hem de kültürlenmek için daha çok kitap okumamız gerektiğini çıkartabiliriz bu da basit de olsa yaşamdan ders çıkartmak demektir. Yaşadıklarımı ve yaptığımız hatalar bize yol gösterici olurlar neleri daha iyi yapıp neler yapmamız gerektiğini bu hatalar ve bu yaşanmışlıklar sayesinde anlayabiliriz. Kendimizi ve çevremizi tanıdığımız zaman ileriye dönük planlar yapabilir kendimizi daha iyi yerlerde bulabiliriz. Bu hedef için, sürekli ama sürekli hatalarımızdan ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız gerekmektedir. Ders çıkara çıkara hatalarımızı tekrarlamamayı ve kendimizi sevmeyi öğreniriz.

Birlikten kuvvet doğar sözünü doğrulayan örnekler

Birlikten kuvvet doğar.” sözünü doğrulayan örnekler biliyor musunuz? Arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Birlikten kuvvet doğar sözü oldukça doğru bir söz. Bunun nedeni çok basit. İnsanlar tek başına yapamayacağı bir işi birlikteyken daha kolay bir şekilde yapabilirler. Tek başına gidemeyecekleri bir yere bir oldukları zaman daha kolay gidebilirler. İşte tam da bu yüzden insanlar birlik haline geldiği zaman oldukça üstünler güçlenirler. Güçlü insanlar birlik olabilmeyi başarmış insanlardır. Bunu örneklemek gerekirse; zamanın birinde yaşlı bir adam evini yenilemek istemiş kendi başına ağaçları kesmiş odun yapmış ve evini yapmaya başlamış. Evini inşa ederken oldukça zorlanmış. Ev inşaatı yarıya gelmeden hastalanmış. Hastalıktan kendini toparladıktan sonra çok uzun süre uğraş verdi evin rüzgâr tarafından yıkıldığını fark etmiş.

 

Oysa o evi çok sağlam yaptığını düşünüyormuş. Yarısına kadar getirebildiği evi bu halde gördüğü için oldukça üzülmüş. Ondan sonra çevredeki insanlardan yardım istemiş. 5 10 kişi olduklarında yaşlı adamın bütün evini birkaç gün içerisinde inşa etmişler. Yaşlı adam o zaman birlikten kuvvet doğar sözünün ne kadar doğru söylendiğini anlamış. Evi hem eskisinde çok daha güzel ve sağlam olmuş, hem de kendisi çok ama çok daha az yorulmuş. Gökten 3 elma düşmüş. Biri hikâyeyi yazana, öteki hikâyeyi anlatana, üçüncüsü de bu hikâyeyi dinleyip ders çıkarmayı başarabilen kişilerin kafasına.

Sevdiğiniz, değer verdiğiniz, kullandığınız bir eşyanızı sizden daha fazla ihtiyacı olan biriyle paylaşır veya ona hediye eder misiniz?

Sevdiğiniz, değer verdiğiniz, kullandığınız bir eşyanızı sizden daha fazla ihtiyacı olan biriyle paylaşır veya ona hediye eder misiniz? Neden?

 

Sevdiğim ve değer verdiğim bir eşya mı eğer bir arkadaşım veya bir başkası benden daha fazla o eşyaya ihtiyaç duyuyor ise ona veririm. Bunun nedeni benim o aşağıya duydum ihtiyacımın onunkine kıyasla daha az olduğudur. Eşyaların hayatta hiçbir önemi yoktur. Önemli olan insanlıktır. İyi insan olabilmek eşyalarınızda, kıyafetlerinizde veya yedikleriniz de değil kafanızın içinde ve kalbinizde bulunan iyilikle olabilir. Eğer yeteri kadar iyi iseniz bir başkasının herhangi bir eşyaya ihtiyaç duyduğu zaman ona bu eşyayı verebilirsiniz. Kendinizden fedakârlık yapmanız gerekiyorsa bu fedakârlığı göstererek onlara ihtiyaçlarını karşılaması için eşyayı hediye edebilirsiniz.

 

Bu tarz durumlarda bencil olmamak karşı tarafı da düşünmek en iyisidir. Bunu yapabilmek için kendinizi tamamen barışık olmanız gerekir. Eşyanın size bir şey getirmedi arkadaşlığın ve dostluğun sizlere bir şey getirebileceğinin bilincinde olmak, bu eylemi gerçekleştirebilmek için önemli koşuldur. Yani kendinize verdiğiniz değeri, arkadaşınıza da verebilmelisiniz. Bu sayede arkadaşlar, dostluklara dönüşebilirler. İşte tam da bu yüzden arkadaşımın sevdiğim eşyaya ihtiyacı var ise o eşyayı ona seve seve verebilirim. Eşyayı ona verdiğim zaman, eşyanın bende olduğu zamandan daha çok mutlu hissederim. Çünkü arkadaşım ihtiyaçlarını rahat bir şekilde giderebiliyordur. Bu beni oldukça mutlu eder.

Kültürümüzde Misafirperverliğin Önemi

Kültürümüzde misafirperverliğin önemi ile ilgili bilgi edininiz.

 

Türkler göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri sırada kültürlerine olmazsa olmaz bir şey eklenir, o da misafirperverlik. Misafirperverliğin kültürümüzde azımsanamayacak kadar büyük bir yeri var. Bunun nedeni evimize gelene duyduğumuz saygıdan kaynaklanmaktadır. Evimize gelen kişiye iyi davranarak misafirperverliğimizi ortaya koymaya çalışırız. Evimize gelen kişiyi konforlu bir halde oturmasını ve dinlenmesini sağlarız, bunun sonucunda evimize gelen kişi memnuniyetle ayrılır. Eve gelen kişiye karnının aç olup olmadığını, bir ihtiyacı olup olmadığını sorarız. Eğer karnı aç ise ona yemek veririz. Susamış ise ona su ikram ederiz. Eğer evimize gelen bir kişi bir daha gelsin istiyorsak ona gerektiği gibi misafirperverliğimizi yansıtmalıyız. Eğer misafirperverliğimizi yansıtamaz ve ona kırıcı bir şekilde kendi evimizde davranırsak bu bizim hatamız olur. Bu hataya düşmemek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Ona karşı normalde olduğumuzdan daha da fazla saygılı olmalıyız ki misafirperverliğimizi ona karşı gösterebilmiş olalım.

 

Dünyanın birçok yerinde bizim kadar misafirperver olabilen millet sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni kültürümüzde bulunan saygıdır. Saygı duymak Türk kültürünün olmazsa olmazlarındandır. Eğer bir kişi bizim evimize giriyorsa evimizde misafir olduğu süre boyunca ona herhangi bir saygısızlık yapmayız. Bunun nedeni çok basittir misafirliğin getirmiş olduğu memnuniyet ve onu hoşnut edebilme isteği. Misafirimize gösterdiğimiz saygı kadar saygı görürüz.

Komşularınızla ilgili bir anınızı yazınız.

Komşularınızla ilgili bir anınızı yazınız. Yazınızı yazım, noktalama ve anlatım bozukluğu yönünden düzenleyip arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Evde otururken kapı çaldı. Kapıyı açmaya kalktım. Evin içi oldukça soğuktu, evin odalarındaki rutubet

Nedeniyle eve kimseyi davet etmek istemiyordum. Gelen karşı komşumdu elinde bir valiz vardı. Ne olduğunu hiç anlayamamıştım. Ona ne oldu, neden elinde valiz var? Diye sordum. Oda bana eşiyle tartıştığını artık onun ile birlikte yaşayamayacağını ve müsaitsem birkaç gün bende kalmak istediğini belirtti. Ne olduğunu anlayamamıştım. Evdeki Rutubet aklıma geldikçe onu reddetmeyi düşündüm. Fakat buna da içim el vermedi. Birkaç günlüğüne de olsa benimle yaşayabileceğini ona söyledim. İçeriye girdik olayı anlamak için ona sorular sordum.

 

Neden böyle olmuştu eşi ile neden kavga etmişlerdi. Anlamlı bir cevap arıyordum fakat bulamamıştım. Eşiyle kavga etme nedenleri basit bir kıskançlıktı. Bu bana oldukça saçma gelmişti, birbiriyle evlenecek kadar birbirini tanıyan insanlar nasıl oluyor da birbirlerine güvenemiyorlardı. Artık olayın anlamsızlıkları kafamı kurcalamaya başlamıştı. Biraz sohbet ettik. Ben ona dert ortağı oldum ve bundan sonra olayı nasıl çözebileceği odaklanmaya başladım. Ondan habersizce eşini de çağırarak eşiyle diyalog haline girmesini sağladım. Bu sayede birbiriyle konuşup sorunu çözebileceklerdi. Diyalogda sertleşen yerlere müdahale ediyordum. Müdahil olma sebebim olayların sıkışmasından ise olayların hafiflemesiydi. Birkaç saat sonra sorun tamamen ortadan kalkmıştı.

Bulaşıcı bir hastalığın topluma yayılmaması için ne tür önlemler alırsınız?

2

 

Bizler kendi sağlığımızı düşündüğümüz kadar çevremizde ki insanlarında sağlığını düşünmek mecburiyetindeyiz. Bu onlara olan saygımızın yanı sıra onlara bulaşabilecek her hastalığın onlardan da başkasına bulaşabileceğinin bilinmesi yoluyla olur. Bizler hastalandığımızda daha düşünceli ve dikkatli olmalıyız. İnsanlar biz kırılmayalım, üzülmeyelim diye hasta olduğumuzda kendilerinden uzak durmamızı söylemeyebilirler. Ancak bunu kendimiz düşünmeliyiz. Bulaşabileceğini düşündüğümüz her hastalık, çevremizde ki insanlarla olan mesafemizi ayarlamamıza sebep olmalı. Bizler bu konuda hassas davranırsak bizlere de aynı şekilde davranılır.

 

Bu örnekler küçük hastalıklar için söylenebilir. Ancak büyük çaplı bulaşıcı bir hastalığın önüne geçmek ve toplumu bu tehlikeden uzak tutmak biraz zor bir durumdur. Eğer bu konuda yetkili birisi olsaydım, öncelikli olarak toplumu hastalık hakkında ve yayılabileceği hususunda bilgilendirme yapardım. Bunu medya yayın organlarıyla yapmak, kısa sürede çok kişiye bilgi ulaştırmamın en kolay yolu olurdu. Sonrasında tedavi ilaçlarını temin eder hasta olma olasılığına karşı önlemler geliştirirdim. İlgili hastanelerin gerekli sterilizasyon önlemlerini alıp almadığını kontrol eder gerekli müdahaleyi yapardım. Hasta olan kişilerin bunu bulaştırmaması adına bölgeyi karantinaya aldırır gerekli bilgilendirmeyi yapardım. Hastaların moral ve motivasyonu yüksek tutmak için onlara destek verirdim.

Zaman, şiire göre nasıl ele alınmaktadır? Şiir hakkındaki görüşleriniz nasıl oluşmaktadır?

“NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare geniş bir ânın

Parçalanmış akışında,

Bir garip rüya rengiyle

Uyumuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

…….

Ahmet Hamdi TANPINAR”

Zaman, şiire göre nasıl ele alınmaktadır? Şiir hakkındaki görüşleriniz nasıl oluşmaktadır? Açıklayınız.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu şiirinde bahsetmiş olduğu zaman kavramı, şairin içi dünyasının ne denli geniş ve karmaşık olduğu izlenimi veriyor. Çünkü bir yandan zamanın içinde olduğunu ancak diğer yandan zamanın dışında olduğunu belirterek o anlarda yaşadığı burhanı yansıtır nitelikte.

Şiire felsefi açıdan baktığımızda ise “zaman” kavramı betimleme yapılarak anlatılmış. Felsefe metin incelemelerinde ise kavramlar net bir şekilde ortaya konulması gereklidir. Bu nedenle şiiri edebi bir metin olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Ayrıca şair, yaşanılan olay hakkında detaylı bir açıklamada bulunmamış, bir belirsizlik ve ikilem içinde olduğu kullandığı kelimelerden anlaşılıyor.

Şiir hakkında görüşlerime gelince; bence çok manidar ve etkili bir şiir diyebilirim. Şiirde seçilen kelimelere bakıldığında sanki o anı şair gibi yaşayarak hayal edebiliyor insan. Bende uyandırdığı duygular şairin büyük bir yük altında olduğu ve bir belirsizlik içinden çıkamadığıdır. Ancak bir boş vermişlik ve hayatı zamanın akışına bırakmış gibi bir izlenimde almıyorum değil.  Çünkü şiirin son mısraındaki tüyün bile kendisinden daha hafif olamayacağı görüşü bunu ispatlar nitelikte.

Robotların bilme ve akıl yürütmesi ile insanın bilme ve akıl yürütmesi arasında nasıl bir bağ bulunmaktadır?

Robotlar da kendi kendilerine araştırma yapıp bazı kavram ve terimler oluşturabilir mi?

Akıl yürütme dediğimiz zaman, iki veya daha fazla farklı kavram arasında sonuç ilişkisine varma olarak tanımlayabiliriz. Yani bir konu veya problemin cevaplanabilmesi için önermenin incelenmesi ve belli bir yargının oluşası önemlidir. Bu önermeleri detaylı bir şekilde ele alınarak tikel mi yoksa tümel mi oldukları gibi farklı önerme mantığı teknikleri kullanılabilir.

 

İnsanlar farklı birçok konuda akıl yürütmelerle birlikte doğru sonuçlara ulaşmışlardır. Ancak bu sonuçlar sadece akıl yürütmelerle değil daha önceleri yapılan bilimsel araştırmalar ve konuyla ilgili dile getirilen diğer görüşlerden de faydalanılmıştır. İnsan zihni karmaşık olduğu kadar hala kapasitesinin ne kadar geniş olduğuna dair net olarak bilimsel veriler bulunamamıştır. Akıl dediğimiz unsur olağanüstü bir şeydir ve sınırları sonsuz olarak nitelendirilebilir.

 

Ancak robotlar tamamen insanların yaptığı bilimsel çalışmalar ve yapay zekâ teknolojisiyle oluşturdukları birer yazılım programıdır. Robotlar ancak kendilerine yüklenen programın onlara verdiği izinler neticesinde farklı akıl yürütmeler yapabilir. Robotların yaptığı bu akıl yürütmeler insanların akıl yürütmeleri gibi değildir. Çünkü insanlarını bilgi dağarcıkları çok geniştir ve bu bilgilere her an bir yenisi eklenmektedir.

 

Bu nedenle karşılarına çıkan problemleri anlık olarak tespit edip çeşitli akıl yürütmeler yapabilirler. Ancak robotlarda bu durum söz konusu değildir. Robotların, kendilerini tasarlayan kişilerin sürekli yeni bilgi yüklemeleri ve yeni yazılımlarla yapay zekalarını desteklemeleri gerekmektedir.

 

Son olarak şunu söylemek gerekirse, tüm yazdıklarım neticesinde robotların kendi kendilerine araştırma yapıp bazı kavram ve terimleri oluşturmalı bir insanınki gibi olmaz. Sonuçta onlarda bir insanın kontrolündedir ve kendilerine ne erilirse ancak onu tespit edebilirler.

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi? Yaşananlara iyi-kötü, güzel ve çirkin gibi değerler verebilir mi?

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi? Yaşananlara iyi-kötü, güzel ve çirkin gibi değerler verebilir mi? Nasıl?

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olamazlar bence. Çünkü sonuçta insan yapımı birer teknoloji ürünüdürler. Verdikleri tepkiler ve hareketler daha önce insanlar tarafından kodlanmış programlarla sağlanmaktadır ve program yazılımlarına istenildiği zaman müdahale etme hakkı insanın elindedir. Son yıllarda insan gibi tepki veren, üzülen ve sevinen robotların üretildiği bilinse de bu robotlar yapay zekâ teknolojisi ile tasarlanmış birer teknoloji ürünüdür.

 

Ancak bazı robotlar belli kıyaslama programları ile iyi-kötü ve güzel-çirkin gibi kavramları ayırabildikleri yönünde bilim insanları açıklama yapmaktadır. Bu mümkün olabilir mi? Evet, şu anki yapay zekâ teknolojisinde gelinen noktada mümkün gibi görünüyor. Ama bana göre bu durum bir insanın vicdanı değerleri ve sağduyusu gibi her zaman işlemeyeceği yönündedir.

 

Şöyle bir düşünürsek, madem son üretilen robotlar insani özellikler taşıyabiliyor insani duyguları hissedebiliyor niçin yaygınlaşmıyor? Bu robotlardan sadece birer adet üretilip kamuoyuyla paylaşılıyor ama neden farklı alanlarda kullanılması yaygınlaştırılmıyor? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Demek ki teknoloji harikası olan bu robotların işleyişinde zaman içinde bir değişiklik söz konusu. Yoksa her yerde bu yapay zekâ robotlarını görmüş olurduk.

Gerçek varlık ile yapay varlık ayrımı neye dayanıyor?

01 Robotlar insanın yerini alabilir mi? Nasıl?

“Gerçek varlık” dediğimiz zaman doğal oluşum serüvenin tamamlamış ve birçok biyolojik özelliği olan varlıklar anlamına gelir. Örneğin, çevremizdeki ağaçlar, çiçekler, hatta tüm bitkiler, hayvanlar ve insanlar birere canlı gerçek varlıktır. Birde, dağlar, ovalar, denizler ve göller de cansız gerçek varlıklar olarak kabul edilebilir. Her ne kadar evrim teorisini savunanlar konuya farklı yaklaşsalar da genel anlamda kabul edilen görüş budur.

 

“Yapay varlık” ise daha sonra belli argümanlar kullanılarak insan eliyle oluşturulmuş varlıklardır. İnsanlar gelişen teknolojiyle birçok yeni buluş gerçekleştirmiş hatta “yapay zekaya” sahip insansı robotlar üretmişlerdir. Her ne kadar bu robotlar insanların yaptığı birçok şeyi yapabilse de neticede bir insanın kontrolünde oldukları için birer yapay varlıktır.

 

Teknolojinin zirvesi olarak nitelendirilebilecek bir buluş olan insansı robotların yapılmasıyla birlikte bazı tartışmalarda başlamıştır. Bazı bilim adamları bu robotların insanların hareketlerini ve duygularını ifade etme yeteneğine sahip olduğunu savunurken bazıları ise yapay zekaya sahip bu robotların insanın yerini alamayacağı görüşünü savunmaktadır.

 

Şu ana kadar televizyon filmlerinde gördüğümüz robotlar, bilim dünyasının ürettiği robotlar aynı değildir. Her ne kadar “Kısmet” adlı bir robotun insani duygular olan, sevinç, hüzün ve kızgınlık gibi tepkileri verdiği bilinse de sonuçta mekanik birere araç oldukları için her şekilde müdahale edilemeye açık birer üründürler aslında.

 

Bu nedenle benim kendi görüşüm robotların insanların hayatlarını oldukça kolaylaştırdıklarını ama bir insanın yerine asla geçemeyeceklerini düşünüyorum.