Kültürümüzde Misafirperverliğin Önemi

Kültürümüzde misafirperverliğin önemi ile ilgili bilgi edininiz.

 

Türkler göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri sırada kültürlerine olmazsa olmaz bir şey eklenir, o da misafirperverlik. Misafirperverliğin kültürümüzde azımsanamayacak kadar büyük bir yeri var. Bunun nedeni evimize gelene duyduğumuz saygıdan kaynaklanmaktadır. Evimize gelen kişiye iyi davranarak misafirperverliğimizi ortaya koymaya çalışırız. Evimize gelen kişiyi konforlu bir halde oturmasını ve dinlenmesini sağlarız, bunun sonucunda evimize gelen kişi memnuniyetle ayrılır. Eve gelen kişiye karnının aç olup olmadığını, bir ihtiyacı olup olmadığını sorarız. Eğer karnı aç ise ona yemek veririz. Susamış ise ona su ikram ederiz. Eğer evimize gelen bir kişi bir daha gelsin istiyorsak ona gerektiği gibi misafirperverliğimizi yansıtmalıyız. Eğer misafirperverliğimizi yansıtamaz ve ona kırıcı bir şekilde kendi evimizde davranırsak bu bizim hatamız olur. Bu hataya düşmemek için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Ona karşı normalde olduğumuzdan daha da fazla saygılı olmalıyız ki misafirperverliğimizi ona karşı gösterebilmiş olalım.

 

Dünyanın birçok yerinde bizim kadar misafirperver olabilen millet sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni kültürümüzde bulunan saygıdır. Saygı duymak Türk kültürünün olmazsa olmazlarındandır. Eğer bir kişi bizim evimize giriyorsa evimizde misafir olduğu süre boyunca ona herhangi bir saygısızlık yapmayız. Bunun nedeni çok basittir misafirliğin getirmiş olduğu memnuniyet ve onu hoşnut edebilme isteği. Misafirimize gösterdiğimiz saygı kadar saygı görürüz.

Komşularınızla ilgili bir anınızı yazınız.

Komşularınızla ilgili bir anınızı yazınız. Yazınızı yazım, noktalama ve anlatım bozukluğu yönünden düzenleyip arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Evde otururken kapı çaldı. Kapıyı açmaya kalktım. Evin içi oldukça soğuktu, evin odalarındaki rutubet

Nedeniyle eve kimseyi davet etmek istemiyordum. Gelen karşı komşumdu elinde bir valiz vardı. Ne olduğunu hiç anlayamamıştım. Ona ne oldu, neden elinde valiz var? Diye sordum. Oda bana eşiyle tartıştığını artık onun ile birlikte yaşayamayacağını ve müsaitsem birkaç gün bende kalmak istediğini belirtti. Ne olduğunu anlayamamıştım. Evdeki Rutubet aklıma geldikçe onu reddetmeyi düşündüm. Fakat buna da içim el vermedi. Birkaç günlüğüne de olsa benimle yaşayabileceğini ona söyledim. İçeriye girdik olayı anlamak için ona sorular sordum.

 

Neden böyle olmuştu eşi ile neden kavga etmişlerdi. Anlamlı bir cevap arıyordum fakat bulamamıştım. Eşiyle kavga etme nedenleri basit bir kıskançlıktı. Bu bana oldukça saçma gelmişti, birbiriyle evlenecek kadar birbirini tanıyan insanlar nasıl oluyor da birbirlerine güvenemiyorlardı. Artık olayın anlamsızlıkları kafamı kurcalamaya başlamıştı. Biraz sohbet ettik. Ben ona dert ortağı oldum ve bundan sonra olayı nasıl çözebileceği odaklanmaya başladım. Ondan habersizce eşini de çağırarak eşiyle diyalog haline girmesini sağladım. Bu sayede birbiriyle konuşup sorunu çözebileceklerdi. Diyalogda sertleşen yerlere müdahale ediyordum. Müdahil olma sebebim olayların sıkışmasından ise olayların hafiflemesiydi. Birkaç saat sonra sorun tamamen ortadan kalkmıştı.

Bulaşıcı bir hastalığın topluma yayılmaması için ne tür önlemler alırsınız?

2

 

Bizler kendi sağlığımızı düşündüğümüz kadar çevremizde ki insanlarında sağlığını düşünmek mecburiyetindeyiz. Bu onlara olan saygımızın yanı sıra onlara bulaşabilecek her hastalığın onlardan da başkasına bulaşabileceğinin bilinmesi yoluyla olur. Bizler hastalandığımızda daha düşünceli ve dikkatli olmalıyız. İnsanlar biz kırılmayalım, üzülmeyelim diye hasta olduğumuzda kendilerinden uzak durmamızı söylemeyebilirler. Ancak bunu kendimiz düşünmeliyiz. Bulaşabileceğini düşündüğümüz her hastalık, çevremizde ki insanlarla olan mesafemizi ayarlamamıza sebep olmalı. Bizler bu konuda hassas davranırsak bizlere de aynı şekilde davranılır.

 

Bu örnekler küçük hastalıklar için söylenebilir. Ancak büyük çaplı bulaşıcı bir hastalığın önüne geçmek ve toplumu bu tehlikeden uzak tutmak biraz zor bir durumdur. Eğer bu konuda yetkili birisi olsaydım, öncelikli olarak toplumu hastalık hakkında ve yayılabileceği hususunda bilgilendirme yapardım. Bunu medya yayın organlarıyla yapmak, kısa sürede çok kişiye bilgi ulaştırmamın en kolay yolu olurdu. Sonrasında tedavi ilaçlarını temin eder hasta olma olasılığına karşı önlemler geliştirirdim. İlgili hastanelerin gerekli sterilizasyon önlemlerini alıp almadığını kontrol eder gerekli müdahaleyi yapardım. Hasta olan kişilerin bunu bulaştırmaması adına bölgeyi karantinaya aldırır gerekli bilgilendirmeyi yapardım. Hastaların moral ve motivasyonu yüksek tutmak için onlara destek verirdim.

Zaman, şiire göre nasıl ele alınmaktadır? Şiir hakkındaki görüşleriniz nasıl oluşmaktadır?

“NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare geniş bir ânın

Parçalanmış akışında,

Bir garip rüya rengiyle

Uyumuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

…….

Ahmet Hamdi TANPINAR”

Zaman, şiire göre nasıl ele alınmaktadır? Şiir hakkındaki görüşleriniz nasıl oluşmaktadır? Açıklayınız.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu şiirinde bahsetmiş olduğu zaman kavramı, şairin içi dünyasının ne denli geniş ve karmaşık olduğu izlenimi veriyor. Çünkü bir yandan zamanın içinde olduğunu ancak diğer yandan zamanın dışında olduğunu belirterek o anlarda yaşadığı burhanı yansıtır nitelikte.

Şiire felsefi açıdan baktığımızda ise “zaman” kavramı betimleme yapılarak anlatılmış. Felsefe metin incelemelerinde ise kavramlar net bir şekilde ortaya konulması gereklidir. Bu nedenle şiiri edebi bir metin olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Ayrıca şair, yaşanılan olay hakkında detaylı bir açıklamada bulunmamış, bir belirsizlik ve ikilem içinde olduğu kullandığı kelimelerden anlaşılıyor.

Şiir hakkında görüşlerime gelince; bence çok manidar ve etkili bir şiir diyebilirim. Şiirde seçilen kelimelere bakıldığında sanki o anı şair gibi yaşayarak hayal edebiliyor insan. Bende uyandırdığı duygular şairin büyük bir yük altında olduğu ve bir belirsizlik içinden çıkamadığıdır. Ancak bir boş vermişlik ve hayatı zamanın akışına bırakmış gibi bir izlenimde almıyorum değil.  Çünkü şiirin son mısraındaki tüyün bile kendisinden daha hafif olamayacağı görüşü bunu ispatlar nitelikte.

Robotların bilme ve akıl yürütmesi ile insanın bilme ve akıl yürütmesi arasında nasıl bir bağ bulunmaktadır?

Robotlar da kendi kendilerine araştırma yapıp bazı kavram ve terimler oluşturabilir mi?

Akıl yürütme dediğimiz zaman, iki veya daha fazla farklı kavram arasında sonuç ilişkisine varma olarak tanımlayabiliriz. Yani bir konu veya problemin cevaplanabilmesi için önermenin incelenmesi ve belli bir yargının oluşası önemlidir. Bu önermeleri detaylı bir şekilde ele alınarak tikel mi yoksa tümel mi oldukları gibi farklı önerme mantığı teknikleri kullanılabilir.

 

İnsanlar farklı birçok konuda akıl yürütmelerle birlikte doğru sonuçlara ulaşmışlardır. Ancak bu sonuçlar sadece akıl yürütmelerle değil daha önceleri yapılan bilimsel araştırmalar ve konuyla ilgili dile getirilen diğer görüşlerden de faydalanılmıştır. İnsan zihni karmaşık olduğu kadar hala kapasitesinin ne kadar geniş olduğuna dair net olarak bilimsel veriler bulunamamıştır. Akıl dediğimiz unsur olağanüstü bir şeydir ve sınırları sonsuz olarak nitelendirilebilir.

 

Ancak robotlar tamamen insanların yaptığı bilimsel çalışmalar ve yapay zekâ teknolojisiyle oluşturdukları birer yazılım programıdır. Robotlar ancak kendilerine yüklenen programın onlara verdiği izinler neticesinde farklı akıl yürütmeler yapabilir. Robotların yaptığı bu akıl yürütmeler insanların akıl yürütmeleri gibi değildir. Çünkü insanlarını bilgi dağarcıkları çok geniştir ve bu bilgilere her an bir yenisi eklenmektedir.

 

Bu nedenle karşılarına çıkan problemleri anlık olarak tespit edip çeşitli akıl yürütmeler yapabilirler. Ancak robotlarda bu durum söz konusu değildir. Robotların, kendilerini tasarlayan kişilerin sürekli yeni bilgi yüklemeleri ve yeni yazılımlarla yapay zekalarını desteklemeleri gerekmektedir.

 

Son olarak şunu söylemek gerekirse, tüm yazdıklarım neticesinde robotların kendi kendilerine araştırma yapıp bazı kavram ve terimleri oluşturmalı bir insanınki gibi olmaz. Sonuçta onlarda bir insanın kontrolündedir ve kendilerine ne erilirse ancak onu tespit edebilirler.

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi? Yaşananlara iyi-kötü, güzel ve çirkin gibi değerler verebilir mi?

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi? Yaşananlara iyi-kötü, güzel ve çirkin gibi değerler verebilir mi? Nasıl?

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olamazlar bence. Çünkü sonuçta insan yapımı birer teknoloji ürünüdürler. Verdikleri tepkiler ve hareketler daha önce insanlar tarafından kodlanmış programlarla sağlanmaktadır ve program yazılımlarına istenildiği zaman müdahale etme hakkı insanın elindedir. Son yıllarda insan gibi tepki veren, üzülen ve sevinen robotların üretildiği bilinse de bu robotlar yapay zekâ teknolojisi ile tasarlanmış birer teknoloji ürünüdür.

 

Ancak bazı robotlar belli kıyaslama programları ile iyi-kötü ve güzel-çirkin gibi kavramları ayırabildikleri yönünde bilim insanları açıklama yapmaktadır. Bu mümkün olabilir mi? Evet, şu anki yapay zekâ teknolojisinde gelinen noktada mümkün gibi görünüyor. Ama bana göre bu durum bir insanın vicdanı değerleri ve sağduyusu gibi her zaman işlemeyeceği yönündedir.

 

Şöyle bir düşünürsek, madem son üretilen robotlar insani özellikler taşıyabiliyor insani duyguları hissedebiliyor niçin yaygınlaşmıyor? Bu robotlardan sadece birer adet üretilip kamuoyuyla paylaşılıyor ama neden farklı alanlarda kullanılması yaygınlaştırılmıyor? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Demek ki teknoloji harikası olan bu robotların işleyişinde zaman içinde bir değişiklik söz konusu. Yoksa her yerde bu yapay zekâ robotlarını görmüş olurduk.

Gerçek varlık ile yapay varlık ayrımı neye dayanıyor?

01 Robotlar insanın yerini alabilir mi? Nasıl?

“Gerçek varlık” dediğimiz zaman doğal oluşum serüvenin tamamlamış ve birçok biyolojik özelliği olan varlıklar anlamına gelir. Örneğin, çevremizdeki ağaçlar, çiçekler, hatta tüm bitkiler, hayvanlar ve insanlar birere canlı gerçek varlıktır. Birde, dağlar, ovalar, denizler ve göller de cansız gerçek varlıklar olarak kabul edilebilir. Her ne kadar evrim teorisini savunanlar konuya farklı yaklaşsalar da genel anlamda kabul edilen görüş budur.

 

“Yapay varlık” ise daha sonra belli argümanlar kullanılarak insan eliyle oluşturulmuş varlıklardır. İnsanlar gelişen teknolojiyle birçok yeni buluş gerçekleştirmiş hatta “yapay zekaya” sahip insansı robotlar üretmişlerdir. Her ne kadar bu robotlar insanların yaptığı birçok şeyi yapabilse de neticede bir insanın kontrolünde oldukları için birer yapay varlıktır.

 

Teknolojinin zirvesi olarak nitelendirilebilecek bir buluş olan insansı robotların yapılmasıyla birlikte bazı tartışmalarda başlamıştır. Bazı bilim adamları bu robotların insanların hareketlerini ve duygularını ifade etme yeteneğine sahip olduğunu savunurken bazıları ise yapay zekaya sahip bu robotların insanın yerini alamayacağı görüşünü savunmaktadır.

 

Şu ana kadar televizyon filmlerinde gördüğümüz robotlar, bilim dünyasının ürettiği robotlar aynı değildir. Her ne kadar “Kısmet” adlı bir robotun insani duygular olan, sevinç, hüzün ve kızgınlık gibi tepkileri verdiği bilinse de sonuçta mekanik birere araç oldukları için her şekilde müdahale edilemeye açık birer üründürler aslında.

 

Bu nedenle benim kendi görüşüm robotların insanların hayatlarını oldukça kolaylaştırdıklarını ama bir insanın yerine asla geçemeyeceklerini düşünüyorum.

Felsefi metni diğer metinlerden ayıran özellikler nelerdir?

Felsefi metni diğer metinlerden ayıran özellikler nelerdir?

Bir düşünceyi veya konuyu farklı şekillerde yazıya dökülmüş haline “metin” denilmektedir. Konusu ve yapısı itibariyle farklı metinler uluşturulabilir. Şiir, hikâye, roman, senaryo, bilimsel yazılar ve felsefi yazılar da birer metindir. Ancak felsefi yapıları diğer metinlerden ayıran belli başlı bazı özellikler vardır. Bu özellikleri şu şekilde açıklamak gerekirse;

 

  • Şiir, hikâye ve roman gibi yazılar edebi yazılardır ve bu yazılar daha çok sanatsal bir eser olarak anılmaktadır. Felsefi yazılar ise daha çok bir düşüncenin sorgulanması veya bir problemin çözülmesine yönelik çeşitli argümanlarla desteklenen metinlerdir. Edebi metinlerde yazar kelimelerin mecaz anlamlarını ve diğer anlatım şekillerini kullanarak yazısını süsleyebilir.
  • Ancak felsefi metinlerde ana probleme yönelik mantıksal dayanaklar ve konu hakkında farklı görüşlerin de yer aldığı açıklamalar yer verilir. Felsefi metinde kullanılan kelimeler tam olarak neyi ifade ediyorsa o anlamıyla kullanılır. Eğer kavramların mecaz anlamları kullanılacaksa bu kelimelerin asıl anlamları metin içinde açıklanmaktadır.
  • Felsefi metinler işlediği konuyu veya incelediği problemi tüm yönleriyle açıklamaya ve onu desteklemek için farklı argümanlara ihtiyaç duyar. Ancak diğer metinlerde böyle bir mecburiyet yoktur.
  • Ayrıca felsefi metinlerin sonunda problemin çözümü şart değildir. Sadece problemin analizi yapılarak ve eleştirel bir şekilde bitirilebilir.
  • Felsefi metinler birçok kurucu ögeden oluşur. Bunlar; problem, gerekçe, açıklama, iddia, karşı iddia ve eleştirilerdir. Bu ögelerin kendi aralarında da tutarlı olması gerekir.

Spor Yapmalıyız Çünkü …

 “Spor yapmalıyız çünkü…” Yarım bırakılan cümleyi kendi düşüncelerinize göre tamamlayınız.

Spor yapmalıyız çünkü obezite günümüzde ciddi bir problemdir. İnsanlar sürekli aldıkları kilolardan rahatsızdır ve görüntüleri onları üzmekte ve bazen psikolojik sorunlarla baş etmelerine sebep olmaktadır.

 

Spor yapmak hayatın akışını düzenleyen bir eylemdir. Sürekli spor yapan insanlar, hem psikolojik, hem zihinsel, hem de bedensel açıdan çok sağlıklı olacaklardır. Spor yapan insanların kansere yakalanma olasılığı oldukça düşüktür ve metobolizmaları hızlı olduğu için çok fazla kilo alamamaktadırlar.

 

Spor yapmak hayatın akışını düzenlemektedir. Spor yapan insanlar genellikle yetişecekleri yerler dolayısıyla, bir saat erken kalkmakta, sporunu yapmakta ve güne zinde başlamaktadırlar. Hem beyinlerinin açılmasına yardımcı olacak, hem kafalarını daha çok çalıştıracak olan bu aktivite psikolojileri için de çok sağlıklıdır.

 

Araştırmalara göre spor yapan insanlar, spor yapmayanlardan daha az depresyon belirtisi vermektedirler. Özellikle sabah yapılan spor melotonin salgılamakta ve insanı gün boyu rahat ve mutlu hissettirmektedir. Ayrıca bedene verdiği hoş görüntü sayesinde, insanlar psikolojik olarak rahat hissetmektedirler.

 

Spor yapmak insanı kötü alışkanlıklardan da uzak tutmaktadır. Spor yapan insanların rahat nefes almak için sigarayı bıraktıkları ve midelerini rahat tutmak için fast-food gibi yiyeceklerden de uzak durdukları görülmüştür. Bu nedenle spor her açıdan hayatımıza rahatlık ve güzellik katmakta, insanın özgüvenini sağlamaktadır.

Kütüphanelerin Hangi Saatlerde Açık Olmasını İstersiniz?

Kütüphanelerin hangi saatlerde açık olmasını istersiniz?

Kütüphanelerin her saat açık olmasını isteyenlerdenim ben. Kimisi gece uykusunu sever, kimisi gündüz. Gündüz uykusunu sevenler genellikle kafa dinlemek isteyenlerdir. Gecenin sakinliği onlara iyi gelir, ruhlarını dinginleştirir. İnsan gürültüsü, trafik, boş konuşmalar olmadan gece saatleri boyunca kitap okur kimileri.

 

Kütüphaneler gece açık olmalıdır çünkü bazı insanlar evlerinde değil de, toplulukta ders çalışmaktan ya da kitap okumaktan hoşlanırlar. Bu nedenle kütüphaneler geceleri açık olmalıdır ve insan okumak istediği kitabı rafların arasında arayıp bulmalıdır.

 

Kütüphaneler gündüzleri de açık olmalıdır, çünkü gündüz her yer kalabalıktır. Sokaklar gürültülüdür, trafik problemdir, korna seslerinden, gürültüden, dedikodudan kaçmak isteyenlerin sığınabileceği bir yer olmalıdır elbette. Kütüphaneler.

 

Gündüz kitap okumak isteyen insanlar, eve giren çıkandan ya da ev işinden bir türlü fırsat bulamazlar. Ama yanıbaşlarında bir kütüphane varsa eğer, ona ayıracak bir iki saat olsun bulurlar. Kütüphaneler gece gündüz hizmet vermelidir bana kalırsa.

 

Sürekli ders çalışması gereken öğrenciler, evlerinde dikkatlerini çekecek ve dağıtacak bir sürü unsurun olması sebebiyle, kütüphanelerde çalışmak istemektedirler ve kimisi gündüz, kimisi gece, kimisi ise hem gündüz hem gece çalışmaktadır. Bu sebeple hem onlara, hem de kitap okumak isteyenlere iyi gelmek amacıyla kütüphaneler yedi yirmidört açık olmalıdır.