Düşünceler Yazı İle Nasıl Güçlenir?

 Düşünceler yazı ile nasıl güçlenir?

İnsan zihnindeki düşünceleri bazı durumlarda sözlü olarak ifade edemeyebilir veya düşüncelerini sözlü olarak ne anlama geldiğini belirtemeyebilir. Bu gibi durumlarda düşünceleri yazıya dökmek en iyi yollardan biridir.

 

Yazılı olarak düşünceleri ifade etmenin bazı faydaları da vardır. Örneğin sözlü olarak söyleyeceklerinizi karşınızdaki muhatap yanlış anlayıp size ters bir tepkide bulunabilir. Ancak aynı düşünceleri yazılı bir şekilde sunduğunuzda o anda karşınızda kimse olmadığı için düşüncelerinize verilen sert tepkileri görmezsiniz. Ayrıca bazı düşünceleri sözlü olarak istediğiniz şekilde ifade edemezsiniz ama aynı düşünceleri edebi sanatları da kullanarak daha iyi bir şekilde açıklayabilirsiniz.

 

Ayrıca yazılı metinlerle daha büyük kitlelere ulaşma şansınız vardır. Bir görüşü, bir dileği veya bir isteği yazılı olarak hazırlayıp hedef kitlerle paylaşmanız daha kolaydır. Özellikle günümüzdeki sosyal ağların aktif kullanılmasında düşüncelerin yazıyla ifade edilip topluma ulaştırılması kolaydır.

 

Birde şu şekilde bakarsak; örneğin geçmişte yaşamış birçok bilim adamı, yazar, filozof veya siyasetçilerin kendi dönemlerindeki bilgileri yazıya döktükleri için savundukları görüşleri benimseyenler artmış ve bu düşünceleri daha kuvvetli bir şeklide insanları etkilemiştir. Tüm bunlarla birlikte hangi konuda yazarsanız yazın, kullanacağınız yazım dili ile düşüncelerinizi daha da güçlendirip çevrenizdekilerle paylaşabilirsiniz.

Yazı Yazmak İnsan Hayatında Neden Önemlidir?

Yazı yazmak, insan hayatında neden önemlidir?

Bazı kişiler kendi iç dünyalarında yaşadıklarını, hayal ettiklerini veya özlediği durumları sözle ifade edemez ve bunları yazıya dökerek insanlara ulaşmaya çalışır. Böylece çok değerli edebi eserler de ortay çıkar. Birçok şair, yazar veya roman yazarı, yaşadıkları olayları veya his dünyalarında olan fırtınaları yazıya dökerek kendilerini bulduklarını ifade etmektedir.

 

Yazı yazmayı seven bazı kişiler ise belli bir şöhrete veya üne kavuşmak için eser üretmektedir. Asıl amaç bu olunca bu tür yazıların ne kadar edebi değeri vardır, işte orası tartışmaya açık bir konudur. Aaa!  Bu arada sadece üne kavuşmak için yazılan yazıların hepsinin kalitesiz olduğunu söylemekte yanlış olur. Eğer bir eser yazılmış ve okuyucuya sunulmuşsa mutlaka kendine ait bir okuyucu kitlesi vardır.

 

Ancak benim kendi kişisel kanaatim, yazılan yazıların gerçekten toplum yararına olması ve yazıdaki kelimelerle okuyucuların kalbie dokunmasıdır. Yani bu şekilde yazılmış yazıları seviyorum. Ayrıca çağlar boyu yazılan tüm eserler günümüze kadar gelmiş ve biz bunlardan faydalanabiliyoruz.

 

Günümüzde de yazı yazmayı seven ve bu işe gönül verenler her ne amaçla yazarlarsa yazsınlar kendilerini çok iyi hissettiklerini düşünüyorum. Belki de hiçbir zaman dile getiremeyecekleri görüşlerini yazarak kendileri gibi hisseden insanlara ulaştırabildikleri için mutludurlar. Bu nedenle yazı yazmak kişilerin kendilerini gerçekleştirdikleri son basamak olabilir.

Felsefi bir yaklaşımla düşüncelerini yazmayla felsefi problem hakkında yazma arasında fark var mıdır?

Felsefi bir yaklaşımla düşüncelerini yazmayla felsefi problem hakkında yazma arasında fark var mıdır? Açıklayınız.

Felsefi bir yaklaşımla düşüncelerini yazmayla felsefi problem hakkında yazma arasında bence bazı farklar vardır. Çünkü felsefi bir metnin pek çok kurucu unsuru ve ögesi vardır. Bunlar; problem, kavrama, gerekçe, açıklama, iddia, karşı iddia ve eleştirilerdir. Ayrıca bu ögelerde kendi içinde tutarlı olması felsefi metnin özellikleri arasında sayılabilir.

 

Eğer felsefi bir düşünceyle yazılacak olan yazılarda bu saydığımız ögeler bulunuyorsa o metin zaten felsefi bir metin olur. Yok bu ögelere dikkat edilmeden bir metin kaleme alınıyorsa o zamanda deneme diyebiliriz. Ancak felsefi bir problemin açıklanması ve analiz edilmesi daha teknik bir konudur. Bir felsefi metnin analizini yapmak içinde belli kıstaslar göz önünde bulundurulması gerekir.

 

Felsefi bir problem hakkında yazı yazmak için geçmişte bu probleme dair öne sürülen fikirlerin bilinmesi ve bu fikirlere karşı argümanların geliştirilmesi gerekir. Ayrıca geliştirilen bu karşı argümanlar belli delillerle ispatlanmak ve desteklenmek zorundadır. Felsefi bir problemin tüm detayları en ince ayrıntısına kadar düşünülüp tartışılması ve yeni cevapların akıl ve mantığa uygun olması da önemlidir.

 

Tüm bunlarla birlikte felsefi bir problem hakkındaki tüm yazıların kendi içinde tutarlı ve yazıda kullanılan kavramların açık ve net olası da gerekmektedir. Ancak bu şekilde herkes tarafından kabul edilecek yeni çözüm önerileri ortaya çıkar.

Felsefenin birey ve topluma kazandırdığı nitelikler nelerdir?

Felsefenin birey ve topluma kazandırdığı nitelikler nelerdir?

Felsefe, mevcut düşünce ve fikirlerin sürdürülmesini ve yeni bakış açılarının gelişerek yeni fikirlerin ortaya çıkmasını sağlar. Böylece kalıplaşmış yargılardan ve düşüncelerden uzaklaşmanın önünü açar. Felsefenin ana konuları arasında, ak, adalet, özgürlük, barış, mutluluk, erdem gibi problemlerin açıklanması gelir.

 

Tüm insanlar hayatı anlamak ve yaşanılır kılmak için sürekli bir çaba halindedir. Bu çabaların neticesinde felsefeyle birlikte bilim, sanat, siyaset gibi alanlarda daha fazla düşünmeyi ve sorunlara çözümler üretmek kolaylaşmıştır.

 

Felsefenin en önemli faydalarından biri olarak insanların bilinçli bir varlık olarak yaşamasının kendi elinde olduğu görüşünü söyleyebiliriz. Felsefe aracılığıyla bireyler, çok yönlü ve ayrıntılı bir şekilde düşünerek, anlama ve açıklama becerilerini kuvvetlendirir ve tahmin yeteneğini geliştirir. Böyle bireylerin toplum için varlıklarının artası neticesinde de toplumun huzuru, mutluluğu, refahı ve ufku daha da genişler.

 

Felsefenin bireylere kazandırdığı nitelikleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Özgürce düşünebilir
  • Çok yönlü bakış açıları geliştirdiği için yeni fikirler üretebilir.
  • Çevresindeki olayları ve tüm olguları akıl yoluyla tartarak sonuca ulaşabilir.
  • Kendini daha iyi tanıyarak hayatına yön verebilir.

 

Felsefenin topluma kazandırdığı nitelikler ise şöyledir:

  • Farklı toplumlarla bir arada yaşayarak ortak kültürün oluşması
  • Akla ve iradeye değer veren bir toplum olarak geleceğinin planlanmasını yapabilmesi
  • Bilgi toplumu olarak bilimin gelişmesi
  • İnsanların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir toplumun oluşması
  • Demokrasi bilincinin gelişmesi.

Yağış Nedir? Yağışlar Nasıl Oluşur?

Yağış, atmosferdeki su buharının yoğunlaşarak yeryüzüne sıvı ya da katı halde inmesi olayıdır. Yoğunlaşmanın olması için havadaki nemin doyma noktasını aşması gerekmektedir.

 

Yağışlar Nasıl Oluşur?

Yağış oluşabilmesi için temel kural, ortamda su buharının bulunmasıdır. Bunun yanı sıra gerçekleşmesi gereken olaylar aşağıdaki gibidir.

 

Soğuma: Soğuma, sıcak havanın soğuk zeminle temas etmesi halinde (konveksiyon), gökyüzünün açık olduğu bulutsuz gecelerde, atmosferden uzaya radyasyonla ısı kaybı olduğunda gerçekleşir. Ayrıca sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşmasıyla da soğuma oluşur. Çevresiyle ısı değişimi olmadan gerçekleşen soğuma, adyabatik soğuma olarak adlandırılır.

 

Yoğunlaşma: Yoğunlaşmanın gerçekleşebilmesi için,  suyu üzerinde tutun yoğunlaşma çekirdekleri bulunması gerekir. 10 mikrondan küçük çaplı olan yoğunlaşma çekirdekleri; okyanuslardan uçan toz parçacıkları, volkandan püsküren küller, meteorların parçalanma artıkları gibi katı zerreciklerdir. Yoğunlaşma, havanın çok soğuk olduğu zamanlarda oluşan buz kristalleri üzerinde de oluşabilir.

 

Yağış Alanına Yeni Bulutların Gelmesi: Bulutlarda 2-3 g/m³ su bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni bulutlar gelip beslemediği müddetçe su kısa sürede tükenir ve güçlü bir yağış oluşmaz.

Birim zamanda düşen yağış miktarına yağış şiddeti denir. Düşen yağış;

2.5 mm/h ≤ ise (düşük şiddetli yağış)

2.5-7.6 mm/h ise (orta şiddetli yağış)

7.6 mm/h ≥ ise (yüksek şiddetli yağış)

 

Damlaların Büyümesi: Yoğunlaşma çekirdeklerinin etrafının su ile kaplanması durumunda, havada kalamaz hale gelir ve düşer. Düşerken diğer damlacıklarla birleşir ve yağış olayı meydana gelir.

 

Yağış Şekilleri

Dünya yüzeyinden rüzgar gibi etkenlerle havaya sürüklenen ve havadaki su buharının yoğunlaşmasıyla biçimlenmiş su buharı ürünlerine hidrometeor adı verilmektedir. Önemli olan hidrometeorlar aşağıdaki gibidir.

 

Yağmur: Bulutu oluşturan su taneciklerinin büyüyerek 0.5 mm’den büyük su damlacıklarına dönüşmesi ve sıvı halde yeryüzüne düşmesi olayına yağmur denilmektedir. İçinde 0.5 mm’den küçük damla barındıran yağmura çisenti (çise) adı verilir. Damla çapının 6 mm’den büyük olması sürtünme direncini arttırarak damlanın parçalanmasına neden olur.

 

Kar: Su buharının yükseklerde 0°C’nin altında yavaş yavaş yoğunlaşmasıyla oluşturduğu buz kristallerinin yeryüzüne düşmesine kar denilmektedir. Altıgen ve sekizgen buz kristalleri birleşerek kar lapasını oluşturur. Kar yalıtkandır ve bitkileri dondan korur. Yavaş eriyerek toprağa su depolar.

 

Dolu: Hava sıcaklığının aniden azalmasıyla meydana gelen yağış şeklidir. Yağmur damlaları donarak 0.5-5 cm çaplı buz parçacıkları haline gelir ve yeryüzüne düşer. Tek bir buluttan düşmesi sebebiyle lokal olarak görülür.

 

Çiğ: İlkbahar ve sonbahar aylarında; soğuk, açık ve rüzgarsız gecelerde meydana gelir. Toprak ve yere yakın bitkilerin sıcaklığının çevreden daha soğuk olması durumunda; su buharı, toprak ve bitki yüzeylerinde yoğunlaşır ve “çiğ” oluşur.

 

Kırağı: Oluşum şekli bakımından çiğe benzeyen kırağı, sonbahar aylarında ya da kış başlarında görülür. Sıcaklık 0°C’nin altındayken cisimler üzerinde yoğunlaşan su donarak kırağıyı oluşturur.

 

Kırç: Sisli, puslu, bulutlu ya da neme doymuş havalarda atmosferde bulunan su buharı; ağaç dalları, tel, saçak gibi maddeler üzerinde yoğunlaşarak buz tabakası haline gelir. Kırağıdan farkı, kristallerin üst üste yığılarak buz tabakası haline gelmesidir. Çoğunlukla sonbaharda görülür.

 

Yağış Tipleri

 

Yamaç Yağışları (Orografik Yağışlar)

Yatay yönde hareket eden nemli hava kütlelerinin, dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucunda meydana gelen yağıştır. Genellikle dağın zirvesine kar, eteklerine yağmur şeklinde düşer. Dünya’da Güneydoğu Asya’da, orta kuşaktaki karaların batı kıyılarında ve sıcak kuşaktaki karaların doğu kıyılarında fazlaca görülür. Türkiyede en çok görülen yerler; Karadeniz bölgesi, Toroslar’ın güneye bakan yamaçları ve Yıldız Dağları’nın kuzeye bakan yamaçlarıdır.

 

Konveksiyonel Yağışlar (Yükselim Yağışları)

Halk arasında kırkikindi yağışları olarak da bilinir. Yeryüzünün sıcak kesimleriyle temas edip ısınan hava, genleşir ve hafifler. Daha sonra yükselerek soğur. Belli bir yükseltiden sonra havanın içindeki nem yoğunlaşır ve yağış meydana getirir. Dünya’da en çok Ekvatoral bölgede, Türkiye’de ise İç Anadolu Bölgesi’nde ilkbahar mevsiminde görülür.

 

Cephe Yağıları (Frontal Yağışlar)

Sıcak ve nemli hava kütleleri ile soğuk ve kuru hava kütlelerinin karşılaştığı alanlarda meydana gelen yağışlardır. Dünya’da en çok Orta kuşakta meydana gelir. Türkiye’de kış aylarında görülen yağışların çoğu cephe yağışlarıdır.

 

Yağışların Ölçülmesi

Atmosferden yeryüzüne düşen yağışı ölçen aletlere plüviyometre denilmektedir. Yağışların ölçülmesinde kullanılan dört tip plüviyometre vardır.

 

Ağırlıklı yazıcı plüviyograf: Yağan yağış bir haznede birikir. Ağırlıklı yazıcının, hazne ağırlığına paralel hareket eden ucunda kalem bulunmaktadır. Bu kalem yağış grafiğini oluşturur.

 

Devrilen Kovalı Yazıcı Plüviyograf: Yağan yağış, yağış ölçerin kovasını doldurduğunda,  kova devrilir. Yazıcı uç sabit hızla dönen şerit üzerinde bir işaret atar ve bu işaretler yağışın şiddeti hakkında bilgi verir. İşaretlerin sıklaşması yağışın şiddetli, seyrelmesi az şiddetli olduğunu gösterir.

 

Yüzgeçli Yazıcı Plüviyograf: Yağan yağış kapta birikir ve biriken su yükselince yazıcı işaretleme yapar. Yağışın kaptan boşalması devrilerek değil de, yüzücü bir şamandıranın sifonu çalıştırmasıyla gerçekleşir.

 

Elektronik Plüviyograf: Limitsiz yağış kapasiteli olan elektronik plüviyograflar, yağış rejimi bilinmeyen havzalarda, 1 m² ‘ye düşen yağış miktarını elektronik olarak ölçmektedir. Yağış toplama hunisinden gelen yağış 0.1 mm dolduğunda kefe sağa doğru hareket eder. Kefenin sağa doğru yönelmesiyle boş olan kefeye su dolmaya başlar. Kefe sağa-sola devrildikçe kefenin üzerinde bulunan mıknatısın “reed contact“ altından geçmesi sırasında manyetik anahtar kapanarak datalogger’a sinyal gönderilir. Yağış devam ettikçe bu işlem tekrarlanır. Hafızada toplanan yağış bilgileri istenildiği zaman bilgisayara transfer edilebilir.

 

Radar: Yağış şiddeti alansal olarak ölçülmektedir. 1-20 cm dalga boylu mikro ışın gönderilir. Daha sonra geri yansıyan ışınlar ile yağmurun anlık şiddeti ve toplam miktarı belirlenebilir. Özellikle geniş bir bölgede, uzun bir zaman boyunca ortalama yağış yüksekliğini belirlemekte yararlı olur.

Ürün Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Hepimiz her neredeyse onlarca ürün alıyoruz. Peki gerçekten ne aldığımızı biliyor muyuz? Ürün alırken nelere dikkat etmeliyiz? İşte kafanızda bunca soru varken biraz açıklık getirelim. Ürün alırken üzerinde yazılan her şeyin aslında bir anlamı var.

 

  1. TSE Damgası: Türk Standartları Enstitüsü tarafından verilen bu damga ürünlerin kurum tarafından belirlenmiş kalite standartlarına uygun üretildiğini gösterir.  Aldığınız bir üründe TSE damgası yok ise bu ürün kalite standartlarından geçmemiş olabilir. Hatta bu tarz ürünlerde içeriği bilinmeyen ya da kanserojen etkiye sahip maddeler bulunabilir. Bu durum sizin sağlığınızı tehlikeye atar. Kısaca alışveriş yaparak dikkat etmeniz gereken en önemli konudur TSE damgası.
  2. ISO Damgası: ISO 135 ülkenin de üyesi olduğu uluslararası bir kurum tarafından verilir. Amacı hizmet ve ürün kalitesini sınıflandırmaktır. Aldığımız üründe ISO damgasının olması o ürünün belirli kalite standartlarına uyduğunu gösterir.
  3. Son Kullanma Tarihi (Son Tüketim Tarihi): Aldığımız birçok üründe artık SKT ya da STT kısaltmalarıyla yazılan ürünün en son kullanılabileceği tarih mevcuttur. Bu tarihe dikkat ederek günü geçmiş ürünleri almamaya, günü yaklaşan ürünleri ise günü gelmeden kullanamaya özen göstermelisiniz.
  4. Garanti Koşulları: Genellikle elektronik ürünlerde dikkat ettiğimiz garanti belgesine de dikkat etmeliyiz. Unutmayın fatura garanti belgesi yerine geçmez. Bu nedenle garanti belgesinin eksiksiz doldurulup alınması önemlidir. Garanti belgesinin üzerinde üreticinin ve ithalatçı firmanın kaşesi ve iletişim bilgileri bulunmak zorundadır. Garanti belgeleri en az iki yıllık olup değişim ürünlerinde kalan süre ile sınırlıdır.
  5. Fiyat Araştırması: Fiyat araştırmasına dikkat etmek sizi ve cebinizi rahatlatabilir. Kimse hiçbir ürünü ederinden daha fazlaya almak istemez. Bunun için araştırmalarınızı internet aracılığı ile yapın. En güvenilir ve en uygun firmayı belirleyerek satın alın.

 

Ürün alırken dikkat edilmesi gereken maddeler bunlar ile sınırlı değil. Ancak önemli denilebilecek hususlar. Herhangi bir ürün ya da hizmet alırken bu maddelere dikkat etmeniz hem sizin hem de sevdikleriniz için önem taşır.  Daha kaliteli ürün ve hizmetler için TSE damgasına, ISO damgasına, son kullanma tarihine( SKT,STT), garanti koşullarına ve fiyat araştırması yapmaya özen gösterin.

Deniz ve göllerin derinliklerine Güneş ışığı ulaşmadığı halde bu bölgelerde ototrof canlıların yaşayabilmesinin sebebi nedir?

Deniz ve göllerin derinliklerine Güneş ışığı ulaşmadığı hâlde bu bölgelerde ototrof canlıların yaşayabilmesinin sebebi nedir?

Araştırmacılara göre dünyanın en eski canlıları ototrof canlılardır. Ototroflar diğer canlıların gelişimi, beslenmesi için son derece hayati varlıklardır.

 

Ototrof canlılar yaygın bilindiği üzere yalnızca ışık enerjisi ile kendilerine besin üretmemektedirler. Ototrof canlılar aynı zamanda kimyasal enerji ile de kendilerine besin üreterek, deniz ve göllerin en derin noktalarında hayatlarını sürdürerek ışık olmadan milyonlarca yıldır varlıklarını ortaya koymuşlardır.

 

Deniz ve göllerin tabanlarında yaşayan ototrof canlılar, zeminde ve suda yer alan inorganik maddeleri toplayarak, bünyelerinde gerçekleştirdikleri kimyasal enerji ile birlikte besin değeri taşıyan organik maddeler elde ederler.

 

Kimyasal enerji kullanan ototrof canlılar kuvvetli oksidasyon enzimlerine sahiptirler. Oksidasyon enzimleri ile inorganik gaz ve malzemeleri organik madde olarak enzimleyebilmektedirler. Klorofil ve kloroplast bu tür canlılarda bulunmamaktadır.

 

Bazı ototrof canlılar ise karbondioksit ve suyu birleştirerek besin elde edebilirler, bahsi geçen canlı türlerine kemoototrof denilmektedir. Bu canlıların bünyesinde bulunan bakteriler kimyasal enerji üretmekte ve besin sağlanması için gerekli olan enerjiyi açığa çıkarmaktadır.

Bilim insanları, fabrikaların ya da kalabalık caddelerin yakınlarına fotosentez yapan canlılardan alglerin konulmasını neden önermektedir?

Bilim insanları, fabrikaların ya da kalabalık caddelerin yakınlarına fotosentez yapan canlılardan alglerin konulmasını neden önermektedir?

Meteoroloji üzerine çalışmalar yapan bilim insanları kalabalık mega kentlere ve şehirlere fotosentez yapabilen alglerin konulmasını önermekte ve bu konuda hükümetlerle iş birliği yapmaktadırlar.

 

 

Alg dediğimiz canlılar oldukça küçük boyutlarına rağmen yüksek oranlarda oksijen salınımı yapmaktadırlar. Kalabalık şehirlerde bilindiği üzere sanayileşme ve şehirleşmenin etkisi ile havaya salınan karbondioksin ve sera gazları neticesinde oluşan kirlilik oksijen miktarını azaltarak insan sağlığı açısından tehtit oluşturan gazların miktarını yükseltmektedir. Akciğer kanseri gibi önemli hastalıklara yol açabilen şehir havasının kirliliğine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların her yıl hızlı bir şekilde artış göstermesi neticesinde araştırmacılar bu hususu çözebilecek bir yöntem arayışına girdiler. Havadaki zararlı gazları bünyesine alarak fotosentez ile oksijen salınımı yapan algler bu iş için oldukça etkili bir çözüm olarak dikkatleri hemen üzerine çekti.  Alg aynı zamanda çok az yer kaplamasından dolayı yüksek miktarlarda şehirlerin çeşitli noktalarına rahatlıkla bırakılabilmektedir.

 

 

Hava kirliliği ile ilgili çalışan bilim insanlarının daha farklı önerileri arasında en dikkat çeken öneri olarak gözler önüne serilen alg yığınlaması oldukça ilgi çekti ve pek çok gelişmiş ülkenin, büyük kentlerinde uygulamaya kondu.

Modern şehirlerde belirli bölgeler neden park ve bahçe gibi yeşil alanlara ayrılır?

Modern şehirlerde belirli bölgeler neden park ve bahçe gibi yeşil alanlara ayrılır?

Modern şehir yaşantısı içerisinde yer alan bireyler, şehrin çeşitli noktalarında park ve bahçeler ile karşılaşmaktadırlar. Bu yeşil alanlar kişilerin spor yapabilecekleri, stres atabilecekleri, yürüyüş yapıp, kendileri ile başbaşa kalabilecekleri alanlar sunmaktadır.

 

 

Modern şehirler büyük sanayi kollarının sektörel bazda sürekli gelişmesi ile ortaya çıkmıştır.  Bahsettiğimiz şehirler oluşturdukları yüksek istihdam potansiyeli nedeni ile dışarıdan sürekli olarak göç almaktadır. Göç ile birlikte betonlaşma ve konut miktarı artmakta ve yeşil alanlar azalmaktadır. Bu durum kişilerde psikolojik açıdan huzursuzluk ve mutsuzluk yaratabilmektedir. İnsanoğlu temelde doğadan gelmiştir ve doğal ortamın yok olması onu ruhen olumsuz etkilemektedir. İşin psikolojik yönünün yanı sıra aynı zamanda insanların sağlıklı yaşabilmeleri için gerekli olan spor aktivitesi de bu yeşil alanlarda sağlandığından dolayı park ve bahçelerin önemi büyüktür. Bitkilerin fotosentezi ile de şehirlerde biriken kirli havanın da temizlendiğini unutmamamız gerekir, bu anlamda da park ve bahçe alanları oldukça önemlidir. Belediyecilik hizmeti olarak park ve bahçe yapımını belediyeler bu yüzden önemsemektedirler.

Bitkinin büyümesi ve gelişmesi için ışık neden gereklidir?

Bitkinin büyümesi ve gelişmesi için ışık neden gereklidir?

Bitkiler, büyüyüp gelişebilmek için bazı temel ihtiyaçlara sahiptirler. Bitkilerin en temel ihtiyaçlarının başında ısı, ışık, su ve toprak yer almaktadır. Son zamanda yapılan bazı faaliyetler ile topraksız tarım yapılabilirken ısı, ışık ve su olmadan tarım halen istenilen verimde sağlanamamaktadır.

 

 

Bitkilerde ışık ihtiyacı, fotosentez için gerekmektedir. Bilindiği üzere bitkiler havadaki karbondioksit gazı ve ışığı kimyasal bir reaksiyona sokarak fotosentez yaparlar ve ürün olarak kendilerine besin sağlarlar. Bu besin ile bitkiler gelişip büyür ve insanlar için besin kaynağı olan meyve, dal ve yapraklarını sunarlar. Besin zincirinin en altlarında yer almakta olan bitkilerin temel yaşam öyküsü bu şekildedir.

 

 

Bitki yeterli ışık alamadığında çiçek açmayabilir veya yeterince genişleyip uzayamaz. Bu gibi durumlarda insanlar bitkilerden istedikleri verimi sağlayamazlar. Bu durumlar özellikle kış mevsimlerinde tarımın en büyük sorunu olarak binlerce yıl insanların hayatında önemli bir problem olarak karşımıza çıktı, sonradan gelişen yapay ışıklandırma ve seracılık sektörü ile birlikte ise bu sorun ortadan kalkarak, doğal ışığın ve diğer etkenlerin yetersiz olması durumunda bile istenilen verim bitkilerden sağlanabilmiştir. Bitkiler üzerinde yapılan bu çalışmalar neticesinde ise insanoğlu yeterli seviyede beslenebilmiş, bolluk dönemi başlamış ve insanlar diğer alanlara yoğunlaşarak teknoloji ve sosyal yaşamın hızla gelişmesini sağlamışlardır.