Kemik gelişimini etkileyen faktörler nelerdir?

Kemik gelişimini etkileyen faktörler nelerdir?

Kemikler, vücudumuzda embriyonel dönemden itibaren oluşum göstermektedir. İskeletin kararlı bir yapıda olmasını sağlamakta ve yaş ilerledikçe hassaslaşmaktır. İskeletin yapısı yaşın ilerlemesi ve vücudun deforme olmasına neden olmaktadır. Bu durum her insanda olan bir süreçtir. Bu süreçte beslenmeye dikkat edilmesi ve kemik yapısının düzgün bir şekilde korunması da oldukça önemlidir. Kas ve kemikler vücudun orijinal duruşunu ortaya koyar. Bu durumda kemiklerin rolü önemlidir. Kemik gelişimi çocukluk döneminde olmaktadır. Bu dönemde kemiklerin uç kısımları sürekli olarak gelişerek büyür ve sağlamlığını orta kısımdan alır. Çocukluk döneminde tüketilen kalsiyum, magnezyum ve demir gibi iyonlar kemik yapısının korunmasına destek olmaktadır.

 

Beslenme ile direk olarak ilişkili olan kemik gelişiminde anne sütünün yeterli alınması da oldukça büyük önem taşır. Daha sonrasındaki süreçlerde de beslenme alışkanlıklarının düzenli bir şekilde devam etmesi halinde, kemik gelişimi olumlu bir şekilde ilerler. Kemiklerin ve kasların güçlenmesi için spor aktiviteleri yapılmaktadır. Bu gibi fiziksel aktiviteler vücudun direncini arttırmaktadır. Kadınlarda kemik gelişimi oldukça önemlidir. Çünkü yaşın ilerlemesi ile kadınlarda sıklıkla karşılaşılan kemik erimesi gözlenir. Bu durumun önünün alınması durumunda herhangi bir problem olmaz. Ancak kemiklerin yapısını bozulması durumunda kemikte meydana gelen aşınmalar ve cam gibi kırılmalar da kadınların ilerleyen yaşlarda yaşadığı en büyük problemlerdendir. Bu yüzden yaşam boyunca sağlıklı bir şekilde beslenmek önemlidir.

Lifli besinler hangileridir? Bu besinlerin sindirim sistemi için yararları nelerdir?

Lifli besinler hangileridir? Bu besinlerin sindirim sistemi için yararları nelerdir?

Besin ögeleri sebze, meyve ve et ürünleri olmak üzere birçok farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu besin ögelerinin bizler için en önemli özelliği ise besleyici olması ve vücudumuzda farklı amaçlar için depolanmasıdır. Gerektiği durumlarda harcanması ve bu durumun beslenme ile yerine yenilerinin de eklenmesini izleyen bir dizi beslenme programı haline dönmektedir. Sağlıklı insanlarda her türlü besin ögesine yer verildiği gözlenmiştir. Çünkü her besinin farklı bir sistem üzerinde etkinliği mevcuttur. Özellikle de sindirim sistemi üzerine etkinlik gösteren beslenme, lifli beslenmedir. Lifli gıdalar sindirim sisteminin hızının ayarlanmasını destekler ve bu sistemin işleyişinin kontrol altında tutulmasını sağlar.

 

Sindirim sisteminde özellikle bağırsaklar önemli bir görev üstlenmektedir. Sağlıklı bir şekilde sindirim yapılması, sindirimin hem düzenli hem de kişiye rahatsızlık vermeden ilerlemesini sağlar. Sağlıklı ve lifli beslenme de bağırsakları destekleyerek sindirimi kolaylaştırır. Beslenmenin en önemli ögelerini oluşturur ve uzun süreli tokluk hissinin de oluşmasına olanak sağlar. Muz meyvesi lif bakımından oldukça zengindir. Lifli beslenme önerildiğinde tercih edilen meyve muzdur. Bunun yanı sıra yulaf gibi buğday ürünlerinde de sıklıkla lifli yapı bulunur. Bu yüzden aralıklı olarak beslenme düzenine lifin eklenmesi gerekmektedir.

Midenin bir bölümü hatta tamamı alındığında bile insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri mümkündür.

Midenin bir bölümü hatta tamamı alındığında bile insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri mümkündür. Böyle bir durumdaki insan nasıl beslenir? Nelere dikkat etmelidir?

Mide elastik bir yapıya sahip olan sindirim sistemi organlarından biridir. Bu yapının işlevi sayesinde besinlerin kimyasal sindirimi gerçekleşerek bağırsaklara iletim sağlanır. Bağırsak işlevini yerine getirmek adına yapılan bu durumun da birçok olumlu yönleri bulunmaktadır. Esnemesi sindirimin daha raht gerçekleşmesini sağlamaktadır. Sağlıklı bir mide günlük olarak belirli oranda sindirim enzimi sentezler ve bu enzimleri asidik bir ortamda besinleri parçalamak için kullanır. Olumsuz yanı ise besinlerin ne kadar çok mideye girmesi, midenin o denli büyümesine neden olur. Bu durumun farkında olarak beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü mide kademeli olarak büyür ve bir süre sonra kişinin doy sinyali olmaz. Bu durumda obezite adı verilen yeme kontrolü problemi ortaya çıkar ve kişi sürekli olarak kilo alır.

 

Bu durumlarda her ne kadar tedavi edilse de midenin bir bölümünün çıkarılıp alınması, mideyi küçültecek ve kişinin daha az yemek yemesi sağlanacaktır. Bu süreçte mide, kendi boyutundan oldukça küçültülebilmektedir. Bu durumda az ve sıvı gıdalarla beslenmek oldukça önemlidir. Birden besin yüklemesi yapılması dayanılmaz ağrıların olmasına neden olur ve kişiler besinlerinin ihtiyacı dahilinde beslene alışkanlığı edinir. Beslenme oldukça önemli bir durumdur. Mide ameliyatı olan kişiler genel olarak ilk zamanlarında bu duruma fazlasıyla dikkat etmeleri gerekmektedir.

Ölüm katılığı nedir? Neden böyle bir durum oluşur?

Ölüm katılığı nedir? Neden böyle bir durum oluşur?

Organizma, canlı olduğu durumlarda belli başlı özelliklere sahiptir. Canlılık devam ettiği sürece de bu durumlar değişkenlik gösterse de belli bir miktarı korunmaktadır. Ancak ölüm, fizyolojik olarak organizmanın son durumudur. Bu durumun gerçekleşmesi ile tüm sistemler giderek yavaşlar ve durur. Ölüm sonrasında birtakım fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bunlardan en önemlisi kalp ve beynin işlevinin geri dönüşümsüz olarak durmasıdır. Bu durum belli bir süre damarlarda dolanan kanın ve kas aktivitesinin sonlanması ile tam olarak tamamlanır. Ölümden sonra vücutta oksijen olmadığından dolayı dokularda morarmalar görülmeye başlanır. Bu morluklar giderek tüm vücudu kaplar ve organizma tamamen durur. Katılaşma adı verilen bu durum da ölümün sonrasında gerçekleşmektedir.

 

Ölüm katılığı, kasların oksijenli solunumundan sonra meydana gelen bir durumdur. Oksijensiz kalan kaslarda aktin ve miyozin kasılmaz. Bu durumda oksijensizlikten meydana gelmektedir. Oksijensiz kalan kas dokusu aktin ve miyozinin işlevsizliğinden kaynaklı olarak gelişir. Hareketsiz kalan bu kaslar birbiriyle birleşerek sert bir yapı haline gelir. Ölümün ilerleyen süreçlerinde de bu sertlik giderek artar. Ölüm durumunun tayini saat olarak bilinmediğinde bu sertliğin derecesine göre yapılmaktadır. Bu süreç belirlendikten sonra da kişinin tekrar eski yumuşak doku haline gelmesi mümkün değildir. Ölüm katılığı olarak bilinen bu durum, tüm insanlar hatta tüm canlılar için belirli bir süre sonra yaşanmaktadır.

Safra taşı oluşumuna neden olan faktörleri araştırınız.

Safra taşı oluşumuna neden olan faktörleri araştırınız. Edindiğiniz bilgileri sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Vücudumuzda yer alan her organın birbirinden farklı görev ve işlevi vardır. Bu görev sistemi de bizlerin sağlıklı bir şekilde yaşamına devam etmesini sağlar. Görevleri bakımından birbirinden farklılık gösteren bu organlar, branşlaşarak vücudun organizma bütünlüğünü korumaktadır. Organizma işlevi de bu şekilde düzenli bir değişim gösterir. Sağlıklı bir insanda çalışan organlara bakıldığında bu sistemlerin yetersizlik durumları da söz konusu olmaktadır. Yağların vücutta depolandığı ve safra asitlerinin oluşturulduğu bu organ safra kesesidir. Burada yağlar okside olurken kullanım için depolanabilir ya da değişik amaçlar ile safra asitleriyle dönüşümleri sağlanabilmektedir. Ancak bazı durumlar bu dönüşüm olmaz ve sağlıklı gibi görünen bu durum, kişilerin hastalık boyutlarının da artmasına neden olur.

 

Enzim ya da parçalayıcı etkinliğin yetersizliği, aşırı yağlı beslenme, yeşillikleri tam olarak temizlemeden tüketme gibi birçok neden, safra da taş oluşumuna neden olmaktadır. Bu safra taşları çok sayıda olabileceği gibi tek ve büyük olabilmektedir. Bu durum direk olarak safranın yapısıyla bağlantı göstermektedir. Safraya alınan içeriğin aktarılması ya da bu içeriğin işleminin devam etmesi durumunda herhangi bir problemle karşılaşılması mümkün değildir. Ancak safra da ağrı ve hassasiyet gibi durumların söz konusu olması bize doğrudan safra taşının olduğunu göstermektedir. Safra taşı çeşitli işlemlerden geçirilerek kırılabilmektedir. Bu cerrahi işlemlere sıra gelmeden yapılır ve kişinin ameliyat olmasına gerek kalmadan ağrıdan uzaklaşır.

Soluk alıp verirken nelere dikkat etmeliyiz? Doğru soluk alıp verme teknikleri nelerdir?

Soluk alıp verirken nelere dikkat etmeliyiz? Doğru soluk alıp verme teknikleri nelerdir?

Solunum, tüm canlıların ortak özelliklerindedir. Solunum ritmik olarak gerçekleştiği gibi, uyku halinde yavaşlar, fiziksel aktivite ile hızlanır. Bu şekilde aslında günlük hayatımıza ayak uydurmaktadır. Sadece solunum değil kalp atışlarımız da aynı şekilde devam etmektedir. Bu sürecin gelişmesi de bizler için büyük önem taşır. Sağlıklı bir insan dakikada 16-20 defa soluk alıp verir. Bu ritmik düzenin değişimi fiziki aktivite ile doğru orantılıdır. Solunumun doğru olan şekli, burundan alınan havanın ciğerleri şişirmesi ve ağızdan yavaş bir şekilde geri verilmesidir. Bu doğru nefes alıp vermektir. Solunumun bu düzeninin önemli olmadığını düşünsek de spor yaparken bunun bize sıkıntı yarattığını fark etmemiz mümkündür.

 

Sağlıklı bir şekilde metabolizmanın çalışması için solunum önemlidir. Yağların yakılması, sistemlerin uyarılması gibi birçok etkinliği mevcuttur. Solunum canlıların hayatından en önemli yere sahip olan fizyolojik durumdur. Beynin çalışması ile bir bağlantısı bulunur ki bu durum oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra sıklıkla duyulan ve hayata geçiremediğimiz bir nefes alma tekniği de diyafram solunumudur. Diyafram akciğerin alt kısmında bulunan bir zardır. Bu zarın şişmesini sağlayarak gerçekleştirilen solunum oldukça önemlidir. Toplum içerisinde bir sunum yaptığınız esnada bunun önemini anlamanız mümkündür. Sürekli konuşarak yorulan ses telleri belli bir süre sonra istemsizce nefes alıp vermeye başlayacaktır ve konuşmanız esnasında sürekli olarak bölünmeye neden olmanız görülecektir. Sağlıklı bir nefes alıp verme tekniği olarak bilinir ve alışkanlık hale getirilmesi oldukça önemlidir.

Solunum sisteminin sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz?

Solunum sisteminin sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz? Açıklayınız.

Solunum sistemi, vücudumuz için oldukça önemli bir sistemdir. Vücuttaki tüm sistemler birbiri ile koordineli şekilde çalışmaktadır. Bu çalışmanın devamlılığı neticesinde de sağlık genel hat itibari ile korunmuş olur. Sağlığın devamlılığı solunumun sağlıklı bir şekilde yapılmasından geçmektedir. Sağlıklı bir solunum için bu sistem üzerinde bulunan tüm organların ve dokuların işlevinin korunması gerekmektedir. Bu nedenle nefes alıp verirken oldukça dengeli hareket etmek gerekmektedir. Burundan nefes alıp ağızdan vermek oldukça önemli bir husustur.

 

Sigara gibi duman içeren havada bulunmakta, solunum sistemini olumsuz etkilemektedir. Mümkün oldukça dumansız hava sahası tercih edilmelidir. Sağlığın korunması için bol bol yürüyüş ve spor yapmak oldukça önemlidir. Çünkü zaman içerisinde küçülen akciğer hacmi, zamanla nefes alıp vermede zorluk yaşanmasına neden olmaktadır. Sağlıklı ciğerlerin sırrı da spor gibi aktiviteler ile gerçekleşmektedir. Solunum sisteminin korunması için özellikle de soğuk havalarda bu sistemi korumak önemlidir. Sırta ya da boyna bir şeylerin sarılması, atkı gibi materyallerin kullanılması sağlık açısından oldukça büyük önem taşımaktadır.

 

Solunum sistemini çevresel etmenlerden korumak, yapılacak en önemli koruma metodudur. Bunun sayesinde birçok dış etkenden uzaklaşmanız mümkün iken düzenli bir şekilde kontrol olunması da büyük önem arz eder. Solunum sistemi rahatsızlıkları birbirine bulaş yapma özelliğine sahiptir. Bundan dolayı boğazda ya da gırtlakta herhangi bir enfeksiyonun akciğere yerleşmesi olasılıklar dahilindedir. Bunu engellemek için de tedavinin ertelenmeden olunması gerekir.

Bir film felsefi bir metin olarak düşünülebilir mi?

Bir film, felsefi bir metin olarak düşünülebilir mi? Tartışınız.

Metin, bir konunun belli kurallar içinde yazıya dökülmüş halidir. Felsefi metin ise, filozofun fikir beyan etme noktasında kendi içeresinde tutarlı bir yapı sergileyerek düşüncelerini ortaya koymasıdır. Felsefi metin bütüncül bir yapı teşkili eder ve konunun anlaşılması için metnin tamamına bakılması gerekir. Çünkü bir konu vardır ve diğer tüm öne sürülen fikirler bu konuyu desteklemek için oluşturulmuştur. Dolayısıyla filozofun yaşadığı dönemden etkilenerek kendi kişisel görüşlerini soru cevap ve iddialarla oluşturduğu metinlerdir.

 

Film ise belli konularda oluşturulmuş felsefi veya edebi gibi metinlerin görsel sanatlar alanında film yapılmasıdır. Evet bir film için bir metin gereklidir ancak bu metnin üzerinde bazı değişikliklerin yapılması gerekir. Örneğin metindeki karakterlerin veya savunulan görüşün belli kişilerce canlandırılması için senaryolaştırılması gerekmektedir. Aslında senaryo da bir çeşit metindir. Ancak yazılma amacı farklı olduğu için her zaman felsefi metin olarak kabul edilemez.

 

Bu nedenle film ve felsefi metinler birbirinden farklı şeylerdir ve bence film ile felsefi metin olarak düşünülemez. Çünkü biri görsel sanatların alanına girer, diğeri ise felsefe ve edebiyatla ilişkilendirilebilir.

Konuşma ile yazma arasında nasıl bir fark vardır?

Konuşmayla yazma arasında nasıl bir fark vardır? Tartışınız.

Konuşma dili dediğimiz zaman, günlük yaşayışta kullanılan ve yazı dilinden az da olsa farklılıklar gösteren günlük konuşmalardır denilebilir. Dünya üzerindeki tüm dillerde konuşma dili ve yazma dili farklılık gösterir. Ayrıca bazı dillerde konuşma ve yazma şeklinde de ufak tefek farklılıklar vardır. Örneği, İngilizcede konuşma diliyle yazma dili arasında gramer açısından farklılıklar olduğu gibi.

 

Yazma dili içinde şunları belirtmek gerekir; Yazı dili, bir ülkede konuşulan ağız veya şiveler için yaygınlaşmış ve ortak bir dilin yazışmalarda kullanılmasına karar verilmiş dildir. Örneğin, sanat ve bilim alanlarında ortak dille yazılmış eserler hep yazılı dili temsil eder. Günümüzde kullandığımız İstanbul dili olarak da bilinen dil hem yazılı hem de ortak bir dil olarak kabul edilmiştir. Bu dil anı zamanda Türk yazı ve edebiyat dili olarak da kabul edilmiştir.

 

Konuşma ve yazma arasındaki farklara gelince, şöyle sıralamak mümkün:

 

Konuşma Dili ve Yazı Dili Arasındaki Farklar

  • Bir ülkede sadece bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili olabilir.
  • Yazı dilinde belli dil bilgisi ve gramer kuralları varken, konuşmada bu kurallar yoktur.
  • Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterebilir ancak yazma dili hep aynı sistemdedir.
  • Konuşma dili doğaldır, yazma dili ise belli kurallardan oluştuğum için yapma bir dil olarak kabul edilir.

 “Ahlak” ve “Etik” kavramları arasındaki farklardan üç tanesini yazınız.

 “Ahlak” ve “Etik” Kavramları Arasındaki Farklar

Ahlak ile etik kelimeleri benzer şeyler için kullanılsa da aslında bu iki kavram arasında farklar vardır ve insanlar genellikle bu iki kavramı birbirine karıştırmaktadır.

Etik, bir topluluk tarafından ileri sürülen davranış kurallarıdır. Bu davranışlar belli bir standart ölçütte değerlendirilerek karar verilir. Etik kuralları dediğimiz zaman, şirket etiği, ulusal etik, sosyal etik, meslek veya ailevi etik vb. sayılabilir.

 

Örneğin, tüm basılı ve görsel yayınlarda uyulması gerekli belli başlı kurallar vardır. Bu kurallar ayrıca o görevi yapan kişileri doğruya ve iyiye yönlendirmek için konulmuştur. Bu nedenle çeşitli raporlar hazırlanır ve bu meslek gruplarına gönderilir. Basın ettiği dediğimiz zaman, muhabir ve gazetecilerin bu etiğe uyması zorunludur. Aksi halde yalan ve yanlış haberler vererek toplumu yanlış yönlendirebilirler. Aynı şekilde avukatların, doktorların, mühendislerin kısaca tüm meslek gruplarının kendi meslek dalları içinde uymaları gereken etik kuralları mevcuttur.

 

Ahlak ise, daha çok gelenek görenek ve dini yaşantılar içinde değerlendirilir. Kişilerin ruhsal ve vicdani yönleri daha baskındır. Ancak bazı ahlak kuralları kişiden kişiye değişebilmektedir. Bir kişi için ahlaki olan bir davranış başka biri için ahlaki olmayabilir. Bu ayrışma kişilerin dini görüşlerine, sosyal çevrelerine ve dünya görüşenlerine göre farklılık gösterebilir.

 

Ahlak kuralları arasında, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, iftira atmak gibi eylemler herkes tarafında ahlak dışı olarak kabul edilir. Ancak burada şöyle bir ayırıma gitmek gerekir. Örneğin, düşman askerini tedavi etmek zorunda olan bir doktor, meslek etiği açısından haklıdır ancak kişiler tarafından bu hiç ahlaki bulunmaz. Yine aynı şekilde kürtaj yaptırmak yasal ve etik olabilir ama bazı toplumlarda ahlak kurallarına aykırı olarak kabul edilir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

 

Son olarak; etik dediğimiz zaman kişiden kişiye değişmeyen ve herkes tarafından uyulmak zorunda olan kurallar anlaşılır. Ahlak ise, kişiden kişiye veya toplumdan topluma değişiklik göstermektedir.