Yaşantınızda eylemlerinizin bilinçli olması size ve etkileşimde olduğunuz insanlara ne sağlar?

Yaşantınızda eylemlerinizin bilinçli olması size ve etkileşimde olduğunuz insanlara ne sağlar? Değerlendiriniz.

Yaşantımızda ki eylemlerimiz ve düşünce yapımızı çevremizdeki kişileri olumlu veya olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Bu nedenle davranışlarımızı ona göre kontrol altında tutmalı ve atacağımız adımları bilinçli bir şekilde atmalıyız.  Örneğin kötü alışkanlıkları olan anne baba bu davranışlarıyla en başta çocukları olmak üzere çevresindeki kişilere kötü örnek olmaktadır.

 

Ya da sınıftaki arkadaşlarımızla saygı çerçevesinde bir ilişki kurmak hem sınıf ortamında daha fazla sevilmemizi hem de öğretmenlerimiz ve okul yönetimi tarafında takdir edilmemizi sağlar. Böylece kendimize olan öz saygımız ve özgüvenimiz geliştiği gibi örnek davranışlarımızla birçok kişinin doğruya yönelmesini sağlamış oluruz.

 

Her insan belli bir zekâ kapasitesinde yaratılmıştır. Önemli olan bu zekayı nasıl kullanacağınızdır. Dolayısıyla hem kendinize hem de başkalarına faydalı olacak şekilde kullanabileceğiniz gibi sizi ve çevrenizdekileri zarara da uğratabilirsiniz.

 

Özetle söylemek gerekirse, her insan kendi yapıp etmelerinde sorumludur. Bu sorumluluk hem ahlaki hem de dini literatürde değerlendirilir. Bu nedenle tüm hareketlerimiz aklın önderliğinde, mantıklı bir düşünce yapısında, genel kabul görmüş ahlak kurallarına uygun bir şekilde biçimlendirmek önce kendimize sonra da çevremizdekilere çok şey katacaktır.

Her dine ait ahlak kuralları sistematiği olmasına karşın her ahlak sistemi dine ihtiyaç duymaz sözünü açıklayınız.

 “Her dine ait ahlak kuralları sistematiği olmasına karşın her ahlak sistemi dine ihtiyaç duymaz.” sözünü açıklayınız.

 

Her dine ait bazı ahlak kuralları vardır ve bu kurallar birçok dinde ortak bir yargıda birleşir. Örneğin yalan söylemek, hırsızlık yapmak, adam öldürmek, kişilerin can ve mallarına zara vermek gibi birçok hareket hem ahlaki hem de kanuni olarak yasaklanmıştır. Hatta bu tür davranışlar diğer tüm inanç sistemlerinde da ahlaki olarak bulunmaz ve sakınılması gereken hareketler olarak belirlenmiştir.

 

Tüm kutsal kitaplarda yapılan iyi hareketlerin dünya ve ahirette ödüllendirileceği, kötü hareketlerin ise cezalandırılacağı bildirilmiştir. Gülümsemenin bile sadaka olarak kabul edildiği İslamiyet ahlak kuralları açısından en hassas görüşleri olan bir dindir.

 

Ancak şöyle düşünecek olursak, evet bazı ahlak kuralları dini kaynaklarda yer alır ama dini kaynaklarda yer almayan ahlak kuralları geçersiz midir? Burada vereceğimiz cevap tabi ki hayrı olacaktır. Çünkü insanlığın yararına ve iyiliğine yapılan her şey dinsel kaynaklı olmasa bile güzel görülmüş ve genel anlamda kabul edilmiştir. Dolayısıyla genel ahlak sistemi içinde yer alan tüm hareket, söz ve fiiller dine ait ahlak kuralları sistematiğinde yer almasa bile insanlık tarihi açısından bakıldığında geçerlidir diyebiliriz. Burada önemli olan kabul edilen ahlak kurallarının dini yaşayışlarla ters düşmemesi ve insanların yararına olmasıdır.

Bu yöntemi (Ockham’ın Usturası) kullanmak günlük hayatta neler kazandırır?

Ockham’ın usturası yöntemi bilindiği gibi iki denk görüş arasında en basit ve sade anlatımı tercih ederek doğruya daha çabuk ulaşmaktır. Bu yöntem felsefeden ekonomiye birçok alanda kullanılarak denenmiş yöntemlerin başında gelir.

 

Bilimsel araştırmalarda yapılacak açıklamaların daha kolay anlaşılması ve doğru bilgiye daha çabuk ulaşılabileceği için 14. Yüzyılda Ockhamlı William tarafından geliştirilmiş bu yöntemi günlük hayatımızda kullanmamız mümkündür.

 

Bu yönteme baktığımızda en asit ve en yalın şekilde bilgiye ulaşmak mümkünse demek ki hayatımızın birçok alanında kullanılabilir ve birçok bilgiyi daha kolay olarak algılayabiliriz.

Buna çok güncel bir örnek verecek olursak: Özellikle ülkemizdeki öğrencilerin birçoğu matematik dersini sevmez ve çok zor bir ders olarak adlandırır.

 

Bir matematik problemini çözmek onlar için büyük bir sıkıntı verdiği için bu dersteki başarıları da oldukça düşüktür. Ancak çözmek istediğiniz matematik probleminin birden fazla çözüm aşamaları vardır. Bu aşamaları biraz dikkatli incelediğinizde en sade ve en basit çözüm yolunu deneyebilir ve çok zor dediğiniz soruyu çözebilirsiniz.

 

Bu konuya dair başka bir örnek daha verecek olursak; Diyelim ki bir yere gitmek istiyorsunuz ve önünüzde iki yol seçeneği var. Bu seçeneklerden en kestirme ve en kısa yolu tercih ederek istediğiniz yere daha çabuk ulaşmanız mümkün.

 

Burada konun daha iyi anlatılması için basit örneklerden yola çıkarak konuyu anlatmaya çalıştık. Ancak bilimsel araştırmalar içinde bu ve buna benzer yollar izlenerek birçok bilgiye daha çabuk ulaşmakta mümkündür.

İslam ekonomisinin ahlaki temelleri nelerdir?

İslam ekonomisinin ahlaki temelleri nelerdir? Kısaca açıklayınız.

İslam ekonomisi ticarete ve üretime önem veren bir yapıdadır. Sermayenin vermiş olduğu sorumluluğu, istihdamın desteklenmesini ön plana çıkartır. Üreticinin emeğini ve döktüğü alın terini asla göz ardı etmez. İslam ekonomisinin ana gayesi herkesin hakkına riayet edilen insanların haklarını gasp etmeyen satıcıyı da alıcıyı da mağdur etmeyen fıtri bir sistem oluşturmaktır. İslam ekonomisi sistemi tasavvurunun ana kaynağı Ku’ran ve sünnetin belirlediği ilkelerdir. Bunların ışığında bu sistemi oluşturan ahlaki temeller vardır. İslam ekonomisin en temeli mülkiyet dediğimiz yani malik olan yaratılan herşeyin sahibi yalnızca Allah’tır buyüzden de onun yarattıkları arasındaki ekonomik ilişkiler onun emrettiği gibi olur çünkü malik mülkünde tasarruf sahibidir. Yaratıcı yarattığının neye ihtiyacı olduğunu bilir. Bahsettiğim ahlaki ilkelerin en önemlilerinden biri de adalet anlayışı vardır.

 

Satıcı ve alıcı arasındaki adalet dengesi her zaman korunmaya çalışılır. Bazı ekonomik sistemlerdeki gibi sınıf ayrımı bulunmamaktadır.  İslam ekonomisinde adil gelir dağılımı yapılmaya çalışılır çünkü işler arasındaki ücretin uçurum farkı toplumu sınıfsal anlamda bölebilir. İslam ekonomisini bir pergele benzetmek gerekirse pergelin sabit ayağı Kur’an ve sünnete odaklıyken diğer hareket eden kısmı çağa endekslidir. Bu demek oluyor ki ilkelerin bazı bölümlerinde esneklik özelliği vardır. İslam ekonomisinde dayanışma ilkesi tavsiye edilir. Bunun en güzel örneklerinden biri de zekattır. Emek ve sermayecilik anlayışına önem verilir. İslam ekonomisi en yaşanılabilir insani ekonomik modeldir çünkü insanı ziyane sokabilecek faiz, kumar, emeksiz kazançlar yasaklanmıştır.

Yiyecek maddelerinin saklanarak piyasaya sürülmemesi toplumda ne tür olumsuzluklara sebep olur?

“Kim bir yiyecek maddesini kırk gün saklarsa, o kişi Allah Teâlâ’dan uzaklaştığı gibi, Allah Teâlâ da ondan uzaklaşır. Bir bölgenin insanları, aralarında aç bir kimse varken sabahlarsa, Allah Teâlâ’nın himayesi onlardan uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 32.)

 

Yukarıdaki hadis-i şerifte dile getirilen “yiyecek maddelerinin saklanarak piyasaya sürülmemesi” toplumda ne tür olumsuzluklara sebep olur?

 

Yiyecek maddelerin kırk gün saklandıktan sonra üreticinin ürünlerini piyasaya sürmesi toplumda güvensiz bir ortamın oluşmasına sebep olur . Oysa aslolan toplumda güven ve huzur ortamın oluşmasıdır. Satıcının ve alıcının birbirine güvenemediği bir toplum oluşur. Alıcının ihtiyacını bilen satıcı fiyat konusunda keyfiyete göre belirlediği için zalim konuma gelir. Şayet duruma el konulmadığı müddetçe alıcının elinde iki seçenek kalır ya ihtiyacını karşılayamayacaktır ya da mecburen o fahiş fiyata ürünü satın almak zorunda kalacaktır. İki seçenekte de alıcı mağdur duruma düşecektir. Mağduriyetini gideremeyen alıcı toplum mağduriyetini gidermek için başkalarını mağdur edebilir örneğin hırsızlık yapabilir, yasal olmayan yollara başvurabilir.

 

Mağduriyet başka bir mağduriyeti doğurup bu döngü toplumun çoğunluğunu etkisi altına alır. Adalet duygusunun olmadığı bir toplum her türlü mutsuz ve sömürüye açık hale gelir. Toplumun refah düzeyi düşer zengin ve fakir arasındaki maddi uçurum açılır. Adalete güveni olmayan bir toplumdan erdemli bir topluluk olabilmeleri pek mümkün değildir çünkü ahlaki çöküşü olan birey ve toplumlardan erdem beklenemez.

Piyasada az bulunan bir malı yüksek fiyatla satmak için stoklamak niçin haram kılınmış olabilir?

Piyasada az bulunan bir malı yüksek fiyatla satmak için stoklamak sizce niçin haram kılınmış olabilir?

Piyasada az bulunan bir malı normal değerinden  daha fazla fiyata satabilmek için stoklamak Allah tarafından haram kılınmıştır çünkü bu olay helal ekonomiye balta vurur. Alıcıyı mağdur durumuna düşürür. Hak ihlali söz konusudur. Yapay piyasa dalgalandırması oluşturarak bundan kar elde etmeye çalışmak bir müslümanın yapacağı bir fiil değildir. Dinimiz ihtikâr ve fahiş fiyatı haram kılmıştır. İhtikâr bir ürünün en çok ihiyaç olduğu bir durumda o malı satın almaktır sırf fiyatı daha yüksek olsun diye onu stoklamaktır.

 

Peygamber efendimiz bu fiili kırk gece tekrar eden için Allah’tan uzaklaşmıştır lafzını kullanır. Bu zulmü sadece günahkarlar yapar çünkü ihtikâr sonucu insanlar mağdur olmakta temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Nasıl satılan ürünün hatasını, çürüklüğüne gizlemek haramsa tıpkı bunun gibi satılan ürünün gerçek değerini saklamakta bununla insanları kandırmakta haram olur. Sadece arz ve talep dengesine göre malların ve hizmetlerin fiyatları alçalır veya yükselir. Müslüman dediğimiz kişi ne zulmeder ne de zulme uğrar. İhtikâr din kardeşine ihanet etmek demektir.

Bir malın fiyatının oluşmasında etkili olan unsurlar sizce nelerdir?

Bir malın fiyatının oluşmasında etkili olan unsurlar nelerdir?

Bir malın fiyatının oluşmasında etkili olan birçok unsur bulunmaktadır. Fiyat mekanizması dediğimiz şey bence arz-talep unsuruna göre şekil almaktadır. Arz üreticinin malum piyasa ücretleri ile satmaya hazır bulunduğu mal ve hizmet miktarına denirken Talep ise üreticinin malum piyasa ücretleri ile üretilen maldan almaya hazır oldukları miktara  denir. Bazı arızı durumlarda mal ve himet satışlarını yaparken ticarette haksız kazanç sağlayan ahlaki olmayan satıcılar bu fiyatları arz-talep dengesinden çıkararak oynama yapabiliyorlar.

 

Örneğin satışı yapmayan satıcı ürünlerini depolarda bekletip ürününü karaborsaya düşürebilir. Normal fiyatının çok üstünde piyasaya bu ürünleri tekrar sunup değerinden çok daha fazla kazanç sağlar ancak bu kazanç o satıcı için helal değildir. Onun yaptığı ekonominin olağan düzeninin bozulmasına yol açar. Bunun örneklerini dünyada da ülkemizde de görmek mümkündür. Mevcut durumlardan faydalanmaya çalışan satıcılar insanların zorunluluklarından kar elde etmeye çalışmışlar. Bunu yapmak dolandırıcılık suçudur. Eğer ki arz-talep dengesine göre fiyat artış veya düşüş yaşarsa bu doğal, olağan bir olaydır. Bu durum alıcı tarafından da anlaışılır bir durumdur ve hak ihlaline yol açmaz. Ancak piyasa dengesi üretimden  dolayı hizmetin oluşturulmasında doğal aksamanın dışında yapay probemler çıkartılması suçtur.

Bir alışveriş sırasında aldatıldığınızı fark etseniz neler hissedersiniz?

Bir alışveriş sırasında aldatıldığınızı farketseniz neler hissedersiniz?

Bir alışveriş sırasında aldatıldığımı fark edersem üzüntü duyarım ve sinirlenirim. Bunu yapanın benden haksız kazanç elde etmeye çalışması beni kötü hissettirir. Böyle birşeyi yapmaya cesaret ettiğinden dolayı hakettiği muameleyi görsün isterim. Hakkımın yendiği teşebbüsünü farkettiğimde hemen yetkili mecralara başvururum ki cezasını çekmesi ve başka kimselere de aynı ahlaksızlığı yapmaya cesaret edemesin. Bir mü’min bir insanı sadece savaş esnasında kandırmasına izin vardır bunun dışında yapılan kandırma hak ihlaline girer ve büyük bir saygısızlıktır. Eşrefi mahlukat olan insanın değerinini anlayamamaktır. Hayatın akışı doğruluk ve güven değerleri üzerine kurulmalıdır ki insanlar huzur içinde birlikte yaşayabilsinler. Dinin emrettiği de bu huzur ve güven ortamıdır.

 

İnsan dediğimiz varlık çevresiyle sürekli ilişki içinde olan bir varlıktır. Yalnız başına yaşayamayacağına göre insanoğlu o zaman birbirlerinin hakkına riayet ederek birbirlerinin hakkını gasp etmeyeceklerini taahhüt ederek yaşamalıdırlar. Kuran-ı  Kerim’de aldatma vasfının münafıklara özgü bir özellik olduğu yazar.  Bu soru bana Hz.Peygamberimiz’in (s.a.v) yaşadığı bir olayı hatırlattı ve bu olay sonunda söylediği bir hadis-i şerifi de. Peygamber efendimiz bir gün buğday satan bir adamın tezgahına geldi. Mübarek elini buğday çuvalının içine daldırdığında buğdayların ıslak olduğunu fark etti. Nedenini sordu ve satıcı da yağmurdan dolayı olduğunu söyledi. Peygamber efendimiz ıslak olan buğdayı çuvalın yukarısına koyması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine çokca duyduğumuz şu hadis-i şerifi söyledi: “Bizi aldatan bizden değildir.” [Müslim, Îmân 164, Fiten 16]

Zaten yapması gereken bir işi menfaat karşılığında yapan kişinin durumu sizce nedir?

Zaten yapması gereken bir işi, menfaat karşılığında yapan kişinin durumu nedir?

Zaten yapması gereken bir işi, menfaat karşılığında yapan bir kişi çıkarcılık yapıyor demektir. Böyle bir kişinin ahlaki problemleri olduğunun bir kanıtıdır. Bir insanın görevini yapması onun sorumluluğudur. Bu görevi yapmaması düşünülemez ondan beklenen bir işi tabiri caizse fırsata çevirmek  bundan menfaat devşirmek ahlaki değildir. Şöyle düşünelim öğretmenlik mesleğini yapan bir kişi öğrencilere birşeyler öğretmekten dolayı velilerden meenfaat talep etmesi çok yanlıştır çünkü öğretmenin zaten yapması gereken iş budur ve bunun karşılığında maaş almaktadır. Buna rağmen öğretmen öğrenci velilerinden birşeyler talep ederse haksız kazanç elde etmiş olur.

 

Üstüne üstlük böyle bir davranışta bulunduğunda öğretmenlik mesleğinin onuruna da gölge düşürmüş oldu. Böyle bir kişinin mesleğini kötüye kullanmaktan meslekten atılmalıdır ve hukuki ceza yaptırımı uygulanmalıdır ki bu suçu işlemeyi düşünenlere de caydırıcı örnek olsun. Toplumdaki çoğu kişinin yapması gerektiği iş için menfaat devşirdiğini düşünelim işlerin nasıl sarpa saracağını öngörebilirsiniz. Yapılması gereken işler yapılmaz insanların kul hakkına girilir. Haksız kazanç oranı artar. İş ahlakının ilkeleri çiğnenir bu işi yapan kişi hep bir menfaat beklentisi içine girer.

Biri size daha fazlasını geri ödemeniz şartıyla borç verebileceğini söylese ne hissedersiniz? Niçin?

Biri zor durumunuzdan faydalanarak size, daha fazlasını geri ödemeniz şartıyla borç verebileceğini söylese ne hissedersiniz? Neden?

Benim zor durumda oluduğumu gördüğü halde benden kar elde etmek için faiziyle alacağı borç verebileceğini söylese kötü hissederdim. Bu tür bir davranış karşıdaki insanın çıkarcı, menfaatçi olduğunu gösterir. Karakterli bir insan böyle bir davranışta bulunmaz bu kaba tabirle “kurnazlık”dır. Müslüman ve iyi bir insana yakışan düşen insanlara,  sıkışan zor durumda kalan insanlara yardım etmek onların yüklerini almaktır. Onlara yardım eder gibi gözüküp onları daha da zor duruma sokmak demek değildir.

 

Sıkışan bir insana borç vermek mecazen Allah’a  borç vermek gibi bir düzeye yükseltilmişken bir de bunun üzerine faiz haram olduğu halde faiz istemek dinimize ve ahlaki kurallara uymamaktadır. Aynı şekilde düşündüğünüzde bu insan size yardım etmemekle kalmayıp sizi günaha davet ettiği için ek olarak günaha girmiş olur. Yetmez böyle bir teklifte bulunduğu için sizi kıracağı için yine günaha girer çünkü insanları kim olurlarsa olsunlar incitmek caiz değildir. Sıkıntılı insana gönül ferahlığı olamayıp daha da gönül darlığına sebep olmak şu sözü akla getirir “İnsan insana şifa olmalı, dert değil.”