Aynı ortamda bir arada yaşayan aynı türe ait canlılar birbiriyle nasıl etkileşim içindedirler?

Aynı ortamda bir arada yaşayan aynı türe ait canlılar birbiriyle nasıl etkileşim içindedirler?

Canlılar sürekli olarak doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkileşim halindedir. Canlıların bu denli dengeli bir şekilde hayatlarını devam ettirmeleri de bu dengenin korunmasından kaynaklanmaktadır. Bir arada yaşam oldukça önemli bir husustur. Birbirine zarar vermeden ve sürekli olarak avlanmadan geçen bu süreç, canlılık için büyük önem arz etmektedir. Canlıların hayatlarına bakıldığında da dengeli bir avlanma söz konusudur. Eğer tüm yılanlar tüm kurbağaları yeseydi ortamda beslenecek bir şey kalmayacaktı. Tüm etçiller otçullarla beslenirken otçulların neslinin tükenmesi de oldukça ciddi bir duruma sebebiyet verecektir.

 

Sağlıklı bir ekosistem için bu dengenin sürekli korunması gerekmektedir. Bu sadece beslenme değil aynı zamanda üreme konusunda da geçerlidir. Üreme sadece aynı tür canlılar değil farklı tür canlılar arasında da olabilmektedir. Bu durumda ortaya farklı türden canlıların çıktığı da gözlenir. Canlıların hayatlarını devam ettirmelerinin bir gereği de bundan geçer. Birbirine yarayışlı şekilde faydalı ilişkilerde bulunan canlılar da bulunmaktadır. Bu süreçte karşılıklı yarar sağlayarak birbirlerini avlamadan beslenebilirler. İşte bu düzen korunur ve bu korunma gerçekleşirken dışarıdan bir müdahale sistemin dengesini bozabilmektedir.

Ailenizde ve okulunuzda gözlemlediğiniz fedakarlıklara örnekler verebilir misiniz?

İnsan türü de birlikte yaşayan canlılardandır. Ailenizde ve okulunuzda gözlemlediğiniz fedakârlıklara örnekler verebilir misiniz?

İnsanlar birçok canlı ile birlikte yaşam sürmektedir. Canlıların bu denli büyük bir sistemde düzen içerisinde yaşaması için yapılması gereken birçok kural bulunur. Bu kuralların kimisi yazılıdır kimisi ise yazılı değildir. Bazı haklar kanunlar tarafından da korunmaktadır. Bu canlı sistemin içerisinde en gelişmiş yapılar insanlardır. İnsanların birçok görev ve işlevi vardır. Diğer tüm canlılardan daha üstündür. Bunu sağlayan mekanizma ise beyindir. Düşünsel aktiviteler ve konuşma gibi çok farklı beceriler bulunmaktadır. İnsanların birbiri ile de bir düzen içerisinde bulunması gerekir. Bu durumda kişilerin de aynı şekilde birbirleri ile bir uyum içerisinde olduğu görülecektir.

Fedakarlık konusunda ise insanların birbiri için yapmış olduğu karşılıksız yardımlar olarak görülebilmektedir. İnsanların birbiri ile yapmış olduğu bu diyaloglar insan ilişkilerini de önemli derecede etkilemektedir. Bir arkadaşınızın ödevin yardım etmek, yediğiniz bir yemeği yanınızdaki kişi ile paylaşmak gibi birçok şey iyilik anlamına gelen olumlu hareketlerdir. Günümüzde bunların sayısı ve çeşidi yaşanılan duruma göre değişkenlik gösterse de insanlar üzerine faydalı ve olumlu davranışların tümü fedakarlık olarak isimlendirilmektedir. İnsanlar sizden yardım istediğinde onlara elinizden geldiğince yardımcı olmanız da bunun en güzel örneğini oluşturur. İletişi oldukça önemli bir olgudur. Bu durum hem kendinizi hem de çevrenizi olumlu yönde etkileyerek güzel bir gelişim örneği anlamına gelmektedir. Bu yüzden etrafınızdaki kişiler adına fedakarlık yapmaktan çekinmeyin.

Dünya üzerinde insan nüfusunun hızla artışının ekosisteme etkisini araştırınız.

Dünya üzerinde insan nüfusunun hızla artışının ekosisteme etkisini araştırınız. Araştırmanız sonucunda elde ettiğiniz verileri sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

İnsanlar tüm canlılar ile koordineli bir şekilde yaşayış gösterirler. Canlılığın artması birçok canlıyı etkilemektedir. Sadece canlı değil doğal olan kaynakların da tüketimine sebep olmaktadır. İnsan sayısının artış göstermesi durumunda su ile alakalı tüm kaynaklar kullanılma tehdidi altına girer. Çünkü su elzem bir kaynaktır. Su kaynakları bu denli kullanımı durumunda da ilerleyen süreçlerde susuzluk gibi problemlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Su kaynakları ile beslenen canlılar, yaşam alanı su olan tüm canlılar tehdit altındadır. Bu tehdit sürecinde ise sucul canlıların da neslinin tükenmesi durumu gözlenir. Canlılığın etkilendiği bu düzende birçok zincirsel aktivite engellenmektedir.

Bitkilerin büyüyüp gelişmesi adına ihtiyacı olan suyun eksikliği bitkilerin fakir bir örtü olmasına sebep olur. Bu örtü fakir olduğunda otçul beslenen canlılar olumsuz etkilenir. Bu olumsuz süreç otçul canlıları direk olarak etkiler. Etçil canlılar da beslenme adına canlı bulamaz ve sistem tamamı ile alt üst olur. Bu sayılan tüm basamaklar uzun vadede anlamlıdır. Bu sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda sağlığın etkilenmesi ve evrenin sisteminin geri dönüşü olmaksızın bozulması söz konusudur. Bu yüzden insan olarak çevreye karşı birtakım sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumlulukların bilincinde olarak hareket etmemiz çevreye karşı en önemli sorumluluğu oluşturmaktadır.

Besin, su gibi yaşamsal kaynakları bilinçli kullanmanın önemini vurgulayan slogan, afiş gibi materyal hazırlayın.

Besin, su gibi yaşamsal kaynakları bilinçli kullanmanın önemini vurgulayan slogan, afiş gibi materyal hazırlayın.

Canlı organizmaların her daim olmazsa olmaz süreçleri bulunur. Bu süreçlerin yerli yerinde devam etmesi durumunda sağlıklı insanlar sağlıklı sistemler ortaya çıkar. Besinler, insanların ya da diğer canlıların karnını doyurmak, enerji elde etmek, yaşamın bir zorunluluğu olmaktadır. Bu zorunlu süreçte beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir canlı karnı acıktığında sürekli olarak beslenir. İnsanlar bu şekildedir ancak hayvanlar besinlerini genel olarak bir diğer canlıyı avlayarak elde etmektedir. Sadece et ile değil ot ile beslenen canlılarda bulunur. Bunlarda durum ise bitkilerden beslenme şeklinde gerçekleşir. Bitkiler bu sürecin başlangıcıdır. Bitkiler hareket edemezler yani aktif bir şekilde bir yerden başka yere geçemezler. Bu yüzden besinlerini enerjinin çevrimi ile elde ederler. Enerji sürekli olarak dönüşüm halindedir. Bitkilerdeki en bariz örneklerini görmekteyiz.

Su ise yaşamın olmazsa olmazıdır. Tüm sistemler bu durumun farkındadır. Sistemlere bakıldığında canlılığın % 70 i sudan oluşmaktadır. Bu süreçte canlıların en bilinen yönleri de ortaya konulmaktadır. Su olmadan bir yaşamın olması mümkün değildir. Suya olan ihtiyaç canlılık arttıkça devam ederek artış gösterir. Canlıların bu sistemde suyu gereksiz yere kullanmaması da önemlidir. Nüfusun artması daha fazla canlının su kullanmasına neden olacaktır. Bu durumdan dolayı bize verilen bu kaynaklar düzenli ve dengeli bir şekilde kullanılmalıdır. Dengenin değişmesi durumunda dünya üzerinde suyun eksilmesi ya da besin kaynaklarına ulaşamama gibi durumlar gözlenir. Sağlıklı bir evrenin gereği, sağlıklı bir çevreden geçmektedir.

Kurtlar ekosistem dengesinin oluşmasında nasıl bir etkiye sahiptir?

Ekosistemde yer alan tüm canlılar büyük öneme sahiptir. Canlıların bu derece önemli bir yere sahip olması, işleyişin de ilerlemesine bağlantılı olarak değişkenlik gösterir. İşleyişte mevcut olan bir aksaklık durumunda bu denge değişir ve sağlıklı bir sistem bozulur. Bu durumu kurtlar için değerlendirmemiz gerekirse, kurtlar etçil beslenen kocaman bir ailedir. Etçil beslenen her canlı bir diğer canlının yenmesine neden olmaktadır. Canlıların birbiri üzerinde yapmış olduğu bu durum neticesinde aşırı beslenmesi ile ot obur diye bildiğimiz canlıların sayısında bariz bir şekilde azalma söz konusu olmaktadır. Bu canlılığın olumsuz yönde etkilenmesi ile bilinir. Ot obur canlıların tükenmesi, canlıların bu süreçte neslinin tükenmesine sebep olurken etçil canlıların da artmasına sebep olmaktadır.

Normal şekilde kurt ailesinin üyelerinin beslenmesine devam etmesi beklenen bir durumdur. Çünkü beslenmenin olmaması durumunda otçul canlılar artar ve bu durumda etrafta bitkilerin azalmasına neden olur. Otların azalması birçok böcek türünde nesil tükenmesine neden olmaktadır. Bu durum bakıldığında böceklerden kurtulmak için mantıklı bir yöntem olabilir. Ancak bu yöntemde sadece böceklerin tükenmesi bile büyük bir sistem dengesizliğine neden olacaktır. Doğada bulunan her bir canlı birbiri ile kontak halindedir. Bu durumun değişmesi tüm sistemin yerle bir olması anlamına gelir.

Bazı canlıların sayısının çok fazla artışı aynı ekosistemde yaşadıkları diğer canlıları nasıl etkileyebilir?

Çevremizde gördüğümüz her şey belli başlı düzene sahiptir. Bu düzenli sistemin de bilinen kuralları mevcuttur. Ekosistem bu şekilde sürekli olarak dengede kalmalı ya da dengesinin değişmesi için önlemler alınmalıdır. Aksi durumda canlılığın sonu anlamına gelmektedir. Canlı sistemlerin de en büyük ihtiyacı olan şey sağlıklı çevredir. Sağlıklı bir çevre sağlıklı bir yaşam kalitesi sunmaktadır. Bu yüzden de ekosisteme gereken önemin verilmesi oldukça önemlidir. Ekosistemde canlıların sayısının artması onunla beslenen canlıların azalma göstermesine sebep olmaktadır. Bundan dolayı da direk olarak o canlı grubu ile bağlantı kurulur. Canlıların bu denli değişimi söz konusu olduğunda ekosistemin dengesinde bizi düşündürecek şeylerin olduğu da bilinmelidir.

 

Ekosistemde yer alan canlı gruplarında herhangi birinin artışı o canlının çevreye verdiği zararı arttırabilmektedir. Beslenme kaynaklarını sürekli kullanması ve sayının kontrolsüz şekilde artması beslendiği canlı grubunun da sayısının artmasına destek olur. Sağlıklı bir sistemde bu denge genel olarak korunur. Dengenin korunması sadece tek bir canlıyı değil bütün canlılığı etkilemektedir. Sağlıklı bir şekilde ekosistemin devamlılığı böceklerden insanlara kadar gelen geniş bir etkileşim yelpazesine sahiptir.

Ekosistem dengesinin bozulması ne tür sorunlara yol açabilir?

Ekosistem içerisinde bulunduğumuz denge durumu anlamına gelmektedir. Bu denge durumu genel itibari ile birbiri ile ilişkili şekilde bir düzenle devam etmektedir. Bitkiler, hayvanlar ve bunun dışında mantarların içerisinde bulunduğu bu düzende, insanların da rolü oldukça büyüktür. Ekosistem bir piramit şeklinde düşünülmektedir. Bu piramidin ilk başında bulunan canlı, birçok yönden güçlü sayılmaktadır. Daha gelişmiştir ve adaptasyon gibi problemleri bulunmamaktadır. Bu derece düzenli bir şekilde işleyiş gösteren ekosistemde, sistemin bir parçası olan en küçük canlı bile büyük önem göstermektedir. Canlıların mevcut olan bu işlevleri aksadığında sistemde belli başlı problemler çıkmaktadır.

 

Bunu basit bir örnek ile açıklamak gerekirse, bir yerde kurbağaların sayısının artması o bölgede yılanların azalmış olduğu anlamına gelmektedir. Yılanların sayısındaki artış da ters orantılı şekilde kurbağa sayısında artışı gözetir. Bu durumun neticesine bakıldığında ekosistem oldukça dengede olması gereken bir süreçtir. Ekosistemin bu dengesi, süregelen tüm süreçleri de beraberinde getirmektedir. Diğer sorunlara bakacak olursak:

 

– Spesifik olarak canlılığın tükenmesine sebep olur.

– Canlıların besin zincirinin etkilenmesine neden olur.

– Çevrede mevcut olan denge durumu sıkıntısı, düzenin alt üst olması anlamına gelir. Düzensiz beslenme, belirli türlerde artış ya da bu oranda azalma gibi etmenler doğanın dengesini altüst eder.

17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Sahip Olduğu Topraklara Bugün Sahip Olunsaydı Dünyada Nasıl Bir Güç Dengesi Kurulurdu?

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Sahip Olduğu Topraklara Bugün Sahip Olunsaydı Dünyada Nasıl Bir Güç Dengesi Kurulurdu?

 

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti dünya üzerindeki birçok bölgede söz sahibiydi ve farklı kıtalarda yer alan oldukça kritik toprakları bulunmaktaydı. Günümüz şartlarında ülkelerin ekonomisinde önemli payları bulunan kaynaklar ve bazı toprakların bulunduğu konumdan ötürü sahip olduğu stratejik önem düşünüldüğünde dengelerin Osmanlı lehine kurulmasının mümkün olabileceğini söylenebilmektedir. Anadolu başta olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu’da yer alan stratejik kaynakların yer aldığı topraklar ile Kuzey Afrika ve Asya bölgeleri 17.yüzyıl itibariyle Osmanlı Devletinin kontrolü altında kalmıştır. Benzer konjonktür bugün de devam etseydi dünyada yer alan petrol rezervlerinin %60 gibi büyük bir kısmı Osmanlının elinde olacak ve petrol üretimi ile fiyat dengelenmesine tüm dünyayı etkileyebilecek nitelikte kararlar almak mümkün olacaktı.

 

Petrolün ülke ekonomisine sağlayacağı bu denli büyük katkıların yanı sıra doğalgaz ve kömür gibi diğer enerji kaynaklarının üretildiği ve farklı bölgeler arasında transfer edildiği noktalar da Osmanlı Devleti egemenliği altında kalacaktı. Böylelikle ülke, enerji alanında dünya üzerindeki 1 numaralı devlet olarak gücü elinde bulundurma fırsatı yakalayabilecekti. Dönem şartları itibariyle Karadeniz’in tamamında ve Akdeniz bölgesinin ise büyük bir kısmında hakimiyeti bulunan devletin ticaret ve deniz taşımacılığı alanlarında da söz sahibi olması ve önemli derecede gelir elde etmesi mümkün olacaktı. Stratejik ve ekonomik açıdan oldukça önemli bölgelere sahip olan devletin süper güç olması mümkün hale gelecekti.

Ülkelerin Siyasi Sınırları İle Doğal Sınırlar Arasında Nasıl Bir İlişki Olabilir?

Ülkelerin Siyasi Sınırları İle Doğal Sınırlar Arasında Nasıl Bir İlişki Olabilir? Zagros Dağları’nın Coğrafi Özelliklerini Göz Önünde Bulundurulduğunda Türkiye – İran Sınırının Belirlenmesindeki Etkisi Ne Olabilir?

 

Tarihi dönemler içerisinde meydana gelen savaşlar ve bu savaşlar sonrasında savaşa katılan devletlerarasında birtakım anlaşmalar imzalanmıştır. Genel olarak birbirlerine sınır halinde bulunan veya ortak bir noktadaki toprak parçası için savaşa katılan bu devletlerarasında imza edilen anlaşmalarda siyasi sınırları tespit etme sürecinde iki bölge arasındaki doğal sınırların niteliği göz önüne alınmıştır. Oldukça belirleyici bir niteliğe sahip olan bu doğal sınırlar içerisinde dağ, çöl ve deniz gibi unsurlar yer almakta olup özellikle yüksek dağların arkasında yer alan topraklara hakimiyet sağlanması ve bu bölgelerin istenen şekilde korunması oldukça zor bir hal almıştır. Doğal oluşumların varlığı sayesinde sınırlar arasında planlanan taslaklar üzerinde değişiklik yapılmıştır.

 

Türkiye ile İran devletleri arasında yer alan ve oldukça stratejik bir öneme sahip olan Zagros Dağları yaklaşık olarak 1500 km uzunluğa sahip olup en yüksek noktasının yerden yüksekliği ise 5 bin 98 metre seviyesine ulaşmaktadır. İki ülke arasında yapılan anlaşmalar doğrultusunda Türkiye için bu dağın arkasında yer alabilecek bir toprak parçasına hakim olmak ve bu bölgede yaşayan halkın can ve mal güvenliğini korumak oldukça zor bir durum olacağı için Zagros dağı doğal sınır olarak kabul görmüştür. 1639 yılında Osmanlı Devleti ile İran arasında imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşması Cumhuriyet döneminden itibaren esas alınarak üzerinde küçük değişiklikler yapmak suretiyle halen geçerli sayılmaktadır. Böylelikle bölgede istenen huzur ortamının sağlanması mümkün hale gelmiştir.

Uluslararası Sahada Güçlü Ticari Faaliyeti Olan Devletler Dünya Siyasetinde Nasıl Bir Rol Oynar?

Uluslararası Sahada Güçlü Ticari Faaliyeti Olan Devletler Dünya Siyasetinde Nasıl Bir Rol Oynar?

 

Ekonomik yapısı güçlü temeller içeren ve tüm sektörlerde belirli planlamalar yaparak büyümesini ve istihdamını pozitif bir şekilde artıran devletlerin uluslararası alanlardaki ticari faaliyetlerde gücü eline geçirmesi oldukça kolay bir hal almaktadır. Üretim ekonomisini ilke edinerek birçok alanda yenilikleri hizmete sunan ve dışa bağımlılığı azaltan devletler ihracat rakamlarında da istenen hedefe kolay bir şekilde ulaşabilmekte ve birçok ülkeyi bir anlamda kendisine bağımlı hale getirmektedir.

 

Uluslararası ilişkiler çerçevesinde zaman içerisinde bazı devletlerarasında siyasi, ekonomik veya ulusal nedenler ile birtakım anlaşmazlıkların yaşanması söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum yaşandığı takdirde ekonomik yapısı daha güçlü olan ve sanayi, ticari ya da askeri alanlarda oldukça gelişmiş bir konumda yer alan devletler rakibi karşısında birtakım ticari veya teknolojik yaptırım kozunu ortaya sürerek siyasi başarı elde etme amacı gütmektedir.

 

Dünya siyasetine kendi çıkarlarını esas alarak diledikleri şekilde yön verebilme potansiyeli bulunan güçlü devletler istedikleri ülkeler üzerinde amaçlarına uygun olacak şekilde baskı unsurlarını devreye sokmaktadır. Stratejik konumda bulunan ülkeler ve pazarlara karşın birtakım ekonomik ve siyasi planlamalar yürüten güçlü devletler ekonomik işbirliği altında hedef haline getirdikleri bölgeler veya ülkelerin yönetimleri üzerinde söz sahibi olabilmeyi ve bu ülkelerin kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde kararlar almasını sağlayacak adımların attırılmasını amaç edinmektedir. Ekonomik olarak dışa bağımlı bir halde bulunan ülkelerin siyasi ilişkilerde zayıf bir noktada bulunması aşikardır.