Emeviler ve Abbasiler Döneminde uygulanan politikaların İslamiyet’in yayılmasına etkileri nelerdir?

Emeviler ve Abbasiler Dönemi’nde uygulanan politikaların İslamiyet’in yayılmasına etkileri nelerdir?

 

Abbasi ve Emeviler döneminde İslamiyet hızlı bir şekilde yayılmıştır. Yayılmanın hızlı olmasından Emevilerin ve Abbasilerin uyguladıkları politikanın etkisi oldukça tesitli olmuştur. İslamiyet’in yayılmasına Emeviler ve Abbasilerin etkileri şunlardır:

 

  • Her iki dönemde de fetihler önem verilmiştir. Fetihler neticesinde ele geçirilen topraklarda yaşayan haklar fethi gerçekleştiren Müslümanlarla tanışma fırsatı yalamaktadır. İslami tanıyan halklar zaman içerisinde İslamiyet’i kabul etmiştir. Böylece kısa süre içinde İslam yayıldı. Emevilerin ilk dönemlerinde yakın çevrede yaşayan İranlılar İslam’ı kabul etti. Sonrasında 10.yüzyılda ise kitleler halinde Türkler arasında Müslümanlık yayılmaya başladı.
  • Emeviler zamanında bazı olumsuz siyasi tavırla söz konusu olsa da fethedilen yerlerde yaptırılan camiler, Türk ailelerin yanına yerleştirilen Müslüman aileler İslam’ın fethedilen yerlerde tanınmasına yardımcı olmuştur.
  • Ömer Abdülaziz gibi Emevi halifeleri İslam’ın yayılması için uğraş vermişler ve Müslüman aileler iyi davranılması, islamı anlatacak din bilginlerinin gönderilmesi gibi yeni kanunlar getirmiştir.
  • Müslüman tüccarlar farklı ülkelerle ticaret yapmaktaydı. Tüccarları tanıdıkça İslamiyet’e ilgisi artan İdil Bulgarları İslam’ı kabul eden ilk Müslüman Türk devleti oldu.
  • Yıllar içerisinde dünyanın farklı noktalarına giden kabileler yeni devletler kurdurlar. Yağma, Çiğil ve Karlık Türkleri Orta Asya’daki İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar’ı, Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devletini kurmuşlardır. Dünyanın farklı noktalarına ulaşan bu kabileler ve kurdukları yeni devletler bulundukları bölgede İslam’ın tanınmasını kolaylaştırmıştır.
  • Abbasi halifelerinin farklı milletleri İslam’a davet etmek için elçiler göndermesi de yayılmayı hızlandırmıştır.

Arabistan’da Düzenlenen Panayırların Kültürel Alandaki Önemi Nedir?

Arabistan’da düzenlenen panayırların kültür hayatına etkileri nelerdir?

 

İslam nazil olmadan önce Arabistan yarımadasında sanat, kültür, ticaret ve sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi için panayırlar kurulurmuş. Cahiliye insanı, çarşı Pazar ihtiyaçlarını bu panayırlardan giderirmiş. Panayırların kurulması şehrin bir çok konuda hareketlenmesine neden olurmuş. Ticaretin yapılması ekonomiyi canlandırırken panayırlarda yapılan şiir ve hitabet yarışmaları kültürel hayatın canlanmasını neden olmuştur. Yüzyıllar öncesinde kurulan panayırlarda kültür, sanat, edebiyat ticari faaliyetlerle birlikte insanlara sunulmaktadır. Kültürel faaliyetlere ilgisi olmayanların bile dikkatini çekmek için tasarlanmış ileri bir düşüncenin göstergesidir. Panayırlarda yapılan faaliyetler ve etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

 

  • İpek Yolu gibi önemli ticaret yolunun üzerinde kurulan panayırlarda dini ibadetlerin yapılmasına katkıda bulunmaktadır. Kiliselerde kullanılan tütsüler panayırlarda dünyanın farklı noktalarına dağılmaktadır.
  • Arabistan’ın ve yakın çevresindeki farklı kabilelere mensup insanlar panayırda ticaret yapma bahanesi ile bir araya gelerek kültürel mozaik oluşturmuştur.
  • Farklı kabileler ve İpek Yolunda yolculuk yapanların buluşma noktası panayırlardır. Panayırlar kültürel ve ticari birliktelik sağlamış, böylece sosyal hareketliliğe neden olmuştur.
  • Panayırlara gelen kabileler kendi kullandıkları kıyafetlerin ve ev araçlarının satışını yapmıştır. Böyle olunca panayırlar din, kültür ve gelenek fuarı misyonunu yüklenmiştir.
  • Şiir, hitabet gibi edebi faaliyetlerin yapılması sayesinde Arapçadan farklı dillere, farklı dillerden Arapçaya kelime geçişleri olmuştur. En önemlisi Arapçanın gelişmesine katkıda bulunmuştur.
  • El sanatları işçilikleri arasında bulunan iplikçilik, dokumacılık, çömlekçilik, demircilik gibi faaliyetlerin gelişimi sağlanmıştır.
  • Resim, heykelcilik gibi sanatsal faaliyetler gelişmiştir.

Gelenek ne demektir? Geleneklerimizden bildiklerinizi sınıfta açıklayınız.

“Gelenek” ne demektir? Geleneklerimizden bildiklerinizi sınıfta açıklayınız.

 

Gelenek; bir toplumun, asırlar öncesinden kendi içerisinde doğan, nesilden nesle geçerek özel bir bağ oluşturan davranış kurallarıdır. Töre, örf ve adet olarak da bilinir. Gelenek deyince akla gelenlerin başında; kına gecesi, sünnet töreni, asker uğurlama, görücülüğe gitme ve gelin çıkarma vardır.

 

Kuşaktan kuşağa aktarılan ve uzun seneler değişiklik göstermeden birçok alanda büyüklerin takip edildiği alışkanlıklar olarak da bilinen geleneklerimiz arasında; cenaze, nişan, düğün, bayramlarda ziyarette vazgeçemediklerimiz arasındadır. Gelenek ve göreneklerimiz dolayısıyla gelecek kuşakların da kültürümüze ait değerleri öğrenmesi söz konusu olmaktadır. Bu durum da geleneklerimizin gelecekte de yaşatılması anlamına gelir.

 

Kültürü oluşturan ve önemli bir unsur olan gelenekler, toplumsal olarak yaşanılan bölgenin din, yemek kültürü ve yaşam açısından insanların daha sonraki nesillere aktardığı değerlerdir. Nereden geldiklerini gösteren ve insanların hiçbir zaman kaybetmemesi gereken kültürel değerlerdir. İnsanlar yaşam boyu çeşitli inanışların etkisinde kalır ve bunları benimseyerek daha sonraki nesle aktarır.

 

Gelenekler toplumu yönlendirmede önemli bir yere sahiptir. Fakat kimi iyi kimiyse toplumu olumsuz yönde etkiler. Büyü ve fal gibi hurafeler de gelenek haline gelmiştir. Bu gibi batıl inançlar toplumu ileri götüreceğine maalesef geri gitmesine sebep olmaktadır. Büyüklerin yanında ayak ayak üzerine atmama, bayramda el öpme gibi adetlerde saygıyı ifade ettiği için toplumu iyi yönde etkiler. Kültür değerlerimiz olan gelenek ve göreneklerimizi koruyup yaşatmak, milli değerlerimizin korunması açısından da önemlidir.

Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakır özdeyişi

“Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakır…”  özdeyişi ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi açıklayınız.

 

“Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakır…”  özdeyişiyle anlatılmak istenen, misafirin kendi kısmetiyle gelmesidir. Misafir ev sahibine yük değildir. Her kişi kendine ait rızkı yiyeceği için, eve gelen misafir de gelirken kendi rızkını getirir. Yediğine bereket katar veya yapacağı dua ile ev sahibine birkaç katının gelmesini sağlar.

 

Toplum olarak misafire oldukça fazla değer veririz. Bu yüzden her ne yapılırsa yapılsın ansızın çıkıp gelecek olan kişiler için, yolda kalmışlar için, öksüz ve yetimler için muhakkak bir pay bırakılarak yiyecekler yapılır. Örneğin, sofralarımızda ailede bulunan kişi sayısından en az bir iki fazla kişi varmış gibi hareket edilerek sofralar kurulur. Bu durumun sebebi ise, misafirin gelme olasılığına karşı yapılan bir hazırlıktır. İkramda bulunmak peygamber sünnetleri arasında bulunur. Ayrıca misafire ikramda bulunmak ve bu konuda hızlı davranmak sünnettir. Misafirin ikramı geri çevirmesi ise sünnete terstir, ikram edilenden muhakkak tadılması gerekir.

 

Eve gelen misafiri hane sahibi asla bir yük olarak görmemelidir. ‘nerden çıktı bu şimdi’ gibi düşünceler hiçbir şekilde ne inancımıza ne de kültürümüze sığar. Kapımıza gelen misafir, her kim olursa olsun onu güler yüzle karşılayıp en iyi şekilde ağırlamak gerek. Misafirin geldiği evde başta yemek olmak üzere, sohbetler de paylaşılır. Paylaştıkça hayatlar da hanelerde bereketlenir. Allah her daim misafirperver insanları kazançlı kılar. Evimizde iyi bir şekilde ağırladığımız misafirin, gün gelip evine misafir olduğumuzda gösterdiği hürmet zamanında yaptığımız güzel ağırlamanın yansıması olduğunu unutmamak gerekir.

İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı özdeyişi

“İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.” özdeyişi ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi açıklayınız.

 

Yapılan bir iyiliğe karşı iyilik yapmak pekte önemli değildir. Çünkü bunu herkes yapabilir. Önemli olan, herkesin yapamadığı şey, yapılan bir kötülüğe karşı iyilikte bulunmaktır. Bunu başarabilen kişi erdemli ve olgun bir kişidir. Bir olayda karşılık bekleyen biri, sıradan biri olarak görülür. Mesela iyilik yapan bir kişinin karşısında bulunan kişiden de iyilik beklemesi gibi.

 

Allah her insanı iyi olarak veya aynı şekilde kötü olarak da yaratmamıştır. İnsanoğlu kendi özgür iradesiyle iyi ya da kötü olur ve o davranışları sergiler. İşlerimiz bir anda ters gidip sıkıntıya düştüğümüzde, daha önce iyilik yaptığımız insanlar bize destek olma imkanı varken olmayabilir. Hatta destek olmaktan ziyade köstek olup daha da sıkıntı çekmemiz için ellerinden geleni yapabilir. Onların yaptığı bu hainliğe karşı, asla elimize imkan geçtiğinde aynı şekilde davranmamalıyız. Çünkü olgun kişiler asla hainliğe karşı hainlikle cevap vermez. Hayattaki en güzel davranış iyilik ve iyi düşünebilmektir. İyilikten anlasın ya da anlamasın karşımızdaki her canlıya her daim iyi davranmalıyız.

 

Yapılan kötülüğü unutup affedebilmek en büyük erdemdir. Çünkü erdemli olmak herkese nasip olmayacak bir durumdur. İnsan ne olursa olsun her zaman affetmeyi bilmeli, karşısındaki insanın iyiliğini istemelidir. Çünkü iyi insan olmak bunu gerektirir. İyiliğin gizli yapılanı makbuldür, karşılık beklenmez. İnsanın içine büyük bir huzur veren bu duyguyu yaşamak için karşımızdaki insan bize kötü davransa bile ona iyi davranmaktan vazgeçmemeliyiz.

Sana kötülük yapanı, iyilik yaparak cezalandır özdeyişi

“Sana kötülük yapanı, iyilik yaparak cezalandır.” özdeyişi ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi açıklayınız.

 

“Sana kötülük yapanı, iyilik yaparak cezalandır.” özdeyişi, güzel bir özdeyiştir. Net bir şekilde insanlığa ders verir nitelikte bir cevaptır. Bu özdeyişle anlatılmak istenen, sana kötülük yapan bir kişiye asla kötülükle yaklaşma, çünkü kötülüğe kötülükle karşılık verilirse senin de ondan herhangi bir farkın kalmaz. Kötülüğe kötülükle karşılık vermek karşındaki kişinin seviyesine düşmektir. Kötülüğe karşı iyilikle cevap verilirse, kişi hem sevap kazanır, hem de karşıdaki kişi yaptığı hatayı anlayarak kendinden utanır.

 

İnsanın içinde her daim iyilik yapma duygusunun olması oldukça önemlidir. Yaptığımız iyiliği asla dile getirmemeli, başa kakmamalıyız. Yaptığımız iyiliği kişi ayırt etmeden yapmalıyız. Bize iyilik yapan kişilere mutlaka bizde iyilik yapmalıyız, fakat asıl önemli olan bize kötülük yapan kişilere de iyilik yapabilmektir. İyilik konusunda her daim cömert olmak gerekir. İnsanı mutlu eden bir davranış olan iyilik aynı zamanda kişiye tarifsiz bir huzurda verir. İyilik yapmak, kişiler arasında; saygı, sevgi, birlik ve beraberlik duygularının da gelişmesine katkı sağlar. Örneğin, bir kedi besliyoruz ve kedinin zaman zaman tırmalama ve ısırma huyu var. Bizi tırmalıyor diye kapının önüne mi koyacağız? Tabi ki hayır. Hayvan doğası gereği, tırmalar da ısırır da. O bizi ne kadar tırmalasa da biz ona iyi davranmaktan vazgeçmemeliyiz. Dünyayı kurtaracak olan da iyiliklerdir. Dolayısıyla hiçbir zaman iyilik yapmaktan vazgeçmeyelim bize kötülük yapanlara bile.

En son kime, hangi iyiliği yaptınız?

En son kime, hangi iyiliği yaptınız?

 

En son iyiliği karam, buz ve bal’a yani mahallemizin 3 koruyucu meleğine yaptım. Market’e giderken çimlerin üzerinde yattığını gördüğüm bu güzel çetenin karnının tok olduğunu bildiğim halde, dönüşte onlara salam alıp kendi ellerimle yedirdim. Sonrasında ise peşime takıldılar ve bana ofise kadar eşlik ettiler. Açıkçası bana eşlik etmelerini beklemiyordum. Ama çok hoşuma gitti birinin arkamdan birinin yanımdan diğerinin de önümden yürümesi. Yaptığımız her iyilik aslında kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar.

 

Sevgiyle iyilik birbiriyle bağlantılıdır. Etrafımızdaki canlıları seversek onlar için bir şeyler yapmak için çaba gösteririz. İyilik yapabilmek, Allah’ın nasip ettiği en güzel duygulardan biridir, herkese nasip olmaz. İyilik sahibi bir insan olabilmek için insanın önce vicdanlı ve merhametli olması gerekir. Kalbi fesat, acımasız ve merhametsiz bir insanın iyilik yapabilmesi söz konusu değildir.

 

Özellikle kış aylarında etrafımızdaki insan ya da hayvanlara karşı daha duyarlı olmalıyız. Çünkü kış ayları soğuk olduğu için yaşam koşulları daha zordur. Örneğin sokak hayvanları kışın daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar, açlık onları daha kısa sürede öldürür. Çöp kenarlarına koyacağımız yemek artıkları onlar için oldukça önemlidir. Allah tarafından bize emanet edilen bu canlara sahip çıkmak insanoğlunun en önemli görevlerinden biridir. Çünkü onların ağzı dili yoktur, acıktıklarını, susadıklarını veya bir yerlerinin ağrıdığını bize söyleyemezler. Güzel bir şekilde yaşamak tüm canlıların en doğal hakkıdır. İnsan ya da hayvan olmasının hiçbir farkı yoktur.

Herhangi bir kişiye, karşılık beklenilerek yapılan yardıma iyilik denilebilir mi?

Herhangi bir kişiye, karşılık beklenilerek yapılan yardıma iyilik denilebilir mi? Açıklayınız.

 

Karşılık beklenerek yapılan yardım asla iyilik değildir, samimiyetsiz bir durumdur, iyilik herhangi bir karşılık beklemeden içten gelerek yapılır. İyilik yapmak Allah’ın kullarına nasip ettiği en güzel duygulardan biridir, çünkü herkese nasip olmaz Çevremizde kişilere yardım etmek en başta kendi ruhumuza iyi gelir. Örneğin maddi durumu iyi olmayan bir aileye gıda, kıyafet ve eğitim yardımında bulunup, ilerleyen yıllarda çocukların okullarını en iyi şekilde bitirip kendi ayakları üzerinde durduğuna şahit olmak.

 

Gurur duymak güzel bir duygudur. İyilik yapmak için zengin olmak gerekmez kişinin gönlünün zengin olması yeterlidir. Botu olmayan bir çocuğa yeni bir bot alıp yüzündeki mutluluğu görmek ya da aç bir kedinin karnını doyurup sonrasındaki huzur. Karşılıksız yapılan iyilik, ya da karşılık beklemeden gösterilen sevgi, bunların hepsi çok güzel ve çok özel duygulardır. İyilik her zaman iyiliği doğurur. Pek çok konuda farkındalık yaratabilmek için iyiliğin peşinden gitmeliyiz. Olumsuzluklarla karşılaşsak bile asla pes etmemeliyiz.

 

Çevremize karşı duyarlı olmalı, görmezden gelmemeliyiz. Bir başkası yardımcı olur diye düşünmemeli elimizden geleni yapmalıyız. Çevremizde bulunan her canlıya karşı sorumluluklarımız olduğunu asla unutmamalı insan ve hayvan ayrımı yapmadan elimizden geleni yapmalıyız. Bu şekilde daha mutlu ve huzurlu bireyler oluruz. Eğer yapılan iyilikten herhangi bir karşılık bekleniyorsa bu durum alışveriştir, çünkü beklenti söz konusudur. İyilikte ise herhangi bir beklenti söz konusu değildir.

İyilik kavramını tanımlamanız istense nasıl tanımlardınız?

 “İyilik” kavramını tanımlamanız istense nasıl tanımlardınız?

 

Herhangi bir karşılık beklemeden yapılan yardımdır iyilik. Yapıldığı zaman insanın ruhuna iyi gelir. İnsanın önce kendi daha sonra da toplum huzurunun gelişmesini sağlar. İyilik sadece insanlara karşı yapılmaz, bitkilere hayvanlara karşı da yapılır. Örneğin sokakta aç, üşümüş bir sokak canına yapılabilecek en güzel iyilik onu koruma altına almaktır. Bir kap su, bir kap mama ve korunaklı bir yerde barınmasına vesile olmak. Gözleri görmeyen bir kedinin yaşamını kolaylaştırmak, kırığı olan bir köpeğin kalça tedavisini yaptırıp daha sonra o köpeğin koşup mutlu olduğunu görmek ya da korunaksız bir yerde bebeklerini dünyaya getiren bir anne kedinin bebeklerini huzur ve güven içerisinde büyümesine yardımcı olmak. İyilik, kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayan en güzel duygudur.

 

İyilik daha çok merhamet sahibi olan insanlara nasip olur. Kimi zaman insandan insana bulaşarak ortaya daha da güzel haller çıkar. İyilikte asla karşılık beklenmez, başa kakılmamalıdır. Aksi halde yapılanın hiçbir şekilde kıymeti kalmaz. İyilik yapmak için zengin olmaya gerek yoktur, kişinin gönlünün zengin olması yeterlidir. İyiliğin sevgi, mutluluk ve yardımlaşmayla doğrudan bir bağlantısı vardır. Örnek verdiğimiz minik dostlarımızdan yola çıkarsak, onlara yaptığımız iyiliğin karşılığı kocaman çıkarsız bir sevgidir. Bizi koşulsuz severler. Sevgide insan için en büyük gereksinimdir. Kendimizi daha iyi hissetmek için her daim çevremize iyilik yapalım. Karşılık beklemeden yapalım elbet günün birinde farklı bir şekilde yaptıklarımız bize dönecektir.

MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZ tema başlığının çağrıştırdığı kavram ve konular

‘’MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZ” tema başlığının hangi kavram ve konuları çağrıştırdığını, bu tema altında hangi temaların, konuların işlenmiş olabileceğini söyleyiniz.

 

Milli kültür; bir millete has, inanç, bilgi ve davranışların bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi öğelerdir. Bir milletteki toplumsal yaşamın düşünce, dil, yasa, gelenek gibi her çeşit maddi ve manevi ürününü kapsar. Kültürel öğe unsurları;

 

  • Dil: kültür unsurlarının başında dil gelir. Çünkü dil olmadan diğer öğelerin oluşması olası değildir. Bir milletin ses dünyasıdır dil. Her millet, dünyayı farklı şekillerde algılamış ve yorumlamıştır. Dil, kültüre ait tüm değerleri bünyesinde bulunduran bir kültür hazinesidir.
  • Din: Kültür unsurları arasında din de önemli bir yere sahiptir. Özellikle eski dönemlerde asırlar boyunca bu kültür unsuru ön planda bulunmuş ve diğer kültür öğelerini gölgede bırakmıştır. Dinin milletler üzerindeki egemenliği, imparatorluklardan milli topluluklara geçene dek sürmüştür. Milliyetçilik devrinde milletler imparatorluklardan kopunca dinin de fonksiyonu azalmıştır. Dinin bir millet içerisindeki kültüre etkisi ve kültürün diğer öğelerinin oluşması ve değişmesindeki önemi sürmektedir.
  • Gelenek ve Görenek: Bir milletin yazılı olmayan kanunlarıdır. Yazılı kanunların çoğu da gelenek ve göreneklere göre düzenlenmiştir. Kanun, insanın toplum içerisindeki hak ve hareketlerini düzenler. İnsanlarda bu düzeni yüzyıllar boyunca gelenek ve göreneklerle sürdürmüştür.
  • Sanat: Bir milleti diğer milletlerden ayırır. Yani o milletin güzeli yaratıp bulma tarzıdır. İnsanoğlu beslenir, barınır, sosyal ve ruhsal gereksinimlerini gidermeye çalışır. Bunları yaparken de güzeli yakalamak ya da yeni güzellikleri ortaya koymak ister. Bu durumun sonucunda da sanat eseri meydana gelir.
  • Dünya görüşü: Bir milletin diğer milletlerden farklı olan hayat felsefesi dünya görüşüdür.
  • Tarih: Bir milletin neren gelip nereye gittiğini gösteren kültür öğesi olarak, o milletin hayatında önemli bir yere sahiptir.