İslam dininde başkalarına yardım ederek yapılan ibadetlerden hangilerini biliyorsunuz?

İslam dininde başkalarına yardım ederek yapılan ibadetlerden hangilerini biliyorsunuz?

 

İslam dininde başkalarına yardım edilerek gerçekleştirilen ibadetlerden ilk akla gelenler genel itibariyle maddi olup maddiyat içermeyen ibadetlerde vardır.  Zekat , sadaka, infak gibi başlıca ibadetler olabilir. Bu ibadetler sayesinde ihtiyaç sahibi olan diğer insanlar da geçimini kolaylaştırmış olurlar. Toplum arasındaki maddi durum uçurumu en aza inmiş ve toplum huzuru sağlanmış olur. Paylaşım temelli oluşan toplumlar da eşitsizlik ve hırsızlık gibi durumlar söz konusu olmaz. Aynı şekilde Kurban ibadeti de sene boyu et alamayan insanların faydalandığı bir ibadetimizdir.

 

Peygamber Efendimizin Hz.Aişe’ye söylediği o meşhur söz gelir akla:“Desene Aişe kürek kemiği dışında hepsi bizim oldu.” Peygamber efendimiz aslında burda verdiğimiz şeyler gerçekte bizim olanlardır çünkü onlar amele dönüştüğü için bizimle ahirete gelecek olanların onlar olduğunu söylemek ister. İslam bu yardımlaşma sağlayan ibadetlerle toplum düzenini sağlamaya çalışır ve bizler görüyoruz ki bu ibadetler göz ardı edildiğinde toplumlarda huzursuzluklar meydana gelmektedir. Toplumlarda adalet duygusunun ön plana çıkabilmesi için böyle ibadetler toplumlar için çok önemlidir.

 

Yardımlaşmanın, paylaşmanın ve dayanışmanın olduğu toplumların bireyleri de mutlu ve huzurlu olacaktır. İslam dininde bunların dışında İsar gibi birçok ibadet anlaşı vardır toplum yardımlaşmasını sağlayan. İsar kendi ihtiyacın olan şeyi başkasına verebilecek kadar cömert olmak demektir. İmkanı olmayanların dahi başka insanlara maddiyatsız ibadet niyetine iyilik yapmaları mümkündür. Biz biliyoruz ki yolda zarar veren bir taşı kaldırmak ta ibadet hükmüne geçer.

Arkadaşımızın yapacağı bir kötülüğe engel olmak da ona yardım etmektir. Niçin?

Arkadaşımızın yapacağı bir kötülüğe engel olmak da ona yardım etmektir. Niçin? Bu konuyu örnekler vererek değerlendiriniz.

 

Arkadaşımızın yapacağı bir kötülüğe engel olmak da aslında ona yardım etmek demektir. Çünkü baktığımız zaman yapılması muhtemel olan kötülüğe engel olduğumuzda mevcut zarar ortaya çıkmaz. Kötülük sonucunda hem arkadaşınız günaha girecektir hem de kötülüğü yapacağı kimse ya da varlık zarar görecektir. Üstelik kötülük yapılan kimsenin ya da varlığın hakkına girilecektir.

 

Arkadaşımızı günaha girmekten kurtardığımız kötü birisi olmasına mani olduğumuz için aslında arkadaşımızı kurtarmış oluruz. Belki de arkadaşımız bu davranışı aniden fevri ve sinirli ruh haliyle yapmaya kalkışmış o an sağlıklı düşünemiyor olabilir. Sakinleştiğinde bu yapmaya kalkıştığı şey için büyük ihtimalle pişman olacaktır. Siz ona engel olduğunuzda bu pişmanlıktan da onu kurtarmış olacaksınız onun sakinleşmesine yardımcı olarak. Örnek vermek gerekirse arkadaşınız kardeşi arkadaşınızın değer verdiği bir eşyaya zarar verdiğini düşünelim. Arkadaşınız buna çok sinirlendiği için kardeşine zarar vermeye yeltense siz de ona mani olsanız aslında ona yardım etmiş olursunuz çünkü arkadaşınız belki küçük kardeşine vursa sonradan bir eşya için kardeşini üzdüğüne pişman olacaktır.

 

Aynı şekilde arkadaşınız başka bir arkadaşının onun  arkasından konuştuğu duyduğunda ona sinirlenip onun hatalarını yüzüne vurmak istese siz de ona engel olsanız siz aslında arkadaşınıza yardım etmiş olacaksınız belki de arkadışınız konuşmayı yanlış anlamış olabilir. Konuşarak hallebileceğini söyleyebilirsiniz. Arkadaşınızın pişman olabileceği davranışlardan onu uzak tutmuş olursunuz.

Sizce insan yardım almadan hayatını sürdürebilir mi?

Sizce insan yardım almadan hayatını sürdürebilir mi? Niçin?

 

Bir insanın yardım almadan hayatını idame etmesi mümkün değildir. Hiçbir insan tamamıyla mükemmel ve kusursuz değildir. İnsanoğlu yapısıyla itibariyle beraber yaşamaya mahkumdur çünkü insanlar birbirlerinin eksikliklerini beraber yaşadıklarında yardımlaşmayla çözebilirler. Kendisinde olmayanı başka insanların imkanları ve meziyetleriyle halleder.  Bizim kültürümüzde bununla alakalı birçok söz ve deyim bulunmaktadır.

 

En basit olarak ilk akla gelen “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”  Bu sözden bile basit bir apartman ya da ev yaşantısında bile bir ihtiyacımız olduğumuzda ilk komşumuza başvururuz anlamı vardır. Öyle değersiz olan kül ihtiyacımızı bile komşumuzdan temin edebiliriz. Bu ihtiyaç sadece maddi anlamda düşünülmemelidir. İnsan sosyal bir varlıktır buyüzden iletişim kurmaya kendini anlatmaya, düşüncelerini ve duygularını birileriyle paylaşmaya ihtiyacı vardır. Yaptığı kötü işlerde kontrol edilmeye öğütle düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Aynı şekilde faydalı işler yaptığında desteklenmeye daha da teşvik edilmeye özbenliğiyle toplum içinde var olmaya ihtiyacı vardır.

 

İnsan toplumla yaşamalıdır ki toplumun bir parçası olabilisin tek başına basit yaşayabilecek olan insan toplumun bir parçası olduğunda çok yönlü bir hayatı olur. Toplum birlilkte daha büyük işler yapabilir. Örneğin fabrika kurabilir daha çok üretim yapabilir eğitim kurumları kurup çocukların eğitimi sağlayabilir, hastaneler ve sağlık kurumları kurup hastaları tedavi edebilir. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Sonuç itibariyle insanoğlu eksikliklerini ancak toplumla beraber yaşadığında kolayca ve organize bir şekilde halledebilir.

Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir?

Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir? Görüşlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

İyilik yapmak sadece zenginlere ait bir meziyet değildir. Maddi durumu ne olursa olsun her insan imkanı dahilinde iyilik yapma imkanına sahiptir. Hiç kimse mal varlığının azlığını bahane ederek iyilik yapmaktan mustağni olduğunu öne süremez. İyilik yapmak gönül işidir. Gönlü zengin olan kişinin de maddiyata ihtiyacı yoktur. İyilik yapmakta ilk esas olan şey niyettir. Siz niyetinize iyiliği koyduğunuzda bunu gerçekleştirmek için fırsat bulabileceksiniz. Bir çocuğa edeceğiniz ufak bir gülümseme sizin cebinizden beş kuruş dahi götürmeyecektir.

 

Psikolojik olarak çok yıpranmış arkadaşınızın ya da tanıdığınızın yanında olup ona destek olmak para karşılığında olmayacak bir iyiliktir. Sabahları tanıdık tanımadık gördüğünüz herkese selam verip gülümsemek, çalışan kapı komşunuzun çocuğunu emanet bilip ona bakmak, markette gördüğünüz yaşlı amcanın ağır poşetleri taşımasına yardımcı olmak, gönüllü olarak çalışılabilecek sivil toplum kuruluşlarında yer almak, yemeğinizden kalan artıkları sokak hayvanlarına vermek, cami gibi yerleri gönüllülükle temizlemek, huzurevlerindeki yaşlıları ziyaret etmek, hastanedeki hastalara şifa temennisinde bulunmak, yardım etmek istiyenlere ihtiyaç sahiplerini belirlemesin yardımcı olmak, hayvanlara zarar veren plastikleri gönüllü olarak çevre temizliği yapmak, gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz iyilik hareketleriyle sıfır maliyetle insanlara faydalı olabilmek mümkündür.

 

Şöyle düşünelim bizim dinimiz insanlara mazarrat veren yoldaki taşı kaldırmayı dahi sadaka olarak görür infak edemiyorsan şayet malınla imkanlarından infak edebilirsin. Yeter ki iyilik yapmak istesin insan bunun için bir sürü fırsat var.

Birine yardım ederken ve birinden yardım alırken neler hissedersiniz?

Birine yardım ederken ve birinden yardım alırken neler hissedersiniz? Arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Birine yardım ederken  mutlu olurum çünkü birisine ya da birilerine faydalı olma fikri insana iyi gelir. İnsanların mutluluğun sebebi olmak insana huzur veren vicdanını okşayan bir durumdur. Varoluşun en güzel hedeflerinden biridir. İhtiyacı olanlara yardım etmek erdemlerin en güzelidir. Gün gelip bu erdeme bizim de ihtiyacımız olabileceğini unutmamamız gerekir. Yardımcı olmak nezaketin ve  toplumsal dayanışmanın topluma yansımış halidir. Eğer toplumda kalıcı iyilik hareketi oluşturmak istiyorsak birisine yardım etmekle başlayabiliriz.

 

Yardım edilmiş bir insanda imkanı olunca başkasına yardımda bulunma ihtiyacı hisseder çünkü yardıma ihtiyacı olan insanlarla empati kurabilir hale gelir. İyilik, güzellik dediğimiz şey kar topunun oluşması gibidir. Siz bir taneyle başlatırsınız ve toplumda karşılığı domino etkisi yapabilir çünkü biz biliyoruz ki güzellikler paylaştıkça çoğalır. Hem Allahu tealanın vaadidir ki kim ki bir Müslümanın sıkıntısını giderirse kıyamet günü Allahu teala da onun sıkıntılarını giderecektir. Sorunun devamının cevabı, kendim başkasından yardım aldığımda da mutlu olurum çünkü önemsenmiş hissederim. Bu hayatta yalnız olmadığımı anlarım. Zor durumda olduğumda beni düşenen insanların varlığı bana güven verir. Bana yardımda bulunan insanlara gerçekten içlerinden isteyerek yaptıysalar kibirden uzaksalar minnettarlık duyarım. Bu dünyada güzel insanların varlığına iyiliğe olan inancım artar. Hem Allahu tealanın vaadidir ki kim ki bir Müslümanın sıkıntısını giderirse kıyamet günü Allahu teala da onun sıkıntılarını giderecektir.

Bencil her yerde yalnızdır sözü hakkındaki düşünceler

Bencil her yerde yalnızdır sözü hakkındaki düşüncelerinizi defterinize yazınız.

 

Bencil insan her yerde kendi menfaatini düşünen fedakarlık ve vefanın ne demek olduğunu bilmeyen insan türüdür. Bu tür insanlar benmerkezcidirler.Bencil insan “öteki”yle iletişime geçtiğinde önceliği hep kendisidir. Oysa insan ilişkileri paylaşma ve fedakarlık üzerine kurulur çünkü sevgi paylaştıkça çoğalır, üzüntü paylaştıkça azalır. Benciller her zaman almayı ister hiç bir şekilde vermeyi reddederler. Tek taraflı bir fedakarlık diğer insanda kullanılmışlık hissi yaratacağından karşı taraf bu ilişkiyi sonlandırmak isteyecektir. İnsanlar sevgilerinden ya da fedakarlıklarında bir karşılık bulamayacağından ilişkiye son vermek isteyeceklerdir. Böylece benciller her zaman ve her yerde yalnız kalmaya mahkum kalacaktır.

 

Bireyselliğin ön plana çıktığı modern çağımızda insanlar bireysellikle beraber bencillikleri de arttı. Empati,isar, diğergamlık(özgeci) gibi kavramlar unutulmaya başlandı. Oysa bizim kültürümüzde kendinden önce başka insanları düşünmek  vardır. Bu kelimelerin varlığı bu düşüncelerin bir zamanlar asl olan duygular olduğunun da kanıtıdır.Diğergam ve isar gibi mükemmel bir anlayış tarzını bencil insanların anlaması mümkün olamaz. Diğergam Farsça bir kelime olup kişinin kendi yararından önce başkasının menfaatini gözeten kişi anlamına gelir. İsar ise cömertliğin zirvesi sayılabilecek bir ahlaktır. Cömertlik kendi malının insanın kendisine lazım olmayanından vermek ise isar kendine lazım olup başkasına lazım malından verilmesi demektir. Oysa bencil insan isteklerinin karşılanmasını sürekli karşı taraftan bekler. Bencillik insanı mutlu etmez çünkü bencil ahlakına sahip bir insan eninde sonunda yalnız kalmaya mahkumdur .

El el ile, değirmen yel ile deyimiyle anlatılmak istenen nedir?

El el ile, değirmen yel ile deyimiyle anlatılmak istenen nedir? Araştırarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

“El el ile, değirmen yel ile.” deyimiyle anlatılmak istenen  ana tema şudur: İnsan dediğimiz varlık tek başına yaşayamaz. İnsanoğlu kendisinde olmayanı başkasıyla kapatır. Bir insanın bütün ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabilmesi mümkün değildir. Şöyle düşünün bir insanın hem doktor hem öğretmen hem mimar hem polis hem çiftçi hem işçi hem de imam olması mümkün değildir. Toplumun bir arada yaşamasının nedeni tabiri caizse sessiz anlaşma yapmasıdır. Anlaşmadan kasıt gerçek bir anlaşmadan bahsetmiyoruz insanlar eksiklerini başka insanlarla aynı yerlerde yaşayarak karşılar. Toplum birlikte hoşgörü ve anlayışla yaşamalıdır.Toplum bir insan vücudu gibidir ya da fabrika gibidir.

 

Toplumun bir kısmı yönetim de bir kısmı güvenikte bir kısmı sağlıkta bir kısmı eğitim de bir kısmı hizmet sektöründe  çalışır. Bu fabrikanın önemsiz parçası yoktur. Her parçanın bir görevi vardır. Bir vidanın bile yokluğu düzenin bozulmasına yol açar. Düzen söz konusu olduğunda bütünlük esastır. Bu deyimdeki benzetme de ikinci kısımdır. Bir değirmenin çalışması rüzgarsız olamayacağı gibi insanın da insansız olamayacağını söyler. Başarı için insanların birbirlerine mecbur olduğunu anlatmaktadır. Yelsiz değirmenin bir manası olamayacağı gibi insanın da insansız bir manası olmayacaktır.

Ömür ve ecel kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Ömür ve ecel kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

Ecel kavramı sözlük manası  daha önceden belirlenmiş zaman demektir. Dini terim olarak da insan ya da diğer canlılar için Allahu tealanın belirlemiş olduğu yaşam süresidir. Bu sürenin bitimini hayatın ne zaman son bulacağını ifade eder. Ecel sadece anladığımız anlamda canlılar için değildir. Toplumlarında bir eceli vardır. Yani toplumların da birlikteliğinin bittiği ecelleri olur.Ecel konusu her canlı ve kavram için bir tanedir. Nasıl ki insanlar sadece bir kere ölebilirse toplumlar da bir kere mecazi anlamda son bulur. Ecel konusu Allahu tealanın kaza ve kader kavramlarıyla ilgilidir. Can da bir nimettir ve Allahu teala ömür rızkını da belirlediği vakitte sonlandırır.

 

Kuran-ı Kerim’de bunu belirten ayetler de mevcuttur. Ayetler de ecelin ne bir saniye önce gelebileceğini ne de bir saniye gecikebileceğinin mümkün olmadığı geçer. Belirlenen ecel geldiğinde dünya üzerinde hiçbir şeyin erteleyemeceğini belirtir. Ecel katiyetle değişmez. Peki şunu diyebilirsiniz bazı hadislerde sadakanın ömrü uzatacağına dair ifadeler geçer bunu nasıl açıklayabiliriz? El-cevap: Burda bahsedilen ömrün uzaması zaman miktarı konusundaki bir  uzama değildir. Bu zamanın derinliğinin, bereketinin artması anlamındadır.Bu hadisler güzel davranışları teşvik etmek amaçlıdır.Ömrün dertten, hastalık gibi elem durumlarından arınması anlamındadır. Ömür kavramı ise insanoğlunun doğduğu andan vefat ettiği zamana kadar geçen vakite denir. İki kavramın bağlantısı da ömrün belirlenen ecelle bitmesidir. Ömrü olan her varlığın da bir eceli mevcuttur.

Sünnetullah nedir? Örnekler vererek açıklayınız.

Sünnetullah nedir? Örnekler vererek açıklayınız.

 

Allahu Tealanın kainattaki ahengi sağlamak için koyduğu kanunlara Sünnetullah denmektedir. Kısaca “Allah’ın nizamı” da demek mümkündür. Bu dünyanın yaratılışından beri devirdaim düzeni sağlayan kurallar bütünüdür. Sünnetullah sadece kainatın yani alemin mevcudat ve insan arasındaki bağı düzenlemez.

 

Sünnetullah kavramına derin olarak baktığımızda Alem-Mevcudat ilişkisini Alem-İnsan ilişkilerini İnsan-İnsan ilişkilerini en önemlisi İnsan-Allah ilişkisini kapsar. Nedense anlatılanların yüzeyselliğinden dolayı sadece Alem-Mevcudat ilişkisi gibi anlaşılıyor. Sadece evrenin yasaları anlaşılıyor. Örneğin gecenin ardından gündüzün gelmesi, Okyanusların Ay’ın hakeretlerine göre çekilmesi, Yağmurun oluşması, Kar tanelerinin birbirinden farklı yapıda olması, Yer çekimi kanunu, Dünya’nın Ay’a ve Güneş’e olan uzaklığı , Dünya’nın kendi etrafında ve Güneş etrafında dönmesiyle oluşan zaman dilimleri, Hareket kanunları, Canlıların beslenmesi, büyümesi, üremesi, gelişmesi, ölmesi ve biyolojik dengede tabiatta yok olmaları, Dünya’daki su döngüsü, Suyun kaldırma kuvveti, Hayvanlar arasındaki besin zinciri, DNA’nın karmaşık yapısı, maddelerin atomsal yapısı, hücrelerin bölünme şekli, canlıların değişime adaptasyonu gibi birçok örnek vermek mümkündür.

 

Sıra toplumsal yasalara geldiğinde etki-tepkinin asıl paramete olduğunu görüyoruz. Adalet olmayan insan topluluklarında huzurun olmadığını görüyoruz. Ekonomik dağılımda uçurum olan topluklar da hırsızlık olayların fazla olduğunu görüyoruz. Susuzluk ve kuraklık gibi oluşumlarda göç başlıyor. Bu yasalar hareket ve değişim temalıdır. Her hareket bir sonuca ve değişeme yol açmaktadır.Bunlar kendiliğinden var olmuyor çünkü Allah her an bu değişimi yaratmaktadır.

Tevekkül ne demektir? Örnek vererek açıklayınız.

Tevekkül ne demektir? Örnek vererek açıklayınız.

 

Tevekkül’ün kelime manası vekil kılmaktan gelmektedir. Vekil kılmaktan kasıt da Allahu tealayı yaptığımız işlere ve niyetlere vekil kılmaktır. Bunu daha ayrıntılı açıklamak gerekirse Allahu tealaya teslimiyet göstermek, O’na güvenmek, sadece O’na dayanmak  gibi kavramları bünyesinde barındırır. Tevekkül Allah’a sığınmak ekseninde şekillenir. Bildiğiniz gibi İslam dininin iman esaslarından biri de kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna inanmaktır. İnsan bir işe giriştiğinde elinden geleni yapıp kendi payına düşeni gerçekleştirdiğinde geri kalan kısmı Allah’ın yazgısına bırakmalıdır. Kader dediğimiz kavram çok girift yapılıdır. Tevekkülü kader ve kaza inancıyla bağdaştırdık fakat bu demek değildir ki Allah kaderimize ne yazdıysa odur çalışmamıza, emek göstermemize gerek yok asla diyemeyiz. Allah kaderimizi yazarken ezelde bildiği bilgilerle yazar. Yani Allah böyle yazmış diyerek oturduğumuz yerden birşeylerin gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Bu en başta Sünnetullah’a ters düşmektedir.

 

Kainatın biyolojik yasalarında bile etki-tepki meselesi varken nasıl oluyor da insan sosyal hayatında yaptıklarının bir karşılığı olmayacağını düşünmemelidir. Biz biliyoruz ki Allahu teala aynı zamanda Kuran-Kerimde insanoğlu için ancak çalıştığı vaadinde bulunuyor. Allahu teala vaadinden dönmez. Oldu ki biz elimizden geleni yaptık ama arızi bir durum meydana geldi ve istediğimiz sonucu alamadık. İnsan bu emeğinin karşılığını ya başka bir yerde görür ya da emeği hedeflediği iş için yeterli değildir. Tevekkül eden insan kendine düşeni yaptığı için gönül rahatlığı vardır. Olmaması konusunda üzülmemeli hayırlara çıkacağına güvenmelidir.