Özgürlük ve sorumluluk kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Özgürlük ve sorumluluk kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

Özgürlük sanıldığı gibi sınırı olmayan bir kavram değildir. Özgürlük dediğimiz de insanların zihin dünyasında sanki her şeyi her koşulda yapabileceklerine dahil bir yanılgı düşer. Özgürlük sınırları olan ve beraberinde de sorumluluk getiren bir olgudur. Sorumluluk alabilecek düzeye geldiğinizde ancak özgür olabilirsiniz.

 

Özgürlük, bir insanın hayatında yapmak istediklerini belirli ölçülerde gerçekleştirebilmesidir. İşin içinde insanın iradesi ve arzuları vardır. Sorumluluk dediğimiz de ise yapmak zorunda olduklarımız ve yapmadığımız takdirde de ceza alabileceğimiz davranışlardır, görevlerdir. Bu kavramları iradelerimizin,arzularımızın ve yapmak zorunda olduklarımız, yapmadığımız durumda ceza alabileceğimiz şeylerin kesişimden ortaya özgürlük alanımız çıkar. Kesişim noktası sorumluluğunu alabildiğimiz arzu ve isteklerimizle, irademizle gerçekleştirebilme imkanı sunar. Özün özü özgürlüğü sorumluluk takip eder. Kavramlar arasında doğrusal bir ilişki vardır. Özgürlüğümüz ne kadar artarsa sorumluluğumuz da o kadar artar. Aynı şekilde iradesi ve özgürlüğü elinden alınmış bir kimse sorumluluklarını da gerektiği gibi yerine getiremez.

 

Örneğin akıl ve biyolojik sağlığı yerinde olan insan reşit olduğu zaman evlenebilir. Evlenebilme özgürlüğüne sahiptir fakat eşine karşı sorumluluklarını evliliğin getirdiği sorumlulukları da yerine getirmekle sorumludur. Çocuklarının geçimini sağlamakla, sevgi ihtiyaçlarını karşılamak gibi şeylerle sorumludur. Aynı şekilde ehliyet alma özgürlüğüne sahip olan reşit bir insan trafik kurallarına karşı geldiğinde alacağı cezaları ödemekle sorumludur. Sorumluluk sahibi olamayacak yaşta olursa ya da arızi bir durum söz konusuysa mesela akli olgunluğu yeterli değilse bu özgürlük hakkı ona tanınmayacaktır.

Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık ayetinden ne anlıyorsunuz?

Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. (Kamer suresi, 49. ayet.) ayetinden ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.

 

Bu ayeti iki terim ekseninde anlamak mümkündür. Ayet-i kerimede Allahu Teala yarattığı her şeyi belirli bir vezin yani ölçüyle yarattığını söylüyor. Bu yaratılanlar arasında da düzeni sağlayan bir dengenin varlığından bahsediliyor. Gelelim ayeti anlamak için başvuracağımız kavramlara: Bunlar Adetullah ve Sünnetullah’tır. (الله سنّة) Sünnetullah Allahu tealanın yaratmış olduğu bu evrenin sürekliliğini sağlayabilmesi için tabiatın yaratılışın başlangıcından itibaren koyduğu kanunlara denir. Bu terim Kuran’ı Kerim’de geçen bir terimdir. Terim sadece evren düzenini içermez insan ilişkilerini de kapsayan toplumsal yasaları da içinde barındıran geniş bir düzeni anlatmak için kullanılır. Yaratılmış olan tüm varlık ilişkilerini soyut somut olan bütün ilişkileri adeta bir matematik formülü yapısıyla ortaya koymuş netlikteki düzendir. Bunların bir çoğunu gözle görmek hayatın içinde bizzat yaşamak ve farkına varmak mümkündür. En kısa tanımıyla Allah’u tealanın koymuş olduğu nizam diyebiliriz.

 

Rahman suresi 29.ayeti kerimede de geçtiği gibi Allah her an yaratma halindedir. Yani ayrı bir tecelliden, yeniden ve yeniden bir oluş üstündedir. Allah’u Tealaya nispet edilen bu yaratmanın ve yönetmenin ilk yaratmadan itibaren süregelen uygulamasına işaret eder. Değişmeyen bu nizam evrende göze batmayan ahenk içinde akıp giden bir yapıya sahiptir. Örneğin güneşin doğudan doğup batıdan batmasını kimse yadırgamaz. Bu düzenden vezinden biyolojik evrensel yasalar ilk akla gelen yasalar olsa da Kuran-ı Kerimde geçen kıssalarla sosyal kanunlar ortaya konur. Sosyal kanunlar önceliklidir. Şayet sosyal kanunlar çiğnendiğinde biyolojik yasalar devreye girdiğinde toplumların helaki söz konusu olabilir. Bknz. Kuran-ı Kerimde bahsedilen Hz. Nuh peygamberin kavminin tufanı kavim birçok felaketle helak olduğu anlatılır.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi… Yukarıdaki dizelerde Kanuni Sultan Süleyman ne anlatmak istemiştir? Yorumlayınız.

 

Bu dizeleri söyleyen Kanuni Sultan Süleyman o dönemler de hasta yatağındayken dile getirmiştir. Bu sözleri hasta olduğu zaman giden sağlığının kıymetini çok geç anladığı için belirtmiştir. Biz insanlar için mutluluk, para, iş gibi önemli şeyler vardır. Hepimiz geçinmek ve güzel bir hayat sürmek için bu önemli şeylere sahip olmalıyız fakat bunlar var olsa da sağlığımız yerinde değil ise bunların pek bir önemi kalmaz. Özetle insan sağlığına sahip olamadıktan sonra diğerlerine sahip olmuş olmaz. Basit gibi gözüken bir burun akıntısında bile biz insanların huzuru kaçıp giderken büyük hastalıklarda ise bunlara sahip olmamızın veya sağlığımızın kıymetini çok geç anlamamızın bir değeri yok.

Başarılı olmak isteyen iki sporcunun durumlarını irade ve sorumluluk açısından karşılaştırınız.

Başarılı olmak isteyen iki sporcunun durumlarını irade ve sorumluluk açısından karşılaştırınız.

 

Başarılı olmak isteyen sporcu gözüyle değilde, basit düşünerek başlayalım. Başarının en önemli anahtarı sorumluluklarımızı bilmekten geçer. İradesi güçlü bir insan, sorumluluklarını eksik tutmaz, başarıya giden her yolda sorumluluk bilinci yerinde olur. Şimdi irade ve sorumluluk açısından karşılaştırmak gerekirse başarılı ve başarısız sporcu gözüyle karşılaştıralım.

 

Başarılı bir sporcu, düzenli olarak antremanlarını yapar. Çünkü antreman yapmadan zafere ulaşamayacağını bilir. Sağlık beslenerek, vücudunu gereksiz besinler ile yorma düşüncesinin hatalı olduğunu bilir. Fakat başarısız sporcu, önüne konulan her şeyi zararlı veya zararsız olarak ayırt etmeksizin yer. Burada ki yeme isteği iradesine bağlıdır ancak yememesi sorumluluk gereğidir. İçki, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıkları kullanmak insanın iradesiyle alakalıdır. Yani başarılı olmak isteyen bir sporcu bunu sorumlu olduğu için değil iradesini kontrol edebildiği için kullanmaz. İradesini kontrol edebilen sporcu sorumluluk bilincinde olan sporcudur.

Terbiye ile ahlak arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Terbiye ile ahlak arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

Ahlak insanda bulunan manevi değerlere denir. İnsanlarda bulunan güzel huyları belirtirken, terbiye ise doğuştan gelmeyip, sonradan çevre veya aile yoluyla kazanılan değerlerdir. İkisi arasında ki ilişkiyi örneklemek gerekirse ; Bir insanın konuşması, ailesinden veya çevresinden aldığı terbiye ile belli olur ancak ahlak doğuştan gelen bir şeydir. Fakat terbiye olmadan ahlak olmaz, insanın ahlakı yoksa terbiyesi olsa da göstermeliktir.

Ahlakı tanımlayarak İslam ahlakının konusunu ve gayesini açıklayınız.

Ahlakı tanımlayarak İslam ahlakının konusunu ve gayesini açıklayınız.

 

Ahlak ; İnsanda, doğuştan geldiği yada sonradan kazanmakta olduğu bir takım tutum ve davranışlardır. Biz insanlar gün geçtikçe değişen varlıklarız, bu değişime sonradan kazandığımız davranışlar da etki etmekte. Bu davranışlarımızı, İslam ahlakında etik anlamı olan anlayış ve uygulamalar ile zenginleştirmek bizim elimizdedir. Ancak bunu sadece dini amaçla değil, insan olduğumuz için yapmamız gerekmekte. Biz insanlar hem dünyaya hemde ahiretimize zarar veren hareketler kötü ahlak sebebiyle başımıza gelmekte. Kötü ahlaktan kurtulmak için, Takvamızın yerinde olması gerekmektedir. Unutmayin ki, Takva ibadetlerin en güzel, en kıymetlisidir. Kötülüklerin en kötüsü ise küfr’dür. Dünyada ahlaklı olabilmek için yani rahatla yaşamak, huzura kavuşmak, kardeşçe yaşabilmek için takva ile nasip olmaktadır. Kötü huylar(Düşünceler) kalbi hasta ettiği gibi ahiretimizi de etkiler. Ahlakımızın temiz olması için ilk önce kalbimizi temiz tutmamız gerekir. Ancak İslam ahlakında, şirk  yani küfr ise kalbin en büyük zehiridir. Kalbim temizdir gibi sözler içi boş laflardan ibarettir sadece. Kötülük içinde boğularak ölen kalp temiz olmaz. Küfrün enva’ı vardır ve enva’ıları arasında en kötüsü, en büyüğü ise şirktir. Diğer kalb hastalığı ise cehalettir. Cehaleti yol edinen insanlar, hem dünya hayatında hemde ahirette büyük sıkıntılar çeker. Ancak cehalet kadar kötü bir şey daha var ise o da mal-mevki hırsıdır. Mal ve şöhret yani mevki sahibi olmayı arzulamının üç sebebi vardır.

 

  • Nefsin arzularını haram yol ile elde etmeye çalışmaktır.
  • Gösteriş için iyilik yapmak, verilen sadakanın yüze çarpılması, iyi evlerde oturup güzel yaşamak için yenilen haklardır.
  • Mevki için hak ve adaletin çiğnenmesi, fakir aç iken israf yapılmasıdır.

 

Hasetten ve kibirden uzak durarak, insanların haklarını yemeyip hak ve hukukun üstünlüğü ile adil olmaya çalışmak kötü kalbimizin düzelmesinde ki en büyük yöntemdir.

İyi bir insan olmak için hangi davranışları yapmak hangilerinden kaçınmak gerekir?

Sizce, İyi bir insan olmak için hangi davranışları yapmak hangilerinden kaçınmak gerekir?

 

İyi bir insan olmak zor değildir, Peygamber efendimizin güzel ahlakını örnek olarak alabiliriz. Ahlaklı, art niyet düşünmeyen, güzel kalpli insanlar hem Allah katında hemde insanlara karşı en iyi insandır. Helal-haram arasında ki ayrımı iyi bilmemiz gerekmektedir, biz insanlar sadece kendi çıkarlarımızı düşünmemeliyiz. Bu dünya da bizden başka yaşayan bir sürü insan var, herkese saygılı ve güzel ahlaklı yaklaşmalıyız. Gözlerimizi kötü bakmaktan, kötüye bakmaktan sakınmalıyız. Nefsimize hakim olabilirsek kötü davranışların aklımıza bile gelmeyeceğini göreceksiniz. Biz insanlar iyi olmak gibi kolay seçenek varken her zaman zor olanı yani kötüyü seçeriz, fakat yapımız gereği bizlere kolay olanı seçmemiz gerekmekte fakat burada bizleri bu kötü yollara sokan nefsimize hakim olmalıyız.

Kur’an-ı Kerim’e saygınızı nasıl gösterirsiniz?

Kur’an-ı Kerim’e saygınızı nasıl gösterirsiniz?

 

Kur’an-ı Kerim’e olan saygımızı göstermemiz zor değildir. Zaten bunun cevabını Kur’an bizlere vermektedir. Kur’an da bir çok yerde de geçtiği gibi, Kur’an bizlere anlaşılması için indirilmiş bir kitaptır ve Kur’an anlayarak okunması gereken bir kitaptır. Okunması gereken bir kitap olsa’da, herhangi bir kitabı okur gibi değil, huşu ile kalben en içten Allah’a sığınarak okumalıyız.

 

Bizlere dünya da var olmamızdan itibaren başlayıp, ahirette bitecek olan bu yolculukta sürekli ışık tutan bu kitabı, anlayarak okumamız gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’e olan saygımızı anca bu şekilde gösterebiliriz. Dinimizin temelinde de olduğu gibi, kitaplara iman etmek farzdır. Bizlere bu farzları öğreten Kur’an gibi değerli bir hazineye saygımızı sadece fiziksel olarak göstermek mümkün değildir. Kalben, huşu ile yaşayarak, iman ederek, en içten samimiyetimizle okuyarak anlamalıyız ki saygımızı gösterebilelim.

Allah’ın (c.c.) Peygamber Efendimizi bizlere en güzel örnek olarak sunması sizce ne anlama gelmektedir?

Allah’ın (c.c.) Peygamber Efendimizi bizlere en güzel örnek olarak sunması sizce ne anlama gelmektedir?

 

Araf Suresi’nin 158. Ayetinde anlayacağımız gibi ; Peygamberimize imanın, imanın şartlarından birisi halinde olduğunu ve onu inkar edenin de kendisini inkar etmiştir. Allah’ın ve Peygamber’in sevgisini bir arada talep etmiştir. Ayrıca Peygamber efendimizin güzel ahlakı, iyi kalbi sayesinde Allah’ın kendisini çok sevdiğini anlayabiliriz. Vehbi olan özellikleri sebebiyle de Allah’ın Peygamberimizi sevmesini ve bizlere örnek olarak sunmasını anlamamız zor olmaz. En güzel örneklerden birisi olan Peygamber efendimizin, aile-akraba ilişkileri, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri, güzel ahlakı Allah’ın bizlere örnek olarak sunması için yeterli sebepler değildir elbet. Bunun ne anlama geldiğini bizim anlamamız pek mümkün değildir. Allah’ın kendisine verdiği güzel  kalbi bizlere örnek olarak sunmasını da sorgulayamayız. Ancak elimizden geldiği kadarıyla bizlere sunulan bu güzel örneğin ; Hal, hareket, düşünce, iyi niyetini boşa çıkarmayarak, örnek olarak almalıyız.

Yüce Allah ile O’na gerçekten kul olanlar arasında nasıl bir ilişki vardır?

“Yüce Allah bir kudsî hadiste şöyle buyurur: ‘Kim benim bir veli kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım…’ ” (Buhârî, Rikâk, 38.) Yukarıdaki kudsi hadise göre, Yüce Allah ile O’na gerçekten kul olanlar arasında nasıl bir ilişki vardır? Yorumlayınız.

 

Kul, Allah’a iyi niyetiyle, güzel gönlü ile mutlak iyi işler yaparak yaklaşır ise Allah’ın kendisinin her zaman yanında olacağını belirtmekte. Böyle kulların düşmanına düşman, dostuna dost olarak yanlarında bulunacağını söyleyen Allah, düşman olan kullarının gerekli olan ibadetlerin dışında Allah’a daha fazla yaklaşamayacağını belirtmektedir. Ancak nafile ibadetlerle ile yaklaşabilir. Nafile ibadetler, farzların takviyesidir. Kulun Allah’a yakınlaşmasına vesilelik eder. Nafile ibadetler,  kulluk şuurunu canlı tutup, kalbi rakikleştirir (Rakik ; İnce, Narin, Yufka Yürekli), ruhu inceltip, yüze nur bahşeder. Allah kulun nafile ibadetlerini kabul edip, tekrardan o kulunu sevince hem kalbi olarak gözü, hemde dünya’dan ahirete kalan olan yolculuğunda yardımcı olacağını ve sadece saf duygular ile bir şey isteyeceği zaman Allah’a sığındığında Allah’ın kulunu geri çevirmeyeceğini belirtiyor. Allah’a sığınırsa zafere ulaşır, sürekli onu korur ve kollar. Allah ile kul arasında ki bu ince çizginin, iyi niyet ile güçleneceğini çok iyi görmekteyiz. Bizler Allah’ın sevdiği kullardan olabilmek için sadece ona sığınmalı, iyi niyetimizi kaybetmemeli, kalp gözümü kötüye bakmak için kullanmamalıyız. Allah her şeyden üstündür.