Bataklık bölgelerinin çürük yumurta gibi kokmasının sebebi nedir?

Bataklık bölgelerinin çürük yumurta gibi kokmasının sebebi nedir?

Bataklık alanlara yaklaştığınızda burnunuza çürük yumurta kokusu gelir ve yaklaştıkça bu koku şiddetlenmeye başlar. Bataklık alanların çürük yumurta gibi kokmasının temel nedeni bu bölgelerde ortaya çıkan hidrojen sülfür gazıdır. Bu gaza yoğun şekilde maruz kalınmamalıdır, hidrojen sülfür zehirleyici bir gazdır.

 

 

Bataklık alanlarda geçmiş dönemlerde yaşam sürmüş hayvan, böcek ve bitki kalıntılarının nemli arazi içerisinde çürümesi ancak tam olarak yok olmaması sebebi ile hidrojen sülfür gazı ortaya çıkmaktadır. Gazın ortaya çıkması yüzlerce yıllık bir süreç sonucunda gerçekleşir. Bataklık alanların alt kısmında oluşan bu gaz, zemindeki sıvılaşma yoğunluğu nedeni ile rahatlıkla yüzeye çıkabilir. Bataklık alanlardaki bu gaz kokusunun sebeplerinden birisi bu sıvılaşma ile doğrudan alakalıdır.

 

 

Kimyasal formülü H2S olan bu gaz sıvılaştırıldığında elektriği iletmeyen yapısı nedeni ile elektrik iletkeni olarak kullanılamamaktadır. Hidrojen sülfür gazının kaynama sıcaklığı -60,75 °C, erime sıcaklığı ise -83,70 °C olarak yapılan ölçümler neticesinde belirlenmiştir. Hidrojen sülfür gazı patlayıcı ve yanıcı özellikleri nedeni ile sıkıştırıldığında tehlike arz etmektedir.

Seracılıkta yapay ışıklandırma yapılırken en çok hangi renk ışıklar tercih edilmektedir?

Seracılıkta yapay ışıklandırma yapılırken en çok hangi renk ışıklar tercih edilmektedir? Nedenini açıklayınız.

Bitki büyümesi için ısı, toprak ve su sonrasında tabi ki en önemli etken ışıktır. Bu ışığı doğal ortamında güneş vasıtası ile sağlayan bitkiler, özellikle kış döneminde yeterince ışık alamadığı için gelişemez ve insanların beslenmesi için ihtiyaç duydukları bitkisel besin kaynaklarına ulaşım oldukça güçleşir. Bu sorun insanoğlunun ilk yerleşik hayata geçerek tarım yapmaya başladığı günlerden beri binlerce yıl en büyük tarımsal problemlerden birisi olarak karşılarına çıkmıştır. Edison’un lambayı icat etmesi ve sonraki yıllarda bu lambanın bitkilerin kışında gelişim göstermesi için gerekli ışığı sağlayabilecekleri fikri tarımda yeni bir çağın başlamasına vesile olmuştur, bu çağın adı “seracılık çağı” olarak tarım litaritürlerinde yerini almıştır.

 

 

Seracılıkta kullanılan lambalar, bitkilerin isteklerine göre dizayn edilmek zorundadır. Bitkilerin isteği parlaklık ve renk tonlarında ışık elde edemezseniz seracılık yapmak oldukça zorlu bir hal alacaktır.

 

 

Yapılan araştırmalar neticesinde pek çok bitki üzerinde deneyler yapılmış ve sonuç olarak pek çok bitkinin 470 nm dalga boyundaki mavi ışık ve 730 nm kırmızı ışıkta çok daha iyi fotosentez yapabildikleri ortaya konulmuştur. Bazı yeşil bitkiler ise özellikle mavi tonlarına yakın mor ışıkta daha iyi fotosentez yapabilmektedir. Mavi ve kırmızı ışıkların ise bir arada kullanılması neticesinde pembe renk ışıkta seralarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Seracılıkta neden yapay ışıklandırmaya ihtiyaç duyulmaktadır?

Seracılıkta neden yapay ışıklandırmaya ihtiyaç duyulmaktadır?

Seracılık sektörünün olmazsa olmazları arasında ışıklandırma gelmektedir. Sera çadırının kurulum işlemleri bittikten sonra bitkileri dikey şekilde görecek aydınlatma ekipmanları yerleştirilir. Bahsetmiş olduğumuz aydınlatma ekipmanları, bitkilere kış aylarında bile güneş ışığı alıyormuş gibi etki göstererek, bitki gelişimini sağlanması için gerekli maddelerden birisi olan ışığı, gece gündüz farketmeksizin bitkilere sağlayabilmektedir. Bitki türüne göre ışık aydınlığı, ışığın veriliş zamanları farklılıklar gösterebilmektedir.

 

Yapay ışıklandırmada kullanılan ekipmanlar arasında günümüzde led teknoloji ile üretilen aydınlatma sistemleri başı çekmektedir. Led teknolojisi ile hem yangın riski ortadan kaldırılır hem de elektrik faturasından tasarruf edilebilmektedir. Eski dönemlerde seracılık faaliyetleri görülen bölgelerde kullanılan ilkel teknolojili lambalar nedeni ile ısı ayarlama sorunu, yangın riski ve yüksek enerji sarfiyatı seracılığın daha verimsiz hale gelmesine yol açmaktaydı. Günümüzde bu durumlar çok eskide kalmış ve seracılık led aydınlatma teknolojileri ile beraber çağ atlamıştır. Seralarda florasan şeklinde uzun aydınlatmalarda halen sıklıkla karşımıza çıkmaktadır ancak bu aydınlatma tipi de enerji tasarrufu açısından zararlı olduğundan dolayı gün geçtikçe yerini led aydınlatma teknolojisine bırakmaktadır.

Oksijenli solunum sonucunda açığa çıkan ürünler solunumun hangi evresinde oluşur?

Oksijenli solunum sonucunda açığa çıkan ürünler solunumun hangi evresinde oluşur?

Oksijenli solunum biz insanlar ve hayvanlarda kullanılmaktadır. Oksijenli solunum bu yüzden oldukça önemlidir. Oksijenin kullanılması ve bu durumdan enerji elde edilmesi de bizlerin gerekli yaşamsal faaliyetlerinin devam etmesini sağlamaktadır. Enerji ihtiyacına bakıldığında bu süreçte birden fazla aşama rol alır. Oksijenli solunum aşamaları:

 

– Glikoliz
– Pirüvat oksidasyonu
– Krebs siklusu
– ETS (elektron taşıma zinciri) reaksiyonlarından sıra gelmektedir.

 

Oksijenli solunumda enerji eldesi dediğimiz, ATP glikoliz ve krebs siklusunda yoğun olarak gerçekleşmektedir. Bu süreçte gerçekleşen durumda, elde edilen bu enerjinin taşınması ve ihtiyaç durumunda iletilmesi ile birbirine sıra gelen reaksiyon zincirlerinden meydana gelmektedir. Bu süreçlerde yaşanan tüm olaylar bir dizi bildirimler ile gerçekleşir. Oksijenin kullanılarak ATP üretilmesine kadar geçen bu süreçte net kazanç 40 ATP dir. Süreç sürekli olarak gerçekleşir ve bu durumda birçok enerji eldesi de oluşturulmuş olur. Oksijenli solunumun gerekli olduğu durumlar oldukça fazladır. Ancak oksijensiz solunum, oksijenli solunumun olmadığı durumlarda karşımıza çıkar. Bu yüzden vücudumuzdaki biyolojik aktivitenin ihtiyacı bize gerçekleşen ya da ihtiyacın olduğu süreçler hakkında da bilgiler vermektedir.

Oksijenli solunumun krebs döngüsünde oluşan moleküller nelerdir?

Oksijenli solunumun krebs döngüsünde oluşan moleküller hangileridir?

Canlıların hayatlarını devam ettirmeleri için solunuma ihtiyaç duymaktadır. Solunum olayı tüm canlılarda ortaktır ancak çeşitleri birbiri ile değişkenlik göstermektedir. Hayvanlar ihtiyaç duydukları enerjiyi besinlerle de direk alabilirler ancak bitkilerde bu durum biraz farklı işlemektedir. Fotosentez olayının gerçekleşmesin takiben enerji elde edilir ve bitkilerin beslenmesi dolaylı şekilde gerçekleşir. Enerji eldesi için gerekli olan süreçlerden biri de solunumdur. Solunumda glikoliz ile başlayan bu süreç krebs çevrimi ile devam eder. Bu çevrimde öncelikle bir hazırlık evresi bulunur. Pürivatın mitokondriye giriş yapması ile evre başlar. Bu süreçte farklılaşarak ve kayıba uğrayarak asetil CoA ya dönüşür. Bu süreçten sonra krebs çevrimi başlar.

 

Krebs çevriminde asetil CoA, sitrik asite dönüştürülür. Daha sonra sitrik asit farklı tipte karbonlu birleşikler ile dönüştürülerek oksaloasetik asite dönüştürülür. Bu tepkime 2 defa gerçekleşir. Bunun nedeni ise bir molekül glikozdan iki adet pürivik asit oluşmasıdır. Krebs döngüsü sırasında  karbondioksit, 6 NADH + H+ , 2FADH2 subsrat seviyesinde fosforilasyonla 2 ATP sentezlenir. Bu şekilde çevrim tamamlanarak süreç ETS ye ilerlemiş olur. Bu süreçteki kayıplar ya da yapılan her aşamada oldukça büyük önem arz eder.

Fotosentezin ışığa bağımlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlarının farklarını yazınız.

Fotosentezin ışığa bağımlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlarının farkları nelerdir?

Fotosentez organik maddelerin üretimi ve ışık enerjisinin besine çevrildiği bir hücre yolağıdır. Bu yolakta birçok enzim ve etken görev almaktadır. Özellikle de yeşil pigmentli bitkilerde bu işlev oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Yeşil renkli bitkilerde kloroplast bulunur ve bu durumda bitkilerde mevcut olan besin ihtiyacının da karşılanmasını sağlar. Işık olan bir ortamda gerçkelştiği gibi karanlı bir evresi de bulunmaktadır. Fotosentezin ışık bağımlı reaksiyonuna bakılacak olursa:


– Granaları oluşturan tilakoid zar işlevsel
–  Işık, klorofil pigmentleri ve ETS görevli
– ATP, NADPH+H, O2 oluşur
– NADP indirgenir+ ışığın şiddeti etkinlik gösterir
– Işık ve klorofil ile etkinleşmektedir
– Fotoliz var
– Fotofosforilasyon ile ATP üretilir

Işık olmayan bir ortamda gerçekleşen bu süreç ise karanlık evre olarak adlandırılır. Bu evredeki fotosentez reaksiyonunda:

– NADPH+H yükseltgenir
– Stromada gerçekleşir
– CO2, NADPH+H ve ATP harcanır
– Işık, klorofil pigmentleri ve ETS kullanılmaz
– Organik baz ve monomerler üretilir
– Sıcaklık etkinliği önemlidir
– Işık ve klorofil ile değil, ATP ve NADPH+H ile gerçekleşir
– Fotoliz yok
– Defosforilasyon gerçekleşir.

Glikolizin tüm canlılarda aynı şekilde gerçekleşmesinin sebebi nedir?

Glikolizin tüm canlılarda aynı şekilde gerçekleşmesinin sebebi nedir?

Glikoliz solunumun en gerekli adımlarından biridir. Bu adım gerek oksijenli gerekse oksijensiz şartlar altında gerçekleşmektedir. Oksijensiz solunumda meydana gelen bu ürünlere bakıldığında, oksijenli solunuma göre oldukça farklıdır. Ancak solunumun asıl önemli olması bu aşamada başlar. Hangi çeşit solunum yapıldığına bakılmaksızın, glikoliz evresi bir ayıraçtır. Bu evrenin gerçekleşmesi adına yapılan ve salgılanan enzimler de aynı şekilde ortaktır.

 

u yüzden tüm canlılarda herhangi bir ayrım olmaksızın bu evre gerçekleşir.
Glikoliz evresinin en önemli basamakları 3 adettir ve bu enzimleri sürekli olarak geri dönüşümlü bir şekilde canlı kullanabilmektedir. Bu enzimlerin aktivitesi de bu sürece bir ayrıcalık katmaktadır. Glikoliz evresi sonrasında meydana gelen ara ve ana ürünler farklılık gösterebilir ancak süreç genel olarak aynı şekilde işleyiş gösterir.

Oksijensiz solunum ile fermantasyonun farkını yazınız.

Oksijensiz solunum ile fermantasyonun farkını yazınız.

Solunum olayı tüm canlılar için ortak gerçekleşen olaydır. Bu olayın beklenildiği gibi gerçekleşmesi yaşamın devamını sağlamaktadır. Ancak bazı durumlarda hücreler oksijenli solunum yapabildikleri gibi oksijensiz solunum da yaparlar. Oksijenin azlığı gibi özel durumlarda oksijensiz solunum kullanılmaktadır. Burada oksijen kullanılmadığı gibi glikoz da kullanılmaz ve enerji oluşturulur. Oluşan bu enerji ATP etkinliği ile de sonlanır. Burada ETS nin de etkinliği bulunmaktadır. Son alıcı oksijenli solunumda oksijen iken, oksijensiz solunumda sülfat gibi inorganik moleküller olur. Bu şekilde özel durumlarda yaşayan canlılar için de oksijen olmadan solunum gerçekleşmiş olur.

 

Fermantasyon ise glikozun etkinliği gibi gerçekleştirilir ve bu durumda canlıların oksijen kullanmadan ancak glikozun yardımı ile fermente olayı gerçekleşmiş olur. Fermantasyonda olay ETS den bağımsız şekilde gerçekleşir ve günümüzde glikoliz adı verilen süreçte olan basamaklardan oluşur. Bu basamaklarda ise bizler son ürünü canlıdan canlıya değişkenlik göstermekle birlikte farklı şekillerde alırız. Bu farklılıkta canlının ihtiyaç duyduğu son ürün olarak ya da ekosistemin düzeni ile açıklanmaktadır.

Bir fosil örneğinde çok az miktarda tespit edilen DNA örneğinin günümüzde bilinen canlıların DNA’sı ile karşılaştırılması mümkün müdür?

Bir fosil örneğinde çok az miktarda tespit edilen DNA örneğinin günümüzde bilinen canlıların DNA’sı ile karşılaştırılması mümkün müdür? Bu karşılaştırma ile ne gibi sonuçlara ulaşılabilir?

DNA kalıtsal bir materyaldir ve nesiller boyunca süregelmektedir. En az hasara uğrayan materyallerden biridir. Birçok fosil kaynaklarında bu gibi işlemler yapıldığında materyallerin bozulmadan günümüze kadar geldiği gözlenmiştir. Genetik materyallerin tespiti ve geçmişte yaşayan bu tür hakkında bilgi sahibi olmakta oldukça önemlidir. Çevremizde birçok geçmiş kalıntılar bulunmaktadır. Canlı kalıntıları ise fosil olarak adlandırılır. Fosiller genetik materyalleri olan DNA ları etkin şekilde koruyarak günümüze kadar gelmişlerdir. Bunların incelenmesi de gelecek kuşakların ve günümüzün kıyasının yapılmasını sağlamaktadır.

 

DNA incelenerek birçok yaşamsal veri elde edilmektedir. Bunlardan en önemlisi, burada yayılış gösteren bitki örtüsü ve canlı popülasyonudur. Fosilin etrafında yer alan kalıntılar da toprak ile ilgili bilgiler vermektedir. Bu bilgilerin ışığında geçmişte fosilin bulunduğu çevreyle alakalı detaylı bilgi edilebilmektedir. Hangi canlıların olduğu döneme ait olduğu ve bozunmadan günümüze kadar gelmiş olmasının sebepleri araştırılırken, birçok çevresel etmenin de devreye girdiği görülmektedir. Genetik materyal neslin devamlılığında oldukça önemli bir rol almaktadır. Bundan dolayı incelenmesinin yapılması ve geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurulmasını sağlamaktadır.  Hatta canlıların bu süreçte ne gibi durumlarla karşılaştığı ve morfolojik olarak nasıl değiştikleri de açıkça ortaya konmaktadır.

Biyoetiğin inceleme alanına giren konular nelerdir?

Biyoetiğin inceleme alanına giren konular nelerdir?

Etik kavramı, hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkmaktadır. İnsan ilişkilerinde olsun yapılan çalışmalarda olsun, sosyal ve aile yaşamı gibi konularda oldukça büyük öneme sahip olan bu durum, insani görevlerimizin en önemlilerini oluşturmaktadır. Bir diğer kişinin hakkına girmemek insanlara onurlu ve erdemli davranmak gibi birçok durum etik kavramının içine girmektedir. Biyolojik çalışmalar ya da tıbbi hareketlenmelerle sürekli olarak gündeme gelen etik konusu kafalarda sürekli bir soru işaretlerine neden olmaktadır. Bundan dolayı da biyoetik adı verilen ve kendine özelleşmiş bir alan karşımıza çıkmaktadır.

 

Biyoetik sağlık alanında yapılan birçok çalışmanın alt yapısını oluşturmaktadır. Gen teknolojisindeki değişimlerin takibi, doğum ve ötenazi olayları, kürtajın yasal olması gibi birçok bireyi doğrudan etkileyen ve günümüzde hala ciddi problemlerin yaşanmasına neden olan konuları içinde barındırır. Ülkemizde yapılmasa da insanlar üzerinde yapılan deneylerin boyutları da gene biyoetiğin inceleme alanı içerisinde yer almaktadır. Etik ilkelerin korunması ile gerçekleştirilen bu süreçte bu konular da görüldüğü gibi bir biyolojik etik alanında bulunmaktadır.