Bayrağımızın ve İstiklal marşımız bizler için değeri ve önemi nedir?

Bayrağımızın ve İstiklal marşımız bizler için değeri ve önemi nedir?

 

Bayrak bir ülkenin sembolünü ve özgürlüğünü temsil eden semboldür. Bayrak bir ülkenin olmazsa olmaz unsurudur. Her bayrağın bir anla

mı vardır. Her bayrak da bir ülke destanı yazar. örneğin Türk bayrağımız; kırmızı rengini şehitlerimizin kanlarından almıştır. Türk bayrağımızın da ortaya çıkma hikayesi vardır. Savaşta şehitlerimizin kanlarında oluşan birikinti oluşur  ve egece vaktinde  ortaya çıkan ay bayrağımızı oluşturur. Ay ve yıldız şanlı Türk Bayrağımızı sembolize eder.

 

Üzerinde  bulunan  simgeleriyle özgürlüğü de temsil etmektedir. İstiklal marşında da söylendiği gibi “ Dalgalan sende  şafaklar gibi ey nazlı hilal” .. Sevgili Mehmet Akif Ersoy istiklal marşını bayrağa ve milletimize hitaben yazmıştır. İstiklal marşı da ülkeyi yansıtan marşımızdır. 10 kıtalık olan  milli marşımızın her mısrasın da şanlı bayrağımızdan, şehitlerimizden ve vatan sevgisinden bahsedilmiştir. İstiklal marşımız Kurtuluş savaşından sonra askerlerimize moral vermek amacıyla yazılmıştır. İstiklal marşını okurken veya dinlerken her satırında vatan millet sevgisinin hissettiren, bağımsızlığınızı kanıtlayan bir marştır. İstiklal marşı önemli günlerde ve önemli zamanlarda söylenir. Örneğin milli maçlarda resmi törenlerde , 29 ekim , 19 mayıs …, yada okullarda özellikle Pazartesi sabah ve Cuma günleri okul çıkışı olmak üzere okul  törenlerinde senelerdir okunmaktadır.  Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği bayrağımıza ve marşımıza her zaman sahip çıkacağız.

İstiklal marşı söylemek sizlere hangi duyguları yaşatıyor?

İstiklal marşı söylemek sizlere hangi duyguları yaşatıyor? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız..

 

İstiklal marşı 12 Mart 1921 de Mehmet Akif Ersoy tarafında yazılan milli marşımızdır. İstiklal marşımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayından sonra Milli marş olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda bestesi Zeki Üngör ’dür. Milli marşımız ülkemizi yansıtan, bayrağımızı anlatan olgudur. İstiklal marşımı Kurtuluş savaşından sonra yazılmıştır.  ve kurtuluş savaşı dönemindeki şehitlerimizi ve bayrağımızı anlatır. İstiklal Marşımızı okumak herkes de farklı duygulara sebebiyet verir. İstiklal marşı milli değerlerimiz arasındadır. Bu yüzden; özel ve resmi günlerde, milli sporların başlangıcında, okul törenlerinde okunmaktadır. Bu bir değer ve saygıdır. İstiklal marşı okunmadan önce 1 dakikalık saygı duruşunun artından marş başlar. Bu an insanın duyguları tarif edilemez.  her okunduğunda o anları yaşamış hissine kapılır. Kimisinin gözleri dolar, kimisinin tüyleri diken diken olur.. Kimisinin de kalbinde duyduğu bir sızı… Her ne kadar duygusal hisler olsa da sonunda vatana , şehitlerimize ve bayrağa duyulan gurur vardır.  İstiklal marşımız okunduğu zaman ayağa kalmak ve bayrağın yükseltilmesi de bayrağa duyulan gurur sevgi ve saygıdandır.

 

Milli marşımız olan istiklal marşı, zor zaferler yazılmış başarının azmin sonucunda ulaşılmış marşımızdır. Her daim marşımıza , bayrağımıza sahip çıkmalı ve saygı göstermeliyiz. Bizi biz yapan ,ülkemizi birlik ve beraberliğimizi yansıtan Türk bayrağımız ve istiklal marşımızdır.

Bayrak sevgisi , vatan sevgisi , Çok özel kavramlardır.

İstiklal marşımızın ilk iki kıtasında anlatılmak istenen nedir?

İstiklal marşımızın ilk iki kıtasında anlatılmak istenen nedir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

İstiklal Marşı , Türliye cumhuriyeti’nin milli marşıdır. Mehmet Akif Eroy tarafından yazılan bu eser 1921 senesinde  Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marş olarak kabul edilmişitr.Her mısrafı , her kıtasıının derin anlamalrı vardır. İstiklal marşımız milli sporların başlangıcında, okullarda resmi günlerde okunmaktadır. Buralarda 2 mısrası okunur.  İstiklal marşımızın ilk iki  kıtasındada birçok derin anlam yüklüdür.

 

İstiklal marşımzın ilk kıtası

 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

İstiklal marşımızın yazarı sevgili Mehmet Akif Ersoy istiklal marşımızın ilk kıtasında bayrağa ve ulusuna seslenmektedir..  Birçok savaşlar oldu ama korkma anlı şanlı Türk bayrağımızın daima dalgalanacağına , ay ve yıldızının her zaman parlayacağını anlatmıştır. Ayrıca göklerde daima el üstünde, tutulan bayrağımızın , ülkede en son ocak sönene kadar göklerde dalgalanacak olan bayrağımızı anlatmıştır.

 

İstiklal marşımızın ikinci kıtası

 

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

 

1.Dünya savaşından sonra düşman güçlerin işgaliyle bir korku oluşmuştur. Şair burada bayrağa seslenerek , korkmaması gerektiğini belirtmiştir. Korkma , dalgalan , dalgalan ki milletine ve ülkene güç ver demek istemiştir.

Kaynakça kısım niçin vardır?

Ders kitaplarınızın arka sayfalarındaki Kaynakça kısım niçin vardır? Sizce bu bölüm ne işe yarar?

 

Ders kitapları öğrencilerin her gün kullandığı bilgi kaynağıdır. Derslerini ve ödevlerini buradan takip ederler. Her dersin kendisine özgü kitabı vardır. Bazı kitapların , 2 çeşidi vardır 1. kitap okulda öğretmenle birlikte takip edilen konuların olduğu kitaptır. 2.kitap ise genel olarak alıştırma ve egzersizlerin olduğu kitaptır. 1.kitaptaki konularla eşdeğer gider ve oradaki konuların alıştırmaları niteliğindedir. Örneğin matematik kitabı , konu içerikli kitaptır. Matematik alıştırma kitabı ise bahsetmiş olduğumuz alıştırma kitabıdır. Kitap yazarı kitaplarını yazarken kaynakçaya ihtiyaç duyabilir. Kitapların sonlarına doğru “Kaynakça” bölümü göreceksiniz. Kitapların arkasında neden kaynakça yazısı vardır?  Kitaplar hazırlanırken illaki araştırmalar yapılmıştır. İnternet sitesi olsun başka kitaplar olsun bilgi eklemesi alınmış olabilir. Kaynakça bölümünde bu bilgilerin nereden alındığını, tarihi, internet sitesi gibi bilgiler yer almaktadır.

 

Kitapta yeterli açıklama bulamadıysanız, kaynakça bölümümde bulunan bilgilerden daha net bilgilerle ulaşabilmenizi sağlar. Aynı zamanda; eğer bilgi, görsel başka bir kitap veya siteden alınmışsa bu bilgiyi paylaşan kişinin emeğine ve bilgisine saygı olarak kitap yazarı bu bilgiyi paylaşmıştır. Aynı zamanda kişiden habersiz bir baskı işlemi yaparsa telif hakkına da girmiş olabilir. Bu tür durumlar yaşanmaması adına kitap yazarı kaynakça bölümünü oluşturur. Ama en genel sebebi: yazarın hangi kaynaklardan faydalandığını göstermek için bu bölüme ihtiyaç duyulmuştur.

Çeşitli dönemlerde olumlu gelişmeler yaşanmasaydı bugün yaşamımızda ne gibi değişimler olurdu?

Çeşitli dönemlerde olumlu gelişmeler yaşanmasaydı bugün yaşamımızda ne gibi değişimler olurdu? Yazınız. (Geçmişteki özgür düşünce akımları)

 

Dünyanın varoluşu ve insanoğlunun bir şekilde hayatta kalma mücadelesiyle başlayan bir hayat serüveni sürekli yeni gelişimler ve ilerlemelerle günümüze kadar gelmiş ve hala da değişmeye devam ediyor. Bu durum insanoğlunun sürekli merak içinde ve daha iyiye ulaşma çabasının bir ürünü de diyebiliriz.

 

Eğer yazı bulunmasaydı, matbaa bulunamaz ve kitaplar çoğaltılamazdı. Bu en basit bir örnektir aslında. 21. Yüzyılda olduğumuz şu döneme bir baktığımızda gelişmeler o kadar hızlı ilerliyor ki yetişmek mümkün değil. Teknolojinin girmediği nokta neredeyse kalmadı. Uzaya gidiliyor ve çeşitli fotoğraflar çekilebiliyor. Cep telefonu sayesinde dünyanın her yeriyle iletişim rahatça kurulabiliyor. Canlı yayınlarla televizyonda farklı kıtaları ve ülkeleri an ve an izleyebiliyoruz. Bu örnekler çoğaltılabilir aslında.

 

Tüm bu gelişmeleri birdenbire ortaya çıkmadı tabi. Her bir icadın ve her bir gelişmenin bir ön hazırlık kısmı var ve gelişerek devam ediyor.  Örneğin telefonu ele alalım. Yıllar önce Graham Bell’in bulduğu telefon şu an elimizde ve kullanım alanı akıllara sığmayacak derecede gelişmiş durumda.

 

Kısaca özetleyecek olursak her çağda yapılan buluşlar ve bilimsel araştırmalar neticesinde insanoğlu dünyada daha rahat ve daha huzurlu yaşıyor denilebilir. Ancak burada ki hassas nokta, icatların insan yararına kullanılması şartıyla olması. Yoksa silah ve bomba üreterek savaşların artmasını kastetmiyorum. Ancak yine de geçmişte yapılan tüm bu gelişmeler olmasaydı, insanoğlu hala ilkel bir halde yaşayacak ve bugünkü rahatlığı asla bulamayacaktı.

Aydınlanma düşüncesinin 20. yüzyıl felsefesine olan etkileri

Aydınlanma düşüncesinin 20. yüzyıl felsefesine olan etkilerini değerlendiriniz.

 

  1. ve 19. Yüzyıl “Akıl Çağı” olarak da isimlendirilen ve Batı’da toplumsa olarak aydınlanmanın yaşandığı bir dönem olarak kabul edilir. Aydınlanma düşünürleri daha çok aklı ön plana çıkararak toplumu aydınlatmaya ve insanın aklı sayesinde tüm sorunlardan kurtulup ebedi barışa kavuşabileceği düşüncesini benimsemişlerdir.

 

Yine 18. Ve 19. Yüzyılda tüm dünyayı etkileyen Fransız ve Sanayi Devrimleri insanları geleneksel görüşten akılcı düşünmeye ve sorunlara bu şekilde çözüm bulmaya yöneltmiştir. Zaten Rönesans’ta hep bu düşüncenin etkisi olarak ortaya çıkmış ve yeni bilgi ve araştırmalar yapılmıştır. Ayrıca bu dönemim özelliklerinden olan coğrafi keşiflerle birlikte birçok değerli eserin çeviri faaliyetlerinin yapılması da 20. Yüzyıl felsefesine büyük katkılar sunmuştur.

 

Yapılan tüm çeviri faaliyetleri ve felsefenin edebi eserlerle birlikte ele alınması insanları felsefeye olan ilgisini arttırmış ve kitap okuma oranı yükselmiştir. Aydınlanmacı filozoflar aklın önderliğinde ve bilimsel yöntemlerle birçok sorunun ortadan kalkacağını savunmuştur.

 

Genel olarak 18.ve 19. Yüzyıl aydınlanma düşüncesinin hakim olduğu yıllar olarak, geçmiş felsefi konular, bilimsel ve sosyokültürel birikimlerin tümü aydınlanmacı filozoflar tarafından sorgulamıştır. Bu sorgulamalar doğal olarak 20. Yüzyıl felsefesini de etkilemiş ve yeni felsefi akımların ortaya çıkışını sağlamıştır.

İnsanın zayıflık değerlerini kaldırarak değerlerini yeniden kurması gereği, onun yaşamsallığına güç kazandırır mı?

İnsanın zayıflık değerlerini kaldırarak değerlerini yeniden kurması gereği, onun yaşamsallığına güç kazandırır mı? Örnekleyiniz.

F. Nietzsche’ye göre yaşamda yükselme ve zenginleştirme işlevi görmeyen değerlerin kaldırılması gerektiği, gücü hayat karşısında en büyük erdem zayıflığı ise tek kusur olarak görür. Ayrıca ahlakın temelinde yaşamı zayıflatan duyguların da terk edilmesi gerektiğini savunur.

Ben Nietzsche’nin bu düşüncelerine kesinlikle katılmıyorum. Bence ahlak önemlidir ve bana göre en büyük erdem ahlaklı olmaktan geçer. İnsan kendi içinde barındırdığı iyi vasıfları daha fazla güce sahip olmak için asla kaybetmemelidir. Örneğin; daha fazla zengin olmak ve daha lüks yaşamak için hırsızlık yapmak hiçte ahlaki ve insani değildir. Hırsızlık yaparak zengin olan ve güce kavuşan insanlar vardır. Ancak burada ahlak tamamen yok olmuş ve insan haklarına saldırı gerçekleşmiştir.

Ancak şu şekilde de olabilir. Örneğin; insan tabiatı gereği biraz tembel ve uyuşuk olabilir. Ama bu zayıflıklarını çalışkanlık ve girişimcilikle değiştirdiği takdirde yaşamsal olarak evet güce kavuşabilir. Buradaki ince çizgi insanın yaşamsal güce kavuşmak için uygulayacağı yöntemler ve seçeceği yoldur.

Ahlak ve meslek etik ilkelerinden sapmadan zayıflık değerlerini kaldırıp yerine yaşamını güçlendirecek daha iyi değerlerle değiştirmek insana her zaman başarıyı ve gücün kapılarını açacağı kesindir.

T. Mengüşoğlu’nun “İnsan Felsefesi” adlı eserinde kültür varlığı olarak tanımladığı insanın kendine has özellikleri nelerdir?

T. Mengüşoğlu’nun “İnsan Felsefesi” adlı eserinde kültür varlığı olarak tanımladığı insanın kendine has özellikleri nelerdir?

T. Mengüşoğlu’nun “İnsan Felsefesi” adlı eserinde, her ulusu kendine özgü bir yaşantısı bir kültürü, sanatı, değer yargıları ve dilinin olduğundan bahsetmiştir. Her millet kendine has sanat eserleri ortaya çıkarır. Bu nedenle Alman sanatı, Fransız sanatı, Hint, Çin, İngiliz veya Türk sanatı olarak nitelendirilir.

T. Mengüşoğlu’na göre bu sanatların aralarındaki farklar farklı millet olmalarından dolayı değil insanın sanatla uğraşan bir varlık olmasından dolayıdır. Bu nedenle Mengüşoğlu dilinde aynı bu şekilde insana özgü bir konuşma tarzı olduğunu savunur. Ona göre diller her millette farklıdır ancak burada dillerin farklı olması önemli değildir. Önemli olan insanın konuşan bir varlık olması ve bunu dil ile gerçekleştirmesidir.

T. Mengüşoğlu’nun kültür varlığı olarak tanımladığı insanın kendine has özellikleri arasında; sanatın, dilin, tarihin, bilginin ve tarihsellik olduğunu savunur. Ona göre insanların farklı kültür çevrelerinde olmaları ve farklı ırk özelliklerine sahip olmaları kendine has özelliklerinde rol oynamamaktadır.

Bilginin doğruluğu belirlemede ortak çabaya sağduyu denilebilir mi? Niçin?

K. Poper’ın “Ben yanılmış olabilirim ve sen haklı olabilirsin ve ortak çaba sonucunda belki doğruluğa biraz daha yaklaşabiliriz.” sözünden hareketle bilginin doğruluğu belirlemede ortak çabaya sağduyu denilebilir mi? Niçin?

 

K.Poper göre, gerek yanlış kuramları çürüterek gerek bir kuramdaki aksaklıkları tespit ederek sorunlar çoğaltılabilir ve buda bizi eleştiriye götürerek rasyonel bir tutum sergileyerek hatlardan ders çıkarmamızı kolaylaştırır.  Böylece bilim varsayımlar ve eleştirilerle ilerleyerek, daha doğru kuramların ortaya çıkması sağlanır. Poper her şeyi körüne körüne kabul etmemeyi önerir ve her şeyi sorgulamadan kabul edenleri ise sert bir şekilde eleştirir.

 

Poper’ın tüm düşüncelerin ışığında Ben yanılmış olabilirim ve sen haklı olabilirsin ve ortak çaba sonucunda belki doğruluğa biraz daha yaklaşabiliriz.” Sözüne sağduyu denebilir diyenlerin çıkabileceği gibi hayır sağduyu değildir diyenlerde olacaktır. Nasıl mı? Buradaki bakış açısı önemlidir.

 

Örneğin A kişisi şöyle diyebilir; Daha çok kişinin fikir üretmesi ve eleştirel yorumlar yapması bilime katkı sağlar ve geçici olarak kabul edilenlerden ders çıkarmamız kolaylaşır. Bu nedenle evet sağduyu denilebilir.

B Kişisi ise; hayır buna sağduyu denemez. Çünkü insanlar arasındaki ortak düşünce, inanç ve davranışlarla ilişkilidir. Hiçbir zaman bilginin doğruluğunu garanti edemez. Doğruluk epistemolojik bir belirlenimdir. Sağduyu ise ortak inançlar ile ilişkilidir. Sağduyuda uygunluk ve geçerlilik gibi kavramlar söz konusu olur.

 

Bu nedenle bu soruya verilecek cevap kişiden kişiye değişebildiği gibi ayrıca olaya farklı bakış açısıyla yaklaşıldığında da farklı cevaplar alınır. Aynı K.Poper gibi….

Kuhn’un düşüncelerinde geçen “bilim çevresi”

Kuhn’un düşüncelerinde geçen “bilim çevresi” kavramı hakkında bilgi veriniz.

 

Thomas Kuhn, “olağan bilim” deyimini birden fazla bilimsel araştırma yapılarak kazanılan bilimsel başarı olarak adlandırır. Bu bilimsel başarılarının da belli bir bilim çevresi tarafından uygulamaların sürekliliğini sağlamak için bir temel kabul ettikleri bilimsel ilerlemelerdir.

 

Kuhn, bu nedenle bazı örnekler vererek bu düşüncesini daha iyi anlatmaya çalışır. Örneğin; Aristotoles’in “Fizik”, Lyell’in “Jeoloji”, Franklin’in “Elektrik”, Nwton’un “Prensip ve Optik” esreleri ve buna benzer diğer yapıtların hep belli bir araştırma alanında geçerli sayılan ve sunulan yöntem ve bilgilerin gelecekte uygulayacak kuşaklar için büyük yardımları olmuştur. Buradaki başarı ise iki nedenden dolayıdır. Birincisi, yapılan bilimsel teknikler gerçekten benzersiz ve değerliydi. İkincisi ise açık uçlu olup yeni gelişmelere her zaman açık olmasıydı.

 

Kuhn, tüm açıklamaların ışığında “olağan bilim” deyimiyle yakından bağlantılı olduğunu ileri sürdüğü “paradigma” kavramını ileri sürerek bunun üzerinde görüşlerini bildirmeye devam etmiştir.

Kuhn, diğer yanan bilim adamlarına şöylede bir eleştiri getirmiştir. Bilim adamlarının yeni kuramlar icat etmek için uğraşmadıklarını hatta mevcut olanları da eleştiriden uzak durmadıkları yönündedir.