İlk Türk devletlerinde anne, baba ve çocukların sorumlulukları ile günümüzdeki anne, baba ve çocukların sorumluluklarını karşılaştırıp benzer ve farklı yanlarını söyleyiniz

  İlk ve Günümüz Türk devletlerinde toplumsal yapı:

 

  • Oğuş (aile): en küçük toplumsal yapı
  • Urug: ailelerin birleşmesinden oluşurdu.
  • Boy: urugların birleşmesinden oluşurdu.
  • Budun (millet): boyların birleşmesinden oluşurdu.

 

Aile (Oguş): Türk sosyal hayatı, akrabalık bağları üzerine kurulmuştu. Toplumun çekirdeğini oluşturan ailede babanın yanında annenin de söz hakkı vardı.

 

İlk Türklerde babaya “kang” anneye ise, “ög” denirdi.

 

Eski Türk ailesi bugün olduğu gibi “küçük aile” yani çekirdek aile tipindeydi.

 

Evlenen erkek çocuklara çadır ve bir miktar mal verilirdi.

 

Ancak küçük oğul, evlendiğinde babasının çadırında kalmakta ve onların ölümlerinden sonra da çadır ve babaya ait malın sahibi olmaktaydı.

 

Kız çocukları evlenirken baba tarafından verilen çeyiz ile evden ayrılır ve daha sonra baba mirasında bir hakkı yoktu.

 

Türklerde genellikle akraba sayısını artırma karşılıklı olarak birbirlerine destek vermek, akraba boylar arasındaki çatışmaları önlemek için başka kabileden evlilik tercih edilmekteydi.

 

Türklerde evlilik, erkek ve kızın ortak iradesi ile ailelerin karşılıklı rızasına bağlıydı. Evlenme; söz kesme, nişan ve düğün töreniyle tamamlanırdı. Günümüzde ufak değişimler dışında yine aynı tarz kültür devam ettirilmektedir ülkemizin birçok noktasında. Kadının mülkiyetinden olmak üzere kız tarafı erke evinden kalıng (kalın) alırdı. Gelinin çeyizine eğne veya yumuş adı verilirdi. Düğünde verilen yemeğe törün denirdi.  Evlenen kıza gelin, evlenen erkeğe ise güvey denilmekteydi.

Verilen hikaye unsurlarına uygun olarak duygu ve düşüncelerinizi anlatan bir hikaye yazınız.

Verilen hikâye unsurlarına uygun olarak duygu ve düşüncelerinizi anlatan bir hikâye yazınız.

Kişiler: Beril, Aras, Coşkun

Mekân: Okul bahçesi

Olay: Bir kalem kutusunun kaybolması

Ana Düşünce: Bulduğumuz eşyayı sahibine ulaştırmalıyız

 

Tuğçe’nin Kalem Kutusu

Teneffüste Beril ve Aras beni yanlarına çağırdıklarında oyun oynayacağımızı düşünmüştüm. Ancak konu farklıymış. Atatürk büstünün köşesinde, ağaçların arasına düşmüş bir kalem kutusundan söz ettiler. Neler olduğunu ilk bakışta anlayamamıştım. Ancak Beril; ‘ Coşkun, bu kalem kutusunu burada bulduk ama sahibinin kim olduğunu bilmiyoruz. Bunu bulmalıyız ve sahibine teslim etmeliyiz’ dedikten sonra onlara hak verdim. Elbette bulduğumuz bir eşyayı sahibine ulaştırmalıydık. Okulun bahçesinde koşuşturan tüm herkese göz attık. Ancak kimsenin ağlayıp üzüntülü bir şekilde kaybolan bir eşyasını aradığına da şahit olamadık.

 

Aras bir fikri olduğunu söyledi. Bulduğumuz kalem kutusunu okulun müdürüne teslim edelim, bunu kaybeden kişi ilk olarak onun yanına gidecektir dedi. Bize de mantıklı geldi. Hemen müdürün odasına doğru yola koyulduk. Kapıyı çaldım ve içeri girdik. İçeride oturup ağlayan, ben şimdi ne yapacağım diye hayıflanan Tuğçe’yi görünce birbirimizin gözlerine baktık. Müdürün buyurun yavrularım ne için gelmiştiniz dediğinde ona doğru yönelip olayı anlattık. Elimde olan kalem kutusuna sarılan Tuğçe çok teşekkür etti ve bunu bulamasaydı ailesine karşı mahcup olacağını belirtti. Bize de Tuğçe’nin yaşadığı bu mutluluk yetti. Sonra tekrar okulun bahçesine yönelerek birlikte oyun oynamada devam ettik.

Yörenizdeki düğün adetlerini anlatınız.

Benim yöremdeki düğün adetleri şu şekilde:

Bu yörede düğün ve ölüm gibi olaylara ayrı bir değer yüklenir. Her ikisi de belli adetler çerçevesinde gerçekleşir. Düğünlerde, geline belirli bir gram altın alınması zorunluluğunun, gelinin ailesine hediyeler almanın gerekliliğinin, ev düzme ve eşyaların temininin tamamen damada ait olduğu ve bazı bölgelerde başlık parası alındığının adet olarak görüldüğü bir gerçektir. Bulunduğumuz yörede bu adetlerin geçerliliği hala sürmekte. Gelin bohçası adında geline hediyelerin sunulduğu ve gelininde düğünden sonra kendisine hediye getirenlere hediye götürdüğü de bu adetler arasında.

 

Düğünler genelde halaylı olduğundan davul zurnasız geçmez. Düğün esnasında evine ilk kez gelinin başına damat şekerler atar. Tatlı bir hayata girişini sembole eder bu şekilde. Hepsinden önce isteme usulleri ve tarzları diğer yörelere nazaran farklılıklar gösterir. Din bilgisi ve yemek bilgisi sorgulanan gelinin ahlakı ve en son güzelliği esas alınır.

Yaşadığınız yörede en çok oynanan halk oyunları nelerdir?

Yaşadığınız yörede en çok oynanan halk oyunları nelerdir? Bu oyunları oynayan kişilerin kıyafetleri nasıldır?

 

Doğu Anadolu bölgesinde yaşıyor olduğumdan buralarda halay en çok oynanan halk oyunudur. Bu oyunları oynayanlar genelde yöresel tarzda şalvar ve uzun gömlek giyerler. Tabi her halay oynayan da bu elbiseleri giyer diye bir durum yok. Normal günlük kıyafetleri ile halay oynayanlarda yok değil.

Nasrettin Hoca’nın yerinde olsaydınız ahalinin isteğine nasıl bir çözüm yolu bulurdunuz?

Nasrettin Hoca’nın yerinde olsaydınız ahalinin isteğine nasıl bir çözüm yolu bulurdunuz?

 

(Timur’un Akşehirlilere hediye ettiği fili geri iade etmek istemeleri)

 

Ben olsaydım Nasrettin hoca gibi davranmadım tabi ki. O an onlara ders vermeleri düşünmek yerine benden istenildiği gibi gider ve sorunun çözümü için bir konuşma yapardım. Timur’a söylerdim filin köylüye ve köye zarar verdiğini anlatır geri alması için ricada bulunurdum

Karşılaştığımız sorunların çözümünde aile büyüklerimizin fikrini almak neden önemlidir?

Karşılaştığımız sorunların çözümünde aile büyüklerimizin fikrini almak neden önemlidir? Bu fikirler bize neler kazandırır?

Aile büyüklerimizin yaşayışları ve hayat tarzları bizlerden farklı olabilir. Bizler onlarla aynı çağda yaşamadığımız gibi zamanın hızla geliştiği ve şartların değişkenlik gösterdiği de ortada. Ancak belli başlı kavramlar ve olaylar var ki bunların bilgisini aile büyüklerimizden alırız. Örneğin askerlik yapan bir aile büyüğümüz askere gideceğimiz zaman bize yapmamız gereken davranışları birer birer anlatabilir. Yahut evlenme niyetindeysek ne konuşmamız gerektiğini, nasıl bir insanla nasıl kararlar almamız gerektiğini hep sorarız aile büyüklerimize. Bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü birçok konuda yardımlarına ihtiyaç duyduğumuz kesin.

 

Bizler, karşılaştığımız sorunların çözümünde aile büyüklerinin fikirlerini yaşantımız süresince alırız. Çünkü bizden bir adım önde yaşarlar hayatı. Olaylar ve durumlar hakkında bilgi alırız ki hataya düşmeyelim. Tecrübelerinden faydalanırız. Fikirlerini önemseriz. Özellikle karşılaştığımız bir soruna daha olgun yaklaşıp bizi detaylı bilgilendirir hatta elinden geldiğince sorunumuzu çözmeye gayret eder. Bizlerin haftalarca düşüneceği bir sorunu belki de bir günde sonuca bağlayabilirler. Olayların gelişim yönünü dahi hesaplayıp tahminde bulunduklarından olsa gerek bizden daha sakin davranmaları şaşırtıyor. Onların bu fikirleri ve yardımları bizlerin hayatını kolaylaştırır. Bizlere artı değer katar. Hataya düşmemiz engellenebilir yahut yaptıysak bir hata telafisi için gerekli çabayı bizimle birlikte verirler.

Nasrettin Hoca ile ilgili bildiklerinizi anlatınız.

Nasrettin Hoca ile ilgili bildiklerim:

Türk edebiyatının gelişmesinde katkısı olan, olayları anlatırken hem ders çıkarmamızı, hem gülmemizi, hem de düşünmemizi sağlayan zeki bir bilgedir. Sivrihisar’da yaşayan Nasrettin hoca köyün imamı Abdullah Efendi ile aynı köylü olan Sıdıka hatun ikilisinin oğludur. 1208 yılında doğduğu bilinir.

 

Sadece Türk devletlerinde değil tüm dünya devletlerinde geçerliliği olan hikayeleri dillerden dillere aktarılmıştır. Gülerken düşündüren sözleri çocukluktan büyüyene kadar her yaştan insanın ders çıkarması için söylenmiştir. Halk içinde sevilen kişiliği ve saygınlığı yaşadığı sürece sınırlı kalmamış, çağlar boyu süre gelmiştir.

Komşuluk ilişkileri neden önemlidir?

Komşuluk ilişkileri niçin önemlidir?

Gecekondu ve çarpık kentleşmenin bizlerin çocukluğunda oluşturduğu en güzel yanı komşuluk ilişkileriydi. Şimdilerde bakıyorum da bu ilişkiden eser kalmamış. Çocukluğumuzda oluşan o mahalle deki oyunların heyecanı yitip gitmiş. Zamanın çocuklarının ellerinde birer telefon, tamamen sanal oyunlara yönelip insanlarla konuşmayı dahi unutacak hale gelmişler. Teknolojinin faydalarından tabi ki yararlanmalılar ve bilinçlenmeliler. Ancak iş abartıya kayınca şöyle bir durup düşünmemiz gerekiyor. Bizde farklı sayılmayız hani.

 

Komşularımızın birçoğunu aynı binalarda oturmamıza rağmen tanımıyoruz bile. Hâlbuki bizim en yakınımızda ki insanlar bu kişiler. Kendi aile ve akrabalarımızdan daha yakın olmaları da ayrı bir özellik. Neden bu güzellikten mahrum edelim ki kendimizi? Bakınız ben kimseyle muhatap olmam benim kimseye ihtiyacım yok ben güçlüyüm kavramları bizleri bugünlere getirdi. Oysaki her insan bir gün yardıma muhtaç hale gelecektir. Ufakta olsa komşularımız tarafından bizlere yapılan bir yardım veya destek unutulmayacağı gibi bizlerinde onlara yapacağı her türlü destek ve yardımda unutulmayacaktır. Özellikle sürekli yapılan ziyaretler hayatımıza renk katacak ve kendimizi önemli hissetmemizi sağlayacaktır. Anlayıp anlaşılmak, paylaşmak, dertleşmek ve sevinçli anlarımızı birlikte geçirmek bizlere huzur verecektir.

Paylaşmanın faydaları nelerdir?

Paylaşmanın faydaları şunlar olabilir:

Acılar paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça çoğalır sözünü atalarımız elbette boşuna söylemedi. Yaşayışlarından ve hayatlarından aldıkları ve kazandıkları tecrübe onların söylediği sözlere yansıdı. Paylaşmanın zıttı olan bencilliği öncelikle ele almalıyız. Önce ne kadar bencil davranıp sadece kendimizi düşünüyoruz ona bakmalıyız. Bizler dünyanın sadece bizim etrafımızda döndüğünü mü sanıyoruz yoksa? Yahut fazlaca bizde bulunan bir güzelliğin hepsine sahip olma hakkını kendimizde mi görüyoruz? Bunlara bir bakmalıyız. Kendi iç muhasebemizi yaptıktan sonra ne kadar benciliz ne kadar değiliz ona göre yorum yapabiliriz. Artık paylaşmaya açık olmalıyız. Kendimizde de gördüğümüz yanlışlar elbette var olacaktır. İşe o yanlışları düzelterek başlayalım. Sonrasında insanlığa dair paylaşıma açık olmalarını gerektirecek mesajlar verelim.

 

Paylaşma; insanların birbirleri ile olan ikili ilişkilerini düzene sokmasının yanı sıra karşı tarafa fayda sağlayabilme yahut kendine fayda sağlayacağını düşündüğü konuda başkasından yardım almadır diyebiliriz. Her insan kendisi ile paylaşılan bir güzel duruma sevinir. Önemli olan bizlerin başkasının faydasına sağladığımızda mutlu olabilmemizdir. Paylaştıkça insanlar bizi anlayacaktır diye umuyorum. Anlamayı geçtim bir insanın ihtiyacını karşılamak ve onunla elinde ki güzellikleri paylaşmak insanlık adına yapılacak en büyük hizmettir. Çünkü o kişi bundan sonrası için artık diyecektir ki vay be insanlık hala ölmemiş bak ne iyi insanlar var bende bundan sonra böyle davranayım. Bu şekilde tüm insanlığı düzeltebiliriz. Önce kendi kapımızı süpürelim deyimini burada kullanırsak hata etmeyiz.