Yaşanılan mekanların insanların sosyal ilişkilerinde etkili midir?

Yaşanılan mekanların insanların sosyal ilişkilerinde etkili olup olmadığıyla ilgili düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

 

Mekân ve insan;

 

İnsanın dünya yolculuğunda zaman mekân olgusu oldukça büyük bir yer tutar. Nerede ne zaman nerede bulunduğunuzun ve ne yaptığınızın hayatınızın tüm zamanlarını etkilemesi şekil vermesi ve değiştirmesi mümkündür. İnsanın yaşadığı mekân hayatının şekillenmesinde ki ilk unsurdur diyebiliriz. Bir gecekondu mahallesinde dünyaya gelen bebekle az ötede bir rezidansta gözlerini dünyaya açan bebek aynı şartlarla başlamaz hayata.

 

Ailenin sosyal durumu çevresi maddi durumu o çevre yeni katılan bireyin de hayatını baştan aşağı etkileyecektir. Doğu ile batıyı Avrupa ile Asya’yı birbirinden ayıran yaşanılan mekânların farklı olmasıdır. Norveç’te yaşayan birine yüzdeki güneş yanığını nasıl anlatamazsınız Afrika’da yaşayan birine soğuk yanığını anlatamazsınız. İnsanın kültürü yaşayış biçimi giyinişi duruşu hepsinin en başında yaşadığı çevrenin ve bulunduğu mekânın etkisi vardır.

 

Eğer yaşanılan mekân insanın bulunduğu çevre sosyal hayatını ve yaşantısını etkilemeyecek olsaydı dünya en başından düz yaratılır bütün insanlarda aynı tip ve modelde dünyaya gelirdi. Yaşadığımız mekân sosyal çevremiz sahip olduğumuz imkânları birimizin farklı ve biricik. Bizi de insan yapan farklılıklarımız bu yüzden.

Bir şiirde bütün insanlığı ilgilendiren konulardan bahsedilmesi o şiire nasıl bir katkı sağlar?

Bir şiirde bütün insanlığı ilgilendiren konulardan bahsedilmesi o şiire nasıl bir katkı sağlar? Düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Bir şiirin insanlığı ilgilendiren tüm konuları ihtiva etmesi demek şiirin yapısı ve anlamı ile birlikte evrenselleşmesi demektir. Şiir nasıl evrenselleşir, yalnızca dünyayı ilgilendiren konuları şiir ile bütünleştirmek yeterli mi? Şiirin evrensel yaşayabilmesi için dünyayı ilgilendiren konuların zekâ kıvılcımından bir parça alıp o şekilde şiiri işlenmesi gerekmektedir.

 

Dünya döküyor yapraklarını bir bir kendi bahçesine

Yaşlı bir ağacın kuruyan ilk dalısın Suriye

 

Dizesi şiiri evrensel yönde geliştirip ölümün ve savaşın anlatım biçimini değiştirmektedir. Nurullah ataç her baktığımızı şiir eden ve akıldır diyor. Nazımla nesri birbirinden ayıran cümlenin içerisine bir sır saklanmasıdır. Şiirin insanın içini yine içsel bir yolculukla dışa vurması olduğunu düşünürsek içerisinde zekâ, düşünce, toplumsal yargılar ve kırılmalar bulunan şiir evrensel şiir olmaya aday olacaktır diyebiliriz. Şiir sezgilerle verilebilen anlaşılabilen içindeki zekânın dümdüz bir zekâ olmadığı bilinmesi gereken bir oluşumdur.

 

Şairin hadi ben şiir yazayım bu da evrensel olsun diye evrensel şiir üretimine çıkmadığını şiir yazmanın basit bir meşgale olmadığını ve her cümlenin bir araya getirildiğinde şiir olmadığını bilmek gerekir. Şiir içerisinde insan varken şiir olur insanı şiire sokmak ise hissiyat âleminin uzattığı naif bir dala tutunmaktan geçer. Şiir dünyaya gözlerini kalabalık bir çevre ile açıyorsa büyümesi gelişmesi ve evrenselleşmesinde aynı oranda ilerler diyebiliriz.

Bir şairin kalıcılığı yakalaması için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir şairin kalıcılığı yakalaması için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Niçin?

 

Bir şairin kalıcı olabilmesi yüzyıllar boyunca değer görmesi için sadece toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Burada yüzyıllardır süren şu tartışma aklıma geliyor sanat toplum için midir yoksa sanat, sanat için midir? Bu sorunsalın içerisinden benim çıkışım ancak her şeyin gerekli miktarda ve gerektiği yerde uygulanması ile olabileceği yönünde idi.

 

Sanat toplum içinde yapılmalıdır yeri geldiğinde sanat, sanat içinde yapılmalıdır. Bir şairin toplumsal gerçekleri hiç görmeden kör bir bakış açısı ile ilerlemesi onu sadece kendi dünyasında devinip duran bir şair olarak bırakacaktır. Yalnızca toplumsal gerçekleri anlatan şairler de bir yerde tıkanacak bir insanın kendi kimliğini baskılarıyla ufalanıp gideceklerdir.

 

Edebiyatın içinde toplumcu gerçekçilik olarak karşımıza çıkan bir akım olan şairin ve yazarın toplumsal gerçekliği savunuşu Marksist ideoloji nin temeline dayanır. Dediğimiz gibi burada önemli olan sanatın toplum için yapılması olmuştur. Bizdeki en önemli örneği Nazım Hikmet olan toplumcu gerçekçi akımın kalıcı olup olmadığı sorgusunu yapacak olursak Nazım Hikmet’in yalnızca toplumcu gerçekçi olduğu için hatırlamadığını sanata katkıları, kendi kimliğini oluşturması da göz önünde bulundurulmalıdır. Yüzyıllardır insanlar toplumun içerisinde var olan sıkıntıları, kendi içlerinde var olan kırılmaları, çatlamaları, aşkı, sevdayı, anlatmaktadır ancak sanatçıyı ölümsüzleştiren anlattığı konu değil anlattığı konunun kendi ruhundan damlayan ruhu, kendi ruhundan aks ettirilen halidir.

 

Kimliğini kazanamamış taklitten öteye geçememiş her yazar ve şair neyi savunur ise savunsun yok olup gitmeye mahkûmdur.

Şiir bir köpük kadar yeni, bir kaya kadar eskidir sözünden ne anlıyorsunuz?

“Şiir bir köpük kadar yeni, bir kaya kadar eskidir.” sözünden ne anlıyorsunuz?

 

Şiir yalnızca kelimelerin bir araya gelmesi değildir. Şiir anlamın ve rüyanın bir arada sunulduğu bir kompozisyondur. Şirin ne olduğu ne olmadığı hakkında o kadar çok söz söylenmiş ki insan kendi karmaşasından çıkıp şiirin karmaşasına dalarken ne aradığını ne ve ne bulacağını karıştırabilir. Şiir bir köpük kadar yeni bir kaya kadar eskidir sözünde şiirin her daim değişime gelişime ve yeniliğe açık olduğunu ancak köklerinin çok eskilere dayandığını düşünmekteyim.

 

Bilinen ilk Türk şair Alpin Çor Tigin’den bu yana Türk milletinin Türk şiiri ile alakalı geçirdiği evreler yer yer çok sancılı, yer yer yıkıcı, yer yer de yenileyici olmuştur. Şiir bir köpük kadar yeni bir kaya kadar eskidir sözünü detayları ile inceleyelim.

 

R.Waldo Emorson’a ait olan bu cümle şirin yerinden oynatılamayacak kadar ağır bir kaya olmasının yanında bir köpük kadar hafif olduğunu, insanın iç dünyasında bir başka kapı aralayacak onu hülyadan hülyaya sürükleyecek bir anlamı ihtiva ettiğini, hayatı başka bir pencereden kavramasına yardım edecek bir unsur olduğunu söylemek istemiş olabilir.

 

Klasik tanımdan yola çıkarsak şiir duygu ve düşüncelerin belli bir düzen içerisinde sunulması anlamını kapsasa da bundan çok daha fazlası olduğunu hepimiz biliriz. Yahya Kemal Beyatlı’nın ne harabiyim ne harabatiyim kökü mazide olan atiyim dizeleri hem bir ulusun varlığını temsil ederken hem de şiiri çağrıştırıyor diyebilirim. Şiir hayatı güzelleştiren bir mısradır.

Yüce Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimetler nelerdir?

Yüce Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimetler nelerdir? Yazınız.

 

Nimet, ihsan, rızık, iyilik, hayırlı mal, varlık, servet, yiyecek, içecek, ekmek gibi manalarda kullanılan terimdir. Allah u Teala insanlara sayısız ve çeşitli nimetler vermiştir. Nimet denilince akla sadece yenilecek ve içilecek şeyler gelmemelidir. Yiyecek ve içeçeklerle sınırlandırmak doğru olmaz. Çünkü insana verilen akıl kabiliyeti, inanma düşüncesi, görebilme, konuşabilme, yürüyebilme, nefes alabilme gibi yaşamımıza ve hayatımıza dair her şey nimettir. Müslümanlar Allah’ın verdiği bu nimetlere karşılık hamd ve şükrünü beyan etmelidir. Hamd ve şükür ibadetler ve zikirlerle yerine getirilebilir. Kur’an-ı Kerim’de 47 yerde nimet kelimesi geçerken, 97 yerde de nimetle aynı kökten gelen kelimeler geçmektedir. Bu kadar çok geçmesi Allah’ın nimetlere verdiği önemin bir göstergesi olarak düşünülebilir.

 

Kur’an- ı Kerim’de kullanılan Nimet terimi şu manalarda kullanılmıştır:

  • Ekmek, rızık
  • Bağış, ihsan, mutluluk ve iyilik
  • Hayırlı evlat, servet, mal, yiyecek, içecek, sağlık gibi şeyler
  • Allah tarafından insanlara verilen başta iman olmak üzere her türlü iyilik
  • Allah’ın insandan uzaklaştırdığı her türlü kötülük de nimet terimi içinde ifade edilmiştir.

 

Kur’an’da geçen anlamlarına göre Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimet, varlıkların eşref-i mahluku olarak yani insan olarak yaratılmak ve iman sahibi olmaktır. Bunun dışındaki diğer nimetler şunlardır:

  • Hava, oksijen
  • Ekmek, su
  • Aile ve sevdiklerimiz
  • Bütün organlarımız
  • Akıl
  • İşitebilme, anlayabilme, görebilme yetilerimiz
  • Dünya üzerindeki güzellikler

Yunus Emre “şartı nedir bilse gerek” ifadesiyle neyi kastetmiştir?

Yunus Emre “şartı nedir bilse gerek” ifadesiyle neyi kastetmiştir? Yazınız.

 

Yunus Emre: “Müslümanım diyen kişi, Şartı nedir bilse gerek. Allahın buyruğun tutup, Beş vakit namaz kılsa gerek” demiştir. Yunus Emre bir halk ozanıdır. Toplumumuza, dinimize ve kültürümüze ait değerli çok veciz olarak ifade etmektedir. Müslüman, Allah’ın varlığını, birliğini kabul ederek emirlerini eksiksiz olarak yerine getiren kişiye denilir. Bir kişiye Müslüman denebilmesi için o kişinin öncelikle iman etmesi gerekir. Peki neye iman edecek? Allah’ın Kur’an’da ve Peygamber Efendimizin (sav) hadislerinde açık ve net olarak emir buyurduğu altı iman esasına ve diğer buyruklara iman edecek. İmanının kalbi ile tasdik edip dili ile de ikrar ederek gerçekleştirecektir. İmanın eden kişinin bunu fillerine yansıtması ve davranışlarıyla göstermesi gerekir.

 

Müslüman kişi teslim olan, boyun eğen, İslam’la şereflendiğini davranışları ve fiilleriyle gösteren kişidir. Yunus Emre, Müslüman olmanın, Müslüman’ım demenin şartları olduğunu ifade etmiştir. Müslüman olmanın en büyük şartı Allah’ın emrine uyup günde beş vakit namaz kılmak olduğunu belirtmiştir. Aslında Allah’ın emrettiği bütün diğer farzlar Müslüman olmanın şartları arasındadır. Fakat özellikle beş vakit namazın vurgulanması namazın Allah katındaki öneminden kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav), İslam ile küfür ve şirk arasında namazı terk vardır buyurarak kişinin Müslüman olduğunun en büyük kanıtının beş vakit namaz olduğunu beyan etmiştir. Yunus Emre’ye göre bir şey olabilmek için o şeyin şartlarını iyi bilmek ve yerine getirmek gerekir. Ey kişi sen de Müslüman’ım diyorsan en büyük şartı olan beş vakit namazı yerine getir diyor.

Tarihimizdeki Yardımlaşma Kurumları

Tarihimizdeki yardımlaşma kurumlarını araştırarak sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

İslam dini dayanışmaya ve yardımlaşmaya büyük önem verir. İslam kültürü ile yetişmiş olan Türk toplumunda yardımlaşma emrinin etkisi oldukça fazladır. Ülkemizin gelişmiş toplumlar seviyesine yükselmesi için herkes elinden geleni yapmalıdır. Bunun toplu olarak bir yardımlaşma ve dayanışma tavrı sergilemek gerekir. Ülkemizin çeşitli yerlerinde kurulmuş olan yardımlaşma kurumları vardır. Bu kurumlar damlaya damlaya göl olur atasözünü tecelli ettirmek için vardır. Benim verdiğimle kimsenin karnı doymaz düşüncesini yıkarak az veya çok verilen bağışlarla yardıma muhtaç olanların ihtiyaçlarının giderilmesi amaçlanmaktadır. Türk milletinin tarihindeki yardımlaşma kurumlarına şunları örnek verebiliriz:

 

  • Türk Kızılayı: 1868 yılında kurulmuştur. Amacı, doğal afetlerden sonra afet bölgesine yardım amaçlı erzak, giyim, barınma gibi yardımları toplayıp ulaştırmaktır. Para, kıyafet, kurban bağışı toplayarak çalışan Türk Kızılayı son zamanlarda en fazla kan bağışı toplama kampanyaları ile tanınmaktadır.
  • Yeşilay: Sigara, alkol, madde bağımlılıklarının son bulması için çalışmalar yapan ve bu alanlarda yapılan çalışmaları destekleyen bir kurumdur. Halkı bilinçlendirmek, bağımlılıktan korumak için bilgilendirme konferansları düzenler.
  • Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu: ilk olarak Mithat Paşa tarafından kurulmuştur. Zaman içinde çeşitli değişiklikler geçirerek 1935 yılında Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu adını almıştır. Kurumun amacı, yardıma, bakıma, korunmaya ihtiyacı olan engelli, yaşlı ve çocuklara bakmak ve onları topluma geri kazandırmaktır. Kurum ülkemizin farklı noktalarında, çocuk yuvası, bakım evi, dispanser ve hastane açmaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun geliri yapılan bağışlar ve devlet yardımıdır.

 

Bu kurumların dışında, Akut, Türkiye Sağır Ve Dilsizler Cemiyeti, Türkiye Deprem Vakfı gibi daha birçok yardımlaşma kurumu vardır.

Şekli, sayısı, zamanı ve miktarı Allah ve Resulü tarafından belirlenen ibadetler hangileridir?

Şekli, sayısı, zamanı ve miktarı Allah ve Resulü tarafından belirlenen ibadetler hangileridir? Yazınız.

 

Kulun, Allah’a hamdini, şükrünü bildirmesi için çeşitli zamanlarda ve çeşitli şekillerde yapılmasını emrettiği fiillere ibadet denilir. İbadetler sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapılır. İbadet, Allah’ın istediği gibi bir hayat sürmek olarak bile tarif edilebilir.  Kelime manası ise itaat etmek, boyun eğmek, gönülden bağlanmak, kulluk etmek anlamlarındadır. Allah insana sayamayacağı kadar çok nimet vermiştir. Sağlıklı olmak, konuşabilmek, koşabilmek, ağlamak, düşünebilmek, akletmek, ve daha birçok nimet vardır. Bu nimetlerin şükrü ancak Rabbimizin emrettiği ibadetleri yaparsak yerine getirmiş oluruz. Şekli, sayısı, zamanı ve miktarı Allah ve Resulü tarafından bildirilmiş olan farz, vacib, sünnet, müstehap ibadetler vardır. Bunlar, Kur’an’da, sünnetlerde, dört büyük halifenin ifadelerinde yer almaktadır.

 

Şekli, sayısı, zamanı ve miktarı Allah ve Resulü tarafından belirlenen ibadetler yapılışlarına göre üçe ayrılır:

  • Bedenle yapılan ibadetler: Kişinin bedenini kullanarak yaptığı, namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Bedenle yapılan ibadetleri kişinin bizzat yapması gerekir. Başkasını vekil tutup yaptıramaz. Sorumluluk kişinin kendine aittir.
  • Malla yapılan ibadetler: Bu ibadetler mal ile yerine getirilmektedir. Zekat vermek, sadaka vermek, kurban kesmek gibi ibadetler malla yapılır. Malla yapılan ibadetlerde başka birisi ne vekalet verilerek yerine getirilebilir.

 

Hem mal hem de bedenle yapılan ibadetler: Mal ve bedensel olarak belli bir gücü olanların yapması gereken ibadettir. Hac hem mal hem bedenle yapılan ibadetlere örnektir. Hac ibadetinde hasta olan Müslüman yerine başkasını vekil tutup hac yaptırabilir.

İnsanlar kendilerine göre ibadet şekilleri uydurabilirler mi?

Sizce insanlar kendilerine göre ibadet şekilleri uydurabilirler mi? Niçin?

 

İbadet, kulun Allah’a karşı hamdini, şükrünü Rabbimizin emrettiği tarzda belirli fiillerle göstermesidir. Allah’ın verdiği maddi ve manevi nimetlerin şükrünü eda edip, Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan fiiller ibadettir. İbadetlerin neler olduğunu öğrenmek için bakacağımız ilk kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’de Allah farz olan ibadetleri emretmiştir. Farz ibadetlerin yapılışını ve diğer nafile ibadetleri Peygamber Efendimiz (sav) hadisleri ve sünnetleriyle anlatmıştır. Yani ibadetlerin neler olduğu ve nasıl yapılacağı Kur’an ve Sünnet ile belirlenmiştir. Bir kişi kendi kafasına göre ibadet şekli uyduramaz. Her farz, vacip ve nafile ibadetlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı bellidir. İnsanların ihtiyacı olan her türlü ibadet zaten var olduğundan insanların yeni ibadetler üretmelerine de hiç gerek yoktur. İnsanların uydurdukları şey sadece hareket olur ibadet olamaz. Hiçbir manevi değeri olmaz.

 

İnsanların kafasına göre uydurduğu ve sonrasında gelen insanların  da ibadet gibi yaptıkları şeyler bidattır. Kur’an’da, hadislerde olmayan bir şeyin ibadet gibi algılanmasına ve yapılmasına bidat denir. Peygamber Efendimizden sonra çıkarılan, uydurma söz ve davranışlar olan bidatlara inanmak günahtır. Yapmak haramdır. Dinin bir parçası gibi görmek ayrı günahtır. Bidat olarak uydurulan şeylerin bazısı küfür bazısı ise büyük günahtır. Hz. Muhammed, her bidat sapıklıktır diye bildirmiştir. Bidat uydurmak, dinde noksanlık bulmak anlamına da gelir. Oysaki Allah u Teala, İslam dini ile dünya üzerinde gelmiş, geçmiş ve gelecek insanların bütün ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Yeni şeyler uydurmaya gerek yoktur. İnsanların bu kadarına gücü yeteceği için Allah bu kadar ibadet emretmiştir.

Salih amel ne demektir? Örneklerle açıkladık…

Salih amel ne demektir? Örneklerle açıklayınız.

 

Allah’ın varlığına birliğine, iman esaslarına, İslam’ın şartlarına iman eden Müslümanın Allah’ın rızasına layık olmak için kendisi, çevresi ve toplum için yaptığı güzel davranışlar ve iyiliklerin bütününe Salih amel denilir. Bireyler ve toplum için faydalı olan iş ve davranışlar Salih amelin içine girer. Yararlı, faydalı, güzel olan işlerin yapılma niyetinde Allah’ın rızasını kazanmak varsa o zaman Salih amel olur. Niyet fiili amelleştirir. Niyette Allah’ın rızası olmazsa o fiiller sadece güzel işler olarak kalır, Salih amele dönüşmez.  Dinimizin emirleri içinde yer alan Namaz kılmak, oruç tutmak, yeterli maddi imkanı olanın zekat vermesi, gücü yetenin hac yapması Salih ameldir. Farz olan bu ibadetlerin dışında nafile olan Salih ameller de vardır. Kur’an okumak, salavat çekmek, zikir çekmek, hadis okumak, hadiz ezberlemek, Evvabin namazı kılmak, Kuşluk ve Hacet namazı kılmak nafile olan Salih ameller arasındadır.

 

Salih amelde ihlas önemlidir. İhlas’ın anlamı ise yalnızca Allah için yapmaktır. Yaparken başka hiçbir sebep gözetmemektir. Normal bir işi şayet Allah rızası için yaparsan Salih amele dönüşebilir. Örneğin; yolda giderken yolun ortasında bulunan bir taşı alıp kenara atmak sıradan fakat güzel bir davranıştır. Şayet taşı kaldırırken ben bunu insanlara zarar vermemesi amacıyla Rabbimin rızası için yapıyorum dersek bu taşı yoldan alıp kaldırmak Salih amel olur. Salih amele verebileceğimiz diğer örnekler:

 

  • Yaşlıyı, özürlüyü, sakatı koruyup gözetmek
  • Yalan söylememek
  • Hayvanlara ve diğer yaratılmışlara merhamet etmek
  • Zorda olanlara yardım etmek
  • Hasta ziyareti yapmak
  • Dargın kişileri barıştırmak