Toplumsal bir sorun belirleyiniz. Bu sorunu çözmek amacıyla kuracağınız sivil toplum kuruluşu veya dernek ile ilgili aşağıdaki çalışmayı yapınız.

Toplumsal bir sorun belirleyiniz. Bu sorunu çözmek amacıyla kuracağınız sivil toplum kuruluşu veya dernek ile ilgili aşağıdaki çalışmayı yapınız.

 

Biz teknoloji bağımlılığı tedavi merkezi yaptık. Günümüzde bilgisayar, tablet, cep telefonu bağımlısı olan kişiler için bu alışkanlıklardan kurtulmalarını yada azaltmalarına hizmet ediyoruz. Daha az teknoloji daha sağlıklı hayat sloganımız var.

 

Meşrutiyet Dönemi’nde açılan eğitim kurumları

Aşağıda Meşrutiyet Dönemi’nde açılan farklı eğitim kurumlarını görmektesiniz. Okulların karşısına hangi alanla ilgili olduğunu verilen örnekte olduğu gibi eşleştiriniz.

 

7 farklı isimdeki kurumları alttaki resimdeki gibi eşleştirilebilir. …

Yaşadığınız kent ile ilgili istenen bilgileri aşağıdaki boşluklara yazınız.

Bu sorunun cevabı yaşadığınız kente göre değişir. Ben kendi yaşadğım kendi olan Antalya için yazacağım. Antalya’da yaşayanlar kullanabilirler.

 

İliniz : Antalya

Tarım Ürünleri : Her türlü tarım ürünü mevcut. Portakal, limon, nar, domates, salatalık vsvs. Haza şartları uygun olduğu için her türlü tarım mevcut.

Nüfus Miktarı : Şuan ki nüfuz yaklaşık: 2.364.396

Çıkarılan Madenler : Kurşun, manga­nez, kuvarsit, mermer, Alümin­yum boksit, barit, fosfat, kuvarsit, zımpa­ra, Asfalt

Turistik Yerler : Oymapınar Gölü, Kaputaş Plajı, Arykanda Ören Yeri, Gökbük Kanyonu, Manavgat Şelalesi, Dim Çayı, Karaalioğlu Parkı

Fabrikalar : AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş. ,  Adopen Plastik ve İnşaat San. A.Ş,  CW Enerji Mühendislik Tic. ve San. A.Ş. ile Eti Elektrometalurji A.Ş., Yörükoğlu Süt ve Ürünleri San. Tic. A.Ş.

Hayvancılık : Antalyada hayvancılık pek tercih edilmiyor. Daha çok tarım ve turistik bölge olduğu için hayvancılık pek tercih edilmiyor.

Yeni bir fikre, ortama kolay alışabiliyor musunuz?

Yeni bir fikre, ortama kolay alışabiliyor musunuz? Bununla ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Yeni bir fikre ya da ortama kolay alışabilme tamamen insanın yapısıyla alakalıdır. Tabi ki her insanın her ortama alışması ya da uyum sağlaması söz konusu değildir. Bu gibi durumlarda önemli olan telaş yapmamaktır. Aksine cesaretli olmak tekdüzelik ve monotonluktan kurtulmak için önemli bir adımdır. Böyle bir durumda temkinli olmak ve kontrollü davranmak kişinin hata yapmasını engelleyecektir. Yeni bir ortama girildiğinde o kişileri daha yakından tanımak, yakınlık kurmak, kişilerin mutluluk ya da üzüntülerini paylaşmak sosyalleşme açısından faydalıdır. Esnek olmada fayda var, adetlere gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı kalmak uyum sağlama açısından hareketlerin kısıtlanmasına sebep olur. Bunun için alışılmıştan ziyade iyi ve hoş olandan yana olmak gerekir.

 

Kişi eğer kendini toplumdan geri çekerse asosyal bir kişiliğe bürünür, bu da ileride başka hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Bu gibi problemlerin oluşmaması için sosyal yaşamda rahatlık ve konfordan çok çevredeki kişilerle vakit geçirmek gerekir aksi halde konfor ve eşyaların esiri olunur kişilerse ikinci planda kalır. Araya belirli bir mesafe koyarak arkadaşlık ilişkileri kurmak önemlidir. Eleştirileri değerlendirmede fayda var hatalarda diretmenin anlamı yok. Yeniliklere, yeni ortamlara ve yeni fikirlere her zaman açık olmak gerekir fakat karşı tarafın iyi kontrol edilmesi ve yanlışların görülmesi gerekmektedir. Yenilikleri yaşamaya çalışmak kişinin hayatını daha renkli ve hareketli bir hale getirecektir.

Türk kültüründe “ney” tasavvuf anlayışıyla özdeşleşmiştir. Buna benzer başka örnekler verebilir misiniz?

Türk kültüründe “ney” tasavvuf anlayışı ile özdeşleşmiştir. Buna benzer başka örnekler verebilir misiniz?

Mevlevilik deyince akla ilk sema gelir. Sözlük olarak; musiki ezgisi dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz. Mevlana döneminde belli bir düzene bağlı kalmaksızın dini ve tasavvufi bir heyecan vesilesiyle yapılırken daha sonra Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi döneminden başlayarak Pir Adil Çelebi dönemine kadar ciddi bir disiplin içerisine alınmış sıkı bir düzene bağlanmış yorumu öğrenilir ve öğretilir olmuştur.

 

Sema sembolik açıdan kainatın var oluşunu, insanın dünyada dirilişini, Allaha olan aşk ile hareket edişini ve kulluğunu fark edip İnsan-ı Kamil’e doğru yol alışını ifade eder. Sema eden kişilere ise semazen adı verilir. Mevlana’nın düşünceleri incelendiğinde ney’in sema kadar önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Ney tasavvufta insanı temsil eder. Ney kamıştan yapılır ve kamış bataklıkta yetişir. İlk başlarda yani bataklıktan koparıldığında hiçbir işe yaramayan ney içi boşaltılıp kurutulduktan sonra inlemeye yani içinden insanları etkileyen o sesi çıkarmaya başlamaktadır. Ney belli mertebelerden geçtikten sonra ses çıkarmaya ve anlatmaya başlar. İnsan ile ney bu yönden birbirine benzetilir. İnsan bir varlık olarak yani maddi olarak hiçbir şey ifade etmezken manevi anlamda ızdırap çekip olgunlaştıktan sonra değer kazanır. Allah katında makbul insan olabilmek manevi olarak kendini yetiştirmek ve olgunlaşmak ile olmaktadır. Manevi olgunluğa ermiş kişinin söyledikleri anlamlıdır ve insanları etkiler Tıpkı neyin içi boşalıp yandıktan sonra çıkardığı ses gibi.

Toplumda iz bırakmış kişilerin adını yaşatmak isteseniz neler yapmayı düşünürsünüz?

Toplumda iz bırakmış kişilerin adını yaşatmak isteseniz neler yapmayı düşünürsünüz?

Toplumda iz bırakan kişilerin adını yaşatmanın en kolay yolu kişinin adını cadde, park, kültür merkezi, park gibi çeşitli yerlere vermektir. Bu sadece maddi olarak onların adını yaşatmak olarak değerlendirilebilir. Bunun yanında toplumda iz bırakmış kişilerin yaşatılması asıl onların toplumu etkileyen yönlerinin anlatılması ile olacaktır. Toplumda bıraktıkları izlerin devam etmesi için onun yolunda yürümek ve onun ayak izlerini devam ettirmek gerekmektedir. Bu şekilde toplumda iz bırakan fikir, sanat adına çok büyük çalışmalar yapmış kişilerin sonraki nesillere aktarılması sağlanmaktadır. Bu konuda toplumumuzu yönlendiren pek çok adı sayabiliriz.

 

Bunlardan ilk sırayı alabilecek olan kişi tabi ki Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk’ün bizlere kazandırdıkları saymakla bitmeyecektir. Ona olan borcumuzu ödeme adına yapabileceğimiz pek çok şey vardır. Öncelikle vatanını milletini seven iyi gençler olmamız gerekmektedir. Bununla birlikte sürekli çalışmak ve bu milletin gelişmişlik düzeyini üst seviyelere çıkarmak Ona olan borcumuzu ödeme adına yapabileceklerimizden biridir. Bu yüce şahsiyetlere verilebilecek diğer bir örnekte Zeki Müren’dir. Muhteşem sesinin yanında kostümleriyle de dikkat çeken Zeki Müren toplumsal cinsiyet kalıplarını da yıkmış bir sanatçıydı. Tüm mal varlığını Mehmetçik vakfı ve Türk Eğitim Vakfına bağışlamış olan Müren sayesinde toplamda 2452 öğrenci burs almıştır. Vefatının üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen saygı ve sevgiyle her daim anılan Müren’in ismi okul, sokak, park, kültür merkezi gibi çeşitli yerlere verilmiştir.

 Tasavvuf kelimesi, size neler çağrıştırmaktadır?

Tasavvuf kelimesi, size neler çağrıştırmaktadır?

Tasavvuf, kalbin temiz olması, kalbi kötü huylardan arındırıp iyi huylarla doldurmaktır. Tarifi olmayan bir durumdur çünkü tasavvuf hal işidir ancak yaşayan bilir. Tasavvuf’a Ahlak ilmi de denir çünkü kişiye ruhun temizlenmesini öğretir. Tasavvuf, dinin emirlerine uyup yasaklarından uzak durmayı, yani kalbi iyi huylarla doldurmayı sağlar. Peygamberimizin sünnetlerini tam anlamıyla yapabilmektir. Tasavvuf, geçici olan her şeyden yüz çevirip, kalıcı olana bağlanmaktır. Baştanbaşa edeptir kadere razı gelmek, İslam ahlakı ile bezenmek ölmeden önce ölmektir. Kayıtsız şartsız teslimiyet olan tasavvuf, her sözde, her işte dine bağlanmaktır. Yaradan’ı görüyormuş gibi ibadet etmektir.

 

Piyasada tasavvufla ilgili pek çok kitap bulunmaktadır bunların başında; Abdülbaki Gökpınarlı’nın 100 soruda Tasavvuf, Mahmut Erol Kılıç’ın Tasavvuf’a Giriş ve Cemalnur Sargut’un Aşktan Dinle adlı kitapları gelir. Kitapların yanında tasavvuf müziği de maneviyat verir. İslam’da kulluğu hatırlamak için kullanılan müzik çeşidi, tasavvuf felsefesinin müziğe yansıması olarak da adlandırılabilir. Sanat müziğinin dini açıdan yansıması olarak da adlandırılan, dergahlarda yapılan Mevlevi müziği ve halk müziği kalıplarının kullanıldığı Alevi Bektaşi müziği olarak da iki bölüm olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple tasavvuf müziği; tasavvufi sanat müziği ve tasavvufi halk müziği olarak ikiye ayırmak daha doğrudur. Tasavvuf kısacası Allah’ın sevgisini ve Allah korkusunu aynı anda kalpte hissetmektir. Allah’ın yasakladıklarından uzaklaşmak ve emrettiklerini yapmak konusunda hassas davranmak olarak da tasavvufu adlandırmak doğru olacaktır.

Sözlü Dönem’in şiirlerinde doğa ile ilgili ayrıntıların bulunması o dönemle ilgili size nasıl bir fikir vermektedir?

Sözlü Dönem’in şiirlerinde doğa ile ilgili ayrıntıların bulunması o dönemle ilgili size nasıl bir fikir vermektedir?

Türk Edebiyatı temele inilerek incelendiğinde iki grupta incelenir. Sözlü döne ve yazılı dönem olarak incelenen Türk Edebiyatı’nın sözlü dönemi yazının kullanılmadığı dönemlerdir. Bu dönemlerde eserler sözlü olarak ifade edilmekte ve bu şekilde nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Sözlü dönem Türk Edebiyatı’nın İslamiyet öncesi dönemine denk gelmektedir. Bu dönemde Türkler İslamiyet’i henüz tanımadıkları için farklı dinlerin ve inanışların etkisinde kalmıştır. Göktanrı inancı, Şaman inancı, Budizm gibi farklı inançlardan etkilenen Türk toplumu bu inançları şiirlerine de yansıtmıştır. Sözlü dönemde eserler genelde şiirdir. Şiirler ise kopuz adı verilen saz eşliğinde söylenmekteydi. Toplum bu dönemde göçebe olduğu için tabiatla iç içe bulunmaktadır. Tabiatla bu kadar haşır nesir olan toplumun eserlerinde doğa ile ilgili ayrıntıların yoğun olarak bulunması çok normal bir durumdur.

 

Sözlü Dönem şiirlerinde tabiat ile ilgili ayrıntıların bu kadar yoğun bulunması insanların tabiatla iç içe olduğunu göstermektedir. Toplumların edebi eserlerinde yer alan her şey toplumun bir aynası olarak görüldüğü için bu dönemde de eserlerde yer alanlar o toplumun yaşantısını yansıtmaktadır. Sözlü Dönem toplumlarının dini yönden de tabiat unsurlarını kutsal görmeleri bu unsurları eserlere yansımasını sağlamıştır. Gökyüzü, şimşek, kutsal ağaç gibi birçok tabiat unsuru şiirlerde yer alan dinsel öğelerdir.

Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Mevlana dini hayatımız ve kültürümüz açısından çok önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Tüm dünyanın tanıdığı değerlerimiz arasında yer alan Mevlana’nın dillerde dolaşan çok önemli sözleri ve hikayeleri vardır. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin en önemli ve özlü sözlerinden biri olan ‘Hamdım, piştim, yandım’ genel itibariyle insanların yaşayarak ve deneyimleyerek olgunlaştığını ifade eder. Bu sözü Mevlana kendisi için söylemiştir.‘Hamdım’ kelimesiyle kendisinin gelişmeyen, sıradan bir kişi durumunda olduğunu ifade eder. İnsan doğduğunda, yeterince olgunlaşmamıştır. İnsanların kendisini geliştirmediği, Allah yolunda hayatını sürdürmediği sürece de her zaman ham olduğun ifade etmektedir. Yalnız yaşın ilerlemesi, olgunlaşmamışlıktan kurtulacak bir şey değildir. ‘Piştim’ kelimesi, tüm zamanının Rabbin yolunda geçtiği, ömrünün bu döneminde kendisini geliştirdiğini, ilim irfan öğrendiğini, tüm yaşamını ibadet ederek geçirdiğini anlatır. Yani artık olgunlaşmış Rabbin rızasını kazanmış bir duruma gelmiştir. ‘Yandım’ kelimesiyse artık gelebilecek son düzeye geldiğini, yaradan aşkıyla yanıp tutuştuğunu, Yaradan’dan başka hiçbir şeyle aklını meşgul etmediğini, dünyevi hayattan tamamen soyutlandığını ve artık ölmeye de her anlamda hazır olduğunu ifade eder.

 

Hz. Mevlana dış görünüşüyle her ne kadar da sıradan bir insan gibi görünse de, aslında kendisinden yüzyıllar sonra bile dünya insanlarının duygu ve düşünce iklimlerinde ufuklar açılmasına sebep olan bir hazinedir. Bu hazineye sahip çıkması gereken biz gençler Onu anlama ve Onu tanıma adına biraz daha fazla çaba göstermeliyiz.

İlkbaharın gelişiyle doğada nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

İlkbaharın gelişiyle doğada nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

İlkbahar, mart ayı itibariyle gelir. 21 Mart tarihinde güneş ışınları ekvatora dik açıyla düşerken kutup noktalarına ise paralel olarak gelir. Bu tarihte kuzey yarımkürede ilkbahar başlarken güney yarımkürede ise sonbahar başlar. Bu dönemde kutup noktaları hariç dünyanın her tarafında gece ve gündüz süreleri birbirine eşittir. 21 Mart tarihinden sonra kuzey yarım kürede gündüzler uzamaya başlar. İlkbaharın gelişiyle birlikte havalar ısınmaya buz ve karlar erimeye başlar. Dağlarda eriyen kar suları, akarsular yardımıyla ova ve denizlere taşınır. Karların erimesi ve baharın gelişiyle birlikte artan yağışlar, denizlerdeki su miktarının artmasına sebep olur.

 

Havuz, su birikintisi ve göllerde kurbağanın larvaları olan iribaşlar gözükmeye başlar. Ağaçlar tomurcuk açar daha sonrasında ise yeşil yapraklarla bezenir. Bazı ağaçlar ise yapraklanmadan önce çiçek açar. İlkbahar, kış uykusundan da uyanma zamanıdır. Örnek olarak ayı, yarasa ve kaplumbağa verilebilir. İlkbahar atlar, koyunlar, ördekleri gibi pek çok hayvan için de yavrulama zamanıdır. Kışın pek çok böcek türü de ağaç kovuklarında, taş ve kütük altlarında bir çeşit kış uykusuna yatar. İlkbaharın gelişi ve havaların ısınmasıyla birlikte bu canlılarda bulundukları yerden çıkarlar.

Baharın gelişiyle birlikte tırtıllarda göze çarpar. Yeşil yaprakları yiyerek beslenen bu canlılar yeterince büyüyünce bir koza örer ve içlerine girerler. Kozadan çıktıklarında ise artık bir kelebek olurlar.