“Geçiş Dönemi” ifadesinden anladıklarınızı sözlü olarak açıklayınız.

“Geçiş Dönemi” ifadesinden anladıklarınızı sözlü olarak açıklayınız.

Türkler 10.yy itibariyle Müslüman olmaya başlamışlardır. İslam kültürünün etkisiyle de yavaş yavaş yeni bir edebiyat oluşmuştur. Bu dönem Türk edebiyatı bir yandan İslam inancı, buna bağlı olarak da Fars Arap kültürünün etkisi, diğer taraftan eski Türk Edebiyatı geleneğini devam ettirmeye çalıştığı için ikilemde kalmıştır. Bu döneme geçiş dönemi adı verilir. Yani eserlerde;

 

  • Türkçenin yanında Arapça ve Farsça kelimeler de kullanılmaya başlanmıştır.
  • Yazılan eserler Hakaniye Lehçesiyle yazılmıştır.
  • Uygur alfabesiyle birlikte Arap alfabesi de kullanılmıştır.
  • Ortaya çıkan eserler didaktik yani öğretici niteliktedir. Yapıtların temel amacı İslamiyet’e yeni giren ya da yeni girmiş, İslamiyet’i tam olarak bilmeyen Türklere İslamiyet’in hoşluğunu ve güzelliğini öğretmektir.
  • Yapıtlarda beyit ve dörtlük bir arada kullanılmıştır.
  • Hece ölçüsü devam ederken aruz ölçüsü de kullanılmıştır.

Geçiş dönemi sanatçıları; Yusuf Has Hacib, Kaşgarlı Mahmut, Ahmet Yesevi, Dede Korkut ve Edip Ahmet Yükneki’dir.Geçiş dönemi eserleri ise; Kutadgu Bilig başta olmak üzere Divan-ı Lugat-it Türk, Atabetü-l Hakayık, Divan-ı Hikmet ve Dede Korkut Hikayeleridir. Bu dönem yapıtlarında İslamiyet öncesi ve İslami Kültürü iç içe görmek mümkün. Bu dönemde oluşturulmuş olan bu eserlerde İslamiyet öncesi kültürün ve dinin etkisini İslami kültürle birlikte görmekteyiz. Zamanla İslamiyetin etkisi eserlerde arttıkça eski kültürün etkisinde uzaklaşmaya başlanmıştır. Geçiş dönemi yerini İslami Döneme bırakmıştır.

“Düşmanın attığı taş değil dostun attığı gül yaralar beni.” sözünden anladıklarınızı sınıfta sözlü olarak paylaşınız.

“Düşmanın attığı taş değil dostun attığı gül yaralar beni.”

“Düşmanın attığı taş değil dostun attığı gül yaralar beni.” Cümlesi ile ilgili olarak bir hikaye anlatılmaktadır. Bu hikayede halk arasında şu şekilde anlatılmaktadır:  Pir Sultan Abdal idam edilecektir. Pir Sultan Abdal idam edileceği darağacına doğru ilerlerken Hızır Paşa herkesin onu taşlaması için emir verir ve ‘Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak bilsin’ demesi üzerine, halk korkudan Pir Sultanı taşlamaya başlar fakat atılan taşlar Pir Sultana kadar gelip değmeden yere düşer. Pir Sultan’ın can dostu olan Ali Baba ise, taş atmasa da Pir’e gül atar, bu gül Pir’e değer ve yaralanmasına sebep olur. Pir’in vücudundan kanlar akmaya başlar. Dostunun bu tavrından incinen Pir Sultan, dost üzerine söylediği şiirde bu cümle geçer.

 

Dostun gönlü, dostuna karşı narindir,  gönül dostundan çok şey bekler. Bu sebepten insan dostluk hususunda fazlaca dikkat etmelidir. Dostla konuşurken, hal, tavır ve sözlere dikkat etmek gerekir. Dostla konuşurken kullanılacak her kelime özenle seçilmelidir. Çünkü bazı sözcükler keskin bıçak gibidir, dostluğu keser, kalpte derin yaralar açar. Kalpteki sohbet çiçeklerini soldurur. Her şeyi karşı taraftan bekleyerek elde edilmez gerçek dostluklar. Dostluk her anlamıyla iyi günde kötü günde, mutlulukta, sağlıkta, bollukta ve darlıkta dostun yanında durabilmektir. Dostluk emek ister fedakarlık ister. Dost dosttan kendini doğruya ve güzele götürecek cümleler  duymak ister.

Bir toplumun düğün ve cenaze törenleri bize o toplumun hangi yönleriyle ilgili fikir verebilir?

Bir toplumun düğün ve cenaze törenleri bize o toplumun hangi yönleriyle ilgili fikir verebilir? Düşüncelerinizi örneklendirerek açıklayınız.

Toplumlar sevinçlerini üzüntülerini birbiri ile paylaşmaktadır. Bu paylaşım toplumun yapısının güçlenmesini sağlamaktadır. Yaşanan kötü olaylar toplumun fertleri tarafından paylaşıldıkça üzüntü azalacaktır. Aynı şekilde sevinçlerin çoğalması da mutlu olayların paylaşılması ile gerçekleşmektedir. Toplumu birleştiren ve ayakta tutan bu paylaşımla en çok da düğün, cenaze gibi olaylarda söz konusu olmaktadır. Cenaze ve düğün toplumların bir araya geldiği iki törendir. Bu törenlerde geleneklerin ve dini öğelerin çok yoğun yaşandığı gözlemlenmektedir. Cenaze sırasında yapılan tören o kişinin ait olduğu din hakkında bilgi vermektedir. Dinlere göre cenaze törenlerindeki uygulamalar değişmektedir. Bir kültürde cenaze namazı kılınırken başka bir toplumda ölen kişinin cesedi takılıp havaya savrulur.

 

Bunu yanında düğün törenleri de o toplumun gelenekleri, görenekleri hakkında bilgi vermektedir. Düğün töreninde yapılanlara ve giyilen kıyafetlere bakılarak o toplum hakkında bilgi alınabilmektedir. Toplum kendini bu törenlerde çok daha fazla ifade etmektedir. Böylece gelenek, görenekler bu iki törende çok daha fazla uygulandığı için toplum hakkında bilgi almak için bu törenleri incelemek yerinde olacaktır. Düğün töreninde kına yakılması bizim kültürümüzü yansıtan bir gelenektir. Cenaze evine yemek götürülmesi, başsağlığına gidilmesi yine bizim toplumumuzu yansıtan uygulamalardır. Cenazenin kefenlenip cenaze namazının kılınması Müslüman toplumların yapmış olduğu bir uygulamadır. Düğün töreni sırasında nedimelerin düğüne eşlik etmesi Hristiyan toplumlarda bulunan bir uygulamadır.

Sizce kitaplarla insanlar nasıl dost olabilirler?

Arkadaşlarımın çokluğu ile övünmem. Okuduğum kitapların çokluğu ile övünürüm demek istiyorum. Fazla abartmıyormusun diye söylenenleri de davet ediyorum buyrun sizde okuyun. Arkadaşım yok kimse beni anlamıyor diye düşünüp üzülmenize gerek yok. Kitap size en yakın dostunuzdan iyi gelir kimi zaman.. Her zaman için kullanamam bu sözümü. Olur ya en yakın arkadaşlarıma ayıp etmek istemem.

 

Arkadaşlarımla nasıl tanışmıştım aktarayım önce. Aynı espirilere güldüğümüz aynı ortamlarda ,birbirimize olan karşılıklı muhabbetle başladı tanışmalar. Sonra dedim ki ne güzel bir arkadaş. Bazısı demez hisseder. Devamlı aynı ortamda buluşup şakalaşır. Kendi hayatından bir parça görür artık. Aileni görmezsin o kadar. Arar sorar değer verirsin. Ya kitap ? hadi onunla da nasıl dost olacağımıza bakalım.

 

Önce koklamalıyız sayfalarını. Sarılmalı göz göze gelmeliyiz. Kısa bakışmalardan sonra şakalaşma safhasına geçmeliyiz. Öyle abartı demeyin ondan soğumak demek bir daha yüzüne bakmamanız demek. Tabi onunda size bakmaması demek. Artık derdini dinleyebiliriz. Bize neler anlatıyor açıp bi okuyalım. Nasıl ama derdini anlatırken bile senden birşey beklemiyor onu dinlemen ona yetiyor bak. Sen birde senin derdini dinlediğinde gör onu. Sana senden çok üzülecektir eminim. Sayfalarında yaşlar belirecek ağlayacaksınız karşılıklı. Mutlulukları saymıyorum bile. Ağaç altında gülüşmeleriniz etrafta ki dostlar kıskandıracak. Ha birde vefalıdır kitaplar. Sen onu bırakmadıkça bırakmazlar seni. Anlamadan ön yargılı davranmazlar. Önce dinler sonra anlar sonra sana fikir verirler. Al o fikirleri düşün. uygulayıp uygulamamaya sen karar ver.

Seneca’nın (Seneka) “Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.” sözünü açıklayınız.

Seneca’nın (Seneca) “Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.” sözünü açıklayınız.

 

Okuma alışkanlığını edinene kadar zorluk çekmemiz çok normal. Ülke olarak o kadar soğuk bakıyoruz ki okumaya, bilgi sahibi olmaya. Hazıra o kadar alışmışız. Bilgiyi bile 2. ağızdan dinleyerek ediniyoruz. Bu bilgiye de güveniyoruz. Ne garip. Biz okurken elimizden tutan var gibi davranıyoruz. Hazır da olan herşey bize hizmet etmekte zorunlu sanki. Kimisine soruyoruz cevap alamayınca kızıyoruz. İyi de söylemek zorunda değil kimse. Bakın biz okuyup öğrenmek araştırmak zorundayız ama. Bu şekilde herzaman muhtaç olacağız. Birilerine birşey sorarken bulacağız kendimizi. Yanlış anlaşılmasın küçümsediğim için değil engeli olduğu için devamlı yardıma ihtiyacı olan kişiler de öyle. Birisinin yardımı olmadan yaşamlarını idame ettirmekte zorlanırlar. Görmezler, duymazlar, konuşamazlar. Peki biz bir bilgi sahibi olmadan nasılız hiç düşündük mü ? Yorum sizin ben sadece Seneca’nın sözüne açıklık getirmeye çalıştım.

 

Kitap bizlerin hayatında önemli bir yer tutmalı. Tutmalı diyorum çünkü tutmuyor. Çünkü kitapsız yaşamaya çalışıyoruz. Kitapsız ancak yaşamaya çalışılır. Yaşanmaz. Dönüp bir bakalım çevremizin dışına açılalım. İnsanlar nasıl gelişme gösteriyor nasıl fikir üretiyor ? Biz kitap okumadığımızda görmemiz gerekenleri göremeyiz bilgi sahibi değilizdir. Biz kitap okumadığımızda duymayız kendi bildiğimizi uygularız başka fikir ve düşünceleri önemsemeyiz. Biz kitap okumadığımız da kendimizi ifade edemeyiz dilsiz kalır derdimizi anlatamayız. Son derece doğru bir söz kitapsız yaşamak;kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.

“Hiçbir gemi bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi katılımlı konuşma yöntemini kullanarak anlatınız.

“Hiçbir gemi bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi katılımlı konuşma yöntemini kullanarak anlatınız.

 

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Diye başlayan Can Yücel’in gitmek şiiri,

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun… istemek de güzel.

 

Diye son buluyor. Her insan kendini okuduğu şiirlerin bir tanesinde mutlaka bulur. Konu gitmek olunca bende kendimi bulduğum şiirden paylaşayım istedim. Şairin dediği gibi herkes gitmek istiyor. Nereye olduğunu kendi bile bilmez insanın. Gitmek olsun da neresi olursa olsun. Şehir veya başka bir durum ne derseniz deyin bizi bunaltan onlarca sebep var. Sıyrılıp gitmek istediğimiz sorumluluklar o kadar çok ki.

Gitmeye karar verdin mi bir de yolculuk yapacağın durum nasıl olmalı onu belirlemelisin. Hayali mi gerçek mi ? Ne fark eder ki hele bi git de. hayali de olsa o hissi yaşadın mı o sana yeter. Bizler gerçek dünyanın esiri olmuşuz. Hep gerçekler de saklı değil ki mutluluk. Nasıl olacak ki bu hayali gitme ? Hemen anlatayım. Kitapla..
Hiçbir geminin bizi bir kitap kadar uzaklara götürememesi nedendir sanırsınız. Kitapta duygular saklıdır. Siz okudukça açığa çıkar. Siz okudukça hissedersiniz. Gerçekte yaşşayamayacağınız hazzı yaşarsınız da bana neler oluyor dersiniz. Abartmıyorum. Durumun farkına varmış ki yazar böyle söylemiş. Çok da doğru söylemiş. Hemde öyle uzaklara götürür ki sizi ne kaybolduğunuzu düşünürsünüz ne de dertlerden uzaklaşamadığınızı. O gittiğiniz yerde düşüneceğiniz tek şey kendinizi bulduğunuz olacaktır.

Biz de gidelim mi ? Geç bile kaldık bence. Bu uğraş bu koşuşturma bitermi sanıyoruz. Belki de hepimiz farkındayız gitmemiz gerektiğinin. Önemli olan gidebilmeyi başarmak. Öyle ya gerçekle işimiz yok bizim kitaplarımızla gideriz biz. Gidelim..

Bir yıl boyunca hangi türde kaç kitap okuyacağınızı planlayınız.

Bir yıl boyunca hangi türde kaç kitap okuyacağınızı planlayınız. Planınızı yazılı hâle getiriniz.

Karambole hareket etmek kimseyi mutlu etmez biliyorum. Bende mutlu olamam ki. Bir plan yapmalıyım. Hem zamanımı daha faydalı kullanmış olurum bu sayede.

Oniki ay boyunca uygulamam gereken bir plan yapacaksam da her aya bir kitap sığdırmakla başlamalıyım. Her ay bir kitap çok mu bilemedim ama iki aya bir kitap okursam da planımı tekrar gözden geçirir olmazsa altı ay boyunca uygulayacağım şekilde hazırlarım. Kitapların kimisi de beni alıp götürüyor çabuk bitiriyorum nasıl yapsam ki? Ama kimisi de benim alıp götürmek istediğim cinsten. Yani bitmek bilmiyor beni benden alıyor. İnadım bazen işe yarıyor. Bitirmeden bırakmıyorum. Nasılsa başladım. Nasılsa yarıladım. Nasılsa az kaldı.

 

Günlük en kötü 20 sayfa okurum. Hafta da 80 sayfa, ayda 320 sayfa. İyi bir okur değilim tamam. Ama çok seviyorum kitapları ve okumayı. zamanımı iyi kullanamıyorum belkide. Onu da bu plan sayesinde iyi kullanacak olursam daha çok okurum herhalde. Bu hafta 30 sayfa okuyayım da haftaya 10 kalsın. O hafta gelir nasılsa 10 okudum ben bunun üstüne bir 30 daha okurum gibi.. Teoride güzel gidiyor planım İnşallah uygulamada da aynı heyecanı yaşarım. Kendime güldüm tam olarak burada.

Tür olarak çok birşey düşünmeme gerek yok. Başka türlere ilgim yok. Hiç okuyamamaktansa ilgi duyduğumu okuyayım bari. Aksiyon, macera, tarih, gizli istihbarat servisleri.. 4 tür den kitap. her ay 1 kitap okusam her tür kitaba 3 adet düşüyor. bence iyi bir ortalama.

“Kitaplar ve okuma eylemi” kavramları sizin hayatınızda nasıl bir yere sahiptir?

Hayatımız bir çok düşünce çerçevesinde devam ederken kimi zaman fikirsiz kalabileceğimiz kadar sığ kimi zamansa bir çok fikrimizin olduğu gibi sürüp gidiyor. Elbette zorluklar da olacak ama kaldıramadığımız zorluklar bizi çileden çıkarmıyor değil. Her zorlukla başa çıkabileceğimizi düşünmemiz bizi eksiltiyor, günden güne eritiyor. Güçlü olmak nedir ? Nasıl güçlü oluruz ? Bunları biliyor muyuz ? Yoksa kendimize göre uydurma terimler mi oluşturuyoruz belli değil. Gücümüzün farkına varmadan ya da güçlü olup olmadığımızı bilmeden güçlüyüz demekle zorlukların üzerine yoğunlaşmak bizi yıpratacağı gibi başarısız olmamızı da sağlayacaktır. Önce kendimizi bilmeli ona göre hareket etmeliyiz ki önünü arkasını düşünerek hareket edelim. Delikanlılığı kuru kuruya yapmak faydadan çok zarar getireceği aşikardır. Peki kendimizi nasıl tanırız diye düşündüğümüzde benim aklıma kitaplar ve okuma eylemi geliyor.

 

Kitaplar evet her insanın olduğu gibi benimde hayatımda önemli bir yerde. Tabi ki sadece kitaplar olarak değil okuma eylemi kavramı çerçevesinde onları okuduğumuz sürece anlamlı olacak kitaplar. Hiç okumadığınız kitapları arkanızda ki rafa sıralayıp bununla gösteriş yapmak size bir şey katmaz. İçine girmelisiniz kitapların. Gezmelisiniz orada. Dikkatle bakmalısınız etrafa ki yeni şeyler öğrenebilesiniz. Okumadan kendini geliştireceğine inanlar da yok değil. Biz bizi ilgilendiren tarafa bakalım. Bırakalım onlar kendi gelişim süreçleriyle ilgilensinler. Biz gelişelim. Güçlü olalım. Kitap sana nasıl güç veriyor okuyup bıraktım bırak  kelimelerle oynamayı diye düşünebilirsiniz. İzninizle onu da açıklayayım. Bakın bir olay hakkında genel anlamda söylüyorum okuduğunuz bir kitaptan edindiğiniz fikir sayesinde düşünme mekanizmanız gelişecek ve çözüm odaklı davranacaksınız. Ufak bir örnek benimkisi. Çözüm odaklı düşündükçe sıkıntıların üzerine gidebilecek yahut çözemeyeceğinizi anladığınız için geri çekilecek ki bu da size artı değer katacaktır, problemleri kolayca halledeceksiniz. Sakın boş gelmesin. İnsan tek taraflı düşündükçe bencilleşiyor. Çok farklı düşünme stilleri öğrendikçe bu konuda kendinizi geliştirdikçe işiniz kolaylaşır.

En son hangi kitabı okudunuz? Yazarı kimdi? Konusu neydi?

En son teşkilat adında bir kitap okudum. Selman Kayabaşı tarafından kaleme alınmış gizli servisler ile alakalı bir kitap. Konusu biraz dağınık ele alınmış. Çok güzeldi diyemem. Meraklısı dışında okuyan birini bu konulardan uzaklaştırmak için oldukça yeterli. Olaylar kopuk olduğundan anlamak için mola vermemeli tamamını tek seferde okumalısınız. Yani bilemiyorum belki de ben öyle hissettim. Ya da beklentim fazlaydı. İlgili olduğum bir konuda vasat bir kitap okumayı neden seveyim ki? Verdiğim paraya mı yanayım yok harcadığım zamana mı ? Yine de okudun olsun hiç bir şey katmasa okumuş kendini geliştirmiş oldun demeyin. Ona ayırdığım zamanda daha güzel bir kitap okuyabilirdim. Ya da hiç mi okumasaydım ? Yok yok o kadar da kötü değil. Beğeneni illa ki çıkacaktır. Kişisel görüşümü beyan ediyorum burada. Yoksa bir yazarı özellikle az veya çok bu konularla alakalı bilgili bir yazarı eleştirmek benim ne haddime. Ben kendime bakayım önce. Hem bende ara vermeden okusaydım. Kitaba saygısızlık mı ettim diye düşündüm bunları yazarken. Neyse artık kararı siz verin.

 

İçeriğinde gizli yapılanan Sultan Abdulhamit’den bu yana süregelen bir gizli yapıdan bahsedilmekte. Bu yapının günümüzde faaliyete geçtiği ve milli güvenliği tehdit eden unsurlara karşı verdiği mücadele anlatılmakta. Olaylar gizliliğini koruyor görünürde böyle bir teşkilatın varlığından kimsenin haberi olmuyor. Sadece mensubu olan üyeler tarafından faaliyet gösteren bu teşkilatın milli çıkarlar doğrultusunda hareket ettiği bu amaç uğruna canlarını çekinmeden feda ettikleri anlatılıyor.

Severek okuduğunuz, bitmesini hiç istemediğiniz bir kitabınızdan bahseder misiniz?

Heyet adlı kitap. İkincisi de çıktı. İkisi de güzel ve heyecan vericiydi benim için. Hiç bitmesin demeyelim de serisi devam etsin dediğim kitaplardan. Ama etmeyecek gibi görünüyor. Çünkü olaylara tarihin akışına göre yön veriyor ve günümüze kadar uzanmış durumda konular. Dahası olur mu bilemem ama olsa çok iyi olur. Bir kere sürükleyici bir olay akışı var. Sıkılmıyorsunuz. Kendinizi olayı izlerken değil bizzat olayın içinde  buluyorsunuz. Abartı elbette ki olacaktır. Vardır da. Ancak bu hayal dünyamızı geliştirmekten öteye gitmez. İnandırıcılık artsın diye yalan söylememiş yazar. Olayların büyüklüğü o yazmasa da sizin olayı zihninizde abartmanızı sağlıyor. Tabi ki daha iyi kurguyla yazılmış kitaplar vardır. Ancak beni vuran noktası kendi tarihimizden alınan ilhamla yazılmış olması.  Hiçbir şey boşuna değilmiş vay be diyeceğiniz bir kitap.

 

Amerikan filmlerinden alışkın olduğumuz aksiyonun tabiri caizse kralı olmuş gerçek olay örgüleri ve durumlar tarihimizde oldukça fazla. Hangisini demeyin. Hiç birini bilmiyoruz emin olun. Gizemli olaylar çözümü için sizi beklerken ummadığınız yerden alıyorsunuz darbeyi. Bir başka plan içinde kayboluyor, çıkmak için düşünürken büyüleyici zekası ile tarihe yön veren atalarımız çoktan yaptığı kendi planı ile çıkıyor işin içinden. Başarı üstüne başarı hikayesi okuyorsunuz. Bazen de yapılan ihanetlere üzülüyor kahroluyor günümüzde de bu hainlikler olmamış mıydı diyorsunuz. Kendi çıkarını devletin çıkarının üzerinde tutanların daima zelil olduğunu görüyor onlara merhametin mazluma ihanet olacağını düşünüp üzülmüyorsunuz bile. Tarihi eksik öğrendi iseniz birer birer öğreniyor kapatıyorsunuz eksikliğinizi. Yanlış bildiğinizi de düzeltme fırsatı tanıyor kitapta. O olay öyle mi olmuş diye şaşırıyorsunuz. Bazen birlikte operasyona katılıyor gizlilik deşifre olmasın diye kitabı okurken kendinize doğru iyice yakınlaştırıyorsunuz. Bu ve bunun gibi daha nice güzel duyguya kapılmak isterseniz tavsiye ederim.