Kur’an-ı Kerim’e saygınızı nasıl gösterirsiniz?

Kur’an-ı Kerim’e saygınızı nasıl gösterirsiniz?

 

Kur’an-ı Kerim’e olan saygımızı göstermemiz zor değildir. Zaten bunun cevabını Kur’an bizlere vermektedir. Kur’an da bir çok yerde de geçtiği gibi, Kur’an bizlere anlaşılması için indirilmiş bir kitaptır ve Kur’an anlayarak okunması gereken bir kitaptır. Okunması gereken bir kitap olsa’da, herhangi bir kitabı okur gibi değil, huşu ile kalben en içten Allah’a sığınarak okumalıyız.

 

Bizlere dünya da var olmamızdan itibaren başlayıp, ahirette bitecek olan bu yolculukta sürekli ışık tutan bu kitabı, anlayarak okumamız gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’e olan saygımızı anca bu şekilde gösterebiliriz. Dinimizin temelinde de olduğu gibi, kitaplara iman etmek farzdır. Bizlere bu farzları öğreten Kur’an gibi değerli bir hazineye saygımızı sadece fiziksel olarak göstermek mümkün değildir. Kalben, huşu ile yaşayarak, iman ederek, en içten samimiyetimizle okuyarak anlamalıyız ki saygımızı gösterebilelim.

Allah’ın (c.c.) Peygamber Efendimizi bizlere en güzel örnek olarak sunması sizce ne anlama gelmektedir?

Allah’ın (c.c.) Peygamber Efendimizi bizlere en güzel örnek olarak sunması sizce ne anlama gelmektedir?

 

Araf Suresi’nin 158. Ayetinde anlayacağımız gibi ; Peygamberimize imanın, imanın şartlarından birisi halinde olduğunu ve onu inkar edenin de kendisini inkar etmiştir. Allah’ın ve Peygamber’in sevgisini bir arada talep etmiştir. Ayrıca Peygamber efendimizin güzel ahlakı, iyi kalbi sayesinde Allah’ın kendisini çok sevdiğini anlayabiliriz. Vehbi olan özellikleri sebebiyle de Allah’ın Peygamberimizi sevmesini ve bizlere örnek olarak sunmasını anlamamız zor olmaz. En güzel örneklerden birisi olan Peygamber efendimizin, aile-akraba ilişkileri, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri, güzel ahlakı Allah’ın bizlere örnek olarak sunması için yeterli sebepler değildir elbet. Bunun ne anlama geldiğini bizim anlamamız pek mümkün değildir. Allah’ın kendisine verdiği güzel  kalbi bizlere örnek olarak sunmasını da sorgulayamayız. Ancak elimizden geldiği kadarıyla bizlere sunulan bu güzel örneğin ; Hal, hareket, düşünce, iyi niyetini boşa çıkarmayarak, örnek olarak almalıyız.

Yüce Allah ile O’na gerçekten kul olanlar arasında nasıl bir ilişki vardır?

“Yüce Allah bir kudsî hadiste şöyle buyurur: ‘Kim benim bir veli kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım…’ ” (Buhârî, Rikâk, 38.) Yukarıdaki kudsi hadise göre, Yüce Allah ile O’na gerçekten kul olanlar arasında nasıl bir ilişki vardır? Yorumlayınız.

 

Kul, Allah’a iyi niyetiyle, güzel gönlü ile mutlak iyi işler yaparak yaklaşır ise Allah’ın kendisinin her zaman yanında olacağını belirtmekte. Böyle kulların düşmanına düşman, dostuna dost olarak yanlarında bulunacağını söyleyen Allah, düşman olan kullarının gerekli olan ibadetlerin dışında Allah’a daha fazla yaklaşamayacağını belirtmektedir. Ancak nafile ibadetlerle ile yaklaşabilir. Nafile ibadetler, farzların takviyesidir. Kulun Allah’a yakınlaşmasına vesilelik eder. Nafile ibadetler,  kulluk şuurunu canlı tutup, kalbi rakikleştirir (Rakik ; İnce, Narin, Yufka Yürekli), ruhu inceltip, yüze nur bahşeder. Allah kulun nafile ibadetlerini kabul edip, tekrardan o kulunu sevince hem kalbi olarak gözü, hemde dünya’dan ahirete kalan olan yolculuğunda yardımcı olacağını ve sadece saf duygular ile bir şey isteyeceği zaman Allah’a sığındığında Allah’ın kulunu geri çevirmeyeceğini belirtiyor. Allah’a sığınırsa zafere ulaşır, sürekli onu korur ve kollar. Allah ile kul arasında ki bu ince çizginin, iyi niyet ile güçleneceğini çok iyi görmekteyiz. Bizler Allah’ın sevdiği kullardan olabilmek için sadece ona sığınmalı, iyi niyetimizi kaybetmemeli, kalp gözümü kötüye bakmak için kullanmamalıyız. Allah her şeyden üstündür.

Farz namazlarının yanında fazladan namaz kılmaya çalışmanın kişiye faydaları

Farz namazlarının yanında fazladan namaz kılmaya çalışmanın kişiye hangi açılardan faydaları olacağını büyüklerinize sorarak cevapları defterinize not ediniz.

 

Namaz ibadeti özü itibariyle zikirdir. Namaz için söylediğimiz cümleler, ayetler Allah’ı anmak içindir. Namaz kılmak yaratıcımızın huzurunda olmaktır. Beş vakit namaz Allah’ın bizlere farz kıldığı bir ibadettir. Bu vakit namazlarının dışında Peygamber efendimizin bizlere tavsiye ettiği başka namazlar da vardır. Örneğin Teheccüt Namazı, Kuşluk Namazı, Evvabin Namazı, Mescid Namazı, Hacet Namazı vs.vs Namaz kılmak Allahu tealanın huzurunda olmak denilir. Şöyle düşünelim çok sevdiğiniz birisini sürekli görmek istersiniz ve sürekli onunla konuşmak istersiniz her fırsatta onu ararsınız.

 

Düşünün ki sizi yaratan sizi yokluk sahasından varlık alemine getiren sizi görünür kılan yaşama dair sevdiğiniz ne varsa size veren sizin hizmetinize sunan bu kainattaki herşeyden çok sizi seven yaratıcınızın huzuruna çıkmak için her fırsatı kollamaz mısınız? Şükrünüzü her defasında belli etmek için huzura çıkmak istemez misiniz? Böyle düşünen bir insan Rabbiyle daha fazla vakit geçirdiği için mutlu olur. Muhabbetullah tecelli alanı bulur. Manevi hayatımızın temeli beslenmiş olur. Her secde anında Rabbine daha çok yaklaştığını hisseder bundan daha büyük bir fayda saymakta mümkün değildir.

Namazlarını düzenli olarak kılan bir insanın hayatı hangi açılardan düzene girer?

Namazlarını düzenli olarak kılan bir insanın hayatı hangi açılardan düzene girer? Düşünerek sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Namazlarını düzenli  olarak kılan bir insanın hayatı pek çok açıdan düzene girer. Namaz hem dünyevi hem de uhrevi olarak hem maddi hem manevi fayda sağlar. Örneğin bir müslüman beş vakit namaz kıldığında beş defa günde Allah’ın huzurunda olma bilinci hata yapmamasına ya da daha az yapmasını sağlayabilir. İnsanın yaptığı her kötü fiilin başının Allah yokmuş gibi davranması ve göz ardı etmesi olduğunu söylemek mümkündür. Dünya  Allah’ı  ve insanın kendi gerçeğini unutması üzerine tasarlandı. Dünyanın görevi budur ayette de geçtiği gibi dünya hayatı bir oyundur.  Bu oyuna dalmamak için gün içinde hatırlamaya ihtiyacımız vardır. Namaz sonunda dua eden bir kişi Allah’a iletişimi tabiri caizse hiç kesmeyecektir.

 

Allah’a sığınma acizliğini itiraf etme Yaratıcından muradda bulunmak insanı rahatlatan bir haldir. Psikolojik olarak da ruhen iyi hissetmesini sağlar. Hesap verme duygusu süreklilik haline gelen insan ahireti düşünerek hareket edeceği için sosyal hayatında adalet duygusuna, kul hakkına da özen göstermeye çalışacaktır. Namaz kötü işlerden insan alı koyar şayet alı koymuyorsa insanların namaz üzerine tekrar tefekkür etmeleri gerekir. Namaz kılan bir insan sürekli temiz olmak zorundadır. Sabah namazıyla beraber güne başlayan insanın zamanı bereketlenir. Namazla birlikte Allah sevgisini de Allah korkusunu hep hatırda tutar. Gününü beş vakte ayıran insanın hayatı düzene girer ne zaman neyi yapacağı belli bir şekilde gününü planlar. Borcunu eda ettiği için huzurlu olur.

Sizce ibadet etmenin faydaları nelerdir?

Sizce ibadet etmenin faydaları nelerdir? Düşüncelerinizi maddeler halinde yazınız.

 

İbadet kelimesi abd kökünden gelmektedir. Allahu tealaya kul olmaktır. Yaratıcımızın bizlere vazife buyurduğu maddi manevi buyruklara ibadet denmektedir. Bu ibadetlerin bazıları malla bazıları ise canla ya da bedenle gerçekleştirilmektedir. Bir müslüman  Allah’ın rızasını kazanabilmek için yaptığı bu fillerin hem bireysel hem de toplumsal anlamda birçok faydası bulunmaktasır. Bu faydaların bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

 

  • Yaptığımız ibadetler iki dünya saadetimizi elde etmemize yarar çünkü bu ibadetler ilk olarak dünya hayatımızı şekillendirir. Allah’ın istediği şekilde yapabilirsek de ahiret hayatımız da o yönde şekillenecektir. İbadetlerimizin karşılığını bazılarını bu dünyada bazılarını da öbür dünyada göreceğiz.
  • İbadetleri layıkıyla yapabilirsek Allahu teala bizden razı olur ve yaratılış gayemizi gerçekleştirmiş oluruz. Bu da bir insanın ulaşabileceği son noktadır.
  • Zekat, sadaka gibi ibadetlerimizde toplumsal dayanışma desteklenmiş olup toplum huzuru arttırılır. Ekonomik düzen sağlanmış olur.
  • Ramazan ve Kurban Bayramı, Kandiller gibi dini özel günlerimiz de yapılan ibadetler bayram namazları, topluca yapılan iftarlar ve sahurlar, okutulan mevlüdler toplum arasındaki sosyal bağları birlik ve beraberliği sağlar.
  • Namaz gibi ibadetler günlük hayatımızı düzene sokar. Günümüzü dinimizim istediği şekilde bölüp belirli aralıklarla “Allah’ın bilincinde” olarak yaşamayı hep hatırlattığı için bir kontrol mekanizması oluşturur şayet namaz sadece bir alışkanlık değilse.
  • İbadetlerimiz bizi cennete her defasında bir adım daha yaklaştırırken cehennemden de uzaklaşmamıza yarar.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

İman ve İslam birbirine iç içe girmiş iki kavramdır. Kapsamı dikkate alındığında İslam daha geniş bir anlam içerir. İslamın kelime anlamı teslimiyet, boyun eğmek anlamlarına gelir. İman ise sadece kalbin Allah’ın dinine olan bağlılıktır. Terim anlam olarak baktığımızda İslam Allahu tealanın buyruklarına, Peygamber efendimizin bize iletmiş olduklarına karşılık bunları kalp ile onaylayıp, tasdik edip dilimiz ile ikrar etmek ve tüm bunları hayatımıza uygulayıp davranış haline getirmeye denir. Kuran’ı Kerim’i incelediğimizde iman ve İslam aynı anlamda kullanıldığı yerlerde vardır, farklı manalarda kullanıldığı yerlerde bulunmaktadır.

 

İslam inandığımız dinin tamamının adıdır ve İslam Allah’ın kurallarına karşılık gelir. Müslüman bu kurallara inandığını üç şekilde belli eder ve imanını tamamlamış olur. Kişi dinin esaslarını ilk olarak doğruluğuna baskı altında olmadan kalben inanır ki buna inanç denir. İkinci olarak inanç duyduğunu dile getirir bu da ikrardır. Son olarak da kalben inandığı diliyle de onayladığı bu esasların emrettiklerini amele döker ve hayatta imanı da İslamı da görünür olur. İman ve İslam kavramlarına farklı anlam olarak baktığımızda şu sonuca varırız: Her mü’min olduğunu söyleyen aynı zamanda müslimdir yani İslamla şereflenmiş kişidir fakat her müslim olduğunu söyleyen mü’min değildir. Biz biliyoruz ki münafık diye bir gerçeklik var. Müslüman olduğunu söyleyen bu kişiler inanmadıkları için mü’min değillerdir.

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

 

Amentü kelime manasıyla arapçada ben inandım anlamına geliyor. Amentü denilince de mevcut bilgilerimden dolayı iman esaslarını anlıyorum. Amentü’nün Kuran’ı Kerim’de yer alan bir terim olduğunu söylemek mümkündür. Bir Müslümanın neye inanması gerektiği söyler. Mü’min bir kişi amentüde yer alan esasların hepsine eksiksiz iman etmelidir ki imanı sahih ve geçerli olabilsin. Kişi ben bunun üçünü saçma buldum ikisine iman ediyorum diyemez. İman dediğimiz şey bir bütündür bu bütün tamam olduğunda gerçekleşmiş olup kişi müslüman sıfatını, adlandırılmasını hak eder. Amentü İslam’ın itikadı esaslarını oluşturur. İslamda amentü şu şekildedir: Allahu tealaya iman etmek, Allahu tealanın kitaplarına, peygambrelerine iman etmek, O’nun ahiret gününe, Kaderin varlığına ve son olarak da hayrın ve şerrin sahibinin Allahu tealanın olduğuna iman etmektir.

 

Allah’a iman etmekten kasıt da vahdet sıfatıyla Allah’a inanmaktır yoksa Yaratıcının varlığına inanıp O’na şirk koşmak gibi bir esas değildir. Allah’a iman eden kişi Allah’ın uluhiyetine zarar verebilecek tanımlamalardan uzak durmalıdır ki İslamın hedeflediği yaratıcı inancına sahip olunabilsin. Örneklendirmek gerekirse Allah’ın doğmayıp doğrulmadığı gücünü hiçbir varlıkla paylaşmadığı gerçeğidir. Allah’ın kitaplarına imandan kastedilen de ilk peygamberden son peygambere gelene kadar inen bütün bozulmamış kitaplar tek bir hakikatten bahseder ancak insanoğlu ihtiras ve dünyalık şeyler için bu hakikatleri yok saymak görmezden gelmek için kendi anlayışsızlığıyla bozdu, değiştirdi. Aynı şekilde İslam bütün peygamberlere saygı duyar ve onların peygamber olduğuna inanmak iman esası olarak sunulur.

Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.

“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.” (Buhârî, İman, 24.) Yukarıdaki hadise göre münafıklığın toplumda oluşturacağı olumsuzlukları aşağıdaki boşluğa yazınız.

 

Hadis-i şerifte de geçtiği gibi münafıklar konuştuğu zaman yalan söylerler. Bu da toplumdaki güven duygusunun yitirilmesine sebebiyet verir. Toplumda insanların birbirine güvenmediklerinde hep bir şüphe duygusu içinde olurlar. Huzur ortamının olmaması zararın nereden gelebileceği konusunda şüphe taşıyan insanlar tabiri caizse paranoyaklaşma başlar. Toplum ilişkileri gelişmez dayanışma içinde olmayan bir topluluk meydana gelir. Güvenilir insanlar hakkında da insanlar münafık insanlarla yaşadığı tecrübelerden dolayı önyargı sahibi olmakta ve insan ilişkileri sağlam kurulamamaktadır.

 

Önyargı da yine bir çeşit kul hakkını doğurur. Bu döngü adeta bir zincir döngüsüdür ve hepsi birbirini etkiler. Münafık vaadettiğini yerine getirmeyen bir insandır. Oysa biz biliyoruz ki Müslümanın sözü senet olmalıdır. Müslüman diye bilinen münafıkların sözlerini tutmamaları müslüman olmayan diğer insanların müslümanları yanlış tanımalarına ve gerçek müslümanlar hakkında yanlış kanıda bulunmalarına sebebiyet verebilmektedir. Bu durum Müslümanların izzetine ve şerifine leke sürmektedir. “Ahde vefa imandır.” Hadis-i şerifince de verilen sözün tutulması adeta görünmez olan imanı görünür kılar belgeler niteliktedir. İman sahibi olmayan bir insanda haliyle sözlerini arızı bir durum olmaksızın sözlerini yerine getiremeyecektir. Emanet kavramı İslam’da çok önemlidir. Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda ne kadar önem verdiği görmek mümkündür. Emanet dediğimiz şey koruyup gözetmesi için bırakılan maddi ve manevi hak anlamına gelir. Emanette aslolan şey kendi malından bile daha fazla koruyup kollamak gerekir çünkü emanete zarar gelmesi hem güveni sarsar hem de kul hakkına yol açar.

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

 

Allahu tealaya inandığını söyleyen bir insan mü’mindir. Yani inanmış insan demektir.  Allah’ın varlığına Peygamber efendimizin bize ulaştırdıklarına inanan insan demektir. Bunlara iman edip böyle yaşamaya çalışan anlamındadır. Allahu tealaya inandığını söyleyen insan müslümandır. Yani İslam olmuş, İslam’la şereflenmiş demektir. Peki Allah’a inandığını söyleyen bir insanda bulunması gereken sıfatlar neler olmalıdır ki gerçek bir inanan olsun? Bu sıfatları Kuran-ı Kerim’e ve Peygamber efendimizin hayatına bakarak listelemek mümkündür. İnanan insan her durumda Allahu tealaya güvenir ve zor durumlarında O’na sığınır. Yaratıcısını bu dünyada bulunan her şeyden daha çok sever çünkü bilir ki bu dünyada çok sevdiği nimetleri de O’na Allah vermiştir.

 

Peygamber efendimize itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğunu bilir çünkü Peygamberimiz heva ve hevesinden konuşmayacağını bilir. İbadetlerini yaparken gösterişten uzak durur ve kalbinde riya olup olmadığını yoklar. Takva’nın sadece üstünlük getireceğini bilir ve ona göre davranır. Büyüklenmemesi gerektiğini aciz olduğunu ne yeri delebileceğini ne de göğe ulaşabileceği bilinciyle hareket eder. Aciz ve kusurlu bir varlık olduğunu bilerek büyüklenmez. Hiçbir şekilde nefsinin yaptığı hatalara dayanak bulup onu haklı çıkarmaya çalışmaz. Allah inancının olduğunu söyleyen bir kişi haksızlık yapmaz ve haksızlığa uğramaz çünkü biliyoruz ki Peygamber efendimiz aldatan bizden değildir diye buyurmuştur. İnanan insan merhamet sahibidir. Her mahlukata insanlara da Allah’ın yarattığı bütün varlıklara merhametle yaklaşır. Merhamet edilmeyene merhamet edilmeyeceğini bilir. Bunun gibi birçok sıfat sıralamak mümkündür.