Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

 

Bir insanın bulunduğu iddiasına itibar edilmesi için en önemli şart güvenilir olması gerekir. Daha önce insanların güvenlerini sarsacak güven yitirici davranışlarda bulunmaması gerekir. Unutmayalım ki Mekke’li müşrikler Peygamber efendimizden nefret etseler bile O’nun aktarmış olduğu vahiylere inanmadıklarını söyleseler bile Peygamberimizin güvenilir olduğunu biliyorlardı. Mekke’de el-Emîn olarak biliniyordu çünkü ahlak olarak Peygamber efendimiz Mekke halkının en üstün olanı, karakter olarak en temiz olanıydı. Hiç kimse O’nun el-Emîn sıfatına gölge düşürecek bir davranışına şahit olmamıştır. Mekke halkı mallarını O’na hiç kuşkusuz emanet ediyordu.

 

Peygamber efendimiz Hicret gibi zor bir zamanında bile kendisine emanet edilen malları sahiplerine sağlam bir şekilde teslim etmesi için Hz.Ali’yi Mekke’de bırakmıştır. İkinci olarak kişinin iddiasına itibar edilmesi için her durumda ve her yerde dürüst olmalıdır. Kişinin daha önce yalan hiç söylememiş olsun ki insanlar bu kişi daha önce hiç yalan söylediğini görmedik iddiasında da yalan söylemiyordur diyebilsinler ve o kişiye güven duyabilsinler. Üçüncü olarak kişi insanların hak ve hukukuna değer vermeli ki bir iddiada bulunduğunda bu kişi insanların hakkına girmekten ve onların hukukuna tecavüz etmekten sakındığı için emin olmadığı bir iddiada bulunmaz diyebilsinler. Diğer bir özellikte kişi verdiği sözü tutan sözünün eri olması gerekir. Toplumda bu hasletleri sayesinde sevilen, itibar gören bir kişi olmalıdır ki iddialarına itibar edilsin.

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

 

Bir insanın Müslüman olmaya karar verdiğinde ilk olarak İslamı kabul ettiğini Kelime-i Şehadet getirerek dile getirmesi gerekir. Bu Müslüman olmayan kişiler için böyledir şayet kişi Müslüman olan bir ailede yetişmiş ise buna gerek yoktur. Allahu Teala İslam dinin insanın fıtratına göre göndermiştir. İslam fıtri olandır. Yani her çocuk İslam fıtratı üzere doğar hadis-i şerifi aslında bütün çocuklar o potansiyelde doğar anlamındadır. İslam akla ve sağduyuya uygun olan demektir. Bunun zıddı inançsızlık, büyüklenme, cahillik gibi durumlardan doğabilmektedir. Asıl olan İslam fıtratı olduğu için doğan çocuklar bunu dine giriş anlamında söylemezler ama doğduktan sonra anne-babasının eğitimiyle çevre faktörüyle fıtratını bozup başka dinlere ya da diğer inançlara yönelirse kişinin Müslüman olabilmesi için şehadet getirmesi gerekir.  

 

Kişinin “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve elçisidir.” demesi gerekir. Şehadeti bir törenle söylemesine gerek yoktur. Kişi bunu inanarak söylemesi hiçbir baskı altında olmadan söylemesi Müslüman olması için yeterlidir. Peki kişi İslam dairesinde kalabilmesi için neler yapmalıdır? Şehadet getiren kişi ilk önce ruhunu ve kalbini küfürden arındırdığı için sıra bedeni temizliğe gelir ve kişinin gusül abdesti alması gerekir. Kişinin İslam dininin amentü gibi imanın şartlarını ve İslamın şartlarını öğrenmeye başlaması ve bunlara uygun bir inanç oturtmalıdır. Hayatını bunlara göre düzenlemelidir.

Allah (c.c.) katında din İslam’dır ayetinden ne anlıyorsunuz?

Allah (c.c.) katında din İslam’dır… (Âl-i İmrân suresi, 19. ayet.) ayetinden ne anlıyorsunuz?

 

Ben bu ayettten Allahu tealanın indinde sadece İslam dininin geçerli olduğunu anlıyorum. Dareyn saadeti için yani hem bu dünya hemde ahiret için insanoğlu Müslüman olmalıdır. Kişi İslam olursa yani Müslümanlığı seçerse Allah onun dinini kabul eder çünkü Müslümanlık Allah’ın tevhidini ve Allah’ın razı olduğu ve olmadığı şeylerin bütünüdür. Bunlar çiğnendiğinde ya da karşı gelindiğinde Allah kulundan razı olmaz. Örneğin Allah’ın kudretine bir ikinci varlığın dahil edilmesi kabul edilemez. Hristiyanlıktaki gibi Tanrının tezahürü başka bir varlıkta ortaya çıktı denilemez. Aynı şekilde Yahudilikteki gibi bir ırkın üstünlüğünden bahsedilemez üstünlük soyla ya da sopla olabilecek bir şey  değildir.

 

Allah’ın Kuran’ı Kerim’de bahsettiği gibi üstünlüklük ancak takva iledir. İnsanların Allah katındaki değerlerini, Allah’ın insanlardan razı olmasını takva düzeyleri belirler bunu da yalnızca Allahu teala bilir. Hz.Adem’den itibaren Hz.Muhammed(s.a.v)’e gelene kadar toplumların ihtiyaçlarına göre rehberlik etmesi için Peygamberler, onlara kaynaklık etmesi için kutsal kitaplar ya da sahifeler Allah tarafından gönderilmiştir. Bozulan toplumların hayatlarının düzelmesi için şeriat gönderilmiştir. Yani bu toplumlar ilimle şereflendirilmişler mevcut olan bozulmalarından dolayı. Ayetin devamında belirtildiği gibi kendilerine ilim gönderildikten sonra aralarında ortaya çıkan ihtirastan ötürü ihtilaf etmişlerdir. İslam dini kendinden önceki peygamberler ve kitaplardan saygıyla bahseder ve iman esaslarından ikisi de bunlardır şunu söylemek gerekir ki bahsedilen kitaplar peygamberlere indiği haliyle kabul edilir sonradan yapılan değişiklerden dolayı hangi ayetlerin sahih olabileceği bilinemeyeceği için bu kitaplar alaya alınamaz saygı duyulur.

İslam’ın inanç esasları nelerdir? Araştırınız.

İslam’ın inanç esasları nelerdir? Araştırınız.

 

İslam’ın inanç esasları toplamda altı tanedir. Bunlar Amentü’de geçmektedir. Bu altı unsur İslam dinine olan inancın özünü oluşturur. İlki Allahu tealanın varlığına ve vahdetine yani bir olduğuna inanılması gerekir. İslam’a  inanacak olan kişinin şirkten kurtulması gerekir. İkinci esas Allahu tealanın meleklerine iman etmek gerekir. İslam dininde meleklerin cinsiyetleri yoktur. Nurdan yaratılmış varlıklardır. En çok bilinen dört büyük melek dışında farklı görevleri olan birçok melek bulunmaktadır.

 

Üçüncü esas Allahu tealanın kitaplarına iman edilmesi gerekir. Müslüman olduğunu söyleyen kişi önceki inen kitapların sahih bozulmamış haline de inanmış olması gerekir çünkü hakikat tektir. Bütün kitapların bozulmamış hali aynı gerçeği anlatmaktadır. Hepsi Yaratıcının birliğinden bahseder bozulmamış haliyle. Kuran’a göre Allah’ın göndermiş olduğu  kitaplar arasında ayrım yapılmaz.

 

Dördüncü esas Allahu tealanın peygamberlerine inanmak. Bir Müslüman Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e gelene kadar yeryüzüne inen peygamberlerin peygamber olduğuna iman etmelidir.

 

Beşinci esas bu dünyanın birgün sonuna geleceğine ve bunun sonunda da insanların ahirete göç edeceğine inanmak. Kısacası insanların bu dünyada yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğine inanılan öbür dünyaya ahirete iman etmektir.

 

Altıncı esas ve son madde de kazanın ve kaderin varlığına inanmak aynı şekilde hayır ve şerrin de Allah’tan geldiğine inanmak gerekir. İnsanların başına gelen faydanın da zararında kazancın da ziyanında yüce Yaratıcının takdiri iledir.

İslam dininin temel kaynakları nelerdir?

İslam dininin temel kaynakları nelerdir? Araştırınız.

 

İslam dininin varlığını oluşturduğu dört temel kaynak unsur bulunmaktadır. İlki ve en önemlisi olan Kuran-ı Kerimdir. Kuran-ı Kerim Allahu tealanın Hz. Muhammed (s.a.v)’e göndermiş olduğu İslam dininin kutsal kitabıdır. Kutsal kitabımızda Yaratıcımız bizden yapmamızı istediği bize yasakladığı hükümleri Peygamber efendimizin aracılığıyla bizlere iletmiştir. Kuran-ı Kerim bizler için bir hayat kaynağıdır. Müslümanın hayatının kırmızı çizgilerini belirleyen bir yapıya sahip yaşam kitabıdır. Kuran-ı Kerim’de namaz kılınması gerektiği, oruç tutulması gerektiği, insanlarla Peygamberle ilişkilerin nasıl olması gerektiğin vs. birçok şeyi anlatır. Aynı şekilde geçmiş kavimlerin başına gelen ibret alınması gerekilen olaylar ve kıssaları içinde barındırır.

 

İkinci temel kaynak Hz.Peygamber’imizin sözlerini ve davranışlarını barındıran Sünnet’tir. Sünnetin de kendi içinde çeşitleri vardır. Peygamberimizin söyledikleri gibi yaptıkları ve karşı çıkmadığı takrir ettiği sünnetleri Kuran’da açıklanmaya ihtiyaç olan ya da ayrıntılandırılması gereken şeyleri Peygamberimizin beşer hayatında bizlere iletmesidir. Örneğin namazların vakitlerini kaç rekat olduğunu bizler Sünneti Seniyye sayesinde biliyoruz. Peygamber efendimiz heva ve hevesinden konuşmadığı için aktardığı her şey Allah’ın gözetimindeydi.

 

Üçüncü temel kaynak İcma’dır. Hayat her an değişmekte ve hayatın içinde yeni olaylar ve olgular peydah olmaktadır. Kuran-ı Kerim’de ve Sünnet’te açıklanmayan bazı hususlarla ilgili bir karar verilemesi gerektiğinde fıkıh anlayışı yüksek olan müctehidler toplanıp bu ikisi ışığında karar birliğinde bulunurlar.

 

Dördüncü temel kaynak Kıyas’dır. Müctehid alimler Kuran’da ve Sünnet’te açık olarak geçmeyen bir hükmü bu ikisinde geçen bir hüküm arasındaki illetin ve sebebin aynı olmasından dolayı aynı şekilde kıyas etmektir. Sonuç olarak aynı hükmü uygulamak demektir.

Mümin, münafık, kâfir, müşrik ve fasık kelimelerinin anlamlarını araştırarak defterinize yazınız.

Mümin, münafık, kâfir, müşrik ve fasık kelimelerinin anlamlarını araştırarak defterinize yazınız.

 

Mü’min gönülden inanan insana denir. Peki neye inanır Mü’min? Mü’min Peygamber efendimizin Allahu tealadan alıp bize ilettiği hükümlere bizatihi kendi isteğiyle inanan kişi demektir. Allahu Tealanın emirlerini doğrulayan kişileri işaret etmek için kullanılan bir kitabi terimdir. Mü’min olmak mü’min ahlakı dediğimiz bir ahlakı da beraberinde getirir. Kişi hayatını düşünceleri bu hükümlere göre düzenlemeye çalışır. Mü’min sadece inanan insanları tanımlamak için kullanılmaz Allah kendi sıfatı olarak da Kuran-ı Kerim’de geçirmektedir.

 

Münafık, Allah’ın emirlerine gönülden inanmadığı halde inandığını söyleyen ve hayatında da inanmış gibi görünen kişiye denir. Allah’ın vahdetine inanmaz ,Peygamber efendimizin tebliğ ettiği buyrukları da kalpten kabul etmez. Bunu da Müslümanların zorlamasından dolayı değil Müslümanlara zarar vermek için yapan kişidir. İçi ve dışı farklı olandır. Bu yüzden Müslümanlar için münafıklar kafirlerden daha fazla tehlike yaratır.

 

Kâfir küfür eden kişi anlamına gelir yani iman edenin zıt anlamlısıdır.Hem Allahu tealanın vahdetini hem de Peygamber efendimizin buyruklarını kabul etmeyen bunu da sözleriyle ve davranışlarıyla kanıtlayan kişidir. Dinin temel hükümlerinin bir kısmını ya da bütününü reddeder.

 

Müşrik Allahu tealanın var olduğunu kabul eder fakat O’na ibadet ederken ya da O’nun uluhiyetini tanımlarken Allah’a ortak koşar. Allah’ın sıfatlarını ikinci bir varlığa da verir ya da Allah’a ulaşmak için yeryüzünde Allah’ın tezahürü olduğunu inandığı put gibi aciz varlıkları aracı kılar.

 

Fasık günahkar kimse demektir. Bu kişi açıktan haram işler ve günah işlediği herkes tarafından bilinir.

İman ve İslam kavramlarını sözlükten araştırarak defterinize yazınız.

İman ve İslam kavramlarını sözlükten araştırarak defterinize yazınız.

 

İmanın kelime anlamı “tasdik etmek, söylenileni kabul etmek, mutmain bir şekilde  söylenilenleri benimsemek, güven içinde olmak, yürekten doğrulamak” gibi anlamlara gelmektedir. Istılahi anlam olarak ise iman, Hz. Muhammed’e (s.a.v) Allahu Teala’nın göndermiş olduğu emirlere gönülden bizatihi kişinin isteyerek  hiçbir zorunluluk ve baskı hissetmeden  yürekten inanması anlamındadır.

 

İslam dininde iman, dinin esaslarına inanmak demektir. Kişi bu sayede kurtuluşa erenlerden olabilir ve cennete gidebilir. İmandan kasıt da en konsantre haliyle peygamber efendimizin bizlere iletmiş olduğu 6 maddeye inanmak demektir. Amentüde bu  altı esas yer almaktadır. Allah’a inanmak, Allah’ın Kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak, Kıyamet gününün varlığına inanmak, hayrın da şerrin de Allah’tan olduğuna inanmak altı esasın tamamıdır. Aynı şekilde iman amentüde belirtilen esasların yanında Allah’u tealanın bize bildirmiş olduğu emirlerini ve yasaklarını kuşkusuz kabul etmek demektir. Bu hükümlere inanan kişiye Mü’min denir. Mü’min kişi bu saydıklarımızı hem kabul etmeli hem de hoşnutluk göstermelidir. Mü’min kişi inandığı için aynı zamanda Müslüman olmuş demektir ve onun bir diğer adı da müslümandır. İslam olan kişi anlamına gelir. İslam’ın kelime anlamı da teslim olmak, itaatte bulunmak gibi manalara gelir. İman dinin inanç yönüyken İslam pratik yönüdür anlam bakımından aynı şeyleri karşılıyor gibi gözükse de tezahürleri farklıdır. İslam’ın şartı da beş esastan oluşur. Bunlar kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak ,oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmektir.

Umre İle Hac Arasında Sizce Ne Tür Farklar Olabilir?

Umre İle Hac Arasında Sizce Ne Tür Farklar Olabilir?

 

Hac ve umre ibadeti birbirine karıştırılmaktadır. Oysaki iki ibadet arasında farklar bulunmaktadır. Müslüman kişilerin maddi imkanı varsa ömründe bir kez hac ibadetini yapması farz bir ibadettir. Umre de böyle bir zorunluluk yoktur. Hac ibadeti hadisler ve ayetlerle desteklenen bir ibadettir. Hac ve umre ibadeti arasındaki farklılıklar;

 

  • İki ibadet arasında en büyük fark birinin sünnet birinin farz olmasıdır. Hac ibadeti farzdır ve farz sevabı vardır. Umre ibadeti sünnet bir ibadettir yani Peygamber Efendimizin yaptığı ve tüm Müslümanların yapması halinde Peygamber Efendimizin yaptığı ibadeti yapması anlamındadır.
  • İslamın beş şartından biri hac ibadetidir. Umre ibadetinde böyle durum yoktur. Maddi imkanı olan her insan istediği zaman umre ibadeti yapabilmektedir.
  • Hac ibadeti senede bir kez kurban bayramı ve arefe günü olmak üzere yapılırken, umre ibadeti hac zamanı dışında yılın her zamanı yapılabilmektedir.
  • Hac ibadetinde zorunlu Tavaf vakfesi ve Say vakfesi haricinde Müzdelife ve Arafat vakfesi vardır. Umre ibadetinde sadece Say ve Kabe’nin tavaf edilmesi zorunludur.
  • Hac ibadeti sırasında kurban kesilir, şeytan taşlanır. Umre ibadetinde bunlar zorunlu değildir. Umreye giden kişiler istedikleri taktirde bunları yerine getirebilmektedir.
  • Hac ibadetinde Cem-i Takdim, Cem-i Tehir, Veda Tavafı ve Kudüm Tavafı yapılması gerekmektedir. Umre ibadetinde bunları yapmak zorunlu değildir.

Sizce kurban ibadeti insanın duygu dünyasına ne gibi katkılarda bulunur?

Sizce kurban ibadeti insanın duygu dünyasına ne gibi katkılarda bulunur?

 

Kurban, durumu uygun olan her Müslüman için farz olan ibadetlerden biridir. Kurban ibadetinin sembolik bir anlamı bulunmaktadır. Bu, bir teslimiyet ve doğru olana yaklaşma olarak görülmektedir. Yoksa kesilen kurbanın maddi yanı Allah için hiçbir şey ifade etmemektedir. Diğer ibadetlerde de olduğu gibi amaç, Allah’ın rızasını kazanmak, salih kullar arasına girmektir. Bunun haricinde insanın psikolojisine pek çok yararı da bulunmaktadır. Bunlar:

 

  • İlk olarak kurban ibadeti ile insan, Allah’a yönelerek ruhsal manada bir huzur bulur.
  • Allah’ın insanın emrine verdiği nimetlerden usule uygun olarak faydalanmayı ve ihtiyaç sahiplerine bundan pay vermeyi öğreterek yardımlaşma hissini kuvvetlendirir.
  • Kurban kesmek, insanın nefsindeki mal bağlılığını köreltir, onu cimrilikten uzak tutar.
  • Toplumsal dayanışmanın ve paylaşımın artmasını sağlar. Bir kardeşlik ortamı oluşturulmasına katkı sağlar.
  • İnsanlar arasındaki iletişimin güçlenmesine yardım eder. Merhamet duygusunun oluşmasını sağlar.
  • Allah’ın bahşetmiş olduğu nimetlerden zengin fakir herkesin istifade etmesine zemin hazırlar.
  • Kurban ibadeti insanlara, Hz. İbrahim ile İsmail’in kulluğunun özünü, yani teslimiyeti hatırlatır.
  • Kurban, bir şiddet tatmini olmayıp kesim hayvanlarına eziyeti yasaklamıştır. Ayrıca kesilecek hayvanlar için bazı şartlar da vardır. Bu bağlamda kurban nimetlere bir saygı duyulmasını da sağlamaktadır.
  • İslamda hayvana eziyet hoş karşılanmadığı gibi, israf da kötü gözle bakılan olgulardan bir diğeridir. Yapılan kurban ibadeti insanları israf etmekten alıkoyar.
  • Ayrıca kurban, Allah’ın bizlere verdiği pek çok nimet için hem bir şükür hem de çeşitli bela ve kötülüklere karşı bir kalkan, bir koruyucudur.

Yukarıdaki Ayeti Tefsirlerden Araştırarak Burada Anlatılmak İstenilen Düşünceyi Arkadaşlarınızla Paylaşınız.

‘Onların Etleri ve Kanları Asla Allah’a Ulaşmaz. Fakat O’na Sadece Sizin Takvanız ( Allah’a Karşı Gelmekten Sakınmanız) Ulaşır…’ ( Hac Suresi, 37. Ayet) 

 

Hac suresi 37. Ayet hakkında pek çok tefsir bulunmaktadır. Tefsirlerde genel olarak kesilen kurbanların etlerinin ve kanlarının dünya üzerinde kaldığı ve Allah’a ulaşmadığının bilinmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yüce Allah’a ulaşan şeylerin sadece Allah’ın Kuran-ı Kerim’de emrettiği esasların benimsenerek bunları hayatımızda uygulamamız, şirkten kaçınmamız, büyük günahların tamamından sakınmamız ve kulluğun vermiş olduğu sorumluluklarımızı harfiyen uygulayarak hak ve adaleti gözeterek, hem dini hem de sosyal sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve bu sorumluluklarımızı yerine getirmemizdir. Allah’ı anarak onu yüceltmek ve iyiliği, doğruluğu, iyi ahlakı ve iyi örnek olmak, dürüstlük, hayırlı işler ile uğraşmak, insanlara yardım etmek gibi pek çok güzel davranışın Allah’a ulaştığını bilmelisiniz. Yoksa sırf kesmiş olmak için kesilen bir kurbanın Allah katında bir önemi yoktur. Ayrıca Allah’ın kulları arasında kurban kesen veya kesmeyen üstünlüğü yoktur. Yüce Allah’ın nazarında Takvada üstünlük vardır takvada üstünlük içinde kesinlikle Kuran-ı Kerim rehber olarak tayin edilmiş bir hayat yaşanmalı, ibadetler hiç aksatılmadan yerine getirilmelidir. Elbette ki kurban kesmek de Allah’ın emirleri arasında yer almaktadır. Ancak her kurban kesen zengin kul için cennet kapıları ardına kadar açılacak diye bir şey söz konusu değildir. Kurban kesme ibadeti de yine sadece Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik yapılan bir ibadettir. Amma kurban kesmeye gücü olmayan kullar cennete alınmayacak mı? Haşa tabi ki Allah’ın rızasını kazanmak için ibadet eden ancak kurban ibadetini yerine getiremeyen ve takva sahibi olan her kul hak etmiş ise cennet ile elbette mükafatlandırılacaktır.