Uygurlarda yerleşik hayatın yaygınlaşması ile birlikte sanatın hangi dalları gelişmiştir?

Uygurlarda yerleşik hayatın yaygınlaşması ile birlikte sanatın hangi dalları gelişmiştir?

 

Uygurlar yerleşik hayata geçtikten sonra resim, minyatür ve heykel gibi sanat dallarında çok ilerlemişlerdir. Bu başarılı gelişme yapıların tarihten günümüze kadar gelmesine sebep olmuştur. O günün tarihini inanışını kültürünü bizlere bugüne heykel, resim gibi sanat dalları ile aktarmayı başarmışlardır. Uygurlar yerleşik hayata yaygın bir şekilde geçince inandıkları din için tapınak yapımında ustalaşmışlardır. Tapınaklarında avlulu düzenler oluşturmuşlar taptıkları kişileri tam ortaya heykelini inşa etmişlerdir. Ve heykelin inşa edildiği bölüm kutsal bölüm olarak adlandırılır.

 

Uygurların din anlayışları yerleşik hayattaki şehir yapılarını da etkilemiştir. Tapınakların düzenini mimari olarak yapısını ve şehirde bulunan evlerini iklim şartlarını da göz önünde tutarak inşa etmişlerdir. Uygurlar tapınakların duvarlarını resimlerle süslemişler, resim sanatında ilerleme kaydetmişlerdir. Minyatürü kitaplar için kullanmışlardır. Tapınak duvarlarında din ile bağlantılı insanlar tasvir etmişler ve minyatür duvara resim yapma sanatını geliştirmişlerdir.

 

Yerleşik hayata geçtikten sonra özellikle dini tapınakları için heykelleri çok sık yapan uygurlar bu  sanat dalında da kendilerini geliştirmişler. Heykelleri yerleşik hayata geçtikten sonra çok sık yapmaya başlamışlar alçı, mermer taşı, ahşap ve toprak gibi malzeme kullanmışlardır. Heykelleri genelde yüz bölgesi şeklinde ele almışlardır.

 

Yerleşik hayata geçmek sanat dalında da farklı bir boyut kazandırmıştır. Yaptıkları eserin devamını yapabilme seçenekleri oluşmuştur. Şehirleri kurunca dini tapınaklarını ortaya inşa etmişler böylece mimari yapılarda da ince çizgileri yakalamayı başarmışlardır.

Uygurlarda bitki üslubunun ön plana çıkmasının sebebi ne olabilir?

Hunlar ve Gök Türkler zamanında yapılan resim sanatında hayvan üslubu öne çıkarken Uygurlarda bitki üslubunun ön plana çıkmasının sebebi ne olabilir?

 

Hunların yaşadığı göçebe hayatında hayvanlar her zaman ön plana çıkmıştır. Göçebe hayatı yaşayanlar için hayvanlar çok önemlidir ve göç ederken hayvanlarda göç ettirilir. Hunların resim sanatında hayvan figürü oldukça baskındır. Öyle ki bu sanatta resimde hayvanın tüm inceliklerini resmedecek kadar ilerlemişlerdir. Geyik, kartal, at gibi bir sürü örnek verilebilecek hayvan figürü resim sanatı için de çokça kullanılmıştır.

 

Hunlar ve Göktürkler için hayvan üslupları hayvan savaşları resmedilmiştir. Dini inanış totem ve astrolojik olarak hayvan figürleri çok önemlidir. Hayvanlar toplum adına belli mesajlar semboller ve figürler içerir. Mesela at sembol olarak güçlülüğü ifade eder. Bazı kazılarda ölen kişilerin yanlarında atları ile beraber gömüldükleri görülmektedir.

 

Dönemde hayvanlar hem ihtiyacı karşılamak için hem de sembol olarak mesaj niteliğinde çok şekilde resmedilmiş ve kullanılmıştır. Özellikle sosyal yaşamın en vazgeçilmezleri olmuşlardır. Türk kültüründe özellikle göçebelikte hayvan figürü güç ve kuvvetli olmanın sembolüdür. Sanatçılarda bu güçlü kuvvetli olmanın sembolü olarak kullanılır. Göçebe hayatı yaşamında hayvanların göç eden insanlara yardımı ve yaşamlarında nasıl yardımcı olduğu tarihte bilinir.

 

Uygurlarda göçebe yaşamı artık yerini yerleşik hayata bırakmıştır. Yerleşik hayata geçen Uygurlarda bitki üslubu daha da ön plana çıkmıştır. Çünkü göçebe yaşamında bitkiler oldukça ihmal edilmiştir. Uygurların yeni dini inanışları ile birlikte benimsemeye çalıştığı yerleşik hayata geçiş bitkilerle olan ilişkiyi daha da yakın hale getirmiştir.

Toplumlardaki sembol ve figürlerin sonraki nesillerde de devam etmesinin önemi nedir?

Toplumlardaki sembol ve figürlerin sonraki nesillerde de devam etmesinin önemi nedir?

 

Sembol kelimesi alamet, işaret ve timsal kelimelerinin karşılığı olarak Türkçeye batı dillerinden geçmiştir. Sözlük anlamı olarak devam edegelen veya bir başka şeyi ifade eden onun yerine geçen anlamında kullanılabilir. Semboller ve figürler kast ettiği anlamı karakterize eden nesneler olmalıdırlar. Toplumlarda kullanılan semboller ve figürler gündelik hayat alışkanlıklarından dini inanışlara kadar birçok alanda kullanıldığı için bir sonraki nesillerde de aynı anlamları taşıması gerektiğinden devamlılığı olmalıdır.

 

Tüm toplumlarda olduğu gibi Türk toplumlarında da semboller ve figürler tarih boyunca nesiller arasında aktarılmıştır. Örneğin bu sembollerden ok ve yay Türk üstünlüğünü kahramanlığını ifade eden bir sembol olarak aktarılmıştır. Sancak ve tuğ ise devlet geleneğinde hükümranlık sembolü olarak kullanılmıştır. Devletin devamlılığı sürdükçe sembollerin de devamlılığını sürmesi bu açıdan da önemli idi. Türkler için bir diğer önemli sembollerden olan atlar hızlı ve dinamik olduklarından insanların kolu kanadı olmuşlar ve zenginliğin sembolü olarak değerlendirilmişlerdir. Hayat ve savaş gücünün simgesi olan kurt ise Türk tarihinde önemli bir sembol olmuştur. Kurt başlı sancak Türklerde hakanlık alameti olarak sayılmıştır.

 

Yukarıda verilen örneklerde görüleceği üzere tarih boyunca toplumlar değişik semboller ile kendi özelliklerini ifade etmişlerdir. Toplumların özelliklerinin, tarihlerinin bir sonraki nesillere de aktarılması açısından daha önce kullanılmış sembollerin aynı anlam ve ifadeler ile gelecek nesiller tarafından da anlaşılması için ve devam ettirilmesi gerekmektedir.

Atatürk Dönemi’nde eğitim alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

Atatürk Dönemi’nde eğitim alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

 

Osmanlı Devleti’nin gerilemesinin en önemli sebeplerinden biriside bilim ve teknolojide geri kalmasıdır. Atatürk, bu yüzden eğitim sistemine çok önem veriyordu. Atatürk’e göre gelecek nesiller, Cumhuriyeti koruyacak ve yüceltecek şekilde, milli, bilime dayanan, yararlı, üretici ve hayatta başarılı olacak insanlar olarak yetiştirilmeliydiler. Bu amaçla eğitim sisteminde köklü değişime gidilmiştir. 1920 yılında Millet mektepleri açılarak halkın okuma yazma oranının yükseltilmesi sağlanmıştır.

 

1924 yılında öğretiminin birleştirilmesi sağlanarak kız ve erkek çocukların karma olarak eşit şartlarda eğitim alması sağlanmıştır.

1926 yılında çıkarılan Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun ile okul açma yetkisi Milli Eğitim Bakanlığı’na verildi. Okullarda okutulacak derslerin ana hatları belirlendi.

1926 yılında pozitif bilimlerden uzaklaşan medreseler kapatılmasıyla Türk eğitim sistemi laik ve milli bir nitelik kazanmıştır.

1928 yılında Türkçe fonetiğe uygun olmayan Arap harfleri yerine diğer batı medeniyetleri gibi Latin esasına dayalı harf sistemine geçilerek daha kolay olması nedeniyle okuma yazma oranının arttırılması sağlanmıştır.

1931 yılında Türk Dil ve Türk Tarih Kurumlarının kurulması ile Türk dilinin ve tarihinin araştırılması ve sorunlarının çözülmesi amaçlanmıştır.

1933 yılında üniversite reformu ile çeşitli ülkelerden yabancı öğretim üyelerinin ders vermeleri sağlanarak uzmanlıklarından faydalanılır.

 

Milli mücadele yıllarında başlayan yeni eğitim sistemi hareketi sonucunda çok kısa sürede sonuçlarını göstermiş, ülke genelinde öğretmen ve öğrenci sayıları önemli ölçüde artarak eğitim sisteminin gelişmesi sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde tıp alanında çalışmalar, hangi bilim insanları tarafından yapılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde tıp alanında çalışmalar, hangi bilim insanları tarafından yapılmıştır.

 

Osmanlı Devleti’nde ilk tıp eseri Murat Bin İsak tarafından o dönemde kullanılan ilaçların etkilerini açıklamak için yazılmıştır.Osmanlı Devleti’nde Akşemseddin tarafından yapılan çalışmalar önemli tıp çalışmalarındandır. Ankara’da Hacı Bayram Veli’den tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrenen Akşemdeddin tıp alanında kendini geliştirmiştir. Maddetül-Hayat eserinde “Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur” cümleleriyle mikrobun tanımını yapmıştır.

 

Fatih devrinin önemli hekimleri arasında olan Sabuncuoğlu Şerafettin, dönemin birçok hekiminin aksine cerrahi ile ilgilenmiştir. “Cerrahiyetü’l-Haniyye” ve “Mücerrebname” Türk Plastik Cerrrahisinin Babası olarak kabul edilen Sabuncuoğlu Şerafettin’in önemli eserlerindendir. Bu eserinde cerrahi operasyonlara minyatürlerde göstermesi Sabuncuoğlu’nun yapılan çalışmaların anlaşılması açısından çok önemlidir.

 

Fatih Sultan Mehmet döneminin önemli tıp bilginlerinden olan Altunizade üroloji alanında yaptığı önemli çalışmalar ile bilinmektedir. Bu dönemin bir diğer önemli bilgini ise böbrek taşları için bir risale yazan, “Faide-Hasat” eserininin de yazarı Ahi Çelebi’dir.Celalettin Hızır, Yıldırım Beyazid döneminde yaşamış ve o dönemde açılmış darül-şifa da hekim olarak çalışmış dönemin önemli hekimlerindendir. “Şifaü-l-Eskam” ve “Kitabü’t-Talim” önemli eserleridir.

2. Mahmud döneminde Şani Zade Ataullah tarafından geliştirilen yeni terimlerin kullanıldığı bir çok eser hazırlanmıştır.19. yy da“Mekteb-iTıbbi-iAdli-iŞahane” açılmasıyla Avrupa’da tıp alanında yapılan çalışmalar modern şekilde Osmanlı Devletinde uygulanmaya başlanmıştır.

Osmanlı Devleti’ndeki yaygın eğitim kurumları hangileridir?

Osmanlı Devleti’ndeki yaygın eğitim kurumları hangileridir?

 

Sıbyan mektepleri Osman Devleti’nde ilk eğitim ve öğretimin verildiği kurumlardı. Kız ve erkek çocukların beraber eğitim aldığı kurumların yanında sadece kız çocukları için açılmış mekteplere rastlamak mümkündü. Giderleri devlet adamları ya da vakıflar tarafından karşılanan bu kurumlarda eğitim 3-4 yıl sürmekte ve 4 yaşını bitiren çocuklar katılabilmekte idi.

 

Amacı çocuklara okuma yazma öğretmek ve din, ahlak bilgisi vermek olan Sıbyan mekteplerinde Kur’an’ın okutuluşu, tecvit ve bazı dualar öğretiliyordu. Erkek çocukların bir kısmı sıbyan mekteblerinden sonra medreselere veya 18 yy. ‘dan sonra askeri okullara gidebiliyorlardı. Mahalli okulların yanı sıra çoğunluğu devşirme çocukları eğitmek için Enderun Mektebi yada diğer bir adıyla Saray okulu Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulmuştu.  Bu okullarda yetişen devşirme çocuklar eğitilerek devlette sadrazam, vezir, ordu komutanı önemli vazifelere atanırdı.

19. yy başlarında Rüştüyelerin açılması ile birlite sıbyan mektepleri yerini rüşdiyeler için talebe hazırlayan kurumlar olan ibtidailere bırakmıştır. Sıbyan mektebi ile Sultaniler arasında günümüz orta eğitimini veren rüşdiyeler yüksek öğretime talebe hazırlayan kurumlardı. Osmanlı döneminde günümüz lise eğitimi Mekteb-i Sultani ve Darüşşafaka’da verilmekte idi. Mekteb-i Sultani müslüman veya gayr-i müslim zengin çocukların, Darüşşafaka ise fakir, anasız-babasız çocukların eğitimine tahsil edilmişti.

 

Yüksek öğretim ise medreselerde verilmekte idi. Dini ilimlerin yanı sıra matematik, tıp geometri gibi pozitif bilimlerin de okutulduğu medreselerde önemli hattatlar, mimarlar büyük sanatçılar yetişmiştir.

El Cezeri’nin Çalışmaları hakkında bilgi veriniz.

El Cezeri’nin Çalışmaları hakkında bilgi veriniz.

 

Sibernetik alanının en büyük dâhilerinden kabul edilen fizikçi, robot ve matris ustası El-Cezeri 1153-1233 yılları arasında Cizre’de yaşamıştır. Çalışmalarına 1183 yılında başlayan El-Cezeri 25 yıl boyunca sürdürdüğü buluşlarını Arapça olarak yazmıştır. Bilim ve teknoloji alanında yaptığı buluşlar ve otomatlarla tanınan El-Cezeri, “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adında bir kitap yazmıştır.

 

Altı kategoriden oluşan bu kitapta, eşit saatlerin ve Güneş saatlerinin geçişlerinin belirtildiği saatlerin yapımı, içki partileri için uygun kap ve figürlerin yapımı, ibriklerin, kan alma teknelerinin ve abdest alma leğenlerinin yapımını gösteren ve anlatan bölümler bulunmaktadır. Şekillerini değiştiren fıskiyeler ve sürekli çalan flüt için araç yapımı, derin olmayan göllerden ve ırmaklardan suyu çıkaran araçların yapımı ve değişik ve farklı tasarımların yapımı üzerine çalışmalarını içermektedir.

 

El-Cezeri’nin buluşlarında bazılarını özellikleri şu şekildeydi; örneğin tasarladığı ibrik isteğe göre sıcak su, soğuk su ya da ılık su akıtabiliyordu. Kan alma tekneleri buluşunda ise, hastadan alınan kanın miktarını ölçebilmektedir. Bu konuda El-Cezeri’den önce bir çalışmaya rastlanılmamıştır.

 

EL-Cezeri bir kuyu veya gölden suyu yukarı çıkarmak için de değişik buluşlar yapmıştır. Kuyunun üstündeki bir hayvanın dönmesiyle çarklar hareket ederek kuyu içindeki kaşık bir miktar suyu yukarı kaldırır. Dikey eksenli rüzgar türbini tasarımını da yapan El Cezeri, Diyarbakır Ulucami avlusundaki güneş saatini de tasarlamıştır. Bu çalışmalarının ışığında Ei-Cezeri’nin tasarladığı otomatik çalışan ve kendi kendine bazı hareketler yapan aletin dünyanın ilk robotu olabileceği söylenebilir.

Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

 

Uygur Türklerinde tıp alanında yaşanan gelişmelerin temeli dini inanışların önemli rol oynadığı İslam öncesi Türk topluluklarının uygulamalarına dayanmaktadır. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde yetkili olan şamanlar tedavi ayinleri sırasında ateş kenarına yatırdıklar hastalara müzik eşliğinde büyüler uyguluyordu. Yapılan tedavi esnasında bir hayvan kurban edilerek hastalığın hayvana iletildiğine inanılırdı.

 

Şamanlardan sonra maddi tedavi yöntemleri uygulayan otoçi ve emçi adı verilen verilen hekimler, şamanlarında kullandığı bitkisel yöntemleri geliştirerek halk tıbbı uygulamasının oluşmasını sağlamışlardır. Hastadan kan almak, ilacı suya karıştırarak hastaya içirmek, kulağa sıvı ilaç damlatmak, toz hale getirilmiş ilacı hastanın boğazına üflemek gibi yöntemler Uygurlar döneminde yapılmış tıbbi tedavi yöntemleridir.

 

Yoğurt, süt, baharat çeşitleri, yumurta ve balık safrası gibi birçok hayvansal ve bitkisel madde et suyu, bal, gibi besinlerle karıştırılarak gıda olarak kullanılan meyve ve sebzeler belirli ölçülerde hastalara ilaç olarak verilirdi. Uygurlar Döneminde ilaçlı tedavinin yanı sıra akupunktur gibi ilaç dışı tedavi yöntemlerine rastlamak da mümkündür. Diğer yandan Uygur figürlerinden o dönemlerde hacamat ve dağlama yapıldığı da anlaşılmaktadır.

 

Baş ağrısı, puslu görme, göz yaşarması, körlük, nezle, burun kanaması, ağız ve diş hastalıkları, nefes darlığı, kulunç, ayak hastalıkları, mesane hastalıkları, eklem çıkıkları, akıl hastalıkları ve kadın hastalıkları Uygurlar Dönemi’nde görülen tıbbi terimlerdir. Uygurlar Dönemi’nde tıp eğitimi manastır, tıp okulu ve hastane görevi gören kurumlarda verilmekteydi.

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

 

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden kesinlikle söz edilemez. Sanatsız kalmış bir toplum ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar bilime önem verirse versin kolay kolay ilerleme kat edemez. Bir ülkenin ekonomisi, tarım sektörü, yaşam tarzı ve düzeyine bakılacak olursa o ülkenin sanat ve kültür anlayışı ile birlikte ülkenin düzeyi ortaya çıkar. İlerlemek ve gelişmek isteyen ülkeler sanatı ve kültürü baş tacı etmek zorundadırlar. Kültür düzeyi yükselen toplumlara bakılmalıdır ki muhakkak sanat düzeyi de yükselmektedir. Sanat, insanın duygu, düşünce, hayal dünyasının; çizgi, ses, renk aracılığıyla ifadesi anlamına gelmektedir. Sanat sadece duvardaki bir tablo ya da meydandaki bir heykel ya da bir tarihi vazo demek değildir. Sanat, insanın yaşamı ile bütünleşen hoşgörüdür, güzelliktir. Çünkü sanat insanın duygularını yüceltir. Ruhunu estetik bir duruşa kavuşturur. Medeniyet, sanat sayesinde insan yaşamına bilimsel açıdan yeterlilik sağlarken sanat ile de güzelleştirir. Teknoloji ve bilim ne kadar gelişirse gelişsin sanatın güzelliği ve inceliği olmadan medeniyet tam hızla gelişemez. İnsan bilime önem verdiği gibi sanata da vermelidir. Örneğin Almanya’da bir savaş sonrasında ilk yapılan düzenlemeler müzelerin ve tiyatro binalarının tamir edilip düzeltilmesi idi.  Birisinin birisinden üstünlüğü yoktur. Ancak birbirlerinin desteklerler.

 

Sanat ve kültürde ilerleyememiş, bir yere varamamış bir ülke sanayide, ekonomide ne kadar gelişmiş olursa olsun medeniyet yarışında kazanan olamaz.

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir?

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir? Neden?

 

Yedi farklı sanat dalı vardır. Bunlar resim ve heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, yapı, sinemadır. Resim ve heykel bu yedi sanat dalından en eskisidir. Güzel sanatlar olarak da geçmektedir. Müzik birtakım duygu ve düşünceleri sesler aracılığıyla anlatma sanatı; bu şekilde oluşmuş seslerin okunması veya çalınması olarak tanımlanır. Tiyatro herhangi bir olay ya da durumun sahneden canlandırılması amacı ile yazılmış eserlerin sahnede canlandırılmasıdır. Eski Yunan’da “bir oyunun oynandığı yer” anlamına gelmektedir. Dans belirli bir müziğe uyarak estetik hareketler bütünü anlamına gelmektedir. Edebiyat olay, düşünce ve duyguların dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır. Yapı barınmak veya başka amaçlar için yapılmış her türlü mimari eserdir. Tanımı sanatı çok çağrıştırmasa da sanatsal özellikleri olan yapılarımız çok fazladır. Sinema ise güzel sanatların dalı olarak yansıtılmaya uygun görülen filmleri gerçekleştirme sanatıdır.

 

Benim en sevdiğim sanat dalı tiyatrodur. Çünkü rol yapma, taklit etme, doğaçlama yapma konularında yeteneğim olduğunu düşünüyorum ve bu sanat dalı ilgimi çekiyor. Yapmak kadar izlemek de çok hoşuma gidiyor. Herkes kendi yeteneğine göre belli bir sanat dalına ilgi duymaktadır. Rol yapma yeteneği olan tiyatro ya da sinema, el becerisi güçlü olan resim ve heykel,  bedensel hareketlere ilgisi ve yeteneği olan dans, sesi güzel olan ve iyi bir kulağa sahip olanlar ise müziğe ilgi gösterebilmektedirler.