İlk Türk devletlerinde kadının önemi hakkında bilgi veriniz.

İlk Türk devletlerinde kadının önemi hakkında bilgi veriniz.

 

Kağan ile birlikte kurultaya hatunda katılmaktaydı. Buradan bile kadının ilk Türk devletlerinde ki önemini anlayabiliriz. Orhun kitabelerinde de sık sık kadının öneminden bahsedilmektedir. Hakan ve Hatunun buyruğu sözü ile başlayan bir çok ifade yer almaktadır. Eski Türk devletlerinde kadının yönetimde en az Hakan kadar söz hakkı vardı. “Yukarıda Türk tanrısı, Türk’ün kutlu ülkesini öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın, millet olsun diye babam İlteriş Kağan ve Annem İlbilge Hatunu(Tanrı) halk içerisinden çekip yukarı almış” Bu sözleri göz önünde bulundurarak bile kutsiyeti sadece Kağanlara değil Hatunlara atfetmiştir.

İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin hukuk sisteminde hangi değişimler yaşanmış olabilir?

İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin hukuk sisteminde hangi değişimler yaşanmış olabilir?

 

Türkler İslamiyetten önce hukuk sistemlerini yine inandığı gök tanrı inancına göre şekillendirmiştir. İslamiyet’le benzerlik gösteren gök tanrı inancı sebebiyle İslamiyet’e geçen Türkler, hukuk sistemine İslam divanında ki kuralları eklemiştir. Bu sebepten dolayı İslamiyetten sonra hukuksal olarak töre ile İslam kurallarının karışımı, adalete dayalı bir hukuk sistemi ortaya çıkmıştır.

Türk devletlerinde devletin temeli niçin hukuk üzerine kurulmuş olabilir?

Türk devletlerinde devletin temeli niçin hukuk üzerine kurulmuş olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Türkler yapısı gereği savaşçı bir toplumdur. Savaşçı bir toplumun, bu kadar çok fetih yapıp, huzuru sağlaması hukuk üzerine kurulan bir devlet temeli ile gerçekleşebilirdi. Halkın kendini güvende hissetmesi, adaletli bir yönetime ve karar mekanizmasına sahip olmak halkın üzerinde ki güven duygusunu daha da güçlendirirdi. Türk töresi dört ana olguya dayanır.

  • Adalet
  • Eşitlik
  • İyilik-faydalık
  • İnsanlık ve Hoşgörü

 

Türk töresi, binlerce yıldır gelen bilgeliğin yansımasıdır.

İlk Türk İslam devletlerinin adlî teşkilatlarını göz önünde bulundurarak, o dönemde adaletin uygulanması noktasında gösterilen hassasiyet hakkında bilgi veriniz.

İlk Türk İslam devletlerinin adlî teşkilatlarını göz önünde bulundurarak, o dönemde adaletin uygulanması noktasında gösterilen hassasiyet hakkında bilgi veriniz.

 

Yapısal olarak ikiye ayrılmaktaydı. Bunlar örfi ve şeri yargıydı. Şeri yargıda ; Aile, miras, ölüm ve ticaret gibi konulara değinilmekteydi. Şeri davalarla kadılar ilgilenirdi. Ancak kadıların verdiği kararlara itiraz edilirse Divan-ı Mezalim’de görüşülürdü. Örfi yargıda ise işler toplumsal konulardan biraz uzaktaydı. Burada genellikle ; Askeri, yönetimsel ve mali hukuklarını kapsayan konular görüşülürdü. Başlarında Emir-i Dad bulunurdu ve örfi mahkemelerin ağır siyasi olaylara verdiği kararlar, sultanın başkanlığında özel mahkeme yolu ile hükme bağlanırdı. Fakat ordu mensuplarının davalarına ise kadıaskerler bakmaktaydı, bu kişilere kadıleşke denirdi.

Günümüzde yazılı anayasası olmayan demokratik ülkeler var mıdır?

Töre, ilk Türk devletlerinde yazılı olmayan hukuk kurallarıdır. Günümüzde yazılı anayasası olmayan demokratik ülkeler var mıdır?

 

Evet günümüzde yazılı olarak anayasası bulunmayan bir ülke vardır. Birleşik Krallık herkesin bildiği gibi bir anayasa devleti olmasına rağmen yazılı bir anayasası bulunmaz. Unutulmaması gereken bir durum vardır ki İngiltere adında bir devlet yoktur, ülke vardır. Birleşik Krallık ile çok karıştırılan İngilitere devlet değildir ülkedir. Birleşik Krallık ise ; İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’dan oluşmaktadır.

Adalet terazisinin bozuk olması, insanlar arasında ne gibi sıkıntıların yaşanmasına sebep olur?

Adalet terazisinin bozuk olması, insanlar arasında ne gibi sıkıntıların yaşanmasına sebep olur? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Adalet terazisi bozuk olan ülke de yozlaşma en üst seviyelerde olur, halk adalet bulamadığı bir yerde kendi adaletini kendisi belirler. Eğer halk kendi adaletini kendisi belirler ise yaşanan olayları hiç bir silahlı güç, devlet gücü bastıramaz. Çünkü biz insanlar nefisleriyle hareket eden varlıklarız vicdanımız ne ise adaletimiz de o dur. Bu sebepten ötürü adalet terazisinin sağlamlaştırılması devlete düşen en büyük sorumluluktur. İnsanların adalete olan inancı azalırsa kendi kuralları kendi yasaları ortaya çıkmaya başlar.

Töre ile anayasa arasında bir ilişki kurulabilir mi?

Töre ile anayasa arasında bir ilişki kurulabilir mi? Düşüncelerinizi söyleyiniz

Töre, örf ve adetlerin bir araya gelerek, çevrenin büyükleri ve sözü geçenleri tarafından legal veya illegal olan kurallardır, yazılı olsa da devlet anayasasında herhangi bir geçerliliği yoktur. Törelerin cezaları anayasal cezalara kıyasla daha kötü sonuçlar doğurabilir. Törenin günümüzde bize yansıtılanı budur ancak töre biz Türklerin değişmez anayasasıdır. Divanü Lügati’t-Türk’de töre ; görenek ve adet olarak açıklanmıştır. Töre, Türk örf ve adetlerinin kesin hükümlerinin birliğidir.

 

Törenin önemini en iyi Orhun Kitabelerinde değinilmiştir ; Töresiz bir devlet veya topluluk olamayacağını belirtmiştir. Kağan emirleri ve yargıçlar kararlarını töreye göre vermiştir. Kısaca toparlamak gerekirse ise asıl törenin anlamı biz Türklerin eskiden anayasasıydı. Peki anayasa ile farkları neler? Anayasa ile bir farkı yoktur aslında. İkisi de biz Türklerin yazılı kurallarıdır. Töre eskinin, anayasa da şimdinin kurallarıdır.

Köyden kente göç eden bir aile, şehirde ne gibi zorluklarla karşılaşabilir?

Köyden kente göç eden bir aile, şehirde ne gibi zorluklarla karşılaşabilir?

Yabancı bir yere göç etmede ki en büyük zorluk, büyük ihtişamda kaybolmaktır. Her yolun kendini farklı bir yere bağladığı bir yer de yaşamak biraz sıkıntılıdır. Bu konu da en büyük sorunu ulaşım için hangi yolu değil hangi aracı kullanılacağı olacaktır. Bunun yanında göç eden aile ilk etapta taşındığı çevrenin nasıl olduğunu bilmediğinden dolayı, karşılarında ki insanlara nasıl yaklaşıp, anlaşacağını bilemeyebilir.

 

Büyük şehirlerde ki iş gücünün yüksek olmasının yanı sıra bu herkesin kendi yeteneklerine ve ilgi alanlarına göre sınıflandırılamayacağından dolayı istemediği bir işte geçimi yüzünden çalışmak zorunda kalabilir. Bu sorunlar saymakla bitmez fakat geçmişe kıyasla ulaşım artık büyük şehirler de hangi araçla nereye gidileceğini bilmekten geçiyor. Yeni göç eden birisinin en büyük zorluğu ulaşım ve sosyal çevresi olabilir.

İnsanlar Köylerden Kentlere Neden Göç Eder?

İnsanlar Köylerden Kentlere Neden Göç Eder?

İnsanların yaşadığı yerleri bırakıp kentlere göç etmesinin ardında bir çok sebep yatabilir. Geçim ve iş konusu bunların başında gelenler arasındadır. Şehirlerde bulunan olanakların, köy alanlarına kıyasla daha fazla olduğu su götürmez bir gerçektedir. Şehirlerde bulunan sanayi, fabrikasyon ve iş imkanları köylere göre  daha yüksektir. İnsanların çocuklarının gelecekleri için kaygılanması en önemli faktörlerden birisidir ki şehirler de bulunan eğitim faaliyetleri köylere oranla kıyaslanamaz derece de yüksektir.

 

Köyde bulunan iş gücünün azalması buna önemli derece de etki etmektedir, ülkemizi ele alırsak Marshall planıyla ülkemizde traktörün kullanılmaya başlamasından sonra köylerde bulunan iş gücünün eskiye kıyasla büyük oranda düşmesi günümüzde bulunan göçlerin de temellerinde yer almaktadır. Köy topraklarında ki verimsizleşme ve miras yoluyla parçalanması da etkilidir. Fakat sosyal ve kültürel açıdan köyler, şehirlere kıyasla daha düşük seviye de kalabilir. İnsanların çalışma, barınma, eğitim gibi haklarının yanı sıra eğlence, sosyallik vb. konularda da hakları bulunmakta. Köylerde bulunmaya bu hakların şehirlerde daha kolay erişilebildiğini unutmamalıyız.

17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Sahip Olduğu Topraklara Bugün Sahip Olunsaydı Dünyada Nasıl Bir Güç Dengesi Kurulurdu?

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Sahip Olduğu Topraklara Bugün Sahip Olunsaydı Dünyada Nasıl Bir Güç Dengesi Kurulurdu?

 

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti dünya üzerindeki birçok bölgede söz sahibiydi ve farklı kıtalarda yer alan oldukça kritik toprakları bulunmaktaydı. Günümüz şartlarında ülkelerin ekonomisinde önemli payları bulunan kaynaklar ve bazı toprakların bulunduğu konumdan ötürü sahip olduğu stratejik önem düşünüldüğünde dengelerin Osmanlı lehine kurulmasının mümkün olabileceğini söylenebilmektedir. Anadolu başta olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu’da yer alan stratejik kaynakların yer aldığı topraklar ile Kuzey Afrika ve Asya bölgeleri 17.yüzyıl itibariyle Osmanlı Devletinin kontrolü altında kalmıştır. Benzer konjonktür bugün de devam etseydi dünyada yer alan petrol rezervlerinin %60 gibi büyük bir kısmı Osmanlının elinde olacak ve petrol üretimi ile fiyat dengelenmesine tüm dünyayı etkileyebilecek nitelikte kararlar almak mümkün olacaktı.

 

Petrolün ülke ekonomisine sağlayacağı bu denli büyük katkıların yanı sıra doğalgaz ve kömür gibi diğer enerji kaynaklarının üretildiği ve farklı bölgeler arasında transfer edildiği noktalar da Osmanlı Devleti egemenliği altında kalacaktı. Böylelikle ülke, enerji alanında dünya üzerindeki 1 numaralı devlet olarak gücü elinde bulundurma fırsatı yakalayabilecekti. Dönem şartları itibariyle Karadeniz’in tamamında ve Akdeniz bölgesinin ise büyük bir kısmında hakimiyeti bulunan devletin ticaret ve deniz taşımacılığı alanlarında da söz sahibi olması ve önemli derecede gelir elde etmesi mümkün olacaktı. Stratejik ve ekonomik açıdan oldukça önemli bölgelere sahip olan devletin süper güç olması mümkün hale gelecekti.