Okulda Arkadaşlarınızın Hangi Olumlu Davranışlarıyla Karşılaşıyorsunuz?

Çok kapsamlı yanıtlar verilebilecek güzel bir soru. Okulda arkadaşlarımın hangi olumlu davranışlarıyla karşılaştığımı bir süre düşünmem gerekiyor. Hayati çıkarlarına kendini adamış başka hiçbir şey ile ilgilenmeyen günümüz insanından olumlu davranış beklemenin zor olduğunu öncelikle belirtmek isterim. Ama yine de hala iyi insanların kaldığını hatırlatmakta da fayda görüyorum.

Üniversitede psikoloji okuyan bir öğrenciyim ve arkadaşlarım insan psikolojisinden gerçekten anlayan insanlar. İleride büyük bir kısmının çok iyi psikologlar olacağına eminim. Arkadaşlarım yardımseverler. Diğer bencil insanlar gibi, derse gelip notunu alsaydı kafasında değiller. Gelmeyen öğrencilere kurdukları gruplar ile sınıfta olanların bilgisini verip, ders notlarını gönderiyorlar örneğin.

Sınıfımız kalabalık ama ben şimdiye kadar yalan söyleyenine hiç rastlamadım. Arkadaş canlısı kimseler. Sıcakkanlılar ve yapmacık hareketlerden uzaklar. Boş yorumlar ve laf kalabalıklardan uzak olduklarından sınıfta sürekli kaliteli espriler ve gerçekten önemli konuşmalar geçiyor.

Düşününce yaşadığımız çevrede böyle insanlar bulmak bir hayli zor, heleki üniversitede daha zor ama sanırım arkadaş çevresi konusunda son derece şanslıyım. Başka yerlerde okuyan arkadaşlarımın arkadaş konusunda var olan şikayetlerinden ben son derece uzağım. Ne yalancı, ne kötü insanlar tanıdım şimdiye kadar.

Tabi her zaman böyle bir çevreye denk gelmek mümkün olmayabilir, bu nedenle arkadaş seçerken çok dikkatli davranıp herkese hemen güvenmemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde arkadaşlık konusunda çok kırılabilirsiniz.

Kendinizi Hangi Alanda Yetenekli Buluyorsunuz?

Özellikle çocukların ve ergenlerin yanıtlamakta zorlandığı bu soru, aslında yetenekten çok insanın özgüvenini kontrol ediyor. Örneğin bir ev kadınına kendinizi hangi
alanda yetenekli buluyorsunuz, diye sorduğunuzda cevap vermekte zorlandığını görürsünüz. Bunun sebebi insanın kendine duyduğu güvensizliktir. Bu özgüven problemi çocuklarda ve gençlerde daha baskındır. Ne kadar bilse de, kendini iyi ifade edemeyeceğini ya da karşı tarafın onu beğenmeyeceği endişesine kapılıp olan yeteneklerini bastırıyor gençler ve çocuklar. Geliştirilebilecek ya da zaten gelişmiş olan yeteneklerini saklamayı tercih ediyorlar daha çok.

Örneğin bana yöneltilmiş bu soruyu şu şekilde yanıtlıyorum. Ben makale yazmak konusunda oldukça iyiyim. Ayrıca roman tarzı kitaplar da yazıyorum.  Küçüklüğümden beri boş zamanlarımı dolduran ve keyif alarak yaptığım bir uğraş. Kimseye hesap vermeden, kimseyle iletişime geçmeden kolayca yapabiliyorum. Bazen gerçek hayatta dökemediğim duygularımı daha kolay döküyorum ortaya. Kelimelerle dans eden biri olarak, bir yazıyı özgünleştirmekte ve özellikle keyif aldığım konular söz konusu olduğunda uzun uzun yazı yazmakta çok iyiyim. Keyif almadığım konularda da bilgi sahibi olduktan sonra uzun yazılar ortaya çıkarabilirim.

Birisi bana kalk bir yazı yaz da görelim dediğinde, ilk gayem onu beğendirmek değil asla. Tabi ki eksik yanlarımı söyleyebilir, eleştirilere açığım onun sayesinde kendimi geliştirebilirim ama o bana kötü yazıyorsun dedi diye ben kötü yazmıyorum. Yalnızca yazdıklarım ona hitap etmiyor.

Protagoras’ın insanın her şeyin ölçüsü olduğu fikrine varmasında görmenin fiziksel sınırlılıklarının etkileri neler olabilir?

İnsanın duyu organları ile bir varlığı bir durumu ya da kendi kendisini algılaması pek tabi mümkündür. Ne var ki algı dediğimiz kavram manipüle edilebilirlik konusunda belki de en hazır varlıklardan bir tanesidir. Dolayısıyla insanın kendi duyu organları ve algısı çevresinde algıladıkları ve yorumladıkları her zaman dünyanın biricik gerçekliğini yansıtmayabilir. Tam da bu noktada Protagoras’ın her şeyin ölçütünün insan olduğu fikrini çürütmek zorunda kalıyoruz. Çünkü eğer her şeyin ölçütü insan ise insanın yanılgılar içerisinde algıladığı ya da yanılgılar içerisinde yorumladığı olca konsept, durum ve olay için ne söyleyebiliriz? O zaman bu akvramları yeniden yorumlamaya çalışırken önceki algı boyutumuzu nasıl eleştirebiliriz? İşte bunu yapmak Protagoras’ın felsefesi dahilinde ne yazık ki neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla çıkan sonuç şudur: İnsanın fiziksel sınırlılıkları göz önüne alınarak, insanın beş duyu organı ile algıladığı ve algısı ile de yorumladığı bilgiler yüzde yüz doğru ve kesin bilgiler değildirler.

Sokrates’in düşüncesine göre erdemli yaşamak için nasıl hareket etmelidir? Açıklayınız.

Sokrates, diğer tüm düşünürlerin aksine hiçbir şekilde elini kalem kağıda sürmemiş ve ölümünden sonra birilerinin yazılarını okuyup yanlış yorumlama ihtimalini her zaman korkunç bir ihtimal olarak görmüş bir kişidir. Dolayısıyla bu durumdan bile Sokrates’ın nasıl bir ahlak ya da erdem anlayışına sahip olduğunu çıkarsamak mümkün. Sokrat, ahlak ya da erdem anlayışı konusunda öncelikle kişinin kendine ve çevresin dürüst olması gerektiği ilkesini koymuştur. Sokrates’ın bu kuralı daha sonra  ‘’dobralık’’ olarak da yorumlanmıştır. Nitekim bu yorum pek haksız bir yorum da sayılmaz. Sokrates, aynı zamanda erdemli bir birey olabilmek için bireyin durmadan kendini ve doğayı sorgulaması ve bilinçli yaşaması gerektiğini söylemiştir. Bundan dolayı bilinçsiz ve sorgusuz sualsiz yaşayıp giden kişileri, kendilerine sordukları sorular karşısında kaçamak cevap veren kişileri her zaman için erdemsiz kabul etmiştir. İşte Sokrates’ın ahlak anlayışının temelinde bu vardır. Kendini sorgulamak ve kendine sorduğu sorulara dürüst yanıt vermek.

Devletlerde filozoflar yönetici olmalı ya da yönetici dediklerimiz ve sahici, iyi filozoflar olmalıdır.

Platon “Devlet” adlı eserinde “Devletlerde filozoflar yönetici olmalı ya da yönetici dediklerimiz ve sahici, iyi filozoflar olmalıdır.” sözüyle yönetim ve felsefeyi neden tek bir çatıda toplamak istemiştir? Açıklayınız.

Platon, baştan beri insanlar arasında eşitliğe inanmayan ve bazı bilgi beceri ve asil değerlerin doğuştan geldiğine inanırdı. Platon’a göre bir devleti yönetebilmek de işte böyle doğuştan gelen bir asalet ve erdemi gerektirirdi. Ancak filozoflar bir toplumda asil ve erdemli olan kişiler olabilriler ve toplum adına doğru kararlar verebilirlerdi. O halde bir toplumun ya da bir devletin yöneticisi olacak olan insanlar da ancak ve ancak filozoflar olabilirlerdi. Bu kadar bilgi asalet ya da beceriye sahip olmayan kişiler orta sınıfta zanaatkarlar olabilirlerdi. Platon’un Devlet adlı eserinde bahsettiği bir diğer kavram ise şu idi: Eğer bir kişi hiçbir şekilde bilgi veya beceriye sahip değilse ve bir asalet duygusu da yok ise onun gidebileceği tek yer serflerin yanıdır. O bir köle olmak için doğmuştur ve köle olmak zorundadır.

Aristoteles’in orta yol öğretisine bir örnek veriniz.

Aristoteles’in “Nikomakhos’a Etik” adlı eserinde insan, eylemlerinde bulunan aşırılık ya da eksiklik arasındaki dengeyi bulmak için orta bir yol izlemelidir. Aristoteles’in “orta yol” öğretisine bir örnek veriniz.

Aristo’ya göre dünya ve evren mükemmel bir denge içerisinde olduğundan dolayı milyarlarca yıldır vardır ve var olmaya devam edecektir. İnsan vücudu ve beyni de bu mükemmel dengeyi yansıtabilen biricik nesnelerdir. Bizler düşünce ve davranış dünyamızda da bu dengenin benzerini ya da homoloğunu kurabilirsek o zaman biz de sonderece güçlü bir düşünce dünyasına, yaşam pratiğine sahip olabiliriz. Denge burada ne anlama geliyor? Aristo Sofistler gibi bir odaya kapanmayı ve kendini dünyadan arındırmayı övmediği gibi hazcı Eğikür gibi yaşamın tamamını sadece zevk ve sefa üzerine kurmayı da önermiyor. Aristo’ya göre yaşam bu ikisi arasında mükemmel bir denge noktasında sürdürülmeli. Bunun için de her geçen gün birey kendine daha çok telkinde bulunmalı ve kendini daha iyi bir şekilde eğitmeli. İşte Aristo’nun denge felsefesi dediğimiz şey bizzat budur.

Aristoteles’e göre bir nesnenin ne olduğunun bilgisini insan nasıl elde eder? Açıklayınız

Aristo, öğretmeni Platon’dan tamamen farklı düşüncelere sahipti. Hatta Aristo ve Platon birbirinden tamamen farklı iki zıt felsefenin kurucusudur bile diyebiliriz. Aristo’ya göre bir nesnenin bir durumun ya da bir canlının bilgisinin edinebilmesinin sadece ve sadece tek bir yolu vardır. O yol da tamamen empirik bir yoldur. Yani deneye ve gözleme dayalı olarak ilerleyen ya da ilerlemek zorunda olan bir yoldur. Uzun çalışma saatleri içerisinde doğayı bizzat gözlemleyen ve gözlemlemenin kuşkusuz en büyük kanıt ve veri olduğunu söyleyen Aristo’ya göre bir varlığın bir nesnenin burada ya da var olduğunun bilgisini almamızın tek yolu, o nesneyi beş duyu organımızdan en az biri ile algılamamızdır. Eğer bir nesneyi duu organlarımızdan  en az bir tanesi ile algılayamıyorsak o nesneye var demeye kesinlikle gücümüz yetmez. Dolayısıyla bir nesneyi var kılan da yok eden de bizim duyu organlarımızın varlığı ya da yokluğudur.

Herakleitos, “Her şey akar.” ve “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” sözleriyle doğada sürekli bir değişim olduğunu iddia eder. Bu iddiayı destekleyen kanıtlar nelerdir?

Her şey akar, dünya üzerinde her şey sürekli olarak değişim ve akış halindedir. Bundan dolayı Heraklitos ayrıca şunu da söyler: ‘’Bir nehirde iki kere yıkanamazsınız.’’ Bu cümle de soruda geçen diğer cümleler ile aynı anlamı taşır. Bir nehirde yıkandıktan sonra o nehire tekrar girene kadar nehirden akan sular değişmiştir, nehirin taşları değişmiştir, nehirin üstündeki hava değişmiştir. Kısacası maddenin hiçbir hali, aynı maddenin bir saniye önceki hali gibi bile olamaz. Bundan dolayı bir nehirde iki kere yıkanamayacağı gibi insan asla aynı kalamaz. Karakteri, tavırları düşünceleri sürekli bir değişim ya da evrim içerisindedir.  Buna en yakın örnek olarak ise hücrelerimiz verilebilir Hücrelerimiz her geçen saniye yaşlanmakta ve bundan dolayı da biraz daha ölüme yaklaşmaktadır. Hücrelerin yaşlanmasını bir an için bile durdurmak imkansız ve manasız bir hareket olacaktır. Her şey akar.

Günlük hayatta birçok örneği ile karşılaşılan bilgi ve erdem ilişkisi hakkında bilgi ve erdemin ne olduğu ve birbiriyle ilişkisinin doğurduğu sonuçları gözeterek özgün felsefi bir deneme yazınız

Bilgi ve erdem denilince kuşkusuz akla gelen ilk kişi Aristo’dur. Aristo oldukça önemli olarak görülen bir metninde erdemin sadece ve sadece bilgin kişiler tarafından gösterilebilebileceğini, kötülüğün ve erdemden yoksun davranışların ise ancak ve ancak bilgiden yoksun ve cahil kişiler tarafından gösterilebileceğini yazmıştı. Peki, bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur. İnsan eğer kendi erdemden yoksun davranışlarının sonucunu bilseydi yani bu konuda cahil olmasaydı, yani bu konuda bilgi sahibi olsaydı bir şekilde erdemli davranmayı tercih edecekti.

 

Aristo’ya göre bu tartışılabilir bir konu bile değildir. Kötülük yapmanın ya da erdemden yoksun tavır göstermenin sebeplerini gerçekten tam olarak kavrayamamış olan insanlar kötülük yapan ya da erdemden yoksun davranış sergileyen insanlardır. Bundan dolayı bir toplumda kötülüğü yenmek istiyorsak yapmamız gereken ilk ve tek şey insanları konu hakkında bilinçlendirmektir.

İnsanın çıkarını düşünmesi, Konfüçyüs’ün ahlak görüşleri açısından ne gibi sonuçlar doğurur? Değerlendiriniz

İnsanlar toplum içerisinde yaşayan ve ortak normlara ya da bir başka değişle değerlere sahip olan varlıklardır. Airsto’nun deyimine göre insan politik bir hayvandır dememiz bile mümkündür. Bu noktada ortak hareket edilen ya da başkalarını ilgilendiren konularda da insan bireyi, bir olayın toplumsal ya da sosyal açılarını da düşünmeli ve seçimlerini buna göre yapmalıdır. Eğer buna göre yapmazsa ve sadece kişisel dönemlik çıkarlarını düşünürse insanlık dünyada büyük bir kaosa ve bilinmezliğe yol açabilir. İnsanların kendi içlerinde çözmeye çalıştıkları pek çok durum ve olay ancak ve ancak beraber hareket edilirse ve ortak çıkarlar göz edilirse çözülebilir. Çünkü kişisel anlık çıkarlar çoğu zaman toplumsal uzun süreçli çıkarlar ile çatışır. Dolayısıyla Konfüçyüs’ün  da salık verdiği ya da önerdiği gibi problemleri çözerken mümkün olduğunda toplumsal bir perspeftifren bakmalı ve kişisel bencillik güdülerimizden uzakta durmalıyız. Ancak bu şekilde daha medeni bir ülke ve dünya yaratırız.