Tarihsel Süreçte Dünya’nın Şekli İle İlgili Öne Sürülen Bu Görüşler Nelerdir Araştırınız

Coğrafya bilimi insanla birlikte var olan bilimler arasında yerini korumaktadır. Geçmiş zamanlardan bu yana gelişimini sürdüren Coğrafya, birçok bilim dalına öncülük ettiği gibi, aynı şekilde birçok bilim dalından da yararlanmaktadır. Coğrafya’nın yararlandığı bilim dalları arasında Tarih yer almaktadır. Bugün Dünya’nın şeklini konuşurken bile geçmişe dönerek nereden nereye geldiğimizi anlayabiliyoruz. Dünya’nın şekli ile ilgili öne sürülen görüşler hakkında konuşmamızı sağlayan ve Coğrafya’nın ilerlediğini gösteren nokta bile Coğrafya’nın Tarihten yararlanıyor oluşudur.

 

Dünya’nın Şekli ile İlgili Öne Sürülen Görüşler Nelerdir?

Geçmişten günümüze kadar ve özellikle teknolojinin gelişmediği eski zamanlarda Dünya’nın şekli hakkında birçok düşünce ortaya atılmıştır. Özellikle Coğrafya ile ilgilenen bilim insanları ya da uygarlıklar çeşitli araştırmalar yaparak farklı sonuçlar elde etmişlerdir. Her ne kadar bugün ulaştığımız sonuç bizlere Dünya’nın Geoit şeklinin olduğunu söylese de; Dünya’nın şekli ile ilgili öne sürülen görüşler göz ardı edilemez. İşte eskiden beri öne sürülen görüşler:

  • İlk olarak Dünya’nın şekli hakkındaki açıklama Hintlilerden gelmiştir. Hintlilere göre Dünya bir filin üzerinde durmaktadır. Bu görüşün en temel sebebinin Hintlilerin hayvanlara tapması olarak gösterebiliriz.
  • Hintliler genel olarak Dünya’nın filin üzerinde durduğu kanısına varsa da bir başka Hintli çıkarak Dünya’nın bir kaplumbağa’nın üzerinde durduğunu söyleyerek bugün bizi güldüren bir sonuç elde etmiştir.
  • Avrupalılar uzun yüzyıllar süresince Dünya’nın düz olduğunu belirtmişlerdir.
  • Antik Yunan dönemine geldiğimizde Yunanlılar Dünya’nın tam bir yuvarlak şekilde olduğunu söylemişlerdir.
  • Antik Yunanlıların bu görüşünden sonra Dünya’nın Güneş etrafında ve kendi yörüngesi etrafında döndüğü sonucuna ulaşılmıştır.
  • En son günümüzde gelinen noktada ise; Dünya’nın kutuplardan basık, ekvatordan şişkin Coğrafya dilinde Geoit bir şeklinin olduğunu ifade edilerek kabul edilmiştir.

Eratosthenes Dünya’nın Çevresini Nasıl Bir Yöntemle Hesaplamış Olabilir Araştırınız.

Coğrafya biliminin ilgilendiği konulardan bir tanesi olan Dünya’nın özellikleri, çevresinin hesaplanması gibi konularla ilgili Tarih biliminden yararlandığımız zaman ilk olarak karşımıza Eratosthenes çıkıyor. Dünya’nın çevresini ilk hesaplayan isim olarak bilinen Eratosthenes, Aristo’dan ilham alan isimlerdendir. M.Ö 200 yıllarında yaşamış olan Eratosthenes Dünyanın çevresini nasıl hesapladı diye soranlar olduğundan dolayı bugüne kadar gelen hesaplama yöntemi artık Coğrafya ders kitaplarında da okutulmaya başlandı.

 

Eratosthenes Dünyanın Çevresini Nasıl Hesapladı?

Dünyanın çevresini hesaplayan Eratosthenes, Aristo’nun da elde ettiği bulgular sonucunda Dünya üzerinde bazı farklılıkların olduğuna rastlamıştır. Örneğin; Dünyanın şeklinin bir küre biçiminde olduğu kanısına vararak, Güneş ışınlarının yaşadığımız gezegen olan Dünya’ya paralel düzlemlerde geldiğini söylemiştir. Mısır’da yer alan Aswan şehrini inceleyen Eratothenes, öğlen vaktinde Güneş ışınlarının paralel değil; dik açıyla geldiğini tespit etmiştir. Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği Aswan şehrine nazaran Mısır’ın diğer şehri olan İskenderiye’ye baktığında Güneş ışınlarının dik olmadığını gözlemlemiştir.

Yukarıda yaptığı tespitler sonucunda Eratosthenes Dünyanın çevresini nasıl hesapladı sorusu yanıt bularak şu hesaplamalar yapılmıştır:

  • Aswan ve İskenderiye şehirleri baz alınarak iki farklı çubuk yere 90 derecelik açıyla koyulmuştur. İki ayrı şehirde olan çubukların uzatıldığını düşündüğümüzde Eratosthenes’e göre Dünya’nın merkezinde kesişeceklerdir.
  • O zamanların ölçü birimi olan stad cinsinden iki ayrı şehrin uzaklığı Eratosthenes’e göre 5000 staddır.
  • Aswan şehrindeki Güneş ışınları dik geldiğinde çubuğun göstergesi 0’dayken aynı zamanda İskenderiye’deki ışınlara göre çubuk göstergesi 7,2’dir.
  • Bu çerçevede Matematiksel işlem yapıldığı zaman Dünyanın çevresini 360’a bölen Eratosthenes, 7,2 ile çarparak 5000 stad bulur. Bulduğu 5000 stadı da 360 ile çarpıp 7,2’ye böldüğü zaman 250000 stad bulur. 250000 stad km bazında 46 260 km olmaktadır.

Dünya’nın son bulunan çevresi 40 024 km’dir. O zamanki şartlara göre yaklaşık bir değer bulmayı başarmıştır.

Türk edebiyatının bilinen ilk yazılı eserleri – Orhun Abidelerinin Özellikleri

Türk edebiyatının bilinen ilk yazılı eserleri ORHUN ABİDELERİDİR.  Orhun Abidelerinin Özellikleri;

 

  •  II.Göktürk (Kutluk) Devleti’ne aittirler.
  • Toplamda 6 anıttan oluşur fakat en önemlileri; Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına dikilenlerdir.
  • Türk tarihinin bilinen ilk yazılı eserleridir.
  • Siyasetname özelliği taşır ve öğüt verirler.
  • “Türk” adının geçtiği ilk metinlerdir.
  • Orhun alfabesiyle yazılmışlardır.
  • Türk milliyetçiliğinin temel kitabı olarak kabul edilirler.
  • Sosyal devlet anlayışı hakimdir.
  • Abidelerle ilgili ilk bilgileri Cüveyni vermiştir.
  • Abideleri ilk okuyan kişi Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen’dır.

Orta Asya Türklerinde ölen kişinin hayatta iken öldürdüğü düşman sayısı kadar dikilen taştan heykeller

Bu heykellere BALBAL denir. Orta Asya Türklerinde ölen kişinin hayatta iken öldürdüğü düşman sayısı kadar dikilen taştan heykellerdir.

 

Balbal (Kırgızca: балбал, /bɑɫbɑɫ/), (Tıva Türkçesi: Кижи-көжээ / Kiji köjee) Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen mezar taşına verilen isimdir. Orta Asya Türklerinde, Şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları ve bu kişilerin öbür dünyada onun hizmetçileri olacağına inanılacağını simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş, bir elinde kılıç, figürlerinden oluşan heykellere verilen ad. Bu taşların sayısının fazlalığı ölen kişinin sağ iken; gücünün, cesaretinin, kahramanlığının da simgesidir. İslam öncesi dönemde yaygın olan balballar, İslam dininin kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmıştır.

Balbal sözü Eski Türk dilinden bir kelime olup bal+bal, yani vurmak, kakmak, çakmak demektir.

İlk Türk devletlerinde kağanın eşinin ünvanı

İlk Türk devletlerinde kağanın eşinin ünvanı HATUN idi. Kağan eşlerine HATUN denirdi. Hatunların görevleri şu şekilde;

 

✓ Katun unvanı da verilmektedir.
✓ Hatunlar yönetimde söz sahibi idiler.
✓ Hatunlardan devlet yönetenler olduğu gibi, naip olanlar da vardı.
✓ Ayrı sarayları vardı.
✓ Büyük çoğunluğu itibariyle devlet meclislerine katılırlar ve elçi kabulünde bulunurlardı.
✓ Eşlerinin yanında savaşa katılırlardı.
✓ Kağan öldüğü zaman, yerine geçerek “tigin” küçük yaşlarda ise, hatun onun adına devleti yönetiyordu.

Eski Türklerde ölülerin gömüldüğü mezarlar

Eski Türklerde ölülerin gömüldüğü mezarlara KURGAN adı verilir. Kurgan veya Korgan Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar, türbeye verilen isimdir. İçinde ulu ve kutlu kişilerin yattığı dikkat çekici gömüt.

Eski Türk geleneklerinde genellikle yığma tepeler ve höyükler şeklindedir. Genelde devlet yöneticisi olanlar için yapılmışlardır. Ceset odasının döşemesi genelde ağaç kütükleri ve kalastan yapılır. Cesetlerin başı doğuya çevrilmiş olur ve eşyaları ile birlikte gömülürler. Kurganların farklı bölgelerinde at cesetlerine de rastlanabilir. Örneğin Esik Kurganı MÖ 5. yüzyıla ait olup Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’nın yaklaşık 50 kilometre doğusunda yer alır. Esik Kurganı dünyada içerisinde en çok altın bulunan ikinci mezardır.

İlk Türk devletlerinin yönetiminde etkili olan yazısız hukuk kuralları

Tanımı verilen terim TÖRE dir.

 

Töre, İlk Türk devletlerinin yönetiminde etkili olan yazısız hukuk kurallarına verilen ad. O zamanlar yazılı hukuk kuralları yoktu. Suç işleyen kişiler hakkında töreye göre cezalar verilir. Eski türklerde sosyal hayatı düzenleyen kanunlara töre denilirdi. Hırsızlık yapan, adam öldüren yada suç işleyen herhangi biri töre kurallarına göre cezalandırılırdı. Bu cezalar ölüm cezaları ve hapis cezaları olabiliyor. Göçebe toplumlarda hapis cezaları daha az verilirdi ölüm cezaları ön planda idi. Yerleşik hayata geçilmesi ile hapis cezaları ön planda olmuş olabilir.

 

TÖRE Nedir?

Töre; bir toplumda yazılı olmayan, gelenekleşmiş kanun ve kurallar. Özellikle halk ağzında hukuk veya mahkeme anlamlarında da kullanılır. Töre sözcüğü Eski Türkçede türetilmek, yaratılmak ve düzenlenmek anlamlarına gelen törü- fiilinden gelir. Türkçedeki en eski yazılı örneğine 735 yılında törü şeklinde rastlanır.

Yerleşik hayata geçen ilk Türk devleti

Türk tarihinde yerleşik hayata geçen ilk türk devleti: UYGURLARDIR. Uygurlar ile ilgili bazı bilgiler aşağıdaki gibidir.

 

  • Kurucuları Kutluk Bilge Kül Kağan dır.
  • Orhun ve Selenge Nehirleri arasında yaşadılar.
  • Basmil ve Karluklarla birleşerek 2.Göktürkleri yıktılar.
  • Başkent Ötüken ardından Ordu Balıg olmuştur.
  • En parlak dönem Moyen-Çur dönemidir.
  • Yerleşik hayata geçen ilk Türk Devletidir.
  • 18 harfli Uygur Alfabesini kullandılar.
  • İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılarla savaştılar. Çünkü Karahanlılar İslamı’ı, Uygurlar ise Budizm’i yaymak istiyordu.
  • Moğolların Türkleşmesinde önemli rol oynadılar.

Ergenekon destanındaki bilgilere göre Kök Türklerin yaşadığı yerin coğrafi özellikleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz? Yazınız.

Kök Türklerin göç ettiği yerle ilgili bilgiler kısaca şu şekilde geçiyor destanda.

 

Yüksek bir dağı da dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrı’ya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler……