Eviniz sizin için neler ifade ediyor?

Eviniz sizin için neler ifade ediyor? Açıklayınız.

 

Ev demek kapıyı açıp adımınızı attığınızda size ait olduğunu hissedebileceğiniz sıcak bir ortamdır. Ev; yuva demek, sevgi demektir. Evi ev yapan ise içinde olan detaylar ve ailenizdir. Ev benim için insanların özel hayatı, sığındığı yuvadır.

 

Ev demek, özelim demek. Dışardaki insanlar ne der demeden yaşayabileceğim yer demek. Odası, mutfağı, koridoru ile rahat rahat hareket edebileceğim, istediğim gibi giyinebileceğim, istediğim yerde yemek yiyebileceğim, canımın istediği gibi at koşturabileceğim yer demek.

 

Ev demek, mahrem demek. başka insanların göremeyeceği, müdahale edemeyeceği, özel hayatı rahat rahat yaşayabileceğim yer demek. Ailemin, eşimin, çocuklarımın rahat edebileceği yer demek.

 

Evin benim için başka ifade ettiği anlam ise; soğuk ve sıcak havalarda, yıldırım, fırtına, yağışlar, hayvanlar ve böceklerden insanlar korunma ihtiyacı duyar ve kendilerine ait özel bir yaşamlarının olduğu bölgedir. Ev, rahatlıkla uyuduğum bana ait olan yatağım, barındığım, sıcak yuvamdır benim için ev çok değerlidir.

Ailenizle yaşadığınız yer ve bu yere nelerin anlam kazandırdığı ile ilgili bir hikaye

Ailenizle yaşadığınız yer ve bu yere nelerin anlam kazandırdığı ile ilgili bir hikâye yazınız.

 

Okuldan bir gün servisle eve geldiğimde kapıyı art arda çaldım fakat kimse kapıyı açmadı ve çok fazla acıkmıştım. Karşıda oturan Ayten teyze sesimi duyduğu için kapıyı açtı ve annenin acil işi çıktı gel hadi bize dedi. Çantamı bırakıp, ellerimi yıkayıp güzelce karnımı doyurdum. Arkadaşlarımda okuldan gelmişti, aşağıya indim fakat üzerimde okul kıyafetleri olduğu için o gün oyun oynayamazdık. Ne yapalım diye düşündük sonra marketten bir şeyler alıp mahalleyi turlayalım dedik. Elimizde dondurmalarımızla mahalleyi geziyorduk, öncelikle Mevlana camisinin oradan geçelim dedik, o caminin bahçesi o kadar güzel güllerle dolu ki orayı çok seviyoruz. Oradan üst taraftaki parka geçtik, bu parkın ise kedileri ve köpekleri meşhurdur, onlara bakalım dedik. Benim üstüm müsait olmadığı için çok kirletemedim fakat arkadaşlarım onlarla baya eğlendiler. Biraz karnımız acıkmıştı kalan son paramızla gidelim fırından simit, poğaça alalım dedik. Bizim fırının sıcacık çıkan simitleri meşhurdur, Osman abiden aldığımız taze simitlerle eve yavaş yavaş dönmeye başladık.

 

Salı günleri meşhur olan üst sokaktaki salı pazarının oradan geçecektik, pazarın içinde tam sebzecinin oradan geçerken annemle karşılaştık o da işini bitirmiş alışverişe çıkmıştı. Beni görünce bu kıyafetlerle senin burada ne işin var? Dedi o an arkadaşlarımın yanında rezil olacağımı anlamıştım, tek ben yetmiyor gibi arkadaşlarıma onlarında annelerine söyleyeceğini belirtti ve akşam üç arkadaş da evde baya azar işitmiştik. O günden sonra ailemizden habersiz siteden uzaklaşmadık.

Uzun yıllar yaşadığınız bir ev, mahalle veya devam ettiğiniz bir okuldan ayrılmak zorunda kalsanız neler hissedersiniz?

Uzun yıllar yaşadığınız bir ev, mahalle veya devam ettiğiniz bir okuldan ayrılmak zorunda kalsanız neler hissedersiniz?

 

Uzun yıllar yaşadığımız ev, mahalleden ayrılırsam kendimi çok kötü hissederim. Nedeni ise arkadaşlarımın olduğu, düşüp kalktığım, bisiklet sürdüğüm, top oynadığım mahalleden ayrılmak beni oldukça üzer. Kendi mahallemde o kadar çok anım var ki buraları terk etmek istemem. Bu mahallede her ev, her sokak, her alanda mutlaka tanıdığım biri vardır. En önemlisi bu kadar tanıdığım insanda, sevdiklerimden ayrılmak çok zor, çok kötü bir olur benim için. Komşuluk çok önemli bir kavramdır, oturduğumuz apartmanda herkes birbirini tanır ve kapılar kapatılmaz bile, evde bir malzeme eksikse utanmadan istediğimiz, yaptığımız yemekten bir tabak karşıda oturana da vermemiz ve daha bir sürü durumdan, bu kadar samimi bir ortamdan kimse ayrılmak istemez.

 

Devam ettiğim bir okuldan ayrılırsam da arkadaşlarımı, öğretmenimi çok özlerim. Yeni bir okul, yeni arkadaşlarla tanışmak oldukça zor bir süreç olabilir. Sınıfta tanıdığım, alıştığım arkadaşlarımdan ayrılmak istemem. Yanımda oturan sıra arkadaşımdan vazgeçmek ve en yakın arkadaşlarımı bırakmak, alıştığım anne, baba yerine koyduğum öğretmenimi bırakmak benim için acıklı bir durum olabilir. Zamanı gelince elbet ayrılacağız sürekli aynı kişiler ve aynı öğretmenle devam edemeyiz fakat sınıf ayrılmadan önce o sınıftan ayrılmak zor bir durumdur. Zorunlu nedenlerden dolayı ayrılacak zorunda kalırsam yeni ortama alışmaya çalışır ve eski arkadaşlarımın yerini sürekli ararım. Oturduğum mahalleden çok uzaklaşmazsam da arada eski mahallemi görmeye giderim ya da uzakta olursam yerlerini, bendeki olan değerlerini, anılarımı uzun süre unutamam.

Çok değer verdiğiniz veya uzun yıllar sakladığınız bir eşyanız var mı? Bu eşyaların sizin için anlamı nedir?

Çok değer verdiğiniz veya uzun yıllar sakladığınız bir eşyanız var mı? Bu eşyaların sizin için anlamı nedir?

 

Genel olarak herkesin çok değer verdiği bir eşyası vardır. Benim çok değer verdiğim eşyam küçük bir ayıcıktır ve uzun yıllardır saklıyorum. Bu eşyanın benim için anlamı küçükken huzursuz olduğum zamanlarda annem bu oyuncakla beni durdururmuş ve bu oyuncağım hala benimle beraber. Küçükken yanımda olduğu için ve gözümde koca bir kahraman oyuncak ayı olduğundan, benim için anlamı büyüktür.

 

Başka bir değer verdiğim eşya ise lastik tokamdır. Küçük yaşta anaokuluna gittiğim zamanlar saçlarım sıkı bağlanmadığında kendimi kötü hisseder ve okula gitmek istemezmişim. Bu yüzden annem birkaç lastik tokayla saçımı sıkı tutacak bir toka yapmıştı ve o tokanın benim için değeri çok fazladır. Şu an biraz yıpranmış durumda olsa da uzun yıllardır saklıyorum ve baktıkça eski anılarımı hatırlayarak mutlu oluyorum.

Geçen zaman ve gelişen teknolojinin geleneklerimizi nasıl etkilediği ile ilgili konuşma

Geçen zaman ve gelişen teknolojinin geleneklerimizi nasıl etkilediği ile ilgili kısa bir konuşma yapınız.

 

Günümüzde gittikçe her yeni icat edilen teknoloji ve bu teknolojinin toplumda yayılmasıyla, kültürün bu araçlar tarafından yönetilmesi sonucunda farklı değişiklikler yaşamaya başlarız. Artık teknoloji hayatımızın her alanına girmiş bulunmakta 90’lı yıllardan itibaren iletişimin ve internetin gücü, bilişim sistemlerinde kaydedilen gelişmeler bizi yeni teknolojik çalkalanmalara sürüklemiştir. Teknolojinin git gide artmasıyla her ne kadar gelişme ve hayatımızda kolaylık sağlasa da olumsuz yönleriyle de karşımıza çıkmaktadır. Her şeyin son teknolojisi ve en iyisi çıkmaya başladıkça bizde toplum olarak hep en iyisine sahip olmayı isteriz. Bu nedenlerden dolayı geleneklerimiz etkilenmeye başlamıştır ve gelenek göreneklerimizde bazı değişiklikler olmaya başlamıştır.

 

Günümüzde bu duruma verilebilecek en basit örnek; teknolojik aletler olmadan önce insanlar daha iyi muhabbet ederdi, daha samimi durumdaydılar ve misafirlikler daha fazlaydı. Şimdi ise teknolojinin gelişmesiyle toplumda telefonlara bakmaktan birbiriyle muhabbet etme ortamını gittikçe yok ediyoruz. Durum böyle olunca iletişimde etkili bir şekilde sağlanamaz oluyor. Herkes için kısa yol daha etkili bir yöntemdir mesela büyüklerimizi ziyaret etmek yerine, telefonda açıp durum sormak bizim için daha etkili bir yöntem bu da yavaş yavaş teknoloji yüzünden geleneklerimizi kaybettiğimizin göstergesidir. Sosyal olmak yerine asosyal olmayı tercih etmeye başladık. Bu durum en çok gençler için geçerli, kendi kültürlerinden gittikçe uzaklaşmaya başladılar ve sosyal medyada izledikleri videolar sayesinde kendi kültürlerini değil de batı kültürlerinden örnek almaya başladılar ve bu durum da kendi gelenek göreneklerimizin azalmasına neden oldu.

Ekvator çizgisi hangi kıtalardan geçer?

SORU: Ekvator çizgisi hangi kıtalardan geçer?  Öncelikle kısaca ekvator çizgisinin ne olduğunu açıklayalım.

 

Ekvator çizgisi; iki yarımküre olan kuzey ve güney yarım küreleri birbirinden ayıran gerçekte olmayan ama var olduğu kabul edilen çizgidir. Kutuplara aynı uzaklıktadır. Ekvatorda enlem 0 derecedir. Uzunluğu ise 40.076,4 km’dir.

 

Geçtiği kıtalar 3 tanedir.

 

1- Asya kıtası

2- Afrika kıtası

3- Güney Amerika kıtasıdır.

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu hangi doğruluk ölçütüne göre saptanır?

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu hangi doğruluk ölçütüne göre saptanır? Açıklayınız.

 

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu, bu önermenin bir soru içermemesi ve nesnel bir olguyu belirtmesi neticesinde “geçerlilik” ölçütüyle değerlendirilebilir. Çünkü önermeyi kıyas yapacağımız başka bir önerme yoktur.

 

Geçerlilik bir bilgi durumunu ortaya çıkardığı için doğruluk kavramının ortaya çıkmasını sağlar. Bir şeyin doğru olması için, işaret ettiği kavramları ispatlayabilecek argümanların olmasına bağlıdır. Burada da iki kedi ve bir köpeğinin olduğunu söyleyen kişi bunu ispatlayabilir. Böylece doğru bir bilgi vererek geçerli olur.  Geçerlilikte somut bazı olgularla birlikte soyut olgular da olabilir. Ancak burada ki; “Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” Önermesinde soyut kavramlardan bahsedilmektedir. Bu önerme hem doğru hem de geçerli bir önerme olarak kabul edilebilir.

Şimdiki An ne anlama gelir?

Şimdiki an’ın ne anlama geldiğini açıklayınız.

“Şimdiki an” dediğimiz zaman halen yaşadığımız zaman dilimi ve ne öncesi ne de sonrası olan an anlamına gelir. Yani halen süren bir oluş, hareket ve eylemdir. Şimdiki an, halen yapılmakta olan bir işin devam edip sona ermesi gibi de düşünülebilir. Bu tanımlar Türkçe dil bilgisinde olan şimdiki zaman kavramının açıklamalarıdır.

 

Ancak “şimdiki an” a farklı bir bakış açısıyla bakıldığında karşımıza şunlarda çıkabilir. “Şimdiki An” aslında yaşanan ve biten bir zamandır. Nefes aldık ve geçti, bir kitabı okumaya başlamak veya yemek yemek gibi şimdiki an da yapılanlar durağan bir zaman dilimi olarak düşünülemez. Yaptık ve geçti, burada yapılan eylemlerin şimdiki an gibi değerlendiremeyiz. Şimdiki an sürekli geçişken ve durağan değildir.

 

Aslında şöyle de düşünebiliriz. Biz her an her saniye “şimdiki an”ın içindeyiz ve her an sürekli geçmektedir. Bu nedenle şimdiki an denildiğinde tam olarak bir zaman dilimi veya süre söylemek mümkün olmaz.

 “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” sözüyle Kant, ne anlatmak istemektedir?

 “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” sözüyle Kant, ne anlatmak istemektedir? Açıklayınız.

 

Genellikle filozof ve estetikçiler, doğa güzelliği ile sanat güzelliği arasında kesin sınırlar çizerek, sanat güzelliğini doğa güzelliğine üstün tutmaktadır. Hatta bazıları çok ileri giderek doğa güzelliğinin ancak sanat güzelliği ile bir sona kavuşacağını söylüyorlar. Örneğin romantizm geleneğimden gelen Delacroix bunlardan biri. Delacroix, “Biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti.” Sözü tamda bunu ispatlar nitelikte.

 

Ancak İngiliz ressamların daha sonra dağları göründüğü gibi doğal bir şekilleriyle resmetmesinin ardından bu bakış açısı değişmeye başlamıştır. Yani İngiliz ressam Thames’in dağları sisli bir şekilde çizmesi ve bu resminde insanlar tarafından beğenilmesi farklı bir bakış açısına neden olmuştur. Yani dağların güzelliği zaten var olan güzelliktedir. Dağlar sisli de olsa olmasa da doğa güzelliği her zaman üzerinde sirayet eder.

 

Dolaysıyla sanat güzelliği doğa güzelliğine götüren bir kılavuz olmakta ve doğadaki güzelliklerin daha iyi kavranmasında yardımcı oluyor. Çünkü doğadaki güzellikleri fark edip kavramak için belli bir estetik tavrın sergilenmesi önemli. Bu tavrı da ancak sanatla ulaşmak mümkün. Bu nedenle   Kant’ın “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” Sözünü bu açıklamalar eşliğinde anlamak gerekir. Ancak böyle estetik bir tavır sayesinde doğa, zaman ve mekân realitesinden sıyrılarak tinsel bir biçim alabilir.

Filozof ile sanatçı arasındaki benzerlikler

Filozof ile sanatçı arasındaki benzerlikleri örnekleyerek açıklayınız.

Sanatçı ile filozof arasında birçok benzerlik bulunmaktadır. Bunlardan en belirgini ise, hayata doğaya, olaylara, evrene ve yaşanılan her ana sadece kendi düşüncelerinin ön plana çıkarılmasıdır. Sanatçı ve filozof başkalarından etkilenmez ve kendi duygu ve düşüncelerini çekinmeden ortaya atar. Hatta bunu çoğu zaman içlerindeki bastıramadıkları yoğun duygularla yaparlar.

 

Filozof ve sanatçıların sorgulayıcı ve şu anda olmayan ama ileride olabilecek olayların varsayımlarını şimdiden görmeleri de aralarındaki benzerliklerden biri olarak söylenebilir. Sanatçı, doğayı, evreni ve insanı kendi ruh dünyasının derinliklerindeki hislerle sanat eserine yansıtır, filozofta yine aynı şekilde, doğayı, evreni ve insanı sorgulayarak, daha önce sorulmamış soruları sorarak veya sorulmuş ama sorulara yanıt alınamamış sorular üzerinde durur.

 

Kısaca diyebilir ki; sanatçı ve filozof özgür ruhlu insanlardır. Görüşlerini ve inandıkları her şeyi kimseden çekinmeden kendi doğruları üzerinden asla taviz vermeden savunan ve savunmaya devam iki kişidir.