Günlük Tutmanın Faydaları Nelerdir?

Günlük tutmanın faydaları ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınıza anlatınız.

Günlükler hayatta yaşadığımız acı tatlı, iyi kötü anılarımızı yazdığımız; gördüklerimizi, duyduklarımızı, yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi aktardığımız en yakın, en sadık ve en dürüst dostlarımızdır. Her şeyi açık açık -hatta kendimize itiraf edemediğimiz şeyleri bile- paylaştığımız günlüklerimiz sayesinde, yaşadığımız olayların etkilerini atıp yaşamımıza devam etmenin daha kolay bir yolunu bulmuş oluruz.

 

İnsan yazarken çok fazla düşünen bir canlıdır, yani olayın geliş ve gidiş esnasını yazarken, beyin neden olduğuna ve ne olması gerektiğine dair cevaplar bulmaktadır. Bu esnada insan haklıyı ve haksızı kolayca anlama şansı bularak, kendi özeleştirisini kimseye gerek kalmadan yapar ve kendini toplumda daha iyi ifade eder.

 

Uzmanların bakış açısına göre bir kez söylediğimiz bir şeyi, yani bir kez söylemeye cesaretlendiğimiz bir şeyi sonuçlarına aldırmadan ikinci kez söyleme şansını bulabiliyoruz. Bu bir bakıma iyi, bir bakıma kötü bir şey. Örneğin insanların içerisinde konuşmaya cesaret edemeyen bir çocuk, bunu bir kez aştığında bir daha hep yapabilir. Fakat kötü bir şey yapmaya niyetlenen insan için de aynı durum söz konusudur, elbette.

 

Günlük tutmak, insanın gereksiz arkadaşlıklar kurmasını engeller ve kötü ortamlardan onu uzak tutar. Çocuk bir kez kötü bir şey yapıp, bunu günlüğüne yazdığında yanlışını anlat ve bir daha yapmaz; veya onu tesadüfen okuyan ebeveynleri onu uyarabilirler. Bunun dışında ortamlarda özgüven sağlamaktadır. Yani bir ortamda konuşacağı şeyi bilmeye başlar çocuk ve kendini çok iyi ifade edebilme şansı bulur.

Günlük tutmanın insanların kişiliğine, hayatına, hayal dünyasına ne gibi etkileri olabilir?

Günlük tutmanın insanların kişiliğine, hayatına, hayal dünyasına ne gibi etkileri olabilir?

Günlük tutan, bunu her gün yazmayı başaran ve hiç üşenmeden arkadaşına anlatırmış gibi defterine olanı biteni anlatanlar gerçekten çok özel insanlardır. Çünkü bu herkesin yapabileceği bir iş kesinlikle değildir, yani bir insan gün içerisinde yaşadıklarını, hissettiklerini, kendine bile itiraf edemediklerini kolay kolay kağıda kaleme geçiremez.

 

Çoğu zaman büyük bir hevesle aldığımız günlüklerimizi, birkaç gün hatta hadi birkaç hafta kullanıp kenara köşeye atarız. Çünkü günlük bize karşılık veremez ve bir saatten sonra yazmaya üşenir, sıkılırız. Fakat bunu aslında devam ettirsek ve gün içerisinde yaşadığımız özel ve güzel anıları günlüğümüz ile paylaşabilsek, ne kadar güzel olurdu. Bundan bir 10-20-30 yıl sonra baktığımızda, ne kadar geliştiğimizi, ne kadar toy olduğumuzu ve o yıllarda yaptıklarımızı bir daha asla yapamayacağımızı anlamış oluruz. Ne kadar güzeldir, insanın geçmişini hiç beklemediği bir anda açıp okuması.

 

Günlük tutmanın etkisi her insan için oldukça büyüktür. Çünkü bir çocuk günlük tutup, içini dökebilirse bunu bir kez yapabildiği için oldukça özgüvenli olur. Arkadaşlarının karşısında dimdik durur ve yazarken hissettiklerini, düşündüklerini kolayca aktarmanın bir fırsatını bulur.

 

Günlük tutan çocuklar, gereksiz arkadaşlıklara ihtiyaç duymaz ve gerçekten doğru insanlar ile arkadaşlık yaparlar. Çünkü onların hayallerini, sevinçlerini, üzüntülerini paylaşabilecekleri bir dostu zaten vardır ve çoğunun eminim, bir kardeşi de vardır. Yani oyun oynayabilecekleri biri de zaten mevcuttur, kardeşi yoksa anne babası ya da kuzeni, elbet biri onunla oynayacaktır. Gereksiz arkadaşlıklardan uzak durmak, çocuğun gelişimi için oldukça değerlidir ve bu nedenle her çocuk bir şekilde günlük tutmayı alışkanlık haline getirmelidir.

Duygu ve düşüncelerinizi yazıya dökmeyi seviyor musunuz?

Duygu ve düşüncelerinizi yazıya dökmeyi seviyor musunuz?

Bir yazar olarak duygu ve düşüncelerimi yazıya dökmeye bayılırım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben gördüklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı gün ve gün olur olmaz yazan bir yazar değilim. Ben öncelikle yaşadığım olayın etkisinin benim üzerimden bir iki ay geçmesini beklerim ki, bu sayede olanı biteni objektif bir şekilde değerlendirebilir ve haklıyla haksızı ayırabilirim.

 

Bir insanın kendi için yapabileceği en güzel şey, yaşadıklarından anlam ve ders çıkarabilmesidir. Ben yazdıklarımı kendim yaşadım diye yazanlardan değil, üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra kurguladığım romanda kurgulayan tiplerdenim. Çünkü bir romanın kahramanının gerçek olması için, o romanın yazarının kahramanının o kahraman olması gerekmektedir. Birebir kendi hayatımı yazıyorum demiyorum, elbetteki çevreden duyduklarımı da işin içerisine ekliyorum. Yansıttığım karakterlerin çektikleri acıları birebir bilerek, dinleyerek, kendimi onların yerine koyarak yazmayı seviyorum. İşte bu sayede, hem kendi duygu ve düşüncelerimi, hem de başkalarının hissettiklerini ve yaşarken başkalarına hissettirdiklerimi yazıyorum.

 

Duygu ve düşüncelerimi kağıtlara aktarmak bana iyi geliyor, çünkü kağıtlar asla bir insana ihanet edemez; onlar her zaman dürüstlerdir. Bu sayede hem güvenilir bir dost edinmiş oluyorum, hem de kendimi oldukça rahat hissediyorum. Çünkü kağıdım ile benim aramda geçenleri yalnızca biz bilebiliriz, üçüncü şahıslar bizi rahatsız edemezler. Benim roman kahramanım üzerine lanse ettiklerimi ise, asla benim üzerimde kullanma hakları yoktur, çünkü gerçeğin ne olduğunu asla bilip tahmin edemezler.

İnsanlar yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını neden yazma ihtiyacı duyarlar?

İnsanlar gün içerisinde yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını neden yazma ihtiyacı duyarlar?

 

Kimi insanlar, diğer insanların aksine kağıdına kalemine düşkündür; gördüklerini, duyduklarını hemen o gün yazmak ve gerek günlüklerine, gerek anı türünde kitaplarına yazmak ve kağıtla kalemle buluşturmak isterler.

 

Bunun sebebi çok çeşitli olabilir. İlk olarak, bir insan kağıdını kalemini yakın arkadaşı olarak görüyor olabilir ve tıpkı akşamları arkadaşlarımızı arayıp, günümüzün nasıl geçtiğini anlattığımız gibi onlar da kağıdına kalemine gün içerisinde görüp duyduklarını ve hissettiklerini yazıyor olabilirler. İçine kapanık ve kendini son derece yalnız hisseden insanların çoğunun yazma sebebi tartışmasızdır ki budur.

 

Fakat elbetteki yazma amacı farklı olan insanlar olabilir. Örneğin evliyalar gittikleri yerlerde görüp duyduklarını yazılara aktarmışlar ve yüzyıllar boyunca elden ele dolaşarak okunmasını sağlamışlardır. İnsanların amacı anı kitabı yazarken bu olabilir. Yani gerçekten çok değişik şeyler görüp duyuyor ise, yaşıyor ise, bunları gelecek kuşaklara aktarmak isteme ihtimali yüksektir. Ve günlük tutanlar için de böyle bir ihtimal söz konusudur, çünkü belki de insan yaptığı yanlış davranışların sebebini o süslü defterlere anlatıyordur ki; o zaman anlaşılamamış ama ölüp gittikten sonra okuyan biri anlamış olsun diye.

 

Yazmak insanı son derece rahatlatan bir eylemdir. Yani bir insan sırf rahatlamak için gün içerisinde yaşadıklarını kağıda döküyor da olabilir. Hatta o gün yazdığını ertesi gün yakan, yırtan, çöpe atan insanların sayısı da çok fazladır. Bu bir çeşit, o gün yaşadım ve bitti artık önüme bakmalıyım demektir.

Küçücük yaşlarımızdayken öğretmenlerimiz, ders kitaplarında bulunan konularla alakalı metinler yazmamızı istemiştir. Peki nedir bunun sebebi?

Daha küçücük yaşlarımızdayken öğretmenlerimiz, ders kitaplarında bulunan konularla alakalı metinler yazmamızı istemiştir. Peki nedir bunun sebebi? Nedir bize olan etkisi?

Yazmak insanın ufkunu açan, kaybolduğu yollardan onu kurtaran, içinde bulunduğu karanlıktan aydınlığa emin adımlarla çıkmasını sağlayan ve en önemlisi ister istemez sağladığı katkıyla insanı, diğer insanların karşısında erişilemeyecek bir seviyeye çıkaran eylemdir. Yazmak çok geniştir, insan kendini rahat ettiği her alanda yazabileceği gibi, duygularını kağıda da dökebilir ve içerisinde bulunan kötü düşünceleri kağıt kalem vesilesiyle yok edebilir.

 

Yazma alışkanlığı daha küçük yaşlardan edinilmesi gereken bir şeydir, çünkü bir insan ergenlik dönemini de tamamladıktan sonra tekrar yazmaya adapte olamaz. Kişi ya üşenir, ya gereksiz bulur, ya da onca zamanın üzerine verdiği katılıkla donup kalır ve kendini ifade etmeyi bırak, nereden başlayacağını bile bilemeden boş kağıtlara bakar durur. Sık yazan insanların da bazen ne yazacağını bilemediği olur, bununla hiç yazmayan karıştırılmamalıdır; çünkü insanın duyguları sallantıda olduğunda yazamamasına denilebilecek en ufacık bir şey olamaz.

 

Yazma alışkanlığı mutlaka edinilmesi gereken bir eylemdir, çünkü yazma alışkanlığı olup duygularını kağıtlara kalem aracılığıyla rahatça, korkmadan dökebilen bir insan; diğer insanlardan her zaman daha rahat ve psikolojik açıdan sağlam olacaktır. Yazma alışkanlığı olan bir insanın en büyük dostu kalem, en sadık dostu da kağıttır; kalem ve kağıt ne bir insana ihanet edebilir, ne de ona duymak istemediği şeyler söyleyebilir.

Bir bölümü verilmiş olan yazıyı tamamlayınız.

Evrenin İşleyişi ve Düşünmek

 

Yazımın başlığını henüz koymadım ancak aklımda şekillenmeye başlayan bir şeyler var. Başlık demişken “Düşünmek” olabilir, diyorum. Neden olmasın? İnsanoğlu günümüze düşünerek, düşündüklerini hayata geçirerek ulaşmıştır. Düşünmek için okumaya ve düşündüklerini yazmaya ihtiyaç duyan insan aslında bir şeyin farkına varmıştır. “Evrende düşünmeden yaşamanın mümkün olmadığını.”

 

İnsanoğlu geçmişten günümüze oldukça gelişmiş, milyonları aşkın buluşlar icat etmiştir. Hayatımızı kolaylaştırmak, düzene sokmak ve kendimize daha çok zaman ayırmamızı, fırsat vermemizi sağlamak için sürekli düşünme halinde olmuş ve sürekli yeni bir şeyler üretmiştir.

 

Eski zamanların birinde ünlü bir bilim adamı “İcat edilebilecek her şey icat edildi. Artık daha da gelişemez bu teknoloji.” demiştir ve ondan yalnızca birkaç yıl sonra söylediği lafın ne kadar gereksiz ve yanlış olduğunu anlamıştır. İnsanoğlu düşünebilen bir varlıktır ve düşünmeye devam ettiği sürece önünde kimse duramayacak, her gün bir adım ileri atacak ve yeni bir şeyler bulacaktır.

 

Düşünmek yalnızca icat etmek değildir. Düşünmek duygularımızı kontrol etmek, yaşamımızı düzenlemek ve iş, okul yaşamımızda verimli olabilmek için sürekli yaptığımız bir eylemdir. Çocukların ellerine en verimli zamanlarında verilen cep telefonları, insanoğlunun düşünmesini engellemekte ve hayal gücünü kısıtlamaktadır. Bu nedenle eskiye oranla üretilen icatlar, geliştirilen teknoloji biraz daha yavaşlamış hale gelmiştir. Fakat insanoğlu en verimli zamanlarını telefonlara da harcasa, işten güçten kafasını kaldıramasa da ihtiyaçlarının her zaman farkında olacak ve ağır bir süreçte ilerlemeye devam edecektir.

 

Evrende düşünmeden yaşamak mümkün değildir, çünkü yapılan kötü planların işleyişinde bile düşünmek eylemi şarttır. Bilinen bir gerçektir ki, en kötü adamlar en zeki olanları ve bu işi en çok düşünenleridir. Düşünmek bizlere verilmiş bir nimettir, bunu nasıl kullandığımız yine bizimle ilgilidir.

Kaba ve kırıcı bir dil kullanan insanların davranışları nasıl düzeltilebilir?

Kaba ve kırıcı bir dil kullanan insanların davranışları nasıl düzeltilebilir? Bununla ilgili önerilerinizi paylaşınız.

 

Kaba ve kırıcı bir dille konuşma sergileyen insanların davranışlarını nasıl düzeltebiliriz? Bunu hepimiz düşünmüşüzdür. Mutlaka çevremizde bir eş dost veya arkadaşımız kaba konuşmuş ve karşısında ki bir insanı kırmıştır. Bu durum karşısında elbette bizlerde üzülmüş ve kırılmışızdır. Ancak bu gibi arkadaşlarımızı düzeltmek için kaba bir dille karşılık vermemeliyiz. Çünkü bizlerde onlara kaba ve kırıcı bir şekilde yaklaşırsak, onlar daha fazla sinirlenip daha fazla kalp kırabilirler.

 

Peki ne yapmalıyız?

Yapmamız gereken ilk olarak o ortamda değil de, daha farklı bir zamanda o arkadaşımızı kenara çekip, imkan varsa tatlı bir şeyler yiyerek konuyu açmak. Konuyu açarken çok sakin ve sabit bir tonda uyarmamız gerekiyor. Eğer onu kızdıracak bir söz söylersek amacımıza ulaşamayız. Sakin bir dilde yaptığı davranışın karşısında ki insanı kırdığını ve sana yapılsaydı sende üzülürdün kırılırdın şeklinde açıklamalıyız. Bu şekilde kişi hatasını anlayana kadar sakin bir tavırla açıklayarak hak vermesini beklemeliyiz.

Bir insanın kalbini kırmamak, bir insanı üzmemek için nelere dikkat etmeliyiz?

Sizce bir insanın kalbini kırmamak, bir insanı üzmemek için nelere dikkat etmeliyiz?

 

Bir insanı üzmemek ya da kalbini kırmamak için o ağzımızdan çıkan laflara dikkat etmeliyiz. Karşı tarafın bir hatasını, yanlışını gördüğümüz zaman kırıcı bir şekilde değil de, daha nazik, yumuşak bir dille uyarırsak kalp kırmayız ve karşı tarafı böylelikle üzmeyiz.  Bu tek bizim için geçerli değil herkes için böyle olmalıdır. İnsanların mutlu ve huzurlu yaşaması için birbirlerine karşı hoşgörülü, samimi, dürüst ve saygı çerçeve içerisinde olması gerekmektedir. Toplumda barış ve huzurun olması birlik ve beraberlik içinde yaşanması için insanların birbirlerinin kalplerini kırmaması gerekir. Bir insanın kalbini kırmamak ve bir insanı üzmemek için o kişiye karşı saygı duymamız gerekir. İnsanlara karşı hoşgörülü ve adil olunması gerekir. Onlara karşı kötü davranmamız kalp kırmamız karşı tarafı üzmek ve kavgaya sebebiyet vermekten başka bir işe yaramaz.

 

Herkes toplumda bu düşünce içerisinde olursa kolay kolay kalp kırılmaz ve kavgalara, savaşlara neden olmaz. Bazen insanlar birbirlerini yanlış anlayabilir ve bu da kalp kırma karşı tarafı üzmeye sebebiyet verebilir. Bu yüzden yanlış anlaşılmaya neden olmamak için kelimelerimizi doğru bir şekilde seçmeliyiz. Ağzımızdan çıkan lafı kulağımızın duyması lazım çünkü biz söylediklerimizin farkında olmazsak ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat etmezsek, kalp kırmaya ve karşı tarafı üzmekten başka elimize bir şey geçmez. Bütün bunlara dikkat edersek böylece toplumda barış ve huzur ortamı, mutluluk ve güven ortamı korunmuş olur. Bunun için bireysel davranışların ve insanların üzerine düşen sorumlulukların da yerine getirilmesi sağlanır.

Sevgi konulu iki dörtlük

Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî gibi Türk büyüklerinin hayatlarını düşünerek “sevgi” konulu iki dörtlük yazınız.

 

Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî’nin ne güzel ne sevgi dolu sözleri ve hayatı vardır. Neleri gördüler, neleri geçirdiler… Bizde sevgi konulu iki dörtlük yazalım…

 

Sevgi bir çiçekse eğer,

Salmaz mı dünyaya neşeler,

Sevgi denilen bir çiçek,

Yaşattırırsan yeşerecek,

 

Sevgi denilen bir ipek,

İrem gibi bir ömür sevecek,

Neleri yaşatır kim bilecek,

Belki de hepimiz bir sevecek.

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı neler hissederiz?

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı neler hissederiz?

 

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı kendimizi borçlu hissederiz. Onları bizim yol göstericimiz olarak görürüz ve o kişiye karşı sürekli minnet içerisinde oluruz. Hayatımızı şekillendiren, örnek aldığımız ve önder olarak kabul ettiğimiz bir ya da birçok kişi bulunabilir. Hayatını, yaşam tarzını görerek o kişiden etkilenerek kendimizi görebiliriz o kişinin yerinde. Onlardan etkilenir ve onları örnek kişi olarak kabul ederek, onlar gibi bir hayat yaşamak ve o kişinin iyiliklerine örnek almak isteriz. Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı en çok da minnet duygusu içinde oluruz, o kişiye karşı kendimizi borçlu hissederiz. Onlara saygılı, sevgili, hoşgörülü, samimi ve dürüst bir şekilde davranışlarımızı gösteririz.

 

Hayatımızda örnek, yol gösteren, elimizden tutan, bize yardımcı olan kişi toplumda da örnek olan kişi veya kişilerdir. Hayatımızda bizi etkileyen kişiler önemli kişilerdir, o kişileri düşünerek, kendimizi onların yerinde hayal ederek mutlu oluruz. Onlara olan saygımız ve gözümüzde kahraman gibi oluşları bizi çok etkiler. Yeri geldiği zaman ise onlar gibi olmak için çaba içinde oluruz, hırslanırız. Bize hangi yoldan gitmemiz gerektiğini, hangi yolun yanlış olduğunu, düştüğümüzde elimizden tutan kişiler bizler için kurtarıcı süper kahramanlardır. Bu kahramanlar gibi olmak için hayatımızda bazı değişiklikler yapabiliriz. İleride o kişi ya da kişiler gibi olup bizde başka kişilere yol göstermek isteriz. Başkalarının hayatlarını değiştirmek, yardımda bulunmak, onların elinden tutmak isteriz. Her zaman bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişiyi de unutmaz bizden ufak bir iyilik rica ettiğinde o kişinin yardımına da bu sefer biz koşarız.