Hartmann’ın varlık katmanına göre bilinç ve özgürlük kavramlarını değerlendiriniz.

Hartmannın varlık katmanına göre bilinç ve özgürlük kavramlarını değerlendiriniz.

 

N.Hartmann’a göre, farklı niteliklerde olan varlık alanlarını anlayabilmek için evreni bir bölümüyle değil, bütünüyle ele almalı; olaylar ve olgular arasındaki varlık bağlantılarının araştırılması gerektiğini savunur. Ayrıca mantıkçı filozoflar gibi mantık açısından doğru olan her şeyin doğru olamayacağını savunur. Bu nedenle bilginin doğasının bilinmesi gerektiğini ve dolayısıyla varlık biliminin gerekli olduğu savını ileri sürer.

 

Hartmann, çeşitli varlıkların anlaşılabilmesi için aralarındaki ilişkinin incelenmesi gerektiğini söyleyerek varlıklar arasında olan dört katmandan bahseder. Bu katmanlar; Tinsel katman, ruhsal katman, organik katman ve inorganik katmadır.

Tinsel katmanla daha çok felsefe ilgilenir ve bu katmanda insanın düşünce, özgürlük, din, kültür, ahlak gibi ruhsal yaşantılar vardır. Ruhsal katmanda ise insanlar ve hayvanlar bulunur. Hepsi bilinçli olmasa da bu katmanda da bilinçli yaşantılar bulunur. Bu katmanla daha psikoloji bilimi ilgilenmektedir.

 

Tüm açıklamaların sonucunda Hartmann, özgürlük ve ahlakın olabilmesi için Tanrı’nın varlığı kabul etmez. Ona göre eğer Tanrı varsa özgürlük ve ahlakın değeri düşer ve insanı çok aşağı bir varlık haline sokar. Bu nedenle insanın bilincini kullanarak evrendeki herzeyi incelemeli ve bilimsel temellere dayandırmalıdır. Ancak bu şeklide insanın özgürlüğünden bahsedilebilir.

Diyalektik materyalizm, doğa ve toplumu nasıl açıklamıştır?

Diyalektik materyalizm, doğa ve toplumu nasıl açıklamıştır?

 

Diyalektik materyalizm, 20.yüzyıl ana akım felsefe akımlarındandır. Bu zamanın düşünürleri doğayı ve toplumu farklı şekillerde açıklamaya çakışmış ve değişik görüşler ortaya çıkmıştır. Genel olarak baktığımız diyalektik materyalizmin öncüleri Engels ve Marx’tır. Diyalektik yöntemi; Engels düşünce ve doğanın açıklaması olarak, Marx ise toplumsal hareketler ve toplumun değişimlerini açıklamak amacıyla kullanmıştır.

 

Engels, zamanın bilimsel bilgilerini ele alarak doğanın diyalektiğini açıklar. Engels’e göre düşünce ve doğanın uyumlu yapılar içinde olduğunu ve düşüncenin işleyişinin doğanın tabi olduğu yasalara göre şekillendiğini savunur.

 

Marx ise tarihteki toplumsal değişimleri incelemiş ve bu değişimleri tarihsel dönüşüm sürecine bağlayarak açıklamaya çalışmıştır. Marx’a göre insanlar, ekonomik süreçte üretim yapanlarla, üretilenlere sahip olanlar arasında bir sınıf farkı bulunduğu savunur. Bu nedenle toplumun üretim şekillerini alt yapı ve üst yapı olarak ikiye ayırır. Birincisi maddi unsurlar alt yapıyı yani ekonomik ilişkileri belirler, üst yapı ise kültür ve siyasettir. Ona göre alt yapı ve üst yapı birbirini etkileyerek yeni ekonomik sistemlerin çıkmasını sağlar. Marx’ın bu düşünceleri tarihsel materyalizm olarak adlandırılır.

Pozitif bilimlerin gelişimi diyalektik materyalizm düşüncesini nasıl etkilemiştir?

Pozitif bilimlerin gelişimi diyalektik materyalizm düşüncesini nasıl etkilemiştir?

Diyalektik, toplumu ve doğayı düşünmenin ve yorumlamanın bir yöntemidir. Evrene bakış açısı ise her şeyin sürekli olarak bir değişim ve akış halinde olduğu yönündedir. Ancak buradaki hareketin değişimin bir çelişki içinde olduğunu savunarak diyalektinin “çelişkinin mantığı” olarak kabul eder.

 

Materyalizm ise varlığın temeli olarak maddeyi kabul eden anlayışın ortak adıdır. Materyalizm, ilk Çağdan itibaren maddenin varlığa temel oluşunu farklı görüşler bildirerek açıklamıştır. Diyalektik materyalizmin öncüleri Karl Marx ve Engels’tır. Engles’ın bilimsel verileri kullanarak doğayı açıklarken Marx toplumsal değişimlerin üzerinde durmuştur.

 

20.yüzyıl felsefi akımlarından biri olan diyalektik materyalizm sürekli değişimi ve yenilenmeyi savunduğu için pozitif bilimlerin gelişiminde katkısı büyüktür. Böylece toplum ve doğa hakkında daha somut veriler elde edilerek daha sonra yapılacak bilimsel araştırmalarında önünü açmıştır.

Skolastik düşünce ve pozitif düşüncenin bilim anlayışındaki farklılıkları

Skolastik düşünce ve pozitif düşüncenin bilim anlayışındaki farklılıkları söyleyiniz.

Avrupa, Orta Çağ’da dinin egemenliği altında bir donem geçirmiştir. Dini değerlerin tutuculukla benimsenmesi ve din tekelinin oluşması nedeniyle bilime karşı çok büyük tepkiler ve önyargılı yaklaşımlar ortaya konulmuştur denilebilir. Bu nedenle skolastik düşüncenin etkileri oldukça fazladır. Skolastik düşünce, kilise temelli bir düşünce akımı olarak tüm dini yargıların insanların kendi yargıları üzerine biçimlendirme çabası olarak kabul edilir.

 

Pozitif düşünce ise bilimsel yöntemlerin kullanılması amacıyla bilimin daha ön planda olduğu bir düşünce sistemi olarak ortaya çıkmıştır. Pozitif düşünce daha çok incelemelerin yapılması ve bilimsel veriler ışığında sonuçların açıklamasını savunan bir görüştür.

Skolastik düşünce ve pozitif düşünce arasındaki farkları şöyle açıklayabiliriz.

 

  • Skolastik düşüncede felsefenin konusu daha çok din ve dini değerlerdir. Ancak pozitif düşünce de felsefenin konusu daha çok insan, doğa ve evrendir.
  • Skolastik düşüncede hukuk, kiliseye bağlıyken, pozitif düşüncede hukuk devlete bağlı olmalıdır.
  • Skolastik felsefede doğa ve içindekiler din ve akılla açıklanabilir ancak pozitif düşüncede doğa, deney, gözlem ve akılla açıklanmaktadır.
  • Skolastik felsefede bireyler geri planda kalırken, pozitif felsefede birey her zaman ön planda tutulmuştur.
  • Skolastik felsefe, bilimi Tanrı’nın yarattığını anlamak için önemli bulurken pozitif düşünce akımlarında bilim, sağlayacağı yarardan dolayı önemli olduğu kabul edilir.
  • Skolastik felsefede hayatın tüm unsurları dine bağlıdır ve tüm düşünürler kiliseye bağlı olmak zorundayken, pozitif düşüncede toplumsal hayatın dünyevi olduğu ve düşünürlerin kiliseye bağlı olmak zorunda olmadıkları savunulmaktadır.

Carnap’a göre metafizik önermeler neden sözde önermeler olarak kabul edilmektedir?

R. Carnap’a göre metafizik önermeler neden sözde önermeler olarak kabul edilmektedir? Açıklayınız.

Mantıkçı pozitivizm akımın öncülerinden olan R. Carnap “Viyana Çevresi” düşünürleri arasındadır. Mantıkçı pozitivistlere göre, bilimsel bilgilerin gözlemlenebilir olgu durumlarına göre basit mantıksal önermelerle kurulabileceğini savunurlar.

 

Mantıkçı pozitivistler dil ve mantık alanına yoğunlaşırlar ve bir önermenin doğru ya da yanlış olması için o önermenin doğrulanabilir olması gerekmektedir. Burada yapılmak istenen deney ve gözlem yoluyla doğrulanamayan metafizik önermeleri diğer önermelerden ayırmaktır.

 

Bu nedenle R. Carnap metafizik önermelerin sözde önermeler olduğunu öne sürmüştür. Bunu da bir örnekle açıklamış ve “Ruh ölümsüzdür ve bulunduğu beden çürüyünce diğer bir bedene geçer.” Önermesindeki ruhun varlığı ve beden arasındaki ilişkinin deney ve gözlem yoluyla ispatlanmayacağını söyleyerek bu önermenin metafizik bir önerme olduğunu vurgulamıştır. Çünkü mantık ve matematiğin önermeleri metafizik değildir. Her ne kadar bu önermeler bir olguya dayanmasalar da çeşitli kurallar ve mantıksal ilkelerle doğru veya yanlışlıkları ortaya kanabilmektedir.

İnsanları ayakta tutan gelenekleridir sözüne katılıyor musunuz?

İnsanları ayakta tutan gelenekleridir, sözüne katılıyor musunuz? Neden?

İnsanları ayakta tutan geleneklerdir düşüncesine katılıyorum. Bazı zamanlarda, denir ki ağaç değilsin köklerin yok beğenmiyorsan yerini değiştir. Bu belli durumlarda doğru gibi görülen bir düşünce de olsa genele yaydığımız zaman insanın ağaçtan daha köklü bir canlı olduğunu ve nereye taşırsa taşısın kendini orada köklerini yeniden bırakacağını görürüz.

Köyünden kente gelen adam köyünün kokusunu unutabilir ama annesinin köyden getirdiği peynirde yeniden hatırlar hayatını.  Ne kata r modern ne kadar uygar olursa olsun insan eğer babasının bağdaş kurduğunu gördüyse bir kere üzerinden elli yıl geçse unutmaz bağdaş kurmayı.

 

Her bayram da istisnasız büyük şehirlerden küçük şehirlere köklerimize geleneklerimize akın ederiz.  Neden peki?

Bir bayramda öpmesek dedemizin elini ne kaybederiz?

Bayramlarını yalnız geçiren insanlara bakın bir zaman sonra mutsuz olduklarını görürsünüz.

Hep yalnız yemek yiyen insanlar yalnız uyuyan insanlar ve tek başınalıkla medeniyetin karşısında kaybolup giden insanlar görürsünüz.

Medeniyet kötü bir kavram mıdır elbette hayır ama batının bilimini alırken doğunun ilmini ihmal edenler için ne yazık ki sonun da medeni bir yok oluş vardır.

 

İnsan kendine gerekli olanı gerekli olduğu kadar almalı ve ona uygun olmayanları da atmalıdır.

Nasıl ayakta tutar gelenek sorusuna daha kapsamlı bir cevap verelim dilerseniz:

İnsanlar neden aile olurlar aile kavramı çok geleneksel ve banal değil midir?

İnsanlar geleneğin dürtüsü ile aile olurlar, özlerinde olanı yaşatmak insanın mutluluğuna giden yegâne yoldur belki ne dersiniz?

Kültürün yaşaması ve geleceğe aktarılmasında geleneklerin önemi nedir?

Kültürün yaşaması ve geleceğe aktarılmasında geleneklerin önemi nedir? Araştırınız.

Kültür zaten geleneklerin nesilden nesile aktarılması durumudur.  Tam anlamıyla bu kadardır diyemesek de,  bir kısım anlamı bu cümlenin karşıladığın söyleyebiliriz.

Peki, ol halde gelenekler olmadan kültürü nasıl bir sonraki nesle aktaracağız?

Gelenekleşme dediğimiz yapı mevcut değilse kültürün bir miras olarak sözlü ya da yazılı olarak bir sonra ki ve hatta ondan çok sonraki nesillere de aktarılması mümkün değildir.

Örneğin bayramlaşma bir gelenektir değil mi? Peki biz ne kadar zamandır bayramlaşıyoruz bir kökenine bakalım.

İnsanlığın var olduğu ve topluluklar oluşturdu bir inanç etrafında toplandığı ilk zamanlardan bu yanan, ( çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerin hemen hemen hepsinde) bayramlaşma geleneği görülmektedir.

 

Her toplumun bu geleneği gerçekleştirirken uyguladığı ritüeller değişkenlik gösterse de, gelenek nesilden nesile aktarılmıştır.

Örneğin biz bugün Allah rızası için kurban kesiyoruz değil mi? Çok tanrılı dinler de de gök gürültüsü fırtına gibi durumları gören insanlar tanrıların bir kurban istediğini düşünerek bir canlıyı belirli bir ayin ile tanrıya kurban ederlerdi.

İnançların şekilleri ve ritüelleri değişse de kültür olarak kurban ve adak nesilden nesile aktarılmıştır böylece.

 

Örneğin anneler çocuklarına masallar anlatır.  İşte bu masallar yüzyıllardır anlatılmakta ve bu masallar bu şekilde nesilden nesile aktarılmaktadır.

Her yörede kötü kalpli cadının çocukları yediği bir masal vardır ama bu toplumun değer yargıları ile şekil alır.

Bu şekilde kültür gelenekleşerek nesilde nesile aktarılır.

Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek, sen de söze dinlemek yolundan gir sözüyle ilgili görüşlerinizi açıklayınız.

“Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek, sen de söze dinlemek yolundan gir.” (Mevlânâ) sözüyle ilgili görüşlerinizi açıklayınız.

 

Mevlana’nı ilmi evrenselleşmesi ve bunu tüm dünyaya kabul ettirmiş olması elbette tesadüfi değil.

Binlerce yıldır bizim tüm atalarımız ortalama olarak bu görüşü savunmuşlardır.

İki dinle bir söyle atasözünde olduğu gibi. Nice nice örnekler veririz aslında ama ben şunu anlatmak istiyorum.

İnsanın yaratılışına baktığımızda dinlemenin neden gerekli olduğunu bizlere bedenlerimiz anlatacaktır.

 

İnsanın neden iki kulağı var iken tek bir ağzı vardır. Yaratılışımız bile bize iki dinle bir söyle demektedir.

Çünkü insan dinlemeden anlayamaz anlamadan konuşan insan ham insandır bilmeden söz edeni hiçbir meclis kabul etmez içinde barındırmaz.  Ancak az ve öz konuşan konuşmadan evvel kendini konuşacağı konu ile alakalı hazırlayan dinleyen ve öğrenen kişi girdiği her ortamda sevilir ve sayılır.

Boşuna dememiş atalarımız boş teneke çok ses çıkarır diye. İşte insan da içi boş oldu mu çok konuşur ama içi boş olduğundan yalnız bir söz kalabalığı ve gereksizlik olarak görünür gözlere.

 

Çok dinlemek anlamaya yeter mi peki, hayır elbette.

Çok dinlemek değil anlayarak dinlemek gerek. Duyduğunu görmek ve kesin bilgiye ulaşana kadar da sormak gerek.  Kulaktan dolma bilgi ile de yola çıkmaz kişiyi hüsrana uğratacaktır.

Toplum içerisinde sevilmek sayılmak ve bir şeyleri tam manasıyla anlamak isteyen kişinin Mevlana’nın sözünde dediği gibi dinlemekten işe başlaması gerekmektedir.

Anadolu, uygarlık, ana dil, toprak, medeniyet kavramlarının yer aldığı şiir

Anadolu, uygarlık, ana dil, toprak, medeniyet vs. kavramlarının da yer aldığı bir şiir yazınız.

 

Toprağın içinde bir ses der ki kısık;

Unuttun mu beni ey çocuk

Toprağın bağrında bir ses der ki kırık;

Acıttın beni ey kötü çocuk…

 

Uygarlığın kafesinde kırılmış Anadolu,

Bağrında büyüttüğü çocukları uykusuz,

Uygarlığın kafesinde sesini kaybetmiş Anadolu,

Betonları insanların acıtmış koynunu

 

Ana dilinden anlamadın mı sen?

Ağladı analar dinlemedin mi sen?

Ne vakit vaz geçtin kaymak tutan sütten?

Ne vakit vazgeçtin kına kokan elden?

 

Toprağında fakir kalmış buğday,

Çiçek açmaya tövbe etmiş menevişe,

Bir kuzguncuk boğmuş yavrusunu usul,

Yuvasına bir adam bina dikince…

 

Sesini kıstığın toprak,  çocuk sana yatak olacak,

Medeniyet dediğin yığın başına elbet yıkılacak

Dönmek zor sanıyorsun amma değil

Topla kendini al eline bir testi su

Affeder anan seni, sen toprağa eğil

Sevdiğiniz bir müzik aletini hem yapıp hem sattığınızı düşünün.

Sevdiğiniz bir müzik aletini hem yapıp hem sattığınızı düşünün. Çevrenizdekileri bunlardan almaya ikna edecek bir konuşma yapınız.

Ey efendiler, ey çocuklar, ey hatun kişiler!

Benim şurada şu köşeyi döndüğünüzde göreceğiniz küçücük bir atölyem var.

Ben işte orada bir büyü yapmaktayım. Bu büyü öyle sizin bildiğiniz büyüler gibi değil. Ancak ezginin sayesinde içine girebileceğiniz bir büyü. İşte orada o küçük atölyede dünyanın en güzel sesini duyabileceğiniz ve çıkarabileceğiniz çalgılar üretmekteyim.

Her bir detayını tek tek ellerimle yaptığım bu çalgılardan kim alırsa o işte dünyanın en iyi müzisyeni olacak. Nerden bileceğiz demeyin işte bakın şurada bir çocuk, benden aldığı kavalını üflemektedir. Duyuyor musunuz,  görüyor musunuz neşesini, etrafındaki çocukları?

 

Şimdi işte daha iyisini de yaptım ve benim çalgılarımla dünyaya katılacak en iyi müzisyeni aramaktayım.

Yoksa o en iyi müzisyen buralarda mı?

Sizler benden bir çalgı aldığınızda yalnızca o çalgıyı değil dünyanın en güzel seslerini almış olacaksınız. İşte bu yüzden gelin, benimle gelin.

Şurada köşede duran atölyemde sizlere müziğin sihrini göstereyim. Eğer dilerseniz sizlere şarkı söylemeyi ve ezgilerin dilini de öğretirim.

 

Bağlamalar, kavallar, neyler, davullar, zurnalar.

Siz hangi tondan anlatmak isterseniz kendinizi işte o çalgı ile seslerininiz verin dünyaya.

Uzun kış gecelerinde bir ney sesinin hafifliğinde uykuya dalan çocuklarınızı izlemek istemez misiniz?

Haydi, şurada köşenin tam bittiği yerde küçük atölyeme davet ediyorum sizi.