Çocuklardaki kemik kırıkları yetişkinlerdekine göre neden daha çabuk iyileşir?

Çocuklardaki kemik kırıkları yetişkinlerdekine göre neden daha çabuk iyileşir?

Vücutta fiziksel aktivitenin artış gösterdiği hatta en yükse olduğu dönemlerden biri de çocukluk evresidir. Bu evrede metabolizma hızı oldukça yüksektir. Bu durumda sağlıklı bir birey yetiştirmek için çocukluk dönemine özen gösterilmesi gerekir. Çocukluk döneminde hastalıkların kısa sürede iyileşmesi ve tedaviye verilen yanıtın hızlı olmasının sebebi de sürekli olarak yeni hücrelerin yeni yapıların oluşum göstermesidir. Gelişme evresi bu süreçte oldukça kıymetlidir. Gelişme sürecinde yaşanan bir travma ya da hastalık ilerleyen yaşlara göre daha güç bir şekilde atlatılmaktadır.

 

Kemik gelişimi konusunda da aynı durum geçerlidir. Kemikler, yapı itibari ile sağlamdır. Ancak çocukluk döneminde yaramazlık vs gibi durumlarda kırıklar mutlaka olacaktır. Bu durum direk olarak fiziksel aktivite ile bağlantılıdır. Hareketli çocuklar özellikle sürekli olarak kırık ya da çıkık gibi problemler yaşamaktadır. Ancak çocukların gelişme evrelerinde metabolizma genç olduğundan dolayı iyileşme ve yenilenme süresi de bununla bağlantılı olarak hızı gerçekleşir. Keza yaşlı insanlara bakıldığında kemik ve hücre yapısının gelişmesine olanak olmadığından dolayı, kemiklerde ve kaslarda mevcut olan zedelenmeler çok geç iyileşmektedir. Hatta bazı durumlarda iyileşme gözlenmeyebilir ve kemik yanlış bölgeye kaynayabilir. Bu yüzden çocukların tedavi süreçleri her zaman gençler ve yaşlılardan kısa sürmektedir. Bu sadece kemik değil basit bir grip hastalığında da bu şekilde devam eder.

Dolaşım sisteminin sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz? 

Dolaşım sisteminin sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz?  Açıklayınız.

Dolaşım sistemi vücutta en başta dikkat edilmesi gereken sistemlerdendir. Dolaşımın sağlanması durumunda kişi yaşıyor ya da canlı kabul edilir. Bu sistem kalp ve damarlardan meydana gelir. Kalpten pompalanan kan, tüm dokular için bir oksijen taşıyıcısı olarak görev yapar. Kanın içerisinde bulunan içerikler, dokularda değiş tokuşa uğrar ve kişinin baştan ayağa tüm dokuları oksijenden zengin şekilde kan ile beslenir. Kanın akışının hızının değişmesi ya da damar sisteminin hasarı dolaşımı olumsuz şekilde etkilemektedir. Keza kalpte yer alan bir anormallikte dolaşım sisteminin çalışmasını direk olarak etkileyecektir. Dolaşım sisteminin korunması ve bu sistemin işleyişinin bozulmaması için:

 

– Beslenme düzenine dikkat edilerek trans yağlardan uzaklaşmak gerekmektedir.
– Günde en az yarım saat düzenli spor yapılması gerekmektedir.
– Solunum sisteminin herhangi bir probleminin yaşanması durumunda, dolaşım sisteminin de etkileneceği unutulmamalıdır.
– Giyilen kıyafetlerin darlığı, çorapların bileği sıkması gibi durumlar damar sistemine etki ederek dolaşımı olumsuz anlamda etkilemektedir.
– Sürekli olarak ayakta kalmak ya da sürekli ayağın aşağıda kalması (sarkık vaziyette) aynı şekilde damar yapısının deforme olmasına neden olmaktadır.

 

Bu etmenlerin hayatımızdan çıkarılması, sağlığın korunması ve bu sağlığın iyileşmesini sağlamaktadır. Sağlıklı bir dolaşım sistemi, sağlıklı bir insan anlamına gelmektedir. Bu yüzden yukarıda belirtilen tüm adımların uygulanması dolaşım sistemini olumlu etkileyecektir.

Fil hastalığı nasıl bir hastalıktır? Hastalığın nedenlerini ve tedavi sürecini araştırınız.

Fil hastalığı nasıl bir hastalıktır? Hastalığın nedenlerini ve tedavi sürecini araştırınız.

Dolaşım sistemi, vücut için hayati önem taşımaktadır. Bu sistemin sadece kan ve damarlardan değil aynı zamanda lenf dolaşımından da meydana geldiği bilinmektedir. Lenf dolaşımı da vücutta tıpkı kan dolaşımı gibi gerçekleşir ve kan ile taşınmayan birçok materyalin lenf sistemi ile taşındığı bilinmektedir. Dolaşımın bozulması olarak bilinen bu durum, lenf kanallarının tıkanması gibi durumlar neticesinde lenfödem gelişir. Bu ödem durumu el ve ayak bileği, bacak gibi çeşitli bölgelerde kontrolsüz şişmeler şeklinde gözlenir. Sistemin bu şekilde büyük şişlikler oluşturması, fil hastalığı adı verilen hastalığın oluşmasına neden olmaktadır. Fil hastalığında vücutta meydana gelen değişim sadece şişlikten ibaret değildir. Deri renginden de bir takım değişiklikler gözlenir ve cilt rengi giderek koyulaşır.

 

Fil hastalığına sebep olan durum, sinek larvalarının lenf sisteminde yerleşim göstermesinden kaynaklıdır. Bu durumda yapılması gereken şey, içilen sulara kullanılan besinlere dikkat edilmesidir. Kişisel hijyenin de yeterli derecede gerçekleşmesi halinde, durum iyiden iyiye gelişim gösterecektir. Bunun yanı sıra bu bölgelerin düzenli ve ritmik hareketleri de oldukça önemlidir. Bundan dolayı fizyoterapi de fil hastalığında bir tedavi yöntemidir. Tedavi sonrasında antibiyotik verilerek parazitlerin uzaklaştırılması sağlanır. Parazit tedavisinin ardından kişiye uygun olan tedavi prosedürü devam eder. Düzenli kontroller de bu süreçte oldukça büyük önem taşır.

Kas sisteminin görevlerini açıklayınız.

Kas sisteminin görevlerini açıklayınız.

Vücutta yer alan birçok sistem, kişilerin hayatlarını kolaylaştırmak amacı ile uygun kullanılmaktadır. Kaslar, kemikler ve bunların birbiri ile çalışması halinde vücutta birçok sistemin hareketi gerçekleşmektedir. Kaslar: düz, çizgili ve kalp kası olmak üzere 3 sınıfa ayrılır. Düz kaslar genellikle iç organlar bulunur ve bu organların istemsiz çalışması ile organların hareketi gerçekleşmektedir. Mide ve bağırsak gibi birçok organın bu ritmik hareketleri düz kasların sorumluluğunda olmaktadır. Sindirim solunum gibi birçok sistemde de yer almaktadır.

Çizgili kaslar ise iskelet kasları olarak bilinmekte ve bu kaslar kemikler ile koordineli çalışarak hareket etmeyi sağlamaktadır. Kasların ve kemiklerin birbiriyle çalışması mümkün olması bu kas kitlesine istemli hareket yaptırmayı sağlamaktadır. Çizgili kasların kontrolü bizim elimizdedir. Bu yüzden de normalden fazla yorulurlar. Düzenli bir hareketi yoktur. Yorulduğunda dinlendirmemiz gerekmektedir. Az ya da çok hareket etmektedir. Ancak düz kaslarda bu durum standart şekilde gerçekleşir. Bu yüzden de düz kaslar dinlenmez.

 

Kalp kası ise çizgili kas gibi görünür ancak düz kas özelliği taşır. Kalp üzerine özgü bir yapıdır ve ömür boyunca yorulmak bilmeden çalışır. Kalbin kasının yorulması ölüm anlamına gelir. Görüldüğü gibi birçok sistem ve organın işlevinin yerine getirilmesini sağlamakta olan kas sistemleri, vücutta organize bir şekilde çalışmaktadır.

Kemik gelişimini etkileyen faktörler nelerdir?

Kemik gelişimini etkileyen faktörler nelerdir?

Kemikler, vücudumuzda embriyonel dönemden itibaren oluşum göstermektedir. İskeletin kararlı bir yapıda olmasını sağlamakta ve yaş ilerledikçe hassaslaşmaktır. İskeletin yapısı yaşın ilerlemesi ve vücudun deforme olmasına neden olmaktadır. Bu durum her insanda olan bir süreçtir. Bu süreçte beslenmeye dikkat edilmesi ve kemik yapısının düzgün bir şekilde korunması da oldukça önemlidir. Kas ve kemikler vücudun orijinal duruşunu ortaya koyar. Bu durumda kemiklerin rolü önemlidir. Kemik gelişimi çocukluk döneminde olmaktadır. Bu dönemde kemiklerin uç kısımları sürekli olarak gelişerek büyür ve sağlamlığını orta kısımdan alır. Çocukluk döneminde tüketilen kalsiyum, magnezyum ve demir gibi iyonlar kemik yapısının korunmasına destek olmaktadır.

 

Beslenme ile direk olarak ilişkili olan kemik gelişiminde anne sütünün yeterli alınması da oldukça büyük önem taşır. Daha sonrasındaki süreçlerde de beslenme alışkanlıklarının düzenli bir şekilde devam etmesi halinde, kemik gelişimi olumlu bir şekilde ilerler. Kemiklerin ve kasların güçlenmesi için spor aktiviteleri yapılmaktadır. Bu gibi fiziksel aktiviteler vücudun direncini arttırmaktadır. Kadınlarda kemik gelişimi oldukça önemlidir. Çünkü yaşın ilerlemesi ile kadınlarda sıklıkla karşılaşılan kemik erimesi gözlenir. Bu durumun önünün alınması durumunda herhangi bir problem olmaz. Ancak kemiklerin yapısını bozulması durumunda kemikte meydana gelen aşınmalar ve cam gibi kırılmalar da kadınların ilerleyen yaşlarda yaşadığı en büyük problemlerdendir. Bu yüzden yaşam boyunca sağlıklı bir şekilde beslenmek önemlidir.

Lifli besinler hangileridir? Bu besinlerin sindirim sistemi için yararları nelerdir?

Lifli besinler hangileridir? Bu besinlerin sindirim sistemi için yararları nelerdir?

Besin ögeleri sebze, meyve ve et ürünleri olmak üzere birçok farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu besin ögelerinin bizler için en önemli özelliği ise besleyici olması ve vücudumuzda farklı amaçlar için depolanmasıdır. Gerektiği durumlarda harcanması ve bu durumun beslenme ile yerine yenilerinin de eklenmesini izleyen bir dizi beslenme programı haline dönmektedir. Sağlıklı insanlarda her türlü besin ögesine yer verildiği gözlenmiştir. Çünkü her besinin farklı bir sistem üzerinde etkinliği mevcuttur. Özellikle de sindirim sistemi üzerine etkinlik gösteren beslenme, lifli beslenmedir. Lifli gıdalar sindirim sisteminin hızının ayarlanmasını destekler ve bu sistemin işleyişinin kontrol altında tutulmasını sağlar.

 

Sindirim sisteminde özellikle bağırsaklar önemli bir görev üstlenmektedir. Sağlıklı bir şekilde sindirim yapılması, sindirimin hem düzenli hem de kişiye rahatsızlık vermeden ilerlemesini sağlar. Sağlıklı ve lifli beslenme de bağırsakları destekleyerek sindirimi kolaylaştırır. Beslenmenin en önemli ögelerini oluşturur ve uzun süreli tokluk hissinin de oluşmasına olanak sağlar. Muz meyvesi lif bakımından oldukça zengindir. Lifli beslenme önerildiğinde tercih edilen meyve muzdur. Bunun yanı sıra yulaf gibi buğday ürünlerinde de sıklıkla lifli yapı bulunur. Bu yüzden aralıklı olarak beslenme düzenine lifin eklenmesi gerekmektedir.

Midenin bir bölümü hatta tamamı alındığında bile insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri mümkündür.

Midenin bir bölümü hatta tamamı alındığında bile insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri mümkündür. Böyle bir durumdaki insan nasıl beslenir? Nelere dikkat etmelidir?

Mide elastik bir yapıya sahip olan sindirim sistemi organlarından biridir. Bu yapının işlevi sayesinde besinlerin kimyasal sindirimi gerçekleşerek bağırsaklara iletim sağlanır. Bağırsak işlevini yerine getirmek adına yapılan bu durumun da birçok olumlu yönleri bulunmaktadır. Esnemesi sindirimin daha raht gerçekleşmesini sağlamaktadır. Sağlıklı bir mide günlük olarak belirli oranda sindirim enzimi sentezler ve bu enzimleri asidik bir ortamda besinleri parçalamak için kullanır. Olumsuz yanı ise besinlerin ne kadar çok mideye girmesi, midenin o denli büyümesine neden olur. Bu durumun farkında olarak beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü mide kademeli olarak büyür ve bir süre sonra kişinin doy sinyali olmaz. Bu durumda obezite adı verilen yeme kontrolü problemi ortaya çıkar ve kişi sürekli olarak kilo alır.

 

Bu durumlarda her ne kadar tedavi edilse de midenin bir bölümünün çıkarılıp alınması, mideyi küçültecek ve kişinin daha az yemek yemesi sağlanacaktır. Bu süreçte mide, kendi boyutundan oldukça küçültülebilmektedir. Bu durumda az ve sıvı gıdalarla beslenmek oldukça önemlidir. Birden besin yüklemesi yapılması dayanılmaz ağrıların olmasına neden olur ve kişiler besinlerinin ihtiyacı dahilinde beslene alışkanlığı edinir. Beslenme oldukça önemli bir durumdur. Mide ameliyatı olan kişiler genel olarak ilk zamanlarında bu duruma fazlasıyla dikkat etmeleri gerekmektedir.

Ölüm katılığı nedir? Neden böyle bir durum oluşur?

Ölüm katılığı nedir? Neden böyle bir durum oluşur?

Organizma, canlı olduğu durumlarda belli başlı özelliklere sahiptir. Canlılık devam ettiği sürece de bu durumlar değişkenlik gösterse de belli bir miktarı korunmaktadır. Ancak ölüm, fizyolojik olarak organizmanın son durumudur. Bu durumun gerçekleşmesi ile tüm sistemler giderek yavaşlar ve durur. Ölüm sonrasında birtakım fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bunlardan en önemlisi kalp ve beynin işlevinin geri dönüşümsüz olarak durmasıdır. Bu durum belli bir süre damarlarda dolanan kanın ve kas aktivitesinin sonlanması ile tam olarak tamamlanır. Ölümden sonra vücutta oksijen olmadığından dolayı dokularda morarmalar görülmeye başlanır. Bu morluklar giderek tüm vücudu kaplar ve organizma tamamen durur. Katılaşma adı verilen bu durum da ölümün sonrasında gerçekleşmektedir.

 

Ölüm katılığı, kasların oksijenli solunumundan sonra meydana gelen bir durumdur. Oksijensiz kalan kaslarda aktin ve miyozin kasılmaz. Bu durumda oksijensizlikten meydana gelmektedir. Oksijensiz kalan kas dokusu aktin ve miyozinin işlevsizliğinden kaynaklı olarak gelişir. Hareketsiz kalan bu kaslar birbiriyle birleşerek sert bir yapı haline gelir. Ölümün ilerleyen süreçlerinde de bu sertlik giderek artar. Ölüm durumunun tayini saat olarak bilinmediğinde bu sertliğin derecesine göre yapılmaktadır. Bu süreç belirlendikten sonra da kişinin tekrar eski yumuşak doku haline gelmesi mümkün değildir. Ölüm katılığı olarak bilinen bu durum, tüm insanlar hatta tüm canlılar için belirli bir süre sonra yaşanmaktadır.

Safra taşı oluşumuna neden olan faktörleri araştırınız.

Safra taşı oluşumuna neden olan faktörleri araştırınız. Edindiğiniz bilgileri sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Vücudumuzda yer alan her organın birbirinden farklı görev ve işlevi vardır. Bu görev sistemi de bizlerin sağlıklı bir şekilde yaşamına devam etmesini sağlar. Görevleri bakımından birbirinden farklılık gösteren bu organlar, branşlaşarak vücudun organizma bütünlüğünü korumaktadır. Organizma işlevi de bu şekilde düzenli bir değişim gösterir. Sağlıklı bir insanda çalışan organlara bakıldığında bu sistemlerin yetersizlik durumları da söz konusu olmaktadır. Yağların vücutta depolandığı ve safra asitlerinin oluşturulduğu bu organ safra kesesidir. Burada yağlar okside olurken kullanım için depolanabilir ya da değişik amaçlar ile safra asitleriyle dönüşümleri sağlanabilmektedir. Ancak bazı durumlar bu dönüşüm olmaz ve sağlıklı gibi görünen bu durum, kişilerin hastalık boyutlarının da artmasına neden olur.

 

Enzim ya da parçalayıcı etkinliğin yetersizliği, aşırı yağlı beslenme, yeşillikleri tam olarak temizlemeden tüketme gibi birçok neden, safra da taş oluşumuna neden olmaktadır. Bu safra taşları çok sayıda olabileceği gibi tek ve büyük olabilmektedir. Bu durum direk olarak safranın yapısıyla bağlantı göstermektedir. Safraya alınan içeriğin aktarılması ya da bu içeriğin işleminin devam etmesi durumunda herhangi bir problemle karşılaşılması mümkün değildir. Ancak safra da ağrı ve hassasiyet gibi durumların söz konusu olması bize doğrudan safra taşının olduğunu göstermektedir. Safra taşı çeşitli işlemlerden geçirilerek kırılabilmektedir. Bu cerrahi işlemlere sıra gelmeden yapılır ve kişinin ameliyat olmasına gerek kalmadan ağrıdan uzaklaşır.

Soluk alıp verirken nelere dikkat etmeliyiz? Doğru soluk alıp verme teknikleri nelerdir?

Soluk alıp verirken nelere dikkat etmeliyiz? Doğru soluk alıp verme teknikleri nelerdir?

Solunum, tüm canlıların ortak özelliklerindedir. Solunum ritmik olarak gerçekleştiği gibi, uyku halinde yavaşlar, fiziksel aktivite ile hızlanır. Bu şekilde aslında günlük hayatımıza ayak uydurmaktadır. Sadece solunum değil kalp atışlarımız da aynı şekilde devam etmektedir. Bu sürecin gelişmesi de bizler için büyük önem taşır. Sağlıklı bir insan dakikada 16-20 defa soluk alıp verir. Bu ritmik düzenin değişimi fiziki aktivite ile doğru orantılıdır. Solunumun doğru olan şekli, burundan alınan havanın ciğerleri şişirmesi ve ağızdan yavaş bir şekilde geri verilmesidir. Bu doğru nefes alıp vermektir. Solunumun bu düzeninin önemli olmadığını düşünsek de spor yaparken bunun bize sıkıntı yarattığını fark etmemiz mümkündür.

 

Sağlıklı bir şekilde metabolizmanın çalışması için solunum önemlidir. Yağların yakılması, sistemlerin uyarılması gibi birçok etkinliği mevcuttur. Solunum canlıların hayatından en önemli yere sahip olan fizyolojik durumdur. Beynin çalışması ile bir bağlantısı bulunur ki bu durum oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra sıklıkla duyulan ve hayata geçiremediğimiz bir nefes alma tekniği de diyafram solunumudur. Diyafram akciğerin alt kısmında bulunan bir zardır. Bu zarın şişmesini sağlayarak gerçekleştirilen solunum oldukça önemlidir. Toplum içerisinde bir sunum yaptığınız esnada bunun önemini anlamanız mümkündür. Sürekli konuşarak yorulan ses telleri belli bir süre sonra istemsizce nefes alıp vermeye başlayacaktır ve konuşmanız esnasında sürekli olarak bölünmeye neden olmanız görülecektir. Sağlıklı bir nefes alıp verme tekniği olarak bilinir ve alışkanlık hale getirilmesi oldukça önemlidir.