Arnold Toynbee’nin uygarlıkların yıkılmasına inanmamasının nedenleri neler olabilir?

“Geçmişteki uygarlıklardan bazıları neden yıkıldılar? Ben, uygarlıkların kaderlerinin yıkılmak olduğuna inanmıyorum.” Arnold Toynbee // Arnold Toynbee’nin uygarlıkların yıkılmasına inanmamasının nedenleri neler olabilir?

Uygarlıklar tarih boyunca hep yıkılmış yerini yenilerine bırakmışlardır. Uygarlıkların yıkılış süreçleri iyi değerlendirildiğinde amacından sapma, devlet idaresinin bozulması, ekonomik sebepler, yeni devletlerin güçlenmesi gibi birçok sebep görülür. Bu sebeplerin hiç birisi olmadan hiçbir uygarlığın yıkılmadığını görürüz. Arnold Toynbee de uygarlıkların yıkılmasını kader olarak yorumlamayıp, niteliklerini yitirdiğini düşünerek bu sözü söylemiştir. Uygarlıklar niteliğini yitirdiği andan itibaren yıkılış sürecini durduramazlar. Yıkılış süreci bir anda başlayıp bitmez. Ekonomik yetersizlikleri gidermek, askeri gücünü diri tutmak, devletler arası ilişkileri geliştirmek uygarlıkların ayakta kalmasını sağlayacak. Nitekim 600 sene süren Osmanlı bile niteliğini yitirdiği için yıkılmıştır. 600 sene boyunca yaşayıp gücünü diri tutan ve çalışkan olan bir devletin bir anda yıkılması kaderi olamaz. Yetersiz kalması olabilir. Bu söz ile bu durum anlatılmak istenmektedir. Kaderiydi ve yıkıldı diye olayı basite indirgemek değil yıkılış sebeplerini iyi incelemek gerektiği mesajı verilmektedir. Bu sebeplerden ders çıkartılarak tekrarlamamak ve ayakta kalmak gerektiği alttan alta vurgulanmak istenmiştir.

Tarih öncesi döneme ait Çatalhöyük’te yapılan arkeolojik kazıların amaçları nelerdir?

Arkeolojik kazıların amacı döneme ait o bölgede kullanılan eşyaları tanımak ve bu eşyalar üzerinden dönem değerlendirmeleri ve analizleri yapmaktır. Çatalhöyük neolitik döneme ait izler taşımaktadır. Çatalhöyük’de yaşanan dönemde yazı icat edilmemişti. Yazıdan önce kullanılan sembolleri incelemek ve bu sembolleri tanımak kazının amaçlarındandır. Yine Çatalhöyük seçilerek yapılacak olan tarih öncesi kazı çalışmaları ile; taşlar, kemikler, kil yapıtları, kerpiç evler, mağaralar ve taş yapıtlar elde edilir. Böylelikle yazıdan önce kullanılan mimari ve yazı şekilleri elde edilmiş olunur. Arkeolojik kazı yaparak bulgu elde etmeye çalışan ve yazı öncesi dönemi hedefleyen kişilerin Çatalhöyük’ü çalışma alanı olarak seçmeleri doğru bir tercihtir. 18 katmanlı neolitik döneme ait bulguları elde ederek tarih öncesi çağlara ait izler bulmak ve dönemi aydınlatmak kazının temel amacıdır.

İlk Çağın tüccar toplulukları hangileridir?

İlk Çağlarda tüccar kimliği ile tanınan ve geniş pazarlar bulanlar Asurlulardır. Asurlu tüccarlar Anadolu’da ve Mezopotamya bölgesinde ticaretin hakimiyeini sağlamışlardır. Soğdlar, Semerkant merkezli olarak kurulmuş ve ticaret topluluğu olmuşlardır. Bu topluluk Kök Türk Devleti himayesine girdi. Devletin güçlü olmasından faydalanarak ticaretlerini geliştirdiler.

 

Kök Türk koruması altında geniş ticaret alanlarına yayıldılar ve tüccarlık yaptılar. İlk Çağ’da ticaretle ilgilenen başlıca diğer toplumlar ise; Fenikeliler, Lidyalılar, İyonyalılar, Miken medeniyeti, Persler olarak bilinirler. Lidyalılar parayı bulan toplum olarak tüccarlık yapmayı meslek edinen en profesyonel toplumdur. İyonyalılar ise deniz faaliyetleri ile tanınmış ve deniz ticaretleri yapmışlardır. Persler yani İranlılar ise Orta Doğu ticaretinde etkili olmayı başarmışlardır. Halı ve kilim dokuma ticareti yapmışlardır.

Mısırlıların dini inançlarının tıp ve mimariye olan etkileri nelerdir?

Mısır’da devlet başkanlarının Tanrı olduğuna inanılırdı. Tanrı temsilcisi veya Tanrı tarafından seçilme durumu ile çok farklıdır. Bizzat Tanrı’nın kendisi ve devamındaki kralların da Tanrı’nın oğlu olarak Tanrı’lık görevini sürdürdüğü inancı yaygındı. Tanrı Kral anlayışının geliştiği Mısır’da dini inançlar mimariye doğrudan etki etmiştir. Tıp alanına ise dolaylı yönlerden etki etmiştir. Mısırlılar yaptıkları gizemli inşaatlar ile bilinirler. Tapınaklar, Piramitler başlıca gizemli yapılardır. Bu gizemli yapıların oluşması Tanrı’ların yaşam merkezine sahip olması ile amaçlanmıştır. Tanrıların yaşam alanları gizemli şekilde oluşturulmuş ve ulaşılmasının önüne engeller ve zorluklar getirilmiştir. Bu engellenen mimari yapıların sırları günümüzde bile çözülememiştir. Tıp alanına olan etkisi ise Tanrılar tarafından şifa bulamayan kişilere tıp alanında çözüm bulunmaması için getirilen ilaç yasaklamalarıdır. Dini inançlar sebep gösterilerek bazı kimyasal ilaçların yapılması yasaklanmıştır.

Hammurabi Kanunlarının genel özellikleri nelerdir?

Hammurabi Kanunları her mesleğe, her kesime yönelik maddeler içerir. Doktorların görevini yapmaması ve adamın yarasını iyileştirmemesi ya da yanlış tedavi etmesi durumunda doktorun bileklerinin kesileceği bildirilmiştir. Mimarlar yaptıkları evin sağlamlığını sağlayamazsa, ev çöker ve ev sahibi zarar görürse mimar da öldürülür. Haksız yere bir adamın cinayet işlediği iddia edilir ve kanıtlanmazsa o iftirayı atan her kim olursa olsun öldürülür. Doktorlar hastanın kırık kemiklerini zor da olsa tedavi ederlerse 5 gümüş alırlar. Miras ile ilgili açıklamalar ve kanun tasarıları da geliştirilmiştir. Mirasta eşitlik sağlanmıştır.

 

Hammurabi Kanunları genel olarak tüm maddeleri ile incelendiğinde genel özellikleri olarak; meslekleri ve yaşam şekillerini belirlemek, mesleki zorunluluklar, iftira ve yalanın ölüm cezasıyla sonuçlanması, miras dağıtımı gibi tüm alanlarda düzenleme yaptığı öngörülür. Evlilik ilişkilerinin nasıl başlayacağı ve biteceğine dair maddeler de oluşturulmuştur. Sosyal yaşamı düzenleyen, mesleklerin görev yükümlülüklerini oluşturan, insan ilişkilerinin sınırlarını çizen kanunlar olduğu söylenebilir.

Yazıdan önceki dönemde insanın hayat tarzını etkileyen unsurlar nelerdir?

Yazı öncesi dönemleri kendi içinde kategorilere ayırarak değerlendirebiliriz. Bu kategorilerin oluşmasında en büyük etken kullandıkları ve işledikleri eşyalardır. Taş Devri, Maden Devri ve Cilalı Taş Devri olarak üç kategori ile karşılaşırız. İnsanların hayat tarzı da bu dönemlere göre şekillenmiştir. Yani denilebilir ki kullanılması ve işlenmesi öğrenilen taşlar ve madenler doğrultusunda hayat tarzları oluşmuştur. Taşlarla oluşturulan eşyalar ile yaşayan insanlar bu eşyalar ve malzemeler doğrultusunda hayatını şekillendirmek zorunda kalmıştır. Madenlerin işlenmesi ile başlayan dönemde ise farklı eşyalar ve yaşam şekilleri gelişmiştir.

 

Yukarıda söylediklerimizi biraz daha açalım…

 

  • Yazıdan önce insan hayat tarzını etkileyen en öneli unsurlardan birisi resimdir. İnsanlar yaşadıkları alandaki dağlara, mağara duvarlarına, taşlara şekiller, resimler çizerlermiş. Yazı icad edilmeden önce iletişim için kullanılan araçlardan birisidir resim. Nesilden nesile, kuşaktan kuşağa bilgi aktarılırken resimler çizilir, çizilen resimler vasıtası ile bir şeyler anlatılırdı.

 

  • Diğer bir etkili araç ise araç ve gereçler. İnsanoğlu araç ve gereçleri gerek süs eşyası olarak gerek avlanmak için kullanmada gerekse de hayatını kolaylaştırmada kullanmıştır. Yemek yaparken, yiyecek toplarken veya diğer tüm ihtiyaçlarını karşılamak ve gidermek için bir çok çeşit eşya ve araç yapmıştır. Tarihi yerlerde yapılan kazılarda bir çok araç ve gereç bulunmuştur. Müzelerde sergilenmektedir.

Konar göçerlerin askeri alanda üstün olmalarını sağlayan özellikler nelerdir?

Konar göçer yaşayan toplumlar ağır coğrafi şartlarda yaşamak ve sürekli farklı iklimlerle karşılaşmak durumunda kalmışlardır. Farklı hayat şekillerine ayak uydurma ve göçtüğü coğrafi bölgelerde varlığını sürdürebilme açısından sert insan profilleri oluşmuştur. Bu sert insanlar savaşçı olmak zorundadırlar. Doğa ile vahşi hayvanlarla ve çeşitli iklimsel koşullarla olduğu gibi bölgede yaşayan eşkıyalar ve diğer devlet askerleri ile de sürekli mücadele etmişlerdir. Askeri alanda üstün olmaları bu sebeplerdendir. Askeri özellikleri fazlasıyla gelişmiş ve askerlik sistemlerinde uzmanlaşmışlardır.

 

Konar göçer toplumlar göç edeceği bölgeyi seçtiği andan itibaren tehlike başlar. Yol boyunca yol kesiciler ve yağmalama yapmak isteyenlerle karşılaşırlar. Bunlarla mücadelede başarılı olsalar dahi vardıkları yerlerde de rahat bırakılmazlar. Bu denli zorlu hayat şartları karşısında savaşçı özelliklerinin gelişmesi de normal olarak karşılanır. Ayrıca konar göçer toplumlarda askerlik bir kültürdür. Göçebe yaşayan bir çok toplumda her erkek çocuk asker olarak kabul edilmektedir. Türk toplumu yüzyıllarca konar göçer yaşamış ve bu duruma en iyi örnek gösterilebilecek toplumdur.

Urkagina ve Hammurabi Kanunları’nın meşruiyet kaynakları nelerdir?

Urkagina bir Sümer kralıdır. Sümer kralı adaletli yönleri ile tanınmıştır. Devlet işlerinin yazılı kanunlara dayandırılması ve kendisinden sonraki hükümdar ve yöneticilerin de bu kanunlara bağlı kalmasını istemiştir. Yazılı kanunlar oluşturmuştur. Açık bir şekilde suç maddelerini yazıp ceza karşılıklarına da yer vermiştir. Bu kanunlar zamanla Urkagina adını almış ve günümüze kadar bu şekliyle ulaşmıştır.

 

Urkagina Kanunları dönemin kralı tarafından bizzat oluşturulmuştur. Kralın imzası ve onayını içeren kanunlar olduğu için kanunlara uyulmak zorunda kalmıştır. Kanunlar ile kral kendi sınırlarını bile belirlemiş ve kendini de kanunlara tabii tutmuştur.

 

Hammurabi Kanunları ise Babiller tarafından oluşturulmuştur. Babil kralı Hammurabi bu kanunları bizzat kendisi oluşturmuştur. Bu kanunlar ile de çeşitli sınırlar ve haklar kral için getirildi. Her iki kanunu da incelediğimizde meşruiyet kaynağının bizzat devlet yani krallar olduğu görülecektir. Meşruiyet olarak devletin yani en yetkili kaynak olarak kralın gösterilmesi kanunların daha çabuk uygulanması ve kabullenmesini sağladı.

Türk töresinde hırsızlık, cinayet ve ordudan kaçma suçlarının cezası nedir?

Türk Töresi gereğince ordudan kaçmak vatana ihanet gibi görülür. Bu suçun ise kesin bir cezası vardır. Vatana ihanet eden öldürülür. Türk Töresi şahsa olan suçları affetse bile vatana karşı olan suçları affetmemiştir. Vatana ihanet eden herkes idam edilmiştir. İdamın şekli kafa vurdurma şeklinde gerçekleşmektedir. Hırsızlık ve cinayet ise ayrı ayrı değerlendirildiğinde ikisi için de yine ölüm cezası uygulanırdı. Hırsızlık asla toplum tarafından kabullenmemiş ve çok örneğine rastlanmamış bir suçtu. Hırsız kişiler hemen öldürülür ve mallarına el konulurdu. Çok fazla hırsızlık vakası ile karşılaşılmamış ve bu durumlarda da kesin sonuç uygulanmıştır. Cinayet ise bir başkasının yaşama hakkını elinde töreye bağlı kalmadan almak olarak değerlendirilir ve cinayet işleyen kişinin töreyi çiğnediği hükmü verilirdi. Töreyi çiğneyen kişilerin de kesin cezası ölümdür. Bu üç ceza da Türk töreleri gereği affedilemez ve töreye ihanet olarak algılanırdı. Ceza olarak en ağır ceza modeli uygulanmış ve suça bulaşan kişiler öldürülmüştür. Topluma ders verme olarak da algılanmış ve bu olguların asla yaşanmaması için ağır yaptırımlar getirilmiştir.

Türk töresinin siyasi ve sosyal hayata etkileri nelerdir?

Türk töresi yazısız kurallar içerir. Bir yazılı metin ile Türk töresine ait maddeler elde edilemez. Kulaktan kulağa ve devlet büyüklerinin tutumları ile bu töreler oluşmuştur. Siyasi ve sosyal hayatı doğrudan etkileyen töreler tüm topluma yaşam tarzı kazandırır.

Türk Töresi Siyasi Etkileri: Her doğan erkek çocuğun asker kabul edilmesi, Bağımsızlık ruhu, Toy kurulması ve kararların toy ile ortak alınması, Hükümdarın yetkilerinin kısıtlanması, Milli bağımsızlık ruhunun oluşması, Küçük kardeşlerin de toyda söz sahibi olması, Aile büyüklerinin devlet idaresinde söz sahibi olması, Hükümdarın tek başına hareket etmeyip toya kararlarını onaylatma zorunluluğu, Türk kadınlarının da yönetimde söz sahibi olması, Hükümdar yokken kadının devleti idare etmesi

Türk Töresi Sosyal Hayat Etkileri: Savaşçı bir toplum oluşması, Merhamet ve adalet duyguları, Milli toplum ve milli kimlik bilincinin oluşması, Yardımlaşma, Dayanışma