Günümüzde kabile anlayışına sahip topluluklar hangi bölgelerde yaşamaktadır? Sonuçları sınıfta paylaşınız.

Günümüzde ilkel kabile hayatını sürdüren ve türünün son örnekleri denilebilecek kabileler çeşitli bölgelerde yaşamlarını sürdürmekteler.

Xingu Nehri kıyılarında yaşayan Kayapo Kabilesi,
Afganistan’da Pakistan dağları bölgesinde yaşayan Kalash Kabilesi,
Güney Kaliforniya Cocahella Valley yakınlarındaki Cahuilla Kabilesi,
Filipinler’de Palawan Adası yakınlarında Batak Kabilesi

ve daha birçok kabile örneği bulunmaktadır. Sayıları çok olmasa da birkaç sayfayı dolduracak kadar kalabalıktırlar. Brezilya’da yaşayan kabileler de bulunmaktadır. Bu bölgeler ile herhangi bir analiz yapılması zordur. Çünkü kabile hayatı şu bölgede devam ediyor diye bir anlayış geliştirilemez. Dünyanın çeşitli bölgelerinde karşımıza çıkmaktadırlar. Bu kabilelerden Kayapo Kabilesi ise çok farklı özelliklere sahiptir. Avrupai giyim tarzları, sarışın ve renkli gözlü olmaları ile diğer kabileler ile ayrışır. Bu kabile çok farklı insan tiplerine sahiptir. Fakat sosyal yaşamları ve dünya gelişimlerine ayak uydurmamışlardır. Şarap üretimi yapmaya devam ederler. En meşhur olan kabileler ise Dukha ve El Molo kabileleridir. Kenya’da yaşayan El Molo kabilesi büyük baş ve küçük baş hayvanlardan başka bir işle uğraşmazlar. Geçimlerini bu şekilde sürdürürler. Dukha’lar ise ren geyiği        üzerine yaşamını sürdürürler. Ren geyiklerini ehlileştirip onlara binerler. Moğolistan’ın dağlarında yaşamaktadırlar.

İnsanların birlikte yaşama gereksinimleri hangi kurumları mecburi hâle getirmiştir?

İnsanlar bir arada yaşarlar ama her zaman uyum içinde olmazlar. Sürekli olarak anlaşmazlıklar çıkması muhtemeldir. Bir insan diğerinin yaşama alanına ve haklarına müdahale edebilir. İnsanın yapısında güç olma ve baskı oluşturma görülür. Bu durumu engellemek ve insanların bir arada huzurla ve eşit olarak yaşamasını sağlamak için çeşitli kurumlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu kurumlar arasında toplumun huzurunu ve güvenliği sağlayan, adaletli incelemeler yapan, hükümler veren ve hakları tesis eden kurumlar bulunur. Bu kurumlar ise; polis, asker, güvenlik güçleri, adalet divanları, mahkemeler, sosyal yardımlaşma kurumları, belediye hizmetleri, hastaneler, okullar gibi eşitliğin adresi olan kurumlar bulunur. Bir arada yaşamak zorunda olan insanlar birbirleri ile olan ilişkilerini bu kurumların gözetiminde gerçekleştirirler. Böylece toplumun huzuru ve güvenliği tesis edilmiş olunur.

Günümüzde siyasi nedenlerle yaşanan göçlere örnekler veriniz.

Siyasi nedenler ile yaşanan göçler arasında öne çıkan faktör savaşlar ve etnik kimlikler olmuştur. Günümüz Orta Doğu bölgesinde yaşanan etnik kimlik ayrışmaları belirginleşmiştir. İnsanlar yaşadıkları köylerden ve şehirlerden etnik kimliği yüzünden göç etmek zorunda kalmışlardır. Çünkü azınlık durumuna düşmüşler ve kanunlar ile de aradıkları hakları elde edememişlerdir. Yakın tarihimizden bir örnek vermek gerekirse Türklerin işsizlik sorunu ile Almanya’ya göç etmesi olayı Almanların bize kapı açtığını duyurmasıyla başlamıştır. Her iki olay da siyasi göç altında değerlendirilebilir. Bu göçlerde ülkeler arası ve ülke içi ilişkiler belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki siyasi suçluların iade edilmediği ülkeler de bulunmaktadır. İsviçre siyasi suçluları hiçbir ülkeye teslim etmemesi ile bilinir. Siyasi kaçakların bu ülkelere mecburi göç etmesi söz konusu olur.

Konar göçerler ile yerleşik toplumların karşılıklı ilişkileri hakkında neler söylenebilir?

Konar göçer toplumlar belirli yaşayış tarzlarına sahiptirler. Bu yaşama tarzını değiştirmezler. Kendi yaşam tarzlarına uygun coğrafi bölgeler ararlar. Buldukları en uygun yere göç ederler. Kullandıkları malzemeler hep aynıdır. Küçük çapta icatlar yapılsa ve malzemeler geliştirilse de temelleri aynıdır. Yenilerine yer verilmemiştir. Bu sebeple elindeki malzeme şekline, yaşama şekline ve sahip olduğu kriterlere uygun yerler bulurlar ve oralara göç kervanı oluştururlar. Yerleşik toplumlar ise yerleştikleri bölgelere göre yaşam tarzı oluşturmak zorunda kalmışlardır. Tarım yapan yerleşik toplumlar tarım aletleri geliştirmiş ve ağaçlardan oluşan malzemeler kullanmaya başlamışlardır. Coğrafi şartlar her yaz ve her kış aynıdır. İklim şartlarına göre barınacakları yerler yapmak zorunda kalmışlardır. Yaz ve kış için ayrı ayrı kıyafetler elde etmişlerdir. Konar göçer toplumlar ile ilk yerleşik toplumların ilişkisi ise tamamen bu hayat şartlarına uygun olarak ilerlemiştir. Konar göçer toplumlar gıda ihtiyaçlarını yerleşik toplumlardan temin etmişlerdir. Yerleşik toplumlar ise gidemediği ve erişemediği bölge ürünlerini konar göçer toplumlar aracılığı ile elde etmişlerdir. Karşılıklı ihtiyaç giderme işlemleri iki tarafın da faydası gözetilerek gerçekleşmiştir.

Geçmişten günümüze insanın günlük yaşamını kolaylaştıran gelişmeler nelerdir?

İnsanın günlük yaşamında kolaylık sağlayan icatları her yeni günde yeni haberler ile duyuruluyor. Geçmişten günümüze kadar uzanan süreç değerlendirildiğinde insan yaşamını kolaylaştıran en önemli 3 icattan bahsedilebilir. Yazının icadı, ateşin icadı ve elektriğin icadı bu 3 başlık içindedir. Yazı olmasa uygarlıklar gelişemez ve asla bugünlere ulaşan bilgi birikimine sahip olunamazdı. Toplumlar doğal koşullarda ve ilkel şartlarda yaşamaya devam ederlerdi. Ateş icat edilmeseydi insanoğlu yeryüzünün hakimi olamaz ve hayvanları kontrol altına alamazdı. Ayıca malzeme üretiminde ve işlenmesinde bu denli gelişim sağlanamaz ve medeniyetler oluşturulamazdı. Elektrik ise modern dünyanın oluşmasını sağladı. Elektriksiz bir toplum yazısız ve ateşsiz bir toplum asla düşünülemez. Elektrik olmasa sanayi de gelişemez ve teknoloji denen kavram ortaya çıkmazdı. Teknolojik aletlerin elektrik ile tasarlanması her şeyi açıklamaktadır.

Yazının ve yazı araçlarının gelişimine hangi milletler katkı sağlamıştır?

Yazının icat edilmesi ile başlayan süreci Sümerler başlatmıştır. Sümerler çivi yazısını icat ederek geliştirmişlerdir. Sümerler’in yaptığı yazı ve alfabe çalışmaları hiyeroglif yazı ile devam ettirilmiştir. Babiller semboller ile karışık bir yazı sistemi geliştirerek bu sürece katkıda bulunmuşar ve Hamurabi Kanunlarını yazıya dökmüşlerdir. Fenikeliler ise Fenike alfabesi geliştirmiş burada yeni harfler ile yazının oluşum sürecini devam ettirmişlerdir. Uygar medeniyetlere doğru gidildiğinde Yunan ve Latin alfabeleri ile karşılaşılır. Latin alfabesinde yer alan harfler günümüze kadar ulaşmış ve Avrupa’da yaygın olarak kullanılmaya devam etmektedir. Yazı araçları için ise eski dönemlerde hayvan postları ve duvarlar kullanılmıştır. Yazıdan sonra en büyük icatlar arasında kağıt, mürekkep ve matbaa icatları bulunmaktadır. Kağıdın yaygınlaşması ve kullanılmaya başlaması ile birlikte artık yazı ve yazı araçları şekillenmiş ve yazının asıl yazım tabanı konusu geçerlilik ve netlik kazanmıştır.

Sümerler’in yazıyı icat etmesi insanlık tarihinde ne gibi değişikliklere neden olmuştur?

Sümerler çivi yazısı geliştirmişler ve kendilerine özgü bir de alfabe geliştirmişlerdir. Yazıyı ilk kullanan Sümerler insanlık tarihinde kalıcı bir etki bırakmışlardır. İnsanlık tarihinde yazının kullanılmaya başlaması ile yeni medeniyetler ve uygarlıkların gelişimi görülmüştür. Yazının icadı ile birlikte edebiyat ürünlerinde ve sanatsal çalışmalarda da gelişmeler yaşanmıştır. İnsanlık tarihi bu edebi çalışmalar ile de gelişme göstermiştir.  Yazı ile birlikte toplumlar arası ticaret ilişkileri de geliştirilmiştir. Yazılı anlaşmalar ile ticaretlerin hacmi de arttırılmış ve daha büyük bir ticaret ağı kurulmuştur. Devletler arası hukuk ve evrensel haklar da yazı ile güvence altına alınmıştır. Böylelikle insanlık ve sendika haklarının uluslararası geçerlilik kazanması sağlanmış ve bu olaylar tarihte önemli bir dönüm noktası olmuşlardır. Sümerler’in yazıyı icat etmesi insanlık tarihini derinden etkilemeyi başaran en büyük icatlar arasında yerini almıştır.

Yukarıdaki sözlerden hareketle yazının insan hayatındaki önemi ile ilgili neler söylenebilir?

Yukarıdaki sözlerden hareketle yazının insan hayatındaki önemi ile ilgili neler söylenebilir?

Sözler: Âlim unutmuş, kalem unutmamış – Bir amaç ancak yazıya geçirildiği zaman güç kazanır. – Söz kulağa, yazı uzağa gider. – Söz uçar, yazı kalır.

Sözün bir geçerliliği yoktur. Yazı öncesi dönemlerde sözlü olarak bilgiler aktarılıyor ve yaşam sürdürülüyordu. Fakat sözlü anlatımların kalıcı olmaması yazı ile daha sağlıklı bir bilgi aktarımının yapılacağı bu sözler ile söylenmek istenenler arasında yer alıyor. Ayrıca amacınız kalıcı bilgiler ise kesinlike yazının tercih edilmesi gerektiğini söyleniyor. Geçici bilgiler için söz de kullanabilirsiniz ama kalıcı bilgiler için asla söz yeterli değildir. İnsan hafızası unutmaya meyil gösterir. Alimler bile unutmuş diyerek en zeki ve bilgili insanların bile sözlerini zaman zaman unuttuğu hatırlatılır. Yazılı metinler ise unutulduğunda tekrar  açılır ve okunabilir. Bir sözün aktarılması durumunda arada farklı kelimeler kullanır ve anlam değişebilir. Yazı ise olduğu gibi aktarılır ve asla değiştirilemez. Sözün uçucu yazının ise kalıcı olması durumu iyi analiz edilmeli ve yazının icadına olan önem iyi anlanmalıdır. Bu sözlerde asıl amaç yazının icadına ve yazının yaygın kullanılmasına yöneliktir.

Destanların kültürel hayattaki önemi nedir?

Destanlar tamamen milli özellikler taşımaktadır. Milli olan destanlarda abartma sanatı kullanılır. Abartılan olaylar milli duyguları canlandırma amacı güder ve başarılı olur. Atalarının neler yapabildiği ile yola çıkan destan okuyucuları kendilerinde bu kan ve kudreti görürler. Destanlar bu yönüyle kültürel hayatımızda yerini almıştır. Kültür dediğimiz şeyin insan yapısını oluşturması, insanların ortak etkilendiği olaylardan hareketle oluşması gerçeğini kabul ettiğimizde destanlar kültürel birer ögedir.

 

Destanların milli kimliği ve milli hareket duygularını geliştirir. Kültür de haliyle bu milli duygular ve kimlik ile şekillenir. Ayrıca destanların kaleme alınması ile edebi eser olma özelliği kazandığı da bilinmelidir. Destanların edebi ürünler olarak ele alınması; yazı şekilleri, alfabe, yazım şekli, anlam bütünlüğü açısından değerlendirilir. Edebiyat ögeleri olarak karşımıza çıkan ve değerlendirilen destanlar yine kültürel hayata girmeyi başarır. Çünkü kültürü oluşturan bir diğer etken edebiyat ve sanat çalışmalarıdır. Milli edebiyatın ürünleri olan destanlar kültürel hayatta bu yönüyle de kendilerini belli ederler.

Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Çayönü merkezlerinin insanlık tarihine etkileri nelerdir?

Göbeklitepe, Şanlıurfa il sınırları içinde bulunur. Bilinen ilk tapınaktır. Dünya üstünde bilinen ilk tapınak olması ile eşsiz mimari izler taşıması kültürel bir zenginliktir. Uluslararası bir zenginlik olduğunun kanıtı ise UNESCO tarafından listeye alınması ile sağlanmıştır. İnsanlığa dair en eski izler ve insanlık tarihinde tapınakların nasıl oluştuğuna dair izler taşıması insanlık tarihini derinden etkilemiştir.

Çayönü ise 18 netolitik katmandan oluşması ile o döneme ait kalıntılar ile karşımıza çıkmıştır. Bilinen en eski yapıt olduğu anlaşıldığı günden bu yana UNESCO tarafından miras listesine dahil edilmiştir. İnsanlık tarihinin az bilinen dönemi olan neolitik döneme dair izler taşıması ile o döneme dair analizler ve arkeolojik araştırmalar yapılması için eşsiz bir bölgedir. İnsanlık tarihine ışık tutması ile tarihi ve araştırmacıları etkilemiştir.
Çatalhöyük ise Ortadoğu ve Anadolu’nun neolitik dönemini aydınlatır. İki höyükten oluşmuştur. Antik çağlara dair izler taşımaktadır. Köy hayatından kent hayatına geçiş için kalıntılar taşımaktadır. Bu yönüyle insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktasına sahiptir ve tarihin oluşumunu etkileyen yerleşim yerlerindendir.