Farz namazlarının yanında fazladan namaz kılmaya çalışmanın kişiye faydaları

Farz namazlarının yanında fazladan namaz kılmaya çalışmanın kişiye hangi açılardan faydaları olacağını büyüklerinize sorarak cevapları defterinize not ediniz.

 

Namaz ibadeti özü itibariyle zikirdir. Namaz için söylediğimiz cümleler, ayetler Allah’ı anmak içindir. Namaz kılmak yaratıcımızın huzurunda olmaktır. Beş vakit namaz Allah’ın bizlere farz kıldığı bir ibadettir. Bu vakit namazlarının dışında Peygamber efendimizin bizlere tavsiye ettiği başka namazlar da vardır. Örneğin Teheccüt Namazı, Kuşluk Namazı, Evvabin Namazı, Mescid Namazı, Hacet Namazı vs.vs Namaz kılmak Allahu tealanın huzurunda olmak denilir. Şöyle düşünelim çok sevdiğiniz birisini sürekli görmek istersiniz ve sürekli onunla konuşmak istersiniz her fırsatta onu ararsınız.

 

Düşünün ki sizi yaratan sizi yokluk sahasından varlık alemine getiren sizi görünür kılan yaşama dair sevdiğiniz ne varsa size veren sizin hizmetinize sunan bu kainattaki herşeyden çok sizi seven yaratıcınızın huzuruna çıkmak için her fırsatı kollamaz mısınız? Şükrünüzü her defasında belli etmek için huzura çıkmak istemez misiniz? Böyle düşünen bir insan Rabbiyle daha fazla vakit geçirdiği için mutlu olur. Muhabbetullah tecelli alanı bulur. Manevi hayatımızın temeli beslenmiş olur. Her secde anında Rabbine daha çok yaklaştığını hisseder bundan daha büyük bir fayda saymakta mümkün değildir.

Namazlarını düzenli olarak kılan bir insanın hayatı hangi açılardan düzene girer?

Namazlarını düzenli olarak kılan bir insanın hayatı hangi açılardan düzene girer? Düşünerek sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Namazlarını düzenli  olarak kılan bir insanın hayatı pek çok açıdan düzene girer. Namaz hem dünyevi hem de uhrevi olarak hem maddi hem manevi fayda sağlar. Örneğin bir müslüman beş vakit namaz kıldığında beş defa günde Allah’ın huzurunda olma bilinci hata yapmamasına ya da daha az yapmasını sağlayabilir. İnsanın yaptığı her kötü fiilin başının Allah yokmuş gibi davranması ve göz ardı etmesi olduğunu söylemek mümkündür. Dünya  Allah’ı  ve insanın kendi gerçeğini unutması üzerine tasarlandı. Dünyanın görevi budur ayette de geçtiği gibi dünya hayatı bir oyundur.  Bu oyuna dalmamak için gün içinde hatırlamaya ihtiyacımız vardır. Namaz sonunda dua eden bir kişi Allah’a iletişimi tabiri caizse hiç kesmeyecektir.

 

Allah’a sığınma acizliğini itiraf etme Yaratıcından muradda bulunmak insanı rahatlatan bir haldir. Psikolojik olarak da ruhen iyi hissetmesini sağlar. Hesap verme duygusu süreklilik haline gelen insan ahireti düşünerek hareket edeceği için sosyal hayatında adalet duygusuna, kul hakkına da özen göstermeye çalışacaktır. Namaz kötü işlerden insan alı koyar şayet alı koymuyorsa insanların namaz üzerine tekrar tefekkür etmeleri gerekir. Namaz kılan bir insan sürekli temiz olmak zorundadır. Sabah namazıyla beraber güne başlayan insanın zamanı bereketlenir. Namazla birlikte Allah sevgisini de Allah korkusunu hep hatırda tutar. Gününü beş vakte ayıran insanın hayatı düzene girer ne zaman neyi yapacağı belli bir şekilde gününü planlar. Borcunu eda ettiği için huzurlu olur.

Sizce ibadet etmenin faydaları nelerdir?

Sizce ibadet etmenin faydaları nelerdir? Düşüncelerinizi maddeler halinde yazınız.

 

İbadet kelimesi abd kökünden gelmektedir. Allahu tealaya kul olmaktır. Yaratıcımızın bizlere vazife buyurduğu maddi manevi buyruklara ibadet denmektedir. Bu ibadetlerin bazıları malla bazıları ise canla ya da bedenle gerçekleştirilmektedir. Bir müslüman  Allah’ın rızasını kazanabilmek için yaptığı bu fillerin hem bireysel hem de toplumsal anlamda birçok faydası bulunmaktasır. Bu faydaların bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

 

  • Yaptığımız ibadetler iki dünya saadetimizi elde etmemize yarar çünkü bu ibadetler ilk olarak dünya hayatımızı şekillendirir. Allah’ın istediği şekilde yapabilirsek de ahiret hayatımız da o yönde şekillenecektir. İbadetlerimizin karşılığını bazılarını bu dünyada bazılarını da öbür dünyada göreceğiz.
  • İbadetleri layıkıyla yapabilirsek Allahu teala bizden razı olur ve yaratılış gayemizi gerçekleştirmiş oluruz. Bu da bir insanın ulaşabileceği son noktadır.
  • Zekat, sadaka gibi ibadetlerimizde toplumsal dayanışma desteklenmiş olup toplum huzuru arttırılır. Ekonomik düzen sağlanmış olur.
  • Ramazan ve Kurban Bayramı, Kandiller gibi dini özel günlerimiz de yapılan ibadetler bayram namazları, topluca yapılan iftarlar ve sahurlar, okutulan mevlüdler toplum arasındaki sosyal bağları birlik ve beraberliği sağlar.
  • Namaz gibi ibadetler günlük hayatımızı düzene sokar. Günümüzü dinimizim istediği şekilde bölüp belirli aralıklarla “Allah’ın bilincinde” olarak yaşamayı hep hatırlattığı için bir kontrol mekanizması oluşturur şayet namaz sadece bir alışkanlık değilse.
  • İbadetlerimiz bizi cennete her defasında bir adım daha yaklaştırırken cehennemden de uzaklaşmamıza yarar.

Dört yapraklı yoncadan hareketle çevrenizdeki insanların beslenme alışkanlıklarını değerlendiriniz.

Dört yapraklı yoncadan hareketle çevrenizdeki insanların beslenme alışkanlıklarını değerlendiriniz. (et- sebze – tahıl – süt yonca)

 

Beslenme alışkanlıklarını 4 yapraklı yonca şeklinde ilişkilendirirsek dört temel besin değerini ortaya koymamız gerekir. Bunlar et, sebze, tahıl, süt ve süt ürünleri olarak ayrılabilir.  Dengeli ve düzenli beslenmek sağlığımız için oldukça büyük önem taşır bu yüzden her besin grubundan faydalanmalı ve aşırıya kaçmamalıyız.  Dört yapraklı yoncanın ilk yaprağı tahıl olmalı bunun nedeni tahıl ve tahıl ürünlerinin karbonhidrat içeriğine sahip olmasıdır. Kısa vadede en çok enerjiyi veren de karbonhidratlardır. Bunlar yediğimiz makarna patates ekmek ve benzeri ürünlerdir. Çevremizde Bu ürünlerin fazla alan kişiler genellikle fazla kiloya sahip kişilerdir.

 

2.yaprağa et diyerek bir genelleme yapılsa da protein demek daha doğru olacak bu çevremizde bu gruptaki besin ile beslenen kişiler genellikle spor ile uğraşan kişilerdir. Tavuk et yumurta ve baklagiller bu örneğimizin arasında yer alır.

 

Üçüncü yonca yaprağı da ise sebzeler yer alacaktır. Bunlar yeşil fasulye, domates, salatalık, patlıcan, brokoli, ıspanak ve benzeri ürünlerdir. Çevremizde bu besin grubundan beslenen kişiler sağlıklı ve dinç kişilerdir.

 

Süt ve süt ürünleri grubu kişinin ihtiyaç duyduğu kalsiyum magnezyum ve potasyum içerikleri için büyük öneme sahiptir.  Bu besin gruplarının hepsi vücudumuz için gereklidir. O yüzden yalnız bir tanesini değil 4 yaprağı 4 yaprak yapan bütün besin değerlerini ve guruplarını vücudumuza almalıyız.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

İman ve İslam birbirine iç içe girmiş iki kavramdır. Kapsamı dikkate alındığında İslam daha geniş bir anlam içerir. İslamın kelime anlamı teslimiyet, boyun eğmek anlamlarına gelir. İman ise sadece kalbin Allah’ın dinine olan bağlılıktır. Terim anlam olarak baktığımızda İslam Allahu tealanın buyruklarına, Peygamber efendimizin bize iletmiş olduklarına karşılık bunları kalp ile onaylayıp, tasdik edip dilimiz ile ikrar etmek ve tüm bunları hayatımıza uygulayıp davranış haline getirmeye denir. Kuran’ı Kerim’i incelediğimizde iman ve İslam aynı anlamda kullanıldığı yerlerde vardır, farklı manalarda kullanıldığı yerlerde bulunmaktadır.

 

İslam inandığımız dinin tamamının adıdır ve İslam Allah’ın kurallarına karşılık gelir. Müslüman bu kurallara inandığını üç şekilde belli eder ve imanını tamamlamış olur. Kişi dinin esaslarını ilk olarak doğruluğuna baskı altında olmadan kalben inanır ki buna inanç denir. İkinci olarak inanç duyduğunu dile getirir bu da ikrardır. Son olarak da kalben inandığı diliyle de onayladığı bu esasların emrettiklerini amele döker ve hayatta imanı da İslamı da görünür olur. İman ve İslam kavramlarına farklı anlam olarak baktığımızda şu sonuca varırız: Her mü’min olduğunu söyleyen aynı zamanda müslimdir yani İslamla şereflenmiş kişidir fakat her müslim olduğunu söyleyen mü’min değildir. Biz biliyoruz ki münafık diye bir gerçeklik var. Müslüman olduğunu söyleyen bu kişiler inanmadıkları için mü’min değillerdir.

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

 

Amentü kelime manasıyla arapçada ben inandım anlamına geliyor. Amentü denilince de mevcut bilgilerimden dolayı iman esaslarını anlıyorum. Amentü’nün Kuran’ı Kerim’de yer alan bir terim olduğunu söylemek mümkündür. Bir Müslümanın neye inanması gerektiği söyler. Mü’min bir kişi amentüde yer alan esasların hepsine eksiksiz iman etmelidir ki imanı sahih ve geçerli olabilsin. Kişi ben bunun üçünü saçma buldum ikisine iman ediyorum diyemez. İman dediğimiz şey bir bütündür bu bütün tamam olduğunda gerçekleşmiş olup kişi müslüman sıfatını, adlandırılmasını hak eder. Amentü İslam’ın itikadı esaslarını oluşturur. İslamda amentü şu şekildedir: Allahu tealaya iman etmek, Allahu tealanın kitaplarına, peygambrelerine iman etmek, O’nun ahiret gününe, Kaderin varlığına ve son olarak da hayrın ve şerrin sahibinin Allahu tealanın olduğuna iman etmektir.

 

Allah’a iman etmekten kasıt da vahdet sıfatıyla Allah’a inanmaktır yoksa Yaratıcının varlığına inanıp O’na şirk koşmak gibi bir esas değildir. Allah’a iman eden kişi Allah’ın uluhiyetine zarar verebilecek tanımlamalardan uzak durmalıdır ki İslamın hedeflediği yaratıcı inancına sahip olunabilsin. Örneklendirmek gerekirse Allah’ın doğmayıp doğrulmadığı gücünü hiçbir varlıkla paylaşmadığı gerçeğidir. Allah’ın kitaplarına imandan kastedilen de ilk peygamberden son peygambere gelene kadar inen bütün bozulmamış kitaplar tek bir hakikatten bahseder ancak insanoğlu ihtiras ve dünyalık şeyler için bu hakikatleri yok saymak görmezden gelmek için kendi anlayışsızlığıyla bozdu, değiştirdi. Aynı şekilde İslam bütün peygamberlere saygı duyar ve onların peygamber olduğuna inanmak iman esası olarak sunulur.

Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.

“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.” (Buhârî, İman, 24.) Yukarıdaki hadise göre münafıklığın toplumda oluşturacağı olumsuzlukları aşağıdaki boşluğa yazınız.

 

Hadis-i şerifte de geçtiği gibi münafıklar konuştuğu zaman yalan söylerler. Bu da toplumdaki güven duygusunun yitirilmesine sebebiyet verir. Toplumda insanların birbirine güvenmediklerinde hep bir şüphe duygusu içinde olurlar. Huzur ortamının olmaması zararın nereden gelebileceği konusunda şüphe taşıyan insanlar tabiri caizse paranoyaklaşma başlar. Toplum ilişkileri gelişmez dayanışma içinde olmayan bir topluluk meydana gelir. Güvenilir insanlar hakkında da insanlar münafık insanlarla yaşadığı tecrübelerden dolayı önyargı sahibi olmakta ve insan ilişkileri sağlam kurulamamaktadır.

 

Önyargı da yine bir çeşit kul hakkını doğurur. Bu döngü adeta bir zincir döngüsüdür ve hepsi birbirini etkiler. Münafık vaadettiğini yerine getirmeyen bir insandır. Oysa biz biliyoruz ki Müslümanın sözü senet olmalıdır. Müslüman diye bilinen münafıkların sözlerini tutmamaları müslüman olmayan diğer insanların müslümanları yanlış tanımalarına ve gerçek müslümanlar hakkında yanlış kanıda bulunmalarına sebebiyet verebilmektedir. Bu durum Müslümanların izzetine ve şerifine leke sürmektedir. “Ahde vefa imandır.” Hadis-i şerifince de verilen sözün tutulması adeta görünmez olan imanı görünür kılar belgeler niteliktedir. İman sahibi olmayan bir insanda haliyle sözlerini arızı bir durum olmaksızın sözlerini yerine getiremeyecektir. Emanet kavramı İslam’da çok önemlidir. Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda ne kadar önem verdiği görmek mümkündür. Emanet dediğimiz şey koruyup gözetmesi için bırakılan maddi ve manevi hak anlamına gelir. Emanette aslolan şey kendi malından bile daha fazla koruyup kollamak gerekir çünkü emanete zarar gelmesi hem güveni sarsar hem de kul hakkına yol açar.

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

 

Allahu tealaya inandığını söyleyen bir insan mü’mindir. Yani inanmış insan demektir.  Allah’ın varlığına Peygamber efendimizin bize ulaştırdıklarına inanan insan demektir. Bunlara iman edip böyle yaşamaya çalışan anlamındadır. Allahu tealaya inandığını söyleyen insan müslümandır. Yani İslam olmuş, İslam’la şereflenmiş demektir. Peki Allah’a inandığını söyleyen bir insanda bulunması gereken sıfatlar neler olmalıdır ki gerçek bir inanan olsun? Bu sıfatları Kuran-ı Kerim’e ve Peygamber efendimizin hayatına bakarak listelemek mümkündür. İnanan insan her durumda Allahu tealaya güvenir ve zor durumlarında O’na sığınır. Yaratıcısını bu dünyada bulunan her şeyden daha çok sever çünkü bilir ki bu dünyada çok sevdiği nimetleri de O’na Allah vermiştir.

 

Peygamber efendimize itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğunu bilir çünkü Peygamberimiz heva ve hevesinden konuşmayacağını bilir. İbadetlerini yaparken gösterişten uzak durur ve kalbinde riya olup olmadığını yoklar. Takva’nın sadece üstünlük getireceğini bilir ve ona göre davranır. Büyüklenmemesi gerektiğini aciz olduğunu ne yeri delebileceğini ne de göğe ulaşabileceği bilinciyle hareket eder. Aciz ve kusurlu bir varlık olduğunu bilerek büyüklenmez. Hiçbir şekilde nefsinin yaptığı hatalara dayanak bulup onu haklı çıkarmaya çalışmaz. Allah inancının olduğunu söyleyen bir kişi haksızlık yapmaz ve haksızlığa uğramaz çünkü biliyoruz ki Peygamber efendimiz aldatan bizden değildir diye buyurmuştur. İnanan insan merhamet sahibidir. Her mahlukata insanlara da Allah’ın yarattığı bütün varlıklara merhametle yaklaşır. Merhamet edilmeyene merhamet edilmeyeceğini bilir. Bunun gibi birçok sıfat sıralamak mümkündür.

Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

 

Bir insanın bulunduğu iddiasına itibar edilmesi için en önemli şart güvenilir olması gerekir. Daha önce insanların güvenlerini sarsacak güven yitirici davranışlarda bulunmaması gerekir. Unutmayalım ki Mekke’li müşrikler Peygamber efendimizden nefret etseler bile O’nun aktarmış olduğu vahiylere inanmadıklarını söyleseler bile Peygamberimizin güvenilir olduğunu biliyorlardı. Mekke’de el-Emîn olarak biliniyordu çünkü ahlak olarak Peygamber efendimiz Mekke halkının en üstün olanı, karakter olarak en temiz olanıydı. Hiç kimse O’nun el-Emîn sıfatına gölge düşürecek bir davranışına şahit olmamıştır. Mekke halkı mallarını O’na hiç kuşkusuz emanet ediyordu.

 

Peygamber efendimiz Hicret gibi zor bir zamanında bile kendisine emanet edilen malları sahiplerine sağlam bir şekilde teslim etmesi için Hz.Ali’yi Mekke’de bırakmıştır. İkinci olarak kişinin iddiasına itibar edilmesi için her durumda ve her yerde dürüst olmalıdır. Kişinin daha önce yalan hiç söylememiş olsun ki insanlar bu kişi daha önce hiç yalan söylediğini görmedik iddiasında da yalan söylemiyordur diyebilsinler ve o kişiye güven duyabilsinler. Üçüncü olarak kişi insanların hak ve hukukuna değer vermeli ki bir iddiada bulunduğunda bu kişi insanların hakkına girmekten ve onların hukukuna tecavüz etmekten sakındığı için emin olmadığı bir iddiada bulunmaz diyebilsinler. Diğer bir özellikte kişi verdiği sözü tutan sözünün eri olması gerekir. Toplumda bu hasletleri sayesinde sevilen, itibar gören bir kişi olmalıdır ki iddialarına itibar edilsin.

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

 

Bir insanın Müslüman olmaya karar verdiğinde ilk olarak İslamı kabul ettiğini Kelime-i Şehadet getirerek dile getirmesi gerekir. Bu Müslüman olmayan kişiler için böyledir şayet kişi Müslüman olan bir ailede yetişmiş ise buna gerek yoktur. Allahu Teala İslam dinin insanın fıtratına göre göndermiştir. İslam fıtri olandır. Yani her çocuk İslam fıtratı üzere doğar hadis-i şerifi aslında bütün çocuklar o potansiyelde doğar anlamındadır. İslam akla ve sağduyuya uygun olan demektir. Bunun zıddı inançsızlık, büyüklenme, cahillik gibi durumlardan doğabilmektedir. Asıl olan İslam fıtratı olduğu için doğan çocuklar bunu dine giriş anlamında söylemezler ama doğduktan sonra anne-babasının eğitimiyle çevre faktörüyle fıtratını bozup başka dinlere ya da diğer inançlara yönelirse kişinin Müslüman olabilmesi için şehadet getirmesi gerekir.  

 

Kişinin “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve elçisidir.” demesi gerekir. Şehadeti bir törenle söylemesine gerek yoktur. Kişi bunu inanarak söylemesi hiçbir baskı altında olmadan söylemesi Müslüman olması için yeterlidir. Peki kişi İslam dairesinde kalabilmesi için neler yapmalıdır? Şehadet getiren kişi ilk önce ruhunu ve kalbini küfürden arındırdığı için sıra bedeni temizliğe gelir ve kişinin gusül abdesti alması gerekir. Kişinin İslam dininin amentü gibi imanın şartlarını ve İslamın şartlarını öğrenmeye başlaması ve bunlara uygun bir inanç oturtmalıdır. Hayatını bunlara göre düzenlemelidir.