Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma konumuzu belirleyerek örnekler üzerinden cevaplayalım. Benim konuşma konum şöyle: insanın öz disiplini sağlam olduğunda her şeyi başarabilir.

Konuşma salonunda sizlere bir şeyi başarabilmek için hiçbir şeye hatta okula bile ihtiyacınız olmadığını söyleyerek konuşmama başladım.

 

Salonda bir soru işareti balonu oluştu ve herkes nasıl sorusunu sordu diyelim.

Konuşmamı kendimi nasıl eğittiğimle ve bunu mükemmel bir maddi kaynak olmadan başarabildiğimi örneklerimle destekledim.

Peki, bunu örneklerle desteklemem yeterli mi? Sizi inandırmak için bu kadarı elbette yeterli değil. Benim söylemlerimden sıkılmamam ve en önce benim onların gerçek olduğuna inandığımı göstermem gerekmektedir.

 

Konuşmanın sıkıcı kısmı nasıl eğlenceli hale getirebilir peki? Teorik bilgilerin olduğu tüm bölümler her konuşma esnasında sıkıcıdır.  Ancak teorinin pratiğe dönüştüğünü gördüğümüzde bunu eğlenceli buluruz.  Suyun kaldırma kuvvetinin denizde keşfetmek eğlencelidir ama fizik öğrenirken anlamsız gelir bunu gibi.

 

Konuşma esnasında çelişik ifadeler kullanmamak da inandırıcılık için oldukça önemlidir.

Ben eğitimin varlığına insan istediğinde inanıyorum ifadesinden beş dakika sonra eğitim insan istemese de uygulanmalıdır ifadesini kullanırsam inandırıcılığımı yitirmiş olurum.

Konuşmamın inandırıcılık seviyesi konuşmacı olarak konuşma öncesi hazırlığıma ve tamamen bana bağlıdır.

İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Cicero’nun “İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir.” sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Hitabet bir sanattır.  Bir topluluk karşısında konuşmak ve topluluğu konuştuğunuz olguya inandırmak, hem fikir olmasını sağlamak konuşmacının başarı ile aynı oranda mevcut olabilmektedir. Kendi konuştuğuna inanmayan bir insana siz inanmak ister misiniz?

Çiçero bu sözünde konuşmacının yani söylevcinin sadece bildiğini anlatmasını değil ona inanarak anlatması gerektiğin böylece kitlenin onu anlamasını sağlayabileceğini ve inandırıcı olacağını söylemek istemiştir.

 

Örnekler üzerinden gidelim. Size bir konuşmacı sağlıklı yaşam ve düzgün beslenme üzerine bir takım söylemlerde bulunuyor ilginç bilgiler sunuyor dinliyorsunuz. Ancak konuşmacınızın önünde çikolatalı ve raf ömrü çok uzun olan kurabiyelerden görüyorsunuz. O manzaradan sonra o insanı dinlemek ister misiniz? Hayır istemezsiniz.  Kendi söylemlerini uygulamayan buna inanmayan ama size ne yapacağınızı söylemeye çalışan nisanları dinlemek de konuşmasını bitirmesini de beklemek istemezsiniz.

 

Bir başka örnek değerlendirelim.

Konumuz yine sağlıklı yaşam olsun.100 kilonun üzerinde olduğunu iddia eden bir konuşmacının karşısında onun 55 kilo haliyle birlikte sağlıklı yaşamın neler yaratabileceğini gösteren canlı bir örnekle gerçekleştirilen konuşma sizi nasıl etkiler? Yapabileceğinize inanırsınız değil mi? Yapan biri vardır ve konuşmasındaki unsurları inancı ve elindeki net verilerle desteklemektedir. Cicero’nun sözündeki söylevcinin inancını hem görebilir hem de hissedebilir olduğumuzdan bu konuşma bizi etkileyecek ve iz bırakacaktır.

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma öncesi ön hazırlık yapmaya özen gösteririm. Ön hazırlığa neler dâhil edilmelidir? Konuşma yapacağınız topluluğun mevcut yaş aralığı ile konuşma metninin uyumlu olup olmadığına dikkat edilmelidir. 10-12 yaş aralığında bir öğrenci kitlesini konuşma yapıyorsak eğer uygun kelimeler belirlenmeli ve çocukların ilgi alanlarından bilgilerle konuşma süslenmelidir.

 

Eğer bir iş toplantısında firma yetkililerine karşı bir konuşma yapıyorsak, konunun ciddiyetle ele alındığını karşı tarafa yansıtmalıyız.

Konuşmacı, topluluk önünde iken saçından tırnağına her uzvu incelenebilir. Bu yüzden dağınık bir saç ile konuşma yapmaya çalışmak konuşmanın etkisini yitirmesine sebep olabilir. Konuşmacı konuya uygun ciddiyetle temiz düzgün v düzenli olmalıdır.

 

Dik durmayan insanların görüntüsü normalde bile diğer bir insanı rahatsız ederken, konuşmacının mevcut durum bozukluğu dinleyicininim ilgisini dağıtabilir. Özgüvensiz ve sesini çıkarmaya korkan bir konuşmacı da topluluk tarafından dinlenmez. Ben konuşma yaparken ses tonumu iyi ayarlamam gerektiğine inanırım.

 

İlginin ve alakanın dağıldığı konuşmacı tespit edebilmeli ve konuyu toparlayabilmeyi bilmelidir.  Aksi takdirde içinden hiç bir bilginin sentezlenmediği söylenenlerin de anlaşılmadı boş bir vakit kaybından öteye gidemez konuşma. Konuşmanın üç ana bölümü vardır.

 

  • Konuşma öncesi
  • Konuşma
  • Konuşma sonrası

Bu üç bölümün dinamiklerine dikkat edildiği takdirde iyi bir konuşmanın ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

Bir konuşmanın kitleleri etkileyebilmesi sizce nelere bağlıdır?

Bir konuşmanın kitleleri etkileyebilmesi sizce nelere bağlıdır?

 

İnsanlar bir konuşma olay ya da durum karşısında kendileriyle benzerlik taşıdığında gösterirler. Konuşmanın odağı kişinin yabancı olduğu ve hiç bilmediği bir yer olduğunda kişi bundan sıkılır.

 

Daha açık bir tanım yapalım: gözleri hiç görmeyen birine gökkuşağının ne kadar güzel olduğunu söylemenizin onun açısından bir önemi ya da ehemmiyeti olabilir mi?

 

Ya da renk körü birine yeşili ve kırmızı nasıl anlatabilirsiniz. Karşınızdaki insanın penceresi darsa kapalıysa sözlerininiz ya da söylemlerinizin orada bir etki yaratması mümkün değildir. Konuşmanın içerisindeki ana düşünce, yarar olmalıdır. Sonrasında bir konuşmayı etkili hale getiren unsurlar değerlendirilmelidir.

 

  • Konuşmayı gerçekleştiren kişinin ön hazırlık yapıp yapmadığı
  • Ses tonunu doğru kullanıp kullanmadığı
  • Mimikler ile kelimelerin doğru kullanımı
  • Konuşmacının duruşu ve giyinişi konuşma yapmaya uygun mu?
  • Hitabet yeteneğinin varlığı unsurları değerlendirilmelidir.

 

Bazı insanlar birçok şey bilir ama bunu anlatma konusunda başarısızdır. Konuşma sıkıcı ve bunaltıcı bir hal alır o zamanda. Bilmek kadar aktarabilmek ve kendinin dinletebilmek de önemlidir.

Hangi durumlarda duygularınızı dışa vurma ihtiyacı hissedersiniz?

Hangi durumlarda duygularınızı dışa vurma ihtiyacı hissedersiniz?

 

İnsan hisleri ve düşünceleri ile bir bütündür.  Olaylar karşısında hislerin ve düşüncelerin değişkenliği ise insancıl tepkilerdendir. Ben hislerimi değiştiren ve aşırıya kaçan durumlarda hislerim belli etme taraftarıyımdır.

 

Örneğin çok sevdiğim birini kaybettiğimde acımı belirtmem gerekir. Bu gereklilikten çok doğal bir dışa vurumdur.  Ya da çok sevdiğim birinin mutluluğunda benim de ona eşlik etmem ve sevincine ortak olmam gerekir buda çok doğal olan bir diğer dışa vurumdur.  Temel olarak hisleri sınıflandırabiliriz.

 

Üzüntü, sevinç, sıkıntı, neşe, kızgınlık, öfke, nefret, bağlılık… Gibi.

Hayat içerisinde kayıplar yaşadığımda üzüntümü belli eder ve dışarı yansıtırım. ( ki bence ölüm dışında hiçbir acı uzun uzadıya üzülmeye değerdir. Bilinmelidir ki dünyada yalnızca ölümün çaresi yoktur. )

Başarılarım karşısında sevinçli olurum örneğin bir sınavda elde ettiğim başarının bana yaşattığı sevinci dışa vururum.

İçine düştüğüm ya da sebepsiz yere de olsa bulunduğum sıkıntı durumunu eşimle dostumla paylaşırım ve ona çözüm ararım.

Güneşli günler beni sadece varlığı ile neşelendirir ve karşılığında günün güzelliğinden bahsederim neşemi gösteririm.

Kızdığımda ve öfkelendiğimde bunu sebep olan kişiye ya da maddeye karşı gösteririm.  Ancak kontrolsüz öfke nöbetlerinden kaçınırım.

Aileme ve sevdiklerime karşı duyduğum bağlılığı onlara hal ve tavırlarımla gösterir yine duygularımı yansıtmış olurum.

Deneme yazarlarının, bir konuyla ilgili kişisel fikirlerini okuyucuyla paylaşmasının nedeni ne olabilir?

Deneme yazarlarının, bir konuyla ilgili kişisel fikirlerini okuyucuyla paylaşmasının nedeni ne olabilir?

 

Sadece deneme yazarları değil tüm yazma işiyle uğraşanların temelinde anlaşılma güdüsünün baskınlığı yatar.  Düşünce meşakkatli bir eylemdir.  Düşünen bireylerin bu düşünceleri sözcüklerle anlatmaya ve topluma mal etmeye çalışması da oldukça doğal bir tutumdur diye düşünüyorum.

 

Yazar kimdir ve amacı nedir?

Her yazma eylemi yazar olmak için yeterli kıstaslara sahip olmak anlamına gelebilir mi?

Yazarın diğer insanlardan farklı ve belli noktalarda diğer insanlarla aynı olması beklenir. İnsani boyutta değerlendirdiğimizde yazar kişi de normal ihtiyaçları olan bir insandır ancak düşünsel boyutta değerlendirdiğinizde diğerlerinden ayrılmaktadır. Masao’nu ihtiyaçlar hiyerarşisinde n yola çıkarak insanı değerlendirelim. Maslov derki, insanın ilk ihtiyacı temel ihtiyaçlardır ancak piramidin son evresinde kendini gerçekleştirme vardır ve insanın ihtiyacıdır kendini gerçekleştirmesi.

 

Bir bireyin deneme yazarak, yazar olarak kendini ifade etmesi ve düşüncelerini paylaşması hem onun ihtiyacıdır diyebiliriz bu açıdan baktığımızda hem de topluma tutulabilecek bir aynadır. Bilgili kişilerin ve aydın kesimin toplumda üstlendiği rollerden biri de bu bilgileri halka vermek ve bilgiler ışığında zihinleri aydınlatmaktır.

Bir denemeyi başarılı kılan etkenler neler olabilir?

Bir denemeyi başarılı kılan etkenler neler olabilir?

 

Deneme türünün yaratıcısı ve en başarılı ismi kabul edilen Montaigne’den örnekler vererek konuyu aydınlatalım. Montaigne denemeler adlı eserinde şöyle bir cümleye yer vermiştir.

Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder, çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.

 

Bu cümleyi deneme yazılarına bütünleştirdiğimiz de yazının bir amacı olması gerektiğini her şeyden aynı anda bahseden bir yazının yani denemenin başarısız olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Yine Montaigne derki duygu ve düşüncelerimizin kölesi olmamalıyız. Duygu ve düşüncelerin kölesi değil efendisi olmak yazı içerisinde kimin üstün olduğunu kelimenin yazarın önüne geçmemesini sağlamaktadır.

 

Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi gerekir.

Eğitim bireyi değiştirir. İyi bir deneme yazısının içinde bilgiyle beraber şekillenen düşüncenin varlığı onun yüzyıllar boyunca yaşamasını sağlar.

Az sonra değişebilirim ama ruh halim değişebilir cümlesinde ise montenesin düşüncelerin değişkenliğinden bahsettiğini düşünebiliriz. Montaigne’inin şu sözü de türün değerlendirilmesi açısından oldukça önemli kabul edilebilir.

 

Şunu da söyleyeyim ki öğrendiklerimle hiç de yetinmiyorum. İnsanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Üstelik meydana çıkmak için insanın kendine çekidüzen vermesi gerekiyor. Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan anlatıyorum.”

 

Bir türü bir eseri anlamak ve uzun yıllar ayakta kalmasını anlamlandırmak için eseri meydana getiren kişi ve kişilerin kelimelerindeki alt metinleri keşfetmek gerekir.

Bilgi okyanusun dibindeki inci gibidir. Onu oradan çıkarmadıkça ha inci olmuş ha çakıl taşı fark etmez sözü ile ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Yusuf Has Hacip’in “Bilgi okyanusun dibindeki inci gibidir. Onu oradan çıkarmadıkça ha inci olmuş ha çakıl taşı fark etmez.” sözü ile ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Yusuf has Hacip’in mutluluk veren bilgi yani Kutadgu Bilig eserinde yer alan bu sözle anlatmak istediği bilginin kullanılmadığında bir işe yaramadığıdır.

Sözleri ve eserleri anlamak için dönemin şartlarını ve eserlerin hangi amaçlar doğrultusunda ele alınması gerektiğini bilmemiz gerekmektedir demiştir. Bu doğrultudan hareketle sözü daha iyi anlamlandırmak için dönemi ve eserin yazlı amacını ele alalım.

 

11. yüzyılda kaleme alınan eser Karahan’lı Uygur Türklerinden olan Yusuf has Hacip’in eseridir. Hakaniye lehçesi ile kaleme alınmıştır ve Doğu Karahan’lı hükümdarı Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han’a ithaf edilmiş sunulmuştur. Mutluluk veren bilgi anlamına gelen Kutadgu Bilig içeriğinde devlet yönetimi ve halk idaresi inanışlarla alakalı bilgiler bulundurmaktadır.

 

Bir hükümdara sunulduğu için hükümdara yönelik yazılan bu sözlerden biri olan ‘bilgi okyanusun dibindeki inci gibidir. Onu oradan çıkarmadıkça ha inci olmuş ha çakıl taşı fark etmez. Sözünde Yusuf Has Hacip bir hükümdarın bildiklerinin kullanmayı ve bildiklerini gün yüzüne çıkarması gerektiğini vurgulamıştır.

 

Devletin ve halkın ayakta kalması ancak kullanılan doğru bilgi ve tecrübeyle gerçekleştirilebilir.  Sözü günümüze uyarladığımızda da kendimiz için aynı sonuca çıkarız.  Öğrendiklerimizi hayata geçirmedikçe o saklı hazineyi insanlara sunmadıkça onun bir çakıl taşından farkı olmayacaktır.

Kişisel düşüncelere dayanarak yazıldığı halde bazı denemeler pek çok insana hitap etmektedir.

Kişisel düşüncelere dayanarak yazıldığı hâlde bazı denemeler pek çok insana hitap etmektedir. Bu durumu denemenin hangi özellikleriyle açıklayabilirsiniz?

 

Deneme türünün özelliklerine göz gezdirerek bu sorunun yanıtını bulalım.

Deneme türdür makale ye benzet düşünsel niteliktedir ancak daha kısadır.  Makaleden farkı ise bir ispat zorunluluğu olmamasıdır.

Güncel konulardan yola çıkılarak kaleme alınır günübirlik olarak değerlendirmek mümkündür.

Günce ve günübirlik olan bu yazıların uzun zaman ve birçok insana hitap etmesinin arkasında yatan ise evrensel konuların işlenmesidir.

 

Örneğin Montaigne’inin denemeler eserinde kaleme kaldığı konular insanı sorunlar ilişkiler ve hayat üzerine düşünceleri kapsadığından hem türün öncüsü hem de yüzyıllardır unutulmayan ismi kılmıştır Montaigne’i.

 

Deneme türü bir diğer açıdan da yazara özgürlük veren bir türdür.  Yazar dilediği konuyu dilediği açıdan ele alabilmektedir.  Örneğin; Türkiye’nin 90 ‘lı yıllardaki sosyolojik durumu üzerine bir deneme yazısını ele alalım. Aynı şekilde yazar Türkiye’nin 90’lı yıllardaki felsefi yapısını da ele alabilir.

 

Filozoflar ya da makale yazarları bu düşünceleri bir temele dayandırmak zorunda iken deneme yazarları tek bir cümleden hareketle bile düşüncelerini beyan edebilmektedir.

Tekrar okumak istediğiniz bir roman, hikaye, şiir oldu mu?

Tekrar okumak istediğiniz bir roman, hikâye, şiir oldu mu? Düşüncelerinizi nedenleriyle açıklayınız.

 

Tekrar tekrar okumak istediğim kitaplar şiirler, hikâye ve romanlar oldu bunların en başında ise her zaman Ahmet Altan olmuştur.  Ahmet Altan’ın kristal denizaltı ve içimizde bir yer deneme kitaplarının hayatımın birçok evresinde dönüp dönüp okumuşluğum ve her seferinde ders çıkarmışlığım vardır.

 

Bazen kendimi çok ölümlü hissederim her insan gibi.  Ölmeyi ve yaşamayı anlamak istediğimde edebiyatımızınız ölüm şairi belki de ölümü hem naif hem serkeş anlatan en nadide isimlerinden biri olan Cahit Sıtkı’nın şiirlerini okurum. Öldük, ölümden bir şeyler umarak.

 

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamasın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

 

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda Akis’imizden eser yok.

 

Cahit Sıtkı Tarancı

 

Örneğin bu şiiri her okuduğumda yaşamaya ne denli alıştığımızı sorgular dururum.

Edebi eserlerin tekrar tekrar okunması bireyin zamanla değişen olgunluğu ile kıyaslanabilirken eserin kalitesiyle de özdeşleştirilmektedir.  Bir kitabı dönüp tekrar okuyabilmek o kitabın içerdiği anlamı tekrar idrak etmek istemek demektir aynı zamanda.  Örneğin Paul Chello ‘nun simyacı romanının insanın her yaş dönümünde dönüp tekrar tekrar okuması gerektiğini düşünürüm.