Çok Sevdiğiniz Biri İçin Hangi Fedakarlıkları Yapabilirsiniz?

İnsanların sevdikleri için yapamayacakları fedakarlık yoktur. Çünkü insanlar sevdiklerinin mutlu olmasını her şeyden çok istemektedirler.

Bir anne düşünün, çocuğu aç kalmasın diye kendi yemeğini hiç düşünmeden ona verir. Anne yaptığı bu fedakarlık ile çocuğunun karnını doyurur gerekirse kendi sofradan aç kalkar. Kış ayları geldiğinde yavrusu dışarıda üşümesin diye ona bot, mont alır. ister ki sıcacık olsun üşümesin. Ama kendi koca kışı üzerinde bir hırka ayağında günlük ayakkabılar ile geçirerek yavrusunu hasta olmaktan korur. Sabahları sıcacık yataklarından kalkan babalarımız ise gün boyu çalışarak ailesini geçindirmek için pek çok fedakarlıkta bulunur. Zaten genel olarak insanlar sevdikleri için kolaylıkla fedakarlıkta bulunabiliyor ise sevgiden söz edilebilir.

 

Maddi fedakarlıkların yanı sıra bazı farklı fedakarlıklarda vardır. Organ yetmezliği yaşayan anneniz veya babanız için organlarınızdan birini vermez misiniz? Elbette hiç düşünmeden verir onun tekrar hayata tutunmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayınız ki insanlar sevdikleri için ölümü bile göze almaktadır.

 

Hayatınız boyunca gerçekten fedakarlıkta bulunmanız gereken kaç kişi hayatınıza dokunur bilinmez ama dünya üzerinde yaşadığınız sürece sizden hep fedakarlık beklentisi içinde olacak insanlar hep var olacaktır. Üniversiteyi siz kazanana kadar aileniz maddi manevi fedakarlık yapacaktır. Ancak kazandıktan sonra fedakarlık sırası size geçmiş olacaktır. Üniversiteyi tam zamanında bitirmek için ders çalışmak ve sınavları geçmek de size düşen fedakarlık olacaktır.

 

Bende sevdiğim insanlar için yukarıda örnek verdiğim her konuda hiç düşünmeden fedakarlık gösteririm. Sevdiğim insanların mutluluğu her şeyden çok önemlidir.

Allah’ın (c.c) Evi İfadesinden Ne Anlıyorsunuz?

Allah’ın (c.c) evi Müslüman kimseler için kutsal topraklarda bulunan Kabe’dir. Anlam bakımından incelediğimizde Beyt, Arapçada ev demektir. Bu durumda Beytullah Allah’ın evi demektir. Bu tabir genellikle Kabe hakkında söylenmektedir. Kabe ismi Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geçmektedir.

 

Baktığımızda dünya üzerinde bulunan her şey ve her yer Allah’a aittir. Ancak Kabe’ye özellikle Allah’ın evi vasfı verilmektedir. Çünkü burada sadece Allah’a ibadet edilmektedir. Dünyalık işleri bir kenara bırakıp Allah’ın şefaatini kazanmak için ibadet edilmesi gereken en kutsal yer Kabe’dir.

 

Kabe’nin önemi aynı zamanda yer yüzünde yapılan ilk mabet olmasından kaynaklanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle belirtilen husus nedeniyle Kabe Müslümanlar için en mübarek yerdir. Ali İmran suresinde geçen ayete göre “İnsanlar için yeryüzünde ilk konulan ibadet evi Mekke’de olan Kabe’dir.” Geçen güvenilir kaynaklara göre Beytullah’ın inşasını Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail (a.s) yapmıştır. Müslümanların ve tüm insanların rehberi olan Kur’an-ı Kerim bu konu hakkında kesin hükümler içermektedir. İnsanlar için bu hükümlerin ayrı ayrı önemi vardır. Bu nedenle Allah’ın evi olan Kabe Müslümanlar için manevi atmosferi yüksek olan ibadet yeridir. Kabe ziyareti için her yıl dünyadan binlerce insan Mekke’ye akın etmektedir. Müslüman kimseler bu ziyaretle hem Allah’ın şefaatine nail olmak hem de Peygamber Efendimizin ibadet ettiği yerde ibadet etmek şerefine nail olmak istemektedir.

Doğruluk ve yalanı sebep olduğu sonuçlar bakımından değerlendiriniz.

(HADİS: “Doğruluk hayra ulaştırır, hayır da cennete. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (dosdoğru) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkarır. Yoldan çıkmak da cehenneme sürükler. Kişi yalancılığı kendine yol edinince Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye kaydedilir.” (Buhârî, Edeb, 69.))

 

Yukarıdaki hadise göre doğruluk ve yalanı sebep olduğu sonuçlar bakımından değerlendiriniz.

 

İnsanların doğru ve yalan söylemeleri onların davranışlarında belirleyici rol oynuyor. Toplumda nasıl tanınmaları hakkında bilgi ve fikir sahibi oluyoruz. Bu hadisi şerifte de bizlere doğru ve yalan söyleyenlerin hem akıbetleri hakkında bilgi veriliyor hem de sebep oldukları durumlar değerlendiriliyor. Kişi doğruyu söylediği sürece onun hep iyiliklerle hayra ulaşacağı belirtiliyor. Ne kadar da zor durumda olursa olsun doğruyu söylemek ilk başlarda zarar edebileceği görüntüsü verse de böyle olmuyor.

 

Zamanın getirdiği hayırlar kişinin doğru söylemesinin haklılığını ortaya çıkarıyor. Sonuç olarak da bu hayırlar sayesinde cennete gideceği müjdesi doğru söylemeye vesile oluyor. Hem Allah katında dosdoğru olarak kaydedilmekte inancımız gereği bizlerin en temel arzusu. Bu amaca hizmet edecek tavır ve davranışlar hangi şart da olursa olsun yerine getirilmeli. Yalansa kişinin hem akıbetinin kararmasına hem de bu dünyada ki işlerinde yoldan çıkmasına sebep oluyor. Söylenilen yalanla aldatılan insanların hakkına girmek de cabası. Yoldan çıkma ile kastedilen ise; dini vecibelerinin artık yerine getiremeyecek derecede dinden uzaklaşması ve kötülüklere bulaşmasıdır. Yani insan yalan söylemekle artık kararan kalbi ile ibadet edemez, ahlaki değerlerin uzağında kötü davranışların arasında bir hayat sürer. Bunun neticesinde hem Allah katında yalancı olarak kaydedilir ki bu istemediğimiz bir durumdur, hem de cehenneme gider.

 

Cehennemse, dinimizin bizlere yasaklara uymadığımız sürece, kötülüklerden kaçmadığımız kadar azap göreceğimiz yer olarak dinimizde iman ettiğimiz bir mekândır. Tabi ki burada ki kısmi zamanlı hayat yerine sonsuz bir yaşayış olan ahiret hayatında cehennemde yaşamak istemeyiz. Ama yalan bu yola soktuğu gibi insanın buraya sürüklenmesine de neden oluyor.

Bir alışverişte aldatıldığınızı anladığınızda neler hissedersiniz?

2

 

Güven kelimesi literatür de farklı şekilde yer almaz. Tek bir gayesi vardır güven kelimesinin. Karşımız da ki insana inanmak. Belli bir amaç olmadan, ona olan iyi hislerimizin yansıması da diyebiliriz. Aslında bu duyguya ihtiyaç duyarız. Çünkü insanlara güvenmemiz onlarla olan ikili ilişkilerimizin gelişmesinde bizlere yardımcı olur. Hatta insanlara güvenmek onlar hakkında kötü düşünceye yer vermemektir de diyebiliriz.

 

Ancak günümüz de bu durum çokta istenildiği gibi gitmiyor maalesef. Güvenmek istese de zorla güvenemiyoruz. Yapılan yanlışlar ve hatalar insanlar hakkında ki düşünüşlerimizi değiştiriyor, kötü yönde şekillendiriyor. Bir alışverişte aldatıldığımızda da bu şekilde hissediyoruz. İnsanlara karşı olan güven duygumuzu yitiriyoruz. Kimseye inancımız kalmıyor. Sanki toplumun tüm bireyi bozulmuş gibi hissediyoruz. Bir kişiden toplumun tümünü sorumlu tutuyoruz. İyi düşüncelerimizin yerini maalesef kötü olanlar alıyor. Bundan sonra ki alışverişlerimizde daha temkinli yaklaşıyoruz insanlar. Acaba tekrar aldatılır mıyım sorusu akıllarımızdan çıkmıyor. Toplumun bu denli nasıl bozulduğunu düşünüyoruz. Sebepleri mantıklı gelmiyor. Ahlaki değerlerin nasıl olurda Müslüman bir toplumda zarar görür diye soruyoruz. İslam’ın emir ve yasaklarında alışverişlerin tümünde ve ticarette haram olduğunun gerçeği, bizlere bu insanların dini tam anlamıyla yaşamadığını hissettiriyor.

Ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

Size göre ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

 

Ahlaki değerlerin; toplumun, birlik ve beraberlik içinde yaşamasında ne denli öneme sahip olduğu konusunda bilgi sahibi olmuştuk. Öyle ki ahlaki değerlerin toplumun yararına olacağı bilindiği halde, toplumda ki kimi davranışlar ahlaki yozlaşmayı beraberinde getirir. İnsanlar yaşadıkları toplum içerisinde maalesef ahlaki değerleri göz ardı ederek hareket ediyor ve yozlaşmayı sağlıyor. Ancak bu toplumun sürdürülebilirliği açıcından ve o toplumda ki insanların ve nesillerinin açısından kaygı verici. Elbette bu yozlaşmanın nedenleri araştırılıp çözüme kavuşturulmalıdır. Günümüzde bu yozlaşmanın ülkemizde yaşanan boyutuna baktığımızda;

 

*Medeniyet adı altında modernleşmenin art niyetli kullanılması, batı da yaşayan toplulukların hayatlarına özenme ve ahlaki değerler önemsenmeden ahlak dışı tavır ve davranışların ilgi çekici hale getirilerek özendirilmesi,

 

*İslam dininin emir ve yasaklarına uymadan yaşayış süren ve hiçbir inanca bağlı olmayanların çokluğu, İslam’a inanlarınsa Kuran’ı anlayıp hareket etmemesi ve din dışı tavırlar sergilemesi,

 

*Gelişen teknoloji ile birlikte yaşanan modernleşme, ahlaki değerlerin unutulması ve yozlaşması bakımından nedenlerden üçüncüsüdür. Ayrıca İslam dininin mensupları olan insanların din hakkında bilgi ve fikir sahibi olmamaları da bu yozlaşmanın nedenleri arasında yer alır.

Başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz?

(AYET: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara suresi, 264. ayet.) )

 

Yukarıdaki ayete göre başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz? Değerlendiriniz.

 

Yardım etmeyi sevdiğimizi paylaşmıştık. Ancak nasıl yardım edilmesi hususunda konuşmadık. Yukarıda yazılı olan ayette bizlere yardım yaparken dikkat etmemiz gerekenler söyleniyor ki bu çok önemlidir. Hem yaptığımız iyiliğin yerine gelebilmesi hem kendimizi iyi hissedip bu mutluluğu yaşamamız hem de karşı tarafın gerçek manada mutluluğunu sağlayabilmemiz için çok önemli. Öncelikle yaptığımız yardımın yapılmadan önceki ruh halimizi düzeltmeliyiz. İyi niyet etmeli, art niyet aramamalı ve karşılık beklememeliyiz. Sonrasında ayette anlatıldığı üzere;

 

*gösteriş olsun diye iyilik yapmamalıyız,

*yaptığımız iyiliği başa kalkmamalıyız,

*iyilik yaptığımız kimsenin gönlünü kırmamalıyız.

 

Tüm bu nedenler bizlerin iyiliğini boşa çıkaracağı gibi kâfirlerden olabilme tehlikesini de taşımamıza sebep olur. Şiddetli bir yağmurun üzerine yağdığı kayaya benzetilen bu durum, yaptığımız iyiliğin karşısında bir kazancımız olmayacağı gibi zarar edeceğimizden de bahseder. İnsanlara gösteriş olsun diye yardım etmemiz onların gönlünü kırar ve üzer. Kendilerini küçük görmeye ve ezilmeye başlarlar ki bu istenilen bir durum değildir. Hele ki yaptığımız bir iyiliği başa kalkmamız, o kişiye, keşke yardım yapmasaydın bana dedirtmemizden kötü bir his olamaz. Bu hem vicdani sosyal sorumluluğa aykırıdır hem de dini sorumluluğumuza aykırıdır. Aslında şöyle de düşünebiliriz. Bize iyilik yapan birisi bunu gösteriş için yapsa, her yerde bizden bahsedip iyilik yaptığı konuyu anlatsa hoşumuza gider mi? Yahut başımıza kalksa yaptığı iyiliği, gönlümüz kırıp bizi incitse, demez miyiz keşke yardım yapmasaydın diye. Bu nedenledir ki hem ayette bahsedilen hususlara uygun hareket etmeli ve iyilik yaparken dikkat etmeliyiz hem de bizlere yapılmasını istemediğimiz davranışları başkasına yapmamalıyız.

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

 

Yardımlaşmak bizlere dinimizin emri olduğu gibi vicdani açıdan da bir sosyal sorumluluktur. İyilik yapmak istiyoruz. Çünkü seviyoruz. En kötümüz bile birisine yardımı dokunduğunda mutlu oluyor. Öyle ki yardım etmenin sadece parayla olmadığını, manevi desteğin bile sağlandığı zamanlar oluyor. Bize de yardım eden oluyor, zor zamanlarımızda. Bizde yardım etmek istiyoruz bu insanlara karşı. Ama illa ki karşılık beklemek için yapmadı onu. Bizde karşılık bekleyerek yardım etmeyelim. Karşılığını Allah’tan bekleyelim. Dini sorumluluğumuz da bunu gerektiriyor çünkü.

 

İyilik yapmamızı Allah emrediyor. Bu emri yerine getirmek te bir ibadet değil mi? Elbette ki onunda sevabının olduğu kesin. Bu haz ve mutluluk birleşince, insan yardımlaşmadan alamıyor kendisini. Ben ilk heyecanlanırım. Sonra içimde bir huzur oluşur. Birde bunu gizli yaptıysam eğer, sadece Allah’ın ve benim bildiğim olması bana dünyanın en büyük hazzı gibi geliyor. Sonrasında ki mutluluğumsa paha biçilemez. Çevremde ki herkesle iyi ilişkiler kurup kendimi çok iyi hissediyorum. Mutluluğumun devamını sağlıyorum ve gece yattığımda huzurla uyuyorum. Çünkü bizler iman ettiğimiz İslam dininde iyiliğin hem bu dünya da hem ahirette karşılıksız kalmayacağını biliyoruz.

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir?

(HADİS: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Müslümanın ırzı, malı ve kanı saygındır, ona dokunulamaz. Takva, (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) işte şuradadır (kalptedir). Müslümanın, Müslüman kardeşini küçük görmesi, kötülük olarak ona yeter.”)

 

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir? Listeleyiniz.

 

Toplumda sosyal sorumluluklarımızın, örf, adet gibi değerlerimizin yanı sıra yegâne ve öncelik atfettiğimiz bir değerimiz daha vardır. Bu da inançlarımızdır. Bizler Elhamdülillah Müslümanız. Dinimizin emrettiği ve yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardır. Dinimizin yeryüzünde yayılmasını sağlayan peygamberimizde toplumsal anlamda dikkat etmemiz gereken sorumluluklardan kardeşlik hukukuna önem vermiş ve bu konuda yukarıda yazılı olan sözü söylemiştir. Yukarıda yazılı olan hadis de bu sorumluluklar maddeler halinde yazılmış ve uygulamamız emredilmiştir. Hadisin genel olarak anlatmak istediği ise kardeşlik hukukunun bozulmasını gerektiren nedenlerden kaçmamızdır. Öyle ki bu hal ve davranışlardan kaçınmaz isek kardeşlik hukukunu bozmuş oluruz. Bu durumu, okuduğumuz hadisten yola çıkarak maddeleyecek olursak şöyle deriz;

 

*Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmeliyiz,

*Müslümanları kardeşimiz olarak görmeliyiz,*

*Kardeş olarak gördüğümüz tüm Müslümanların malı ve canı saygın olduğundan saygı göstermeliyiz,

*Müslüman kardeşlerimizi küçümsememeliyiz,

*Güven vermeliyiz,

*Yalan söylememeliyiz,

*Hainlik yapmamalıyız,

*Yüzüstü bırakmamalıyız.

 

İşte tüm bu maddeler, Müslümanlar arasında ki kardeşlik hukukunun bozulmaması için uygulanması zorunlu ve gerekli maddelerdir. Bizler bu maddelere uyduğumuz sürece Müslümanları, kardeşimiz olarak görebiliriz. Bunlardan birini dahi ihlal etmemiz bizlerin haksızlığıdır. Bu hukuk ihlal edilmemeli ki İslam’ın güzellikleri geniş coğrafyalarda yer bulsun. Bizler önce kendimizi düzeltmeliyiz ki, sonra başkasının eleştirelim. Bir bakalım kendimize ne kadar güven veriyoruz, bulunduğumuz sosyal çevrede. Ne kadar saygı duyuyoruz Müslüman kardeşlerimize.

Bulaşıcı bir hastalığın topluma yayılmaması için ne tür önlemler alırsınız?

2

 

Bizler kendi sağlığımızı düşündüğümüz kadar çevremizde ki insanlarında sağlığını düşünmek mecburiyetindeyiz. Bu onlara olan saygımızın yanı sıra onlara bulaşabilecek her hastalığın onlardan da başkasına bulaşabileceğinin bilinmesi yoluyla olur. Bizler hastalandığımızda daha düşünceli ve dikkatli olmalıyız. İnsanlar biz kırılmayalım, üzülmeyelim diye hasta olduğumuzda kendilerinden uzak durmamızı söylemeyebilirler. Ancak bunu kendimiz düşünmeliyiz. Bulaşabileceğini düşündüğümüz her hastalık, çevremizde ki insanlarla olan mesafemizi ayarlamamıza sebep olmalı. Bizler bu konuda hassas davranırsak bizlere de aynı şekilde davranılır.

 

Bu örnekler küçük hastalıklar için söylenebilir. Ancak büyük çaplı bulaşıcı bir hastalığın önüne geçmek ve toplumu bu tehlikeden uzak tutmak biraz zor bir durumdur. Eğer bu konuda yetkili birisi olsaydım, öncelikli olarak toplumu hastalık hakkında ve yayılabileceği hususunda bilgilendirme yapardım. Bunu medya yayın organlarıyla yapmak, kısa sürede çok kişiye bilgi ulaştırmamın en kolay yolu olurdu. Sonrasında tedavi ilaçlarını temin eder hasta olma olasılığına karşı önlemler geliştirirdim. İlgili hastanelerin gerekli sterilizasyon önlemlerini alıp almadığını kontrol eder gerekli müdahaleyi yapardım. Hasta olan kişilerin bunu bulaştırmaması adına bölgeyi karantinaya aldırır gerekli bilgilendirmeyi yapardım. Hastaların moral ve motivasyonu yüksek tutmak için onlara destek verirdim.

İslam ekonomisinin ahlaki temelleri nelerdir?

İslam ekonomisinin ahlaki temelleri nelerdir? Kısaca açıklayınız.

İslam ekonomisi ticarete ve üretime önem veren bir yapıdadır. Sermayenin vermiş olduğu sorumluluğu, istihdamın desteklenmesini ön plana çıkartır. Üreticinin emeğini ve döktüğü alın terini asla göz ardı etmez. İslam ekonomisinin ana gayesi herkesin hakkına riayet edilen insanların haklarını gasp etmeyen satıcıyı da alıcıyı da mağdur etmeyen fıtri bir sistem oluşturmaktır. İslam ekonomisi sistemi tasavvurunun ana kaynağı Ku’ran ve sünnetin belirlediği ilkelerdir. Bunların ışığında bu sistemi oluşturan ahlaki temeller vardır. İslam ekonomisin en temeli mülkiyet dediğimiz yani malik olan yaratılan herşeyin sahibi yalnızca Allah’tır buyüzden de onun yarattıkları arasındaki ekonomik ilişkiler onun emrettiği gibi olur çünkü malik mülkünde tasarruf sahibidir. Yaratıcı yarattığının neye ihtiyacı olduğunu bilir. Bahsettiğim ahlaki ilkelerin en önemlilerinden biri de adalet anlayışı vardır.

 

Satıcı ve alıcı arasındaki adalet dengesi her zaman korunmaya çalışılır. Bazı ekonomik sistemlerdeki gibi sınıf ayrımı bulunmamaktadır.  İslam ekonomisinde adil gelir dağılımı yapılmaya çalışılır çünkü işler arasındaki ücretin uçurum farkı toplumu sınıfsal anlamda bölebilir. İslam ekonomisini bir pergele benzetmek gerekirse pergelin sabit ayağı Kur’an ve sünnete odaklıyken diğer hareket eden kısmı çağa endekslidir. Bu demek oluyor ki ilkelerin bazı bölümlerinde esneklik özelliği vardır. İslam ekonomisinde dayanışma ilkesi tavsiye edilir. Bunun en güzel örneklerinden biri de zekattır. Emek ve sermayecilik anlayışına önem verilir. İslam ekonomisi en yaşanılabilir insani ekonomik modeldir çünkü insanı ziyane sokabilecek faiz, kumar, emeksiz kazançlar yasaklanmıştır.