Hz. Muhammed (s.a.v.) ne zaman ve nerede dünyaya gelmiştir?

Hz. Muhammed (s.a.v.) ne zaman ve nerede dünyaya gelmiştir? Yazınız.

 

Hz. Muhammed (sav), hicri 571 yılının Rebiülevvel ayının 12 gecesinde Mekke’de dünyaya geldi. Babasının adı Abdullah, annesinin adı ise Amine’dir. Peygamber Efendimiz (sav) daha dünyaya gelmeden önce babası Abdullah vefat etmiştir. Annesi Amine Hz. Muhammed’i  (sav) dünyaya getirirken bazı olağanüstü olaylar gerçekleşmiştir. Yaşanan olağanüstü durumlar arasında; Büyük bir yıldızın doğması, yıllardır yanan Mecusilerin ateşlerinin sönmesi, Semave Vadisi sular altında kalması, Kisra’nın 14 sütunu yıkılması vardır.  Doğum anında Hz. Amine’nin sırtını birinin sıvazladığından hiç acı yaşamadan Efendimizi (sav) dünya getirmiştir. sonra bebeğini Medine’de süt anneye verdi. O dönemde Mekke’de doğan çocuklar Medine’de yaşayan sütannelere verilirmiş. Sütanneye verilme nedenleri;

 

  • Mekke’nin havası bebeklerin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Medine’nin havası ise daha temizdir. Bebekler daha iyi gelişir ve büyür.
  • Medine’de konuşulan Arapça daha güzel ve belirgin bir Arapçadır. Cahiliye döneminde edebiyat, şiir gibi sanatlara önem verilirdi. Bundan kaynaklı olarak bebeklerin Medine’nin Arapçasını öğrenmesi için Medine’deki sütannelere verilirdi.

 

Hz. Muhammed’in (sav) doğduğu zamana cahiliye denmektedir. O zaman diliminde insanlar ahlaki olarak bir karanlığın içinde olmalarından ve cahilliklerinin fazla olmasından dolayı Cahiliye denmiştir. Cahiliye döneminde, insanlar arasında kadın erkek, zengin fakir, hür köle ayrımı yapılırdı. Kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. İnsanlar tanrı diye kendi elleri ile yaptıkları putlara tapardı. Ahlaki olarak kadınlara kötü niyetle bakıldığı, kız çocuklarının büyüdüğünden adımızı kirletmesin diye öldürüldüğü bir dönemdir. Mekke’nin ve daha doğrusu Arap Yarımadasının yaşadığı bu dünyaya gelen Hz. Muhammed bütün dünyanın peygamberi olmuştur.

 

Diğer konumuz: Güzel ahlaka örnek olarak beş davranış

Güzel ahlaka örnek olarak beş davranış

Güzel ahlaka örnek olarak beş davranış yazınız.

 

Önce ahlakın ne anlama geldiğiniz öğrenelim. Ahlak, kelime olarak huy, karakter anlamlarına gelmektedir. Terim olarak, toplum içindeki insanların kabul ettikleri, uymak zorunda oldukları, kurallardan oluşan huylar, davranış biçimleridir. Başka bir açıklamaya göre ahlak, insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine neden olan özelliklerin, manevi değerlerin ve davranışların hepsidir. Güzel ahlak, insanların beğendiği, toplumun hoş gördüğü, nefse hakim olmak, temiz olmak, doğru sözlü olmak, hoşgörülü olmak gibi davranışlardır. Güzel ahlaki davranışlar bizlere anne babalarımız, öğretmenlerimiz ve diğer büyüklerimiz tarafından öğretilir. Güzel ahlak dinimizin emrettiği, kötü ahlak ise, dinimizin yasakladığı fillerdir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emrettiği, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in hadis-i şeriflerinde yapılmasını istediği özellikler güzel ahlaka girmektedir.

 

Güzel ahlaka örnek olacak davranışlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Anne babamıza öf bile dememeliyiz. Onların yap dediklerini yapmalı, yapma dediklerinden uzak durmalıyız. Anne babamızın dışında diğer büyüklerimize karşı saygılı davranmalı asla saygısızlık etmemeliyiz.
  • Otobüs, minibüs, metro gibi toplu taşıma araçlarında büyüklerimize, gazilere, hamilelere, engellilere yer vermeliyiz. Ayakta kalmalarından utanç duymalıyız.
  • Bazı insanlar hayatta bizim kadar şanslı olmayabilir. Maddi olarak ihtiyacı olan insanlarla karşılaşabiliriz. Yardıma ihtiyacı olan yetim, yoksulların kalplerini kırmadan onlara yardımda bulunmak.
  • Her zaman için verdiğimiz sözde durmalıyız. Bize bırakılan emanetlere hıyanet etmemeli gözümüz gibi bakmalıyız.

 

Yaratılmış her canlıyı Yaratan Rabbimizden dolayı sevmeliyiz. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere güzel davranmalı, zarar vermemeliyiz. Haklarına girecek bir harekette bulunmamalıyız.

Arkadaşların birbirleriyle olan ilişkilerinde olması ve olmaması gereken davranışlar

Arkadaşların birbirleriyle olan ilişkilerinde olması ve olmaması gereken davranışları düşünerek ilgili alanlara yazınız.

 

İnsan paylaşımda bulunacağı birilerinin hayatında olmasını ister. Çocukluktan yaşlılığa kadar durum hep böyledir. Arkadaşlıkta önemli olan doğru ve iyi arkadaşlar edinmektir. Her insanla belli seviyede iletişim kurulur fakat herkesle arkadaş olunmaz. Arkadaş olarak seçeceğimiz kişilerde olması gereken özellikler:

 

  • Kamil iman
  • Güzel bir ahlak
  • İbadetlerini yerine getiren ve bunu devamlı yapan
  • Karşılaşıldığında selam veren, hal hatır soran, el sıkışan
  • Ziyaretlerinde ev halkını rahatsız etmemeye dikkat eden
  • Çevresindeki insanlar ve diğer arkadaşları hakkında daima iyi düşünen
  • Verdiğimizi sır gibi emanetleri koruyan
  • Akıllı olan
  • Günahtan uzak duran işlememeye özen gösteren
  • Konuşmalarıyla yanlış yapacak olanları yapacağından vazgeçiren
  • Yardım seven
  • Alçak gönüllü
  • Arkadaşlarının kusurlarını örtmede gece gibi olan
  • Menfaatini değil doğru olanı yapan, ikiyüzlü olmayan

 

İyi ile arkadaşlık eden iyi, kötüyle arkadaşlık eden kötülüğü öğrenir. Arkadaşımızda kötü özellikler varsa zamanla bizde ondaki kötü özellikleri kapabiliriz. Her şey benzerine yaklaştığından dolayı iyiye yaklaşmaya özen göstermeliyiz. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözünü unutmamalıyız. Buna göre arkadaşımızda olmaması gereken özellikler şunlardır:

 

  • Yalan söylemek
  • 3 günden fazla küs kalmak
  • İhanet etmek
  • Kıskançlık
  • Çekememezlik
  • Haset
  • Arkadaşını arkasından çekiştirmek
  • Hırsızlık yapmak
  • Küfürlü konuşmak ve kaba davranışlarda bulunmak
  • Büyüklerine karşı saygısız davranmak
  • Derslerine çalışmamak, dersleri dinlememek, okul kurallarına uymamak

Arkadaşlarımıza nasıl davranmalıyız?

Arkadaşlarımıza nasıl davranmalıyız? Kısaca açıklayınız.

 

İnsan aile bireylerinin içinde yaşama başlar. Büyüdükçe zamanla yeni insanlarla tanışır. Bu insanların bazıları ile yakın bir alaka kurulur. Yakın olduğumuz, alaka kurduğumuz ve daha iyi anlaştığımız bu insanlar bizim arkadaşlarımızdır. Sınıfımızda bulunan herkes sınıf arkadaşımızdır fakat onlar içinden bazıları daha yakın arkadaşımızdır. Bireyler için arkadaşları çok değerli ve önemlidir. Arkadaşlık kurabilmek için insanların yapmaları veya yapmamaları gereken şeyler vardır. Kendiliğinden gelişen bir kavram olmadığından yapılması, yapılmaması gerekenlere dikkat edilmelidir. Arkadaşlık kavramı emek ister, fedakarlık ister, zaman ister, vefa ister, sır saklamak ister. Arkadaşlık toplumun bir parçasını oluşturan kavramdır. İnsanların yaşamını kolaylaştırmaktadır. Arkadaşlık kurmak önemlidir ve zaman ister. Kurulan arkadaşlığın devam ettirilmesi ve korunması vefa, sadakat ve fedakarlık ister.

 

Arkadaşlarımızı sevmeliyiz, onlara iyi ve güzel davranmalıyız. Onları kıracak sözler söylememeliyiz. Arkadaş, iyi zamanımda benimle sevinen, kötü zamanımda benimle üzülendir. Kardeşi gibi güven duyandır. Arkadaşlarımıza asla yalan söylememeliyiz. Her zaman doğru olmalı yalandan kaçınmalıyız. Arkadaşımıza verdiğimiz sözü tutmalıyız. Onun arkasından konuşmamalıyız. Yüzüne karşı kırıcı ve kötü konuşmalar yapmamalıyız.  Bize verdiği emanetlerini korumalıyız. Verdiği emanet sırrı da olabilir. Şayet arkadaşımız bize sır verdiyse sırrını sonsuza kadar saklamalıyız. Ayrıca;

 

  • Arkadaşlarımıza karşı ön yargılı davranmamalıyız
  • Kaba davranışlarda bulunmamalıyız
  • Bize ihtiyacı olduğunda ona zaman ayırmalıyız
  • İhtiyacı olduğunda yardım etmeliyiz
  • Çok iyi geçinmeliyiz
  • Davranışlarımızda ve sözlerimizde samimi olmalıyız.

Ailenize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, öğretmenlerinize, komşularınıza, hayvanlara ve doğaya olan sevginizi nasıl gösterirsiniz?

Ailenize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, öğretmenlerinize, komşularınıza, hayvanlara ve doğaya olan sevginizi nasıl gösterirsiniz?

 

Aile olmak demek, üyelerinin birbirini sevmesi ve sayması demektir. Çocuklar olarak bizler anne babamızı severiz, onlar da bizi severler. Sevgimizi saygıyla göstermeliyiz. Ailemizi oluşturanlar sadece anne babamız değildir. Kardeşlerimiz çekirdek ailemizin üyeleridir. Kardeşimizin bizden küçük veya büyük olmasına bakmaksızın her birini sevmeliyiz. Ninemiz, dedemiz, halamız, amcamız, dayımız, teyzemiz de bizlerin yakın akrabaları olup ailemizin birer parçasıdır. Anne babamızı sevip saydığımız gibi yakın akrabamız olan kişileri de sever, sayarız. Çekirdek ve geniş ailemizin üyelerinin dışında sonradan hayatımıza giren fakat çok fazla saygıyı hak eden kişiler vardır. Onlar öğretmenlerimizdir. İletişim içinde olduğumuz herkese karşı vazifemiz vardır. Seviyorum, sayıyorum demek yeterli değildir. Bizim bu sevgimizi ve saygımızı göstermemiz gerekir.

 

  • Aileme olan sevgimi, anne babamın sözünden çıkmayarak, onlara elimden geldiğince yardımcı olarak, okulumda ve derslerimde başarılı olarak, maddi ve manevi olarak destek olarak gösterebiliriz.
  • Akrabalarımıza olan sevgimizi, ziyarette bulunarak, telefonla arayıp hatırlarını sorarak, bayramlarda evlerine ziyarete giderek, ihtiyaçları olduğunda yanlarında olarak gösterebiliriz.
  • Öğretmenlerimize sevgimizi, derslerimizi dikkatli dinleyerek, iyi çalışarak, sınavlarda başarılı olarak, saygı göstererek, hürmet duyarak gösteririz.
  • Komşularımıza sevgimizi, karşılaştığımızda selam vererek, güler yüzlü olarak, rahatsızlık verecek davranışlardan kaçınarak gösteririz.
  • Hayvanlara sevgimizi, onlara zarar vermeyerek, evimizde yemediğimiz yemekleri onlara vererek, yaz aylarında kapımıza su koyarak gösteririz.
  • Doğaya olan sevgimizi çevreyi kirletmeyerek, yerlere çöp atmayarak, çevreyi kirletenleri uyararak gösteririz.

Aile büyüklerimiz ve kardeşlerimizle ilişkilerimiz nasıl olmalıdır?

Aile büyüklerimiz ve kardeşlerimizle ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? Örneklerle açıklayınız.

 

Aile, toplumun çekirdeğidir. Çekirdek aile, anne, baba, çocuklardan meydan gelir. Geniş aile ise, anne, baba, çocuklar, dede nine gibi aile büyüklerinden meydana gelir. Aile bireylerinin her biri bizim için çok değerlidir. Ailemizdeki büyüklerimize sevgi ve saygı göstermemiz gerekirken küçüklerimize sevgi ve hoşgörülü davranmalıyız. Aile bağlarımızın kuvvetli olması için her bir bireyle olan ilişkimizde dikkatli olmalıyız. Aile büyüklerine sahip olmak, hayatta ve bizimle birlikte olmaları çok değerlidir. Hem hayatımızı kolaylaştırırlar, hem de sevgi ihtiyacımızı karşılarlar. Kardeşlik, kan bağıyla oluşan çok özel bir bağdır. Aynı karnı, yani annemizin karnını paylaştığımız için karındaş yani kardeş denmiştir. Ailemizin büyüklerine ve küçüklerine karşı her ne zaman olursa olsun sevgi ve saygıda kusur etmemeliyiz. Sorumluluklarımızın farkında olarak hareket etmeliyiz. Aile büyüklerimiz ve küçüklerimizle olması gereken ilişkimiz;

 

  • Büyüklerimiz bizden bir şey yapmamızı istediğinde saygılı bir şekilde cevap vererek yapmamızı istediği şeyi eksiksiz yapmalıyız. Örnek olarak annemiz su istediğinde hemen kalkıp getirmeliyiz.
  • Yapma dediği şeyi ikiletmeden yapmamaya özen göstermeliyiz.
  • Sinirli bile olsak aile büyüklerimize karşı sesimizi yükseltmemeliyiz
  • Büyüklerimizin yanında oturmamıza, kalkmamıza dikkat etmeliyiz. Hürmette kusur etmemeliyiz.
  • Kardeşimiz bizim bir şeyimizi istediğinde ona vermeliyiz.
  • Kardeşimizi sevmeli ve sevdiğimizi ona göstermeliyiz.
  • Kötüler kardeşimize zarar vermeye kalkarsa onu korumalıyız.
  • Kardeşimizin sıkıntısına, üzüntüsüne ortak olmalıyız.
  • Her zaman yanında olarak onu desteklemeliyiz.
  • Kendimizde olanı kardeşimizle paylaşmalıyız. Örneğin çikolatamızdan istediğinde paylaşmalıyız.

Muhammedü’l-Emin ne demektir? Araştırınız.

“Muhammedü’l-Emin” ne demektir? Araştırınız.

 

Muhammed’ül Emin; Güvenilir Muhammed (sav) anlamına gelmektedir. Hz. Muhammed’e (sav) peygamberlik gelmeden önce, kavminin ahlak bakımından en güzeli, şeref olarak en üstünü, soy bakımından en şereflisi idi. Komşularının, akrabalarının ve diğer sevdiklerinin hakkına çok fazla dikkat ederdi. Bağlılık ve yumuşak huyluluk bakımından en üstün olan Hz. Muhammed (sav) gösterdiği emniyetle insanların gönlünü fethetmiştir. Kabe’nin duvarındaki Hacer’ül Esved’in yerine yerleştirilmesi olayında kabileler arasında kavga çıkmıştır. Her kabile Hacer’ül-Esved’i yerine koymaya kendilerinin layık olduğunu söyleyerek üstünlük taslamışlardır. Böyle bir gergin ortamda bile herkes O’nun (sav) vereceği karara güvenerek, nasıl yerleştirilmesi gerektiği konusunda karar vermeyi O’na (sav) bırakmışlardır. Kimseyi haksız yere ayıplamaz, kimseyle münakaşaya girmezmiş.

 

Bütün güzel özellikleri kendinde toplayan Peygamber Efendimize (sav) daha nübüvvet gelmeden ahlakının bu kadar güzel olması daha önemlidir. O’nun (sav) yaratılışından Peygamberlik özellikleri taşıdığının göstergesidir. Cahiliye döneminde insanlar ticaret için kervanları ile seyahatlere çıkarlarmış. Evlerine dönmeleri aylar sürermiş. Kendileri seyahatte iken insanlar eşlerini ve kızlarını Peygamberimize (sav) emanet ederlermiş. Zinanın, kötü ahlakın alıp başını gittiği cahiliyede kadınlarına ve kızlarına zarar gelmesin diye emanet ettikleri kişi 20’li yaşlarında bir delikanlıdır. O dönemki insanların Efendimize (sav) ne kadar güvendiklerini en güzel şekilde gösteren olaydır. O’na (sav) güvenleri çok fazla olduğundan Muhammed’ül Emin yani Güvenilir Muhammed lakabını vermişlerdir.  Zamanın en zenginlerinden olan Hz. Hatice (ra) O’nun (sav) bu özelliği dikkatini çektiği için evlenmek istemiştir.

El-Fatiha sözünü duyunca ne yaparsınız?

“El-Fâtiha” sözünü duyunca ne yaparsınız?

 

Ülkemiz toplumunda mevlit anlayışı oldukça yaygındır. Çeşitli nedenlerden dolayı mevlitler okunur. Mevlitlerde öncelikle Kur’an okunur, Peygamber Efendimize (sav) övgü dolu şiirler okunur, dualar edilir. Vefat eden kişilerin ardından da Kur’an’dan sureler okunur. Okunan sureler bittikten sonra El-Fatiha denilir. El-Fatiha denmesinin anlamı, bu okumalar bitti yenilerine başlangıç olması için dua mahiyetindedir. Fatiha, açan anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olup açılışını yapan sure olduğundan Rabbimizin bu adı verdiği rivayet edilir. El-Fatiha ifadesini duyan bir kişinin Fatiha suresini okuması vaciptir. Yani okumak zorundadır. Şayet kişinin bulunduğu ortamda birden fazla El Fatiha ifadesi geçerse bir kere okuması yeterli iken dileyen söylendiği sayı kadar Fatiha okur. Söylendiği sayı kadar Fatiha suresini okumak daha iyidir. Okuyan kişi sevap kazanır. Okumayan kişi ise bu sevaptan mahrum kalır.

 

el-Fatiha ifadesini duyan kişi Euzu besmele çekerek Fatiha suresini okur. Fatiha Suresinin Türkçe Yazılışı ve Okunuşu şöyledir: Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim. Elhamdulillahi Rabbi’l-alemin. Er-Rahmani’r-Rahim. Maliki yevmi’d-din. İyyake na’budu ve iyyake neste’in. İhdine’s-sırata’l-mustakim. Sırata’l-lezine en’amte aleyhim. Ğayri’l-meğdubi aleyhim ve le’d-dallin. (Amin)

 

Meali ise; Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a (cc) aittir. (O Allah) Rahman ve Rahimdir. Din gününün (ödül ve ceza gününün) sahibidir. (Ey Rabbimiz) Biz, yalnızca Sana (cc) ibadet eder ve yalnızca Sen’den (cc) yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapıklıkların yoluna değil.

Yüce Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimetler nelerdir?

Yüce Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimetler nelerdir? Yazınız.

 

Nimet, ihsan, rızık, iyilik, hayırlı mal, varlık, servet, yiyecek, içecek, ekmek gibi manalarda kullanılan terimdir. Allah u Teala insanlara sayısız ve çeşitli nimetler vermiştir. Nimet denilince akla sadece yenilecek ve içilecek şeyler gelmemelidir. Yiyecek ve içeçeklerle sınırlandırmak doğru olmaz. Çünkü insana verilen akıl kabiliyeti, inanma düşüncesi, görebilme, konuşabilme, yürüyebilme, nefes alabilme gibi yaşamımıza ve hayatımıza dair her şey nimettir. Müslümanlar Allah’ın verdiği bu nimetlere karşılık hamd ve şükrünü beyan etmelidir. Hamd ve şükür ibadetler ve zikirlerle yerine getirilebilir. Kur’an-ı Kerim’de 47 yerde nimet kelimesi geçerken, 97 yerde de nimetle aynı kökten gelen kelimeler geçmektedir. Bu kadar çok geçmesi Allah’ın nimetlere verdiği önemin bir göstergesi olarak düşünülebilir.

 

Kur’an- ı Kerim’de kullanılan Nimet terimi şu manalarda kullanılmıştır:

  • Ekmek, rızık
  • Bağış, ihsan, mutluluk ve iyilik
  • Hayırlı evlat, servet, mal, yiyecek, içecek, sağlık gibi şeyler
  • Allah tarafından insanlara verilen başta iman olmak üzere her türlü iyilik
  • Allah’ın insandan uzaklaştırdığı her türlü kötülük de nimet terimi içinde ifade edilmiştir.

 

Kur’an’da geçen anlamlarına göre Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli nimet, varlıkların eşref-i mahluku olarak yani insan olarak yaratılmak ve iman sahibi olmaktır. Bunun dışındaki diğer nimetler şunlardır:

  • Hava, oksijen
  • Ekmek, su
  • Aile ve sevdiklerimiz
  • Bütün organlarımız
  • Akıl
  • İşitebilme, anlayabilme, görebilme yetilerimiz
  • Dünya üzerindeki güzellikler

Yunus Emre “şartı nedir bilse gerek” ifadesiyle neyi kastetmiştir?

Yunus Emre “şartı nedir bilse gerek” ifadesiyle neyi kastetmiştir? Yazınız.

 

Yunus Emre: “Müslümanım diyen kişi, Şartı nedir bilse gerek. Allahın buyruğun tutup, Beş vakit namaz kılsa gerek” demiştir. Yunus Emre bir halk ozanıdır. Toplumumuza, dinimize ve kültürümüze ait değerli çok veciz olarak ifade etmektedir. Müslüman, Allah’ın varlığını, birliğini kabul ederek emirlerini eksiksiz olarak yerine getiren kişiye denilir. Bir kişiye Müslüman denebilmesi için o kişinin öncelikle iman etmesi gerekir. Peki neye iman edecek? Allah’ın Kur’an’da ve Peygamber Efendimizin (sav) hadislerinde açık ve net olarak emir buyurduğu altı iman esasına ve diğer buyruklara iman edecek. İmanının kalbi ile tasdik edip dili ile de ikrar ederek gerçekleştirecektir. İmanın eden kişinin bunu fillerine yansıtması ve davranışlarıyla göstermesi gerekir.

 

Müslüman kişi teslim olan, boyun eğen, İslam’la şereflendiğini davranışları ve fiilleriyle gösteren kişidir. Yunus Emre, Müslüman olmanın, Müslüman’ım demenin şartları olduğunu ifade etmiştir. Müslüman olmanın en büyük şartı Allah’ın emrine uyup günde beş vakit namaz kılmak olduğunu belirtmiştir. Aslında Allah’ın emrettiği bütün diğer farzlar Müslüman olmanın şartları arasındadır. Fakat özellikle beş vakit namazın vurgulanması namazın Allah katındaki öneminden kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav), İslam ile küfür ve şirk arasında namazı terk vardır buyurarak kişinin Müslüman olduğunun en büyük kanıtının beş vakit namaz olduğunu beyan etmiştir. Yunus Emre’ye göre bir şey olabilmek için o şeyin şartlarını iyi bilmek ve yerine getirmek gerekir. Ey kişi sen de Müslüman’ım diyorsan en büyük şartı olan beş vakit namazı yerine getir diyor.