Ağız Kokusunun Nedenlerini Çeşitli Kaynaklardan Araştırarak Bununla İlgili Bir Kavram Şeması Hazırlayınız.

Ağız, vücudumuza besinlerin alınmasını sağlayan organdır. Sindirim sisteminin başlangıcı olmasından dolayı gerekli sindirim burada gerçekleşerek sindirim sisteminin diğer organlarına iletilmektedir. Ağızda gerçekleşen sindirim, mekanik sindirimdir. Burada yer alan dişler ve tükürük bezleri gerçekleşen bu durum sonrasında ağız bakımı düzgün yapılmadığında kokular meydana gelmektedir.

Ağız bakımı oldukça önemlidir ve her yemek sonrasında mutlaka fırçalanması gerekmektedir. Eğer fırçalama durumunuz yok ise ağzınızı çalkalamanız ağız bakımı açısından gereklidir. Ağız bakımının en önemli yanı da sosyal çevrenin dikkatini çekmesi ya da kişilere rahatsızlık vermektir. Çünkü ağız bakımı yapılmadığında ağız kokusu olur ve bu durum sosyal hayatı olumsuz etkiler. Ağız bakımında meydana gelen bu değişiklik kişinin her anlamda değişmesine neden olmaktadır. Sadece ağız ile alakalı bir durumda ağız kokusu yaşanmaz. Bazı metabolizma hastalıkları, böbrek yetmezliği, bağırsak sendromları, sindirim sistemi bozukluları gibi hastalıklarda da ağız kokusu meydana gelmektedir. Bu kokunun önlemesi için, mutlaka neden ortadan kaldırılmalıdır. Sebebi bilinmeyen her türlü problem tedavi edilmediği sürece şikâyet devam etmektedir.

Tedavi sürecinin gerçekleşmesi, oldukça önemlidir ve bu sürecin olumlu geçmesi de kişinin sağlığını olumlu etkilemektedir. Sağlık konusunda mevcut olan tüm bilgiler ışığında kişinin kendine dikkat etmesi ve bunu korumaya çalışması gerekmektedir. Sağlığın tedavisi sosyal, fiziki ve ruhsal yönden de kişinin faydasına olan bir durumdur. Ağız kokusu probleminin yaşanması halinde öncelikli olarak diş hekimine danışmanız gerekmektedir.

Ailenizde ev işlerinde iş bölümü yapılmazsa neler olabilir?

Paylaşım, iş bölümü sadece evimizde değil hayatın her alanında çok önemlidir. Hiç bir insan her şeyi tek başına yapamaz. Yaşamını devam ettirebilmesi için insanlar iş bölümü – iş paylaşımı yapmak zorundalar. Aile içinde de iş bölümü yapılmalıdır. Peki yapılmazsa neler olur? Sıralayalım …

 

  • Öncelikle ev içinde adaletsizlik ortaya çıkacaktır. Birileri çok çalışırken birileri hiç çalışmayacak.
  • Her huzursuzluğun kökü “adeletsizliktir”. Problemler buradan kaynaklanır.
  • Evde anneye yardım edilmediğiniz düşünelim. Anne yemek mi yapcak, temizlik mi yapacak, ev işlerini mi yapacak, çocuklar ile mi ilgilenecek?
  • Babaya yardım edilmediğini düşünelim. Tüm gün çalış, gel birde evde çalış !
  • Çocuklar içinde durum aynı. Bakkala gitmeyen çocuk olur mu? Anne yemek hazırlarken çocuk marketten ekmek almaya gidecek.
  • Anne çamaşır yıkamazsa aile bireyleri temiz elbiseler giyebilir mi?
  • Herkes ev içinde elinden gelen, yapabileceği kadar iş yapmalıdır. Yoksa toplumun en küçük yapı taşı olan “aile” uzun ömürlü olmayabilir.

Komşularınızla ilişkilerinizi geliştirmek için neler yapabilirsiniz?

Hemen hemen her şey bir “merhaba” ile başlar. Komşularımız ile iletişimde bir merhaba yada sabahları denk geldiğimizde bir günaydın veyahut akşamları iyi akşamlar “komşu” diyerek ilişkilerimize başlayabiliriz. Sonrası olacağı varsa zaten kendiliğinden gelir.

 

Merhabalar sonrası komşunuzda sizinle iletişim kurmak istiyorsa bir şekilde karşılık verecektir. Sonrasında akşam eve çay içmeye davet etmeler, birlikte maç izleme, film izleme, keyifli bir akşam yemeği yemeğe kadar ilerleyebilir. Bayramlarda yada özel günlerde karşılıklı ziyaretler olabilir. Hafta sonları biz Türlerin vazgeçilmezi mangal yakmaya kadar muhabbeti ilerletebiliriz. Mesela tatile yada memleketimize gittiğimizde oradan küçük bir hediye almak hoş bir fikir olabilir

 

Eğer çocuklarımız varsa ve yaş olarak akran iseler çocukların arkadaşlıklarından daha iyi bir ilişki doğabilir. Çocukların birlikte oynamaları için parka gitmeler, ders çalışmaları için misafirliklere gelmeler olabilir. Ramazan ayında iftar daveti, aşure ayında bir tabak aşure götürmek olabilir. Kendi evimizde yöresel bir yemek yaptığımızda bir tabak da komşuya götürmek aradaki ilişkiyi geliştirmek için yapılacak eylemlerden biri olabilir.

Okuldaki olumlu ve olumsuz davranışlarımız nelerdir?

Okulda bazen sergilediğimiz davranışlar geleceğimiz için büyük önem teşkil ediyor. Bir üniversite öğrencisi olarak söylüyorum ki, farkında bile olmadan yaptığımız bazı ufacık yanlışların farkına varmak hayatımızda çok şeyi değiştirebilir.

Mesela devamsızlıktan kalmamak için gittiğimiz okulda dersi dinlemeyip uyumak oldukça tehlikeli bir yanlış. Öğrenciler çoğu zaman dersi geçip şu okulu bitirsem kafasındalar, ne öğreneceksek stajda öğreniriz zaten diye düşünüyorlar. Oysa son derece hatalı bir düşünce. Stajda ne yapacağınızı bilmeden birkaç ay geçirmek yerine, okulda öğrendiklerinizi uygulamanız sizlere avantaj sağlayacaktır.

Bunun dışında dersleri sadece geçebilecek kadar puan almak çoğu zaman öğrencileri kötü etkiler. En basitinden bir work and travel programına katılırken bile, sizlerden son dönem yaptığınız ortalamanız isteniyor. İş hayatında ve staj seçiminde de bu önem teşkil ediyor.

Bütün bunların yanı sıra okulunuzdan memnun değilseniz veya başka bir şehirdeki okula gitmek istiyorsanız da, ortalamanızın büyük önem teşkil ettiğini unutmamalısınız. Belki çoğu kişiden duyduğunuz bir uyarı ama tekrar belirtmekte fayda var. Derslerinize isteyerek çalışmalısınız.

Tabi bunların dışında sergilediğimiz olumlu davranışlar da mevcut. Mesela topluluklara üye olmak. Bunun ne gibi bir olumlu yanı olduğunu düşünenleriniz olacaktır, çünkü üniversite topluluklarına çoğunlukla öğrencilerin ne için katıldığını hepimiz az çok biliyoruz. Fakat gerçekten öğrenciler tarafından yapılan yardımlar ile okuyan, güzel bir hayata kavuşan küçük çocukların ve huzurevine yapılan ziyaretler ile sevindirilen yaşlıların olduğunu unutmamakta fayda var.

 

Okulda karşılaştığınız olumsuz davranışlar nelerdir? Bu olumsuz davranışlar sizi nasıl etkiliyor?

Her okulun ve okuldaki insanların belirli problemleri mutlaka oluyor. Çünkü hiçbirin yüzde yüz mükemmel olması mümkün değil.

Ben üniversite okuyan bir öğrenci olarak, sizlere yaşadığım bazı problemlerden bahsedeyim. Öncelikle ben bir vakıf üniversitesinde okuyorum ve üniversitemizin bir yemekhanesi yok. Okulda ders aralıkları dolayısıyla geçirdiğimiz saatler ister istemez acıkmamızı sağladığından ve bir yemekhaneye sahip olmadığımızdan, okuldaki özel alanlardan yüksek mevlalar karşılığında yemek yemek zorunda kalıyoruz. Oysa diğer devlet üniversitelerinde ve bazı vakıf üniversitelerinde de hem yemekhane mevcut hem de yemek fiyatları bir hayli uygun.

Bunun dışında servislere ödediğimiz yüksek miktar ücretler de, bizim için büyük sorun. Hiçbir üniversitede servis ücretli değil, ücretli olsa bile birkaç kuruş gibi sembolik rakamlar. Direkt fiyat belirtmek istemiyorum ama birkaç kuruşu çokça aşacak servis ücretleri ödediğimizi, hem de beş dakikalık yol için, normal standartlarda otobüse verdiğimiz paradan bile daha çok para verdiğimizi belirtmek isterim. Yani çoğumuz için sıkıntı olmuyor ama okulumuzda benim gibi tam burslu okuyan öğrencilerin var oluşu ve sıkıntı yaşayabilecekleri göz önünde bulundurulup en azından bursa göre bir ücret belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Okulda arkadaş çevresinde çok fazla sıkıntı olmuyor çünkü kendine göre arkadaşlar seçmek yine senin elinde ama yine de çok burnu havada ve kendini dünyanın merkezinde zanneden tiplerin olduğunu belirtmekte fayda var. Arkadaş seçerken dikkatli olmanız gerektiği uyarısını sizlere herkes yapacaktır ama ben tekrar özellikle altını çiziyorum, bu gerçekten önemli bir konu. Dikkat edin.

Okulda Arkadaşlarınızın Hangi Olumlu Davranışlarıyla Karşılaşıyorsunuz?

Çok kapsamlı yanıtlar verilebilecek güzel bir soru. Okulda arkadaşlarımın hangi olumlu davranışlarıyla karşılaştığımı bir süre düşünmem gerekiyor. Hayati çıkarlarına kendini adamış başka hiçbir şey ile ilgilenmeyen günümüz insanından olumlu davranış beklemenin zor olduğunu öncelikle belirtmek isterim. Ama yine de hala iyi insanların kaldığını hatırlatmakta da fayda görüyorum.

Üniversitede psikoloji okuyan bir öğrenciyim ve arkadaşlarım insan psikolojisinden gerçekten anlayan insanlar. İleride büyük bir kısmının çok iyi psikologlar olacağına eminim. Arkadaşlarım yardımseverler. Diğer bencil insanlar gibi, derse gelip notunu alsaydı kafasında değiller. Gelmeyen öğrencilere kurdukları gruplar ile sınıfta olanların bilgisini verip, ders notlarını gönderiyorlar örneğin.

Sınıfımız kalabalık ama ben şimdiye kadar yalan söyleyenine hiç rastlamadım. Arkadaş canlısı kimseler. Sıcakkanlılar ve yapmacık hareketlerden uzaklar. Boş yorumlar ve laf kalabalıklardan uzak olduklarından sınıfta sürekli kaliteli espriler ve gerçekten önemli konuşmalar geçiyor.

Düşününce yaşadığımız çevrede böyle insanlar bulmak bir hayli zor, heleki üniversitede daha zor ama sanırım arkadaş çevresi konusunda son derece şanslıyım. Başka yerlerde okuyan arkadaşlarımın arkadaş konusunda var olan şikayetlerinden ben son derece uzağım. Ne yalancı, ne kötü insanlar tanıdım şimdiye kadar.

Tabi her zaman böyle bir çevreye denk gelmek mümkün olmayabilir, bu nedenle arkadaş seçerken çok dikkatli davranıp herkese hemen güvenmemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde arkadaşlık konusunda çok kırılabilirsiniz.

Kendinizi Hangi Alanda Yetenekli Buluyorsunuz?

Özellikle çocukların ve ergenlerin yanıtlamakta zorlandığı bu soru, aslında yetenekten çok insanın özgüvenini kontrol ediyor. Örneğin bir ev kadınına kendinizi hangi
alanda yetenekli buluyorsunuz, diye sorduğunuzda cevap vermekte zorlandığını görürsünüz. Bunun sebebi insanın kendine duyduğu güvensizliktir. Bu özgüven problemi çocuklarda ve gençlerde daha baskındır. Ne kadar bilse de, kendini iyi ifade edemeyeceğini ya da karşı tarafın onu beğenmeyeceği endişesine kapılıp olan yeteneklerini bastırıyor gençler ve çocuklar. Geliştirilebilecek ya da zaten gelişmiş olan yeteneklerini saklamayı tercih ediyorlar daha çok.

Örneğin bana yöneltilmiş bu soruyu şu şekilde yanıtlıyorum. Ben makale yazmak konusunda oldukça iyiyim. Ayrıca roman tarzı kitaplar da yazıyorum.  Küçüklüğümden beri boş zamanlarımı dolduran ve keyif alarak yaptığım bir uğraş. Kimseye hesap vermeden, kimseyle iletişime geçmeden kolayca yapabiliyorum. Bazen gerçek hayatta dökemediğim duygularımı daha kolay döküyorum ortaya. Kelimelerle dans eden biri olarak, bir yazıyı özgünleştirmekte ve özellikle keyif aldığım konular söz konusu olduğunda uzun uzun yazı yazmakta çok iyiyim. Keyif almadığım konularda da bilgi sahibi olduktan sonra uzun yazılar ortaya çıkarabilirim.

Birisi bana kalk bir yazı yaz da görelim dediğinde, ilk gayem onu beğendirmek değil asla. Tabi ki eksik yanlarımı söyleyebilir, eleştirilere açığım onun sayesinde kendimi geliştirebilirim ama o bana kötü yazıyorsun dedi diye ben kötü yazmıyorum. Yalnızca yazdıklarım ona hitap etmiyor.

Protagoras’ın insanın her şeyin ölçüsü olduğu fikrine varmasında görmenin fiziksel sınırlılıklarının etkileri neler olabilir?

İnsanın duyu organları ile bir varlığı bir durumu ya da kendi kendisini algılaması pek tabi mümkündür. Ne var ki algı dediğimiz kavram manipüle edilebilirlik konusunda belki de en hazır varlıklardan bir tanesidir. Dolayısıyla insanın kendi duyu organları ve algısı çevresinde algıladıkları ve yorumladıkları her zaman dünyanın biricik gerçekliğini yansıtmayabilir. Tam da bu noktada Protagoras’ın her şeyin ölçütünün insan olduğu fikrini çürütmek zorunda kalıyoruz. Çünkü eğer her şeyin ölçütü insan ise insanın yanılgılar içerisinde algıladığı ya da yanılgılar içerisinde yorumladığı olca konsept, durum ve olay için ne söyleyebiliriz? O zaman bu akvramları yeniden yorumlamaya çalışırken önceki algı boyutumuzu nasıl eleştirebiliriz? İşte bunu yapmak Protagoras’ın felsefesi dahilinde ne yazık ki neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla çıkan sonuç şudur: İnsanın fiziksel sınırlılıkları göz önüne alınarak, insanın beş duyu organı ile algıladığı ve algısı ile de yorumladığı bilgiler yüzde yüz doğru ve kesin bilgiler değildirler.

Sokrates’in düşüncesine göre erdemli yaşamak için nasıl hareket etmelidir? Açıklayınız.

Sokrates, diğer tüm düşünürlerin aksine hiçbir şekilde elini kalem kağıda sürmemiş ve ölümünden sonra birilerinin yazılarını okuyup yanlış yorumlama ihtimalini her zaman korkunç bir ihtimal olarak görmüş bir kişidir. Dolayısıyla bu durumdan bile Sokrates’ın nasıl bir ahlak ya da erdem anlayışına sahip olduğunu çıkarsamak mümkün. Sokrat, ahlak ya da erdem anlayışı konusunda öncelikle kişinin kendine ve çevresin dürüst olması gerektiği ilkesini koymuştur. Sokrates’ın bu kuralı daha sonra  ‘’dobralık’’ olarak da yorumlanmıştır. Nitekim bu yorum pek haksız bir yorum da sayılmaz. Sokrates, aynı zamanda erdemli bir birey olabilmek için bireyin durmadan kendini ve doğayı sorgulaması ve bilinçli yaşaması gerektiğini söylemiştir. Bundan dolayı bilinçsiz ve sorgusuz sualsiz yaşayıp giden kişileri, kendilerine sordukları sorular karşısında kaçamak cevap veren kişileri her zaman için erdemsiz kabul etmiştir. İşte Sokrates’ın ahlak anlayışının temelinde bu vardır. Kendini sorgulamak ve kendine sorduğu sorulara dürüst yanıt vermek.

Devletlerde filozoflar yönetici olmalı ya da yönetici dediklerimiz ve sahici, iyi filozoflar olmalıdır.

Platon “Devlet” adlı eserinde “Devletlerde filozoflar yönetici olmalı ya da yönetici dediklerimiz ve sahici, iyi filozoflar olmalıdır.” sözüyle yönetim ve felsefeyi neden tek bir çatıda toplamak istemiştir? Açıklayınız.

Platon, baştan beri insanlar arasında eşitliğe inanmayan ve bazı bilgi beceri ve asil değerlerin doğuştan geldiğine inanırdı. Platon’a göre bir devleti yönetebilmek de işte böyle doğuştan gelen bir asalet ve erdemi gerektirirdi. Ancak filozoflar bir toplumda asil ve erdemli olan kişiler olabilriler ve toplum adına doğru kararlar verebilirlerdi. O halde bir toplumun ya da bir devletin yöneticisi olacak olan insanlar da ancak ve ancak filozoflar olabilirlerdi. Bu kadar bilgi asalet ya da beceriye sahip olmayan kişiler orta sınıfta zanaatkarlar olabilirlerdi. Platon’un Devlet adlı eserinde bahsettiği bir diğer kavram ise şu idi: Eğer bir kişi hiçbir şekilde bilgi veya beceriye sahip değilse ve bir asalet duygusu da yok ise onun gidebileceği tek yer serflerin yanıdır. O bir köle olmak için doğmuştur ve köle olmak zorundadır.