İnsan, hayatı boyunca toplumda hangi rolleri üstlenebilir?

Sizce bir insan, hayatı boyunca toplumda hangi rolleri üstlenebilir?

 

İnsanoğlu doğumundan itibaren bireysel ve toplumsal olmak üzere birçok rolleri alarak dünyaya gelir. Dünyaya geldiği anda evlat olmuştur. Evlat rolü , bir ailenin yavrusu olmanın gerektirdiklerini öğrenerek büyür. Bu olguyla bu rolden insanların ve anne-babasının ondan beklentilerini öğrenmeye başlar. Bu ilişki anne-babası ölene kadar devam eder hatta öldükten sonra hayırlı evlat rolü için hala birşeyler beklenir. Bu rolün gerektirdikleri ve diğer insanların yani toplumun bu rolden beklentileriyle şekillenir davranışlarımız. Evlat rolü başlangıçtır bundan sonra büyürüz öğrenci oluruz öğrenci rolünde öğretmenimizin bizden beklentileriyle karşılaşırız. Gelişiriz genç oluruz toplumun bizden genç rolü için yargıları ve beklentileri sahneyi alır. Bir işe gireriz bu sefer işverenimiz bizden ideal işçi rolünü bekler ya da meslek ediniriz bu meslek ne olursa doktor, mühendislik, dişçi, reklamcı, yönetmen, imam, yönetici vs. vs. bu mesleklerin her birinin kendine has barındırdıkları roller var. Bir doktordan merhametli olması beklenir aynı şekilde bir yöneticiden güçlü ve adaletli olması beklenir bir imamdan Allah rızasını gözetmesi beklenir gibi. Evlendiğimizde eş rolünü kazanırız. Çocuğumuz dünyaya geldiğinde anne-baba rolünü üstleniriz. Torunlarımız olduğunda nene ve dede rollerine gelir sıra. Hayat devam eden bir süreçtir ve bu süreç işler insan bu rolleri tek tek değil bazen hatta çoğu zaman aynı anda sahip olur. Örneğin bir çocuğu olduğu esnada hem anne hemde kendi evlat rolünde olabilir.

Elinize Aldığınız Bir Parça Kağıdı Bölebildiğiniz Kadar Küçük Parçalara Bölünür.

Elinize Aldığınız Bir Parça Kağıdı Bölebildiğiniz Kadar Küçük Parçalara Bölünür. Elinizde Kalan Son Parça Kağıdın En Küçük Yapısını Temsil Eder mi? Tartışınız.

 

Hayatımızda bulunan birçok maddeyi dış etken olarak rahat bir şekilde fiziksel değişimi uğratabilmekteyiz. Elimize aldığımız kağıdı küçük parçalara bölerek onu fiziksel değişime uğratmaktayız. Ancak fiziksel ayrışma maddenin özelliğini bozmamaktadır. Fiziksel değişimler maddenin dış görünüşünün değişimi anlamındadır. Elimize aldığımız kağıdı bölebildiğimiz kadar küçük parçalara böldüğümüzde elimizde kalan son parça kağıdın en küçük yapısını temsil etmektedir. Ancak kağıdın özelliğini bozmamaktadır.

 

Fiziksel değişim maddenin dışında gerçekleşmektedir. Doğal olarak maddenin dış görünüşü değişmektedir. Kırılma, parçalanma, eskime, bozarma, yıpranma, çizilme, yamulma, esneme ve bükülme gibi değişimler fiziksel değişimi meydana getirmektedir. Fiziksel değişim maddeni asıl özelliğine etki etmemektedir.

 

Fiziksel değişim sayesinde maddeler daha kolay tüketilmektedir. Aynı zamanda bu maddelerin daha rahat kullanılmasını sağlamaktadır. Fiziksel değişim sonrasında bir madde başka bir maddeye dönüşmemektedir. Fiziksel değişimin olabilmesi için dışarıdan müdahale edilmesi gerekmektedir. Maddeler dıştan gelen fiziksel darbelere karşı özelliğine göre dayanıklılık göstermektedir. Bazı maddeler daha hassasken bazı maddeler daha dayanıklıdır. Doğrudan müdahale olmadan doğanın etkisi ile değişime uğrayan maddelerde zaman gerekmektedir. Güneş ışınları, yağmur ve rüzgar gibi doğa olayları maddelerin şeklini ve rengini değiştirmektedir. Fiziksel değişime farklı örnekler vermek gerekirse kağıdın yırtılmasına ek olarak, kağıdın buruşturulması bir fiziksel değişimdir. Aynı zamanda suyun donması, camın kırılması, suyun erimesi, ekmeğin bölünmesi, meyvenin kesilmesi, kalemin kırılması, demirin bükülmesi, cevizin toz haline getirilmesi birer fiziksel değişime örnektir. Bu maddelerde sadece şeklen değişiklik meydana gelmektedir.

Günlük Hayatta Kullandığımız Birçok Maddenin Birbirinden Farklı Olmasını Sağlayan Temel Özellikler Neler Olabilir?

Günlük Hayatta Kullandığımız Birçok Maddenin Birbirinden Farklı Olmasını Sağlayan Temel Özellikler Neler Olabilir? Tartışınız.

 

Çünkü günlük hayatta kullandığımız tüm maddelerin kendine özgü bir yapısı ve özelliği vardır. Yaşadığımız alana baktığımızda tüm insanlar ve insanların işlerini kolaylaştıran maddeler birbirinden farklı özellikler göstermektedir. Maddelerin kendine özgü renkleri, şekilleri, dokular, katılık ve sıvılık oranları farklı özelliklere sahiptir. Örneğin; günlük mutfakta yemek yaparken farklı maddelerin bir araya gelmesi ile ortaya farklı kimyasal tepkimeler çıkmaktadır. Yine temizlik yaparken kimyasal temizlik ilaçları ile ortaya farklı tepkimeler çıkmaktadır.

 

Günlük hayatta kullandığımız maddelerin birbirinden farklı özellikte olması atom yapısından ve bileşik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü her maddeyi oluşturan atomun farklı özellikleri vardır. Atomların özellikleri proton ve elektron sayılarına göre değişmektedir. Bu da element ve bileşikler ile yeni maddelerin ortaya çıkmasına etkendir. Maddeler yapılarında bulunan kimyasal ve fiziksel özelliklere göre ayrılmaktadır. Aslında her madde ilk başta kimyasal olarak ayrılmakta sonrasında fiziksel bir özellik kazanmaktadır.

 

Günlük hayatta kullandığımız maddelerin birbirinden farklı olmasına diğer bir etken doğadır. Doğada kendiliğinden bulunan maddeler vardır. Bunların birleşiminde yeni ve farklı maddeler yer almaktadır. Bunun yanında bileşikler yeni maddelerin oluşumuna etkendir.

 

Kullanım alanı farklı olan maddelerin oluşumu sırasında farklı maddeler kullanılmaktadır. Bu da her maddenin birbirinden farklı işlev ve özellik göstermesini sağlamaktadır. Günlük hayatta kaşığın yeri ayrıdır. Bunun yanında mutfakta kullanılan her bir eşyanın kullanım amacı ve özelliği ayrıdır. Baktığımızda hayatımızda kullandığımız her ürün farklı özelliğe sahiptir ve işlerimizi kolaylaştırmaktadır.

Mert’in Sallanmaya başladığı Andan Durduğu Ana Kadar Kinetik Enerjisi İle Potansiyel Enerjisi Nasıl Değişir?

Annesi Mert’i Salıncakta Sallandıktan Bir Süre Sonra Salıncak Duruyor. Mert’in Sallanmaya başladığı Andan Durduğu Ana Kadar Kinetik Enerjisi İle Potansiyel Enerjisi Nasıl Değişir?

 

İlk başta kinetik enerji ve potansiyel enerjinin ne olduğunu bilmek gerekmektedir. Kinetik enerji hareketli cisimlerin sahip olduğu bir enerji türüdür. Bu enerjinin ortaya çıkması cisimlerin hareketleri ve süratlerine bağlıdır. Cisimlerin arttan hızları ve büyüyen kütleleri kinetik enerjinin artmasına neden olmaktadır. Burada enerji kaybolmadan dönüşüme uğramaktadır. Sallanan salıncağa baktığımızda hız ve kütlü arttıkça ortaya çıkan kinetik enerji daha fazla olmaktadır.

 

Potansiyel enerji, bir alanda bulunan cisimlerin bulundukları alana göre fiziksel durumlarından dolayı depoladığı enerjidir. Potansiyel enerji belli bir konumda bulunan cisimlerin değişikliğine bağlıdır. Hızlanan salıncağın yavaşlaması ve durması sonucu ortaya potansiyel enerjinin çıkmasını sağlamaktadır. Çünkü potansiyel enerji korunumlu bir kuvvete karşı yapılan bir işin geri alınabileceği anlamına gelmektedir. Kuvvet uygulanarak sallanan salıncağın, uygulanan kuvvetin bırakılması ile durması potansiyel enerjiye çok güzel bir örnektir.

 

Potansiyel enerjinin işe dönüşebilmesi için ilk başta mutlaka hız enerjisine dönüşmesi gerekmektedir. Belli bir hıza ulaşan cisim sonrasında potansiyel enerjinin ortaya çıkmasına etkendir. Potansiyel enerji aynı zamanda cismin konumuna bağlıdır. Cisimler yeryüzünden yükseldikçe çekim potansiyel enerjileri artmaktadır. Yani sallanan salıncak yükseldikçe çekim potansiyel enerjisi artmaktadır. Potansiyel enerji cismin konumuna bağlı olduğu için cismin konumu belli bir karşılaştırma noktasına göre tanımlanmalıdır. Belli bir noktaya tanımlanan cismin ortaya çıkardığı potansiyel enerjisine bakılmaktadır. Bir kuvvete bağlı olarak sallanan salıncak bir süre sonra kinetik enerji ortaya çıkarmaktadır. Azalan kuvvet ile salıncağın yavaşlaması ve durması potansiyel enerjinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Avuçlarınızı kuvvetli bir şekilde bir süre birbirine sürtünüz. Avuçlarınızın içinde oluşan ısıyı hissettiniz mi?

Avuçlarını Kuvvetli Bir Şekilde Bir Süre Birbirine Sürtünüz. Avuçlarınızın İçinde Oluşan Isıyı Hissettiniz mi? Bu Isının Sebebi Ne Olabilir?

 

Bu durumun en kısa açıklaması sürtünme kuvveti olarak bilinmektedir. Hareket halindeki cisimlerin sahip oldukları bir kuvvet vardır. Bu esnada cisimler sahip oldukları kinetik enerjiyi ısı enerjisine dönüştürerek kinetik enerjinin azalmasına sebep olmaktadır. Avuçlar birbirine sürtündüğünde avuç içleri ısınmaktadır. Bu ısı, sürtünme kuvveti nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Avuçlar birbirine sürtündüğünde kinetik enerjinin bir kısmı ısı enerjisine dönüşmektedir. Yani kinetik enerji kaybolmadan ısı enerjisine dönüşmektedir.

 

Detaylı bakmak gerekirse, kinetik enerji hareketli cisimlerin sahip olduğu bir enerji türüdür. Bu enerji cisimlerin süratleri ve hareketlerine bağlıdır. Cisimlerin kütleleri büyüdükçe ve süratleri arttıkça kinetik enerjileri artmaktadır.

 

Sürtünme kuvveti, cisimlerin birbirine sürtünmesinden dolayı ortaya çıkan kuvvet ya da enerjidir. Sürtünme kuvveti cisimlerin hareketlerini zorlaştırmaktadır. Bu da cisimlerin yavaşlamasına neden olmaktadır. Sürtünme kuvveti ile meydana gelen yavaşlama kinetik enerjiyi etkilemektedir. Sürtünme ve yavaşlama kinetik enerjinin azalmasına neden olmaktadır. Aslında hepsi birbiri ile bağlantılı ilerlemektedir. Kinetik enerjideki azalma, kinetik enerjinin başka enerji türlerine dönüşmesine neden olmaktadır.

 

Sadece ellerin birbirine sürtünmesi ile çıkan enerji ve birbirine bağlantılarına bakıldığında karmaşık bir olay gibi görünmektedir. Ancak burada dikkat çeken kelimeler ısı ve kinetik enerjidir. Sürtünme nedeniyle meydana gelen temel enerji bu ikisidir. Tabi hızı ve kütlesine göre artan veya azalan enerji de önemlidir.

Yaşadığınız çevreye ait olan gelenek ve görenekler hakkında bilgi toplayınız.

Yaşadığınız çevreye ait olan gelenek ve görenekler hakkında bilgi toplayınız. Edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla sınıfta paylaşınız.

 

Ülkede halkımız arasında yaşanan farklı durumlar için çeşitli törenlerin düzenlendiği bir takım gelenek ve görenekler yer almaktadır. Konuyla ilgili detaylara bakıldığında bebek sahibi olacağını öğrenen aileler için doğum gelenekleri bulunmakta olup bu durum aile üyeleri arasında büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanmaktadır. Doğum sonrası akrabalar tarafından bebeğe ve annesine çeşitli hediyeler takdim edilmekte ve birtakım aile ziyaretleri gerçekleştirilerek geleneklere uygun kutlamalar tertip edilebilmektedir. Evlenmeye karar veren çiftler için kına, nişan ve düğün gibi bölümleri bulunan evlilik gelenekleri yer almakta olup nişan törenini kız tarafı düğünü ise erkek tarafı üstlenmektedir. Bu bölümlerde yöresel türküler eşliğinde oynanan oyunlar ile kutlamalar gerçekleştirilmektedir.

 

Askere gitmeye hazırlanan kişiler için ailesi tarafından mevlit okutulması, dua edilmesi gibi gelenekler yerine getirilmekte ve bu süreç içerisinde yakın akraba ve komşular tarafından asker ailesine ziyaretler gerçekleştirilmektedir. Asker adayına harçlık verilmesi gibi yardımlar yapılır ve eline kına yakılarak askere gönderilmesi sağlanır. Ramazan ve Kurban gibi dini bayramlarda bayramın ilk gün sabahında bayram namazı için halk Camide toplanır ve ilk bayramlaşma burada gerçekleştirilir. Küçükler büyüklerinin ellerini öper akraba ziyaretleri gerçekleştirilir. Yöresel yemekler ve tatlılar eşliğinde hoş sohbetler edilir. Küçük çocuklara bayram harçlığı ve hediyeler verilerek onların da mutlu olması sağlanır. Bahsedilen durumlar haricinde sünnet, hac ve cenaze gibi durumlarda da geleneklere uygun olacak şekilde törenler gerçekleştirilmektedir.

Yaşadığınız yerin kültürel özellikleri nelerdir?

Yaşadığınız yerin kültürel özellikleri nelerdir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Oldukça köklü bir tarihe ve kültürel mirasa sahip olan ülkemiz toprakları Doğu, Batı ve Akdeniz gibi kültürlerin etkileşmesi ile bambaşka bir kültürel kimliğe bürünmüştür. Dünya üzerinde uzun yıllardır yaşamsal faaliyetlerin sürdürüldüğü bölgelerden birisi olma özelliğine sahip Anadolu coğrafyası kültürle açıdan büyük bir mirasa sahiptir. Birbirine yakın noktalarda yer alan bölgelerde dahi bu kültürel farkları görebilmek mümkün olmaktadır. Konuyla ilgili olarak ülkemizin en kalabalık ve büyük şehri konumunda yer alan İstanbul’un kültürel özelliklerine bakıldığında Sultan Ahmet Köftesi, Kanlıca Yoğurdu ve Uykuluk gibi yiyeceklerin yemek kültüründe kendine önemli bir yer edindiğinden söz edebilmek mümkündür.

 

Bölgede tarihi dönemler boyunca birçok köklü devletin hakimiyet sürmesi tarihi ve kültürel mirasın artmasına katkı sunmuş olup görülebilecek turistik rotalar arasında Eyüp Sultan Cami, Topkapı Sarayı ve Kız Kulesi gibi noktalar ön plana çıkmaktadır. Yörenin en çok rağbet gören halk oyunları içerisinde bölgeye has müzikler eşliğinde oynanan Çiftetelli, Zeybek, Trakya Karşılaması ve Şehnaz Oyunu bulunmaktadır. Bilim ve sanata oldukça önem verilen kentte medeniyet ve eğitim kültürü de ülke seviyesinin üstünde bir noktada yer almaktadır. Farklı dinlere ait mabetleri bir arada görebilmenin mümkün olduğu şehirde bu medeniyetlere ait unsurlar hoşgörü içerisinde varlığını sürdürmektedir. Kente yapılan yatırımların etkisiyle birlikte ulaşım ve haberleşme ağının oldukça üst noktalarda yer aldığından söz edebilmek mümkündür.

Türkler destan yapmaktan destan yazmaya fırsat bulamamışlardır sözünden ne anlıyorsunuz?

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Türkler destan yapmaktan destan yazmaya fırsat bulamamışlardır.” sözünden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Milletleri derinden etkileyen göç, savaş, zafer ve doğal afetleri konu alan edebi eserlerdir. Yaşanan etkileyici olayların ardından söylenmiştir. Kuşaktan kuşağa, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Destanların bazıları direk yazar tarafından yazılmıştır. Fakat sözel olup dilden dile aktarılanlar ise ünlü bir edebiyatçıya denk gelerek yazıya dökülmüştür. Dilden dile aktarılırken destanlar olağanüstü bazı motiflerle süslenmektedir. Metin olarak oldukça uzundurlar. Bir milletin genel kahramanlık ve değerli karakterlerini yansıtmaktadır. Halkın genelinin bildiği, iz bırakmış, ortak belleğin ürünü konuları esas alır. Destanların büyük çoğunluğu başta şiir olarak söylenmiş sonra düz yazıya geçirilmiştir. Sosyal, kültürel, doğa ve tarihi olaylardan beslenmektedir. Destanlarda bulunan kahramanlar oldukça güçlü ve kuvvetlidirler. Hatta bazıları olağanüstü özellikleri vardır.

 

Eski Türkler, göçebe olarak yaşamışlardır. İlkel hayvancılık ve tarıma dayalı zorlu yaşamları olmuştur. Değişik coğrafyalarda ve değişik yaşam koşullarında yaşamışlardır. Gittikleri yerlerde hep birileri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Düşman milletlerle mücadele kadar zorlu doğa koşulları ile de mücadele edilmiştir. İşte bu mücadeleleri yapan kişiler çeşitli kahramanlıklar göstermiştir. Uzun süre göçebelik çemberinden kurtulamamışlardır. Yıllar sonra yerleşik hayata geçen Türkler bu seferde savaşlarla dolu bir tarihin içine girmişlerdir. Savaşlarda dillerden dillere anlatılan kahramanlıklar yaşanmıştır. Vatanlarını korumak için savaşan bu insanlar, tarihlerinde yaşadıkları topraklardan göç etmeleri, yazıya çok geç kavuşmuş olmaları, sıklıkla din değiştirmeleri gibi nedenlerden destan gibi sanatsal yapıtlara ve eserlere ulaşması zaman almıştır. Sözlü olarak anlatılan destanlar da yıllar içinde yazıya dökülmediğinden yok olmuştur.  Hayatları destanı yaşamak olan Türkler yazılı destanlara biraz geç kavuşmuştur.

Destan yazmak isteseniz hangi olayı ya da kişiyi konu edinirsiniz?

Siz bir destan yazmak isteseniz hangi olayı ya da kişiyi konu edinirsiniz? Niçin?

 

Edebiyatın sözlü kısmına dahil edilen destanlar, milletleri derinden etkileyen sosyal ve tarihi olayları anlatan edebi eserlerdir. Bu eserler genellikle manzum şekilde yazılmaktadır. Destanlar ve destansı öyküler, insanın yaşamının dünyada hayatında başlaması ile başlamıştır. Dünyanın her yerinde ve zamanında, milletlerin geleneklerini sonraki kuşaklara aktarmak için ortaklaşa meydana getirilmiş edebi biçimlerdir. Efsanelerden sonra bilinen en eski edebiyat türüdür. Genellikle tarihi, kültürel ve folklorik öğeler içermektedir. Yaşanılan toplumun iradesini elinde tutan kahraman ve bilge karakterlerin gerçek ve efsanevi hayatları çevresinde oluşur. Bilgi verisi hikayelerdir. Destanların genel özellikleri:

 

  • Halkın ortak belleğinin ürünüdür.
  • Belli bir milletin özelliğini yansıtır.
  • Genellikle şiir şeklinde yazılır fakat günümüze düz yazı şeklinde ulaşmıştır.
  • Sosyal ve tarihi olaylardan beslenir.
  • Milletin hafızasında iz bırakmış olayları anlatır.
  • Kahramanların olağanüstü özellikleri vardır.
  • Coşkulu anlatımla yurt sevgisi, yiğitlik, dostluk, kahramanlık temaları işlenir.

 

Ben içinde Seyit Onbaşı’nın ve diğer askerlerimizin de yer aldığı Çanakkale Savaşı’nı konu edinmek isterim. Çünkü Çanakkale Zaferi tam anlamıyla bir destandır. I.Dünya Savaşı’nın en kanlı kısmı olarak bilinen Çanakkale Cephesi, başta Seyit Onbaşı’nın ve onun gibi binlerce askerin kahramanlıklarıyla dolu bir efsanedir. Gerçek anlamıyla yurt ve vatan sevgisini anlatan muhteşem bir zaferdir. Ciddi zorluklar altındayken bile vatanı için var gücüyle mücadele eden Türk milletini en güzel anlatan şiirdir. Birileri için zorlu olan bu dönem Türk Milleti’nin şeref, şan, zafer ve gururla dolu en parlak sayfa olduğundan hakkında destan yazılmayı hak etmektedir.

Romantizm Kelimesinin Çağrıştırdıkları

Romantizm kelimesinin size çağrıştırdıklarını söyleyiniz.

 

Romantizm denilince neredeyse herkesin aklına kalpler, mumlar ve benzeri kavramlar gelmektedir. Romantizm, Türk Dil Kurumu’nda, davranışlarında coşku ve duygunun aşırı ölçüde etkisi bulunan olarak tanımlanmaktadır. Şiddetli aşk ve sevgi duygusu besleyen kişinin bu duygularını hayal gücünden derinden etkilenerek ifade etmesidir. Bazılarına göre tutkularla hareket etmek, bazılarına göre ise aşk ve tutkulu olan hislerin hepsi anlamına gelmektedir. Bana göre aşk ve sevgi kavramlarına biraz felsefe, biraz edebi sözler, biraz politik hareketler eklendiğinde ortaya çıkan duygu ve fiil durumudur. Romantizm, edebiyatta tutkulu ve aşk dolu hislerin ifade edilmesi, şövalye ve prenses ruhluluk, felsefede sevginin doğaya, değerlere, mitolojiye yansımasıdır. Politikada ise romantizm, adaletle yönetilen topluma, en muhteşem yıllara zemin oluşturmaya duyulan arzu ve meraktır.

 

Romantizm kavramının oluşması ve kabullenilmesi zorlu ve sancılı bir süreçten geçmiştir. Dünyayı şekillendiren hemen hemen her kavram zorlu süreçlerden geçmiştir. İlk başlarda Romantizm, uç noktada olan, alışılmadık olan, sıra dışı, benzersiz ve yaban anlamlarında kullanılmıştır. Kavramın kabulleniliş süreci içinde en kabul göreni; aklın bastırılıp, gem vurulmak istenen duyguların gün yüzüne çıkarılmasıdır. Belli bir süre sonra oturan kavram günümüzde aşk ve sevgi çevresinde kullanılmaktadır. İnsan için çok değerli ve özel bir duygu olan sevgisini farklı ve etkileyici sözler veya fiillerle göstermesidir. Kişinin eşini mumlarla süslenmiş yemek masasıyla karşılaması ve duygularını içinden gelen en güzel haliyle ifade etmesi Romantizmdir. Romantizmi gösterme şekli kişiden kişiye değişmektedir.