Aşk temasını işleyen romanların beklemediğiniz bir şekilde bitmesi sizi nasıl etkiler?

“Aşk” temasını işleyen romanların beklemediğiniz bir şekilde bitmesi sizi nasıl etkiler? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

 

Aşk temasını işleyen romanların sonunda bir kavuşma bekleriz ya da tamamen bir ayrılık. Bu ayrılık bazen ölümle gösterilir bazen imkânsızlıklar olarak gösterilebilir. Dillere pelesenk ama çok ta anlaşılamayan yazarlardan biri olan Sabahattin ali ve eseri kürk mantolu Madonna’yı bu kapsamda değerlendirebiliriz. Kürk mantolu Madonna ‘da Raif efendinin aşkla karşılaşmasını ve aşkın onda yarattığı değişimi yer yer heyecanla gözlemliyoruz.  Daha sonra onların hiç ayrılmamasını isterken birden olayın gidişatı değişiyor ve Raif Efendi Türkiye’ye dönmek zorunda kalıyor. Raif Efendi Türkiye’ye döndükten sonra Maria Puder’i bir daha göremiyor ve bambaşka bir hayat yolculuğunda buluyor kendisini.  Aşkın insana neler öğrettiğini bir ruhu nasıl besleyip büyüttüğünü ve onu aynı şekilde nasıl çürüttüğünü gördüğümüz Raif ve Maria Puder aşkının iyi bir sonla bitmesini bekliyoruz.  Ama sonuçta Maria Puder’in ölümünü ve Raif efendinin hiç haberi olmadan dünyaya getirdiği kızlarını ve yine Raif efendinin içinde olmaktan hiç mutlu olmadığı hayatını görüyoruz.

 

Kitap bittiğinde ama böyle olmasaydı hissi tüm kalbimizi kaplıyor. Derin bir buruklukla kapağını kapatıyoruz.  Aşk temasının ölümsüz olmasını sağlayan şey ise o burukluk hissidir diye düşünüyorum. Âşıkların kavuşturulduğu hikâyeler akılda kalmazken aşkın imkânsızlaştığı hikâyeler her zaman akılda kalmaktadır.

 

Hangi tem işlenirse işlensin okuyucuyu şaşırtan sonların daha iz bırakıcı ve yakıcı olduğu konusunda tüm temaları değerlendirmek gerekmektedir.

Teknolojinin bilinçli kullanılması ile ilgili bir konuşma yapacak olsanız ön hazırlık için nasıl bir yol izlersiniz?

İyi bir konuşma için ön hazırlık da önemlidir. Teknolojinin bilinçli kullanılması ile ilgili bir konuşma yapacak olsanız ön hazırlık için nasıl bir yol izlersiniz?

 

Konuşma sürem yerim ve söylemlerim belirli bir şekilde dış görünüşüme özen göstererek konuşma yapacağım alana çıkarım ve dinleyici ile ilk kontağımı gülümseyerek kurarım. Samimi bir tutum aradaki buzların erimesini ve insanlardan daha kolay dönüt alabilmeyi sağlamaktadır. Samimi tutum ile ciddiyetsizlik birbirine karıştırılmamalıdır. Samimi tutumun sonrasında ilk kontağımı başarı bir şekilde sağlar ve hepimizin Hergün kullandığı cep telefonlarına da selam vermek istediğimi söyleyerek ortamda soru işaretleri oluşmasını sağlarım.  Birçok dinleyicinin elinde hazırda bulunan telefonlarına da selam vererek teknolojinin bağımlılık yaptığından ve sıkıcı gelebilecek teorik bilgilerden insanların kendi hayatından yola çıkarak daha eğlenceli örnekler vermeye çalışırım.

 

Peki, teknolojiyi kötü kullanırsak ne olur?

Sadece zaman kaybı mı kötüye kullanılan teknoloji? İnternet ne için var oyun oynayalım diye mi? hiç oyun oynamamalıyız mı demeliyim? Artarda birçok soru sorarak dinleyicileri düşünmeye yöneltir ve soruları kendi kontrolümde cevaplarla sonuçlandırırım. Kötüye kullanılan teknolojinin zararlarını yine teknolojinin yardımıyla dinleyiciye iletirim. Kendi hayatlarına benzer örneklerle konuyu detaylandırırım.

 

Son bölümde ise ne yaparsak değil ne yapmazsak bu durum düzelir düşüncesi ile teknolojinin bilincinin edinme yollarını paylaşır ve konuşmamı bitiririm. Konuşmanın etkili olması benim başarımla doğru orantılıdır.

Bir konuyla ilgili, yapılan bir konuşmayı dinlemek mi yoksa yazılmış bir kitabı okumak mı sizi daha çok etkiler?

Bir konuyla ilgili, yapılan bir konuşmayı dinlemek mi yoksa yazılmış bir kitabı okumak mı sizi daha çok etkiler?

 

Bir konu ile ilgili yapılan konuşmanın ilgimi çekmesi konuşmacının başarısına bağlıdır. Konuşmacı konuya hâkimse ve konuyu sıkmadan boğmadan dinleyicinin nabzını da dinleyerek gerçekleştiriyorsa konuşmayı dinlemeyi tercih ederim. Herhangi bir şeyi anlamak harekete geçirilen duyularla ilgilidir. Okuma eylemi sadece görme duyumuzu harekete geçirirken konuşmacı hem görme hem işitme duyumuzu harekete geçirir.  Eğer başarılı bir konuşmacıdan dinleme imkânına eriştiysek anlamak dinleme yöntemi le daha kolay olmaktadır.

 

Konuşma esnasında dilin göndergesel işlevi kullanıldığından alıcı dinleyici kendi ile konu arasında bağı daha kolay kurmakta ve anlamlandırma eylemini daha kısa sürede tamamlamaktadır. Dilin iyi kullanılması ve sıkıcılıktan uzak akıcı bir şekilde gerçekleştirilen konuşmaları romanlara tercih ederim.  Ama dili iyi kullanamayan ve kendinden emin olmayan bir konuşmacıya karşılık elbette kendim okumayı tercih ederim.  Gelenekselci bir bakış açısıyla yaklaştığımızda ise toplumumuzda söylev göçebe olduğumuz dönemlerden beri etkilidir.  Bunu masallarda ve halk hikâyelerinde açıkça görmekteyiz.  Eğer aile büyüklerinden biri bir şey öğretmek veya belletmek isterse bunu hikâyelendirme yöntemi ile kolaylıkla başarabilmekteydi. Bugünde konuşma ve konuşmacının işlevi aynı şekilde devam etmektedir.

Konuşmasından etkilendiğiniz biri var mı?

Konuşmasından etkilendiğiniz biri var mı? Bu kişinin konuşmasının hangi yönlerinden etkilendiğinizi söyleyiniz.

 

Son zamanlarda özellikle ilgimi çeken sosyal bir platform üzerinde yayınlanan ve canlı bir şekilde Bahçe şehir kolejinde gerçekleştirilen tedx konuşmalarını buna örnek verebilirim. Belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen bu konuşmalarda her konuşmacı farklı bir yöntem uygulamaktadır. Her birinden farklı bir şeyler öğrenirken öğrenemediğim konuşmalar da var elbette.  Bu da konuşmacının kendisi ile ilgilidir diye düşünüyorum.

 

Tedx konuşmacılarından biri olan Hande Birsay’ın annelik beni teğet geçit konuşmasından örnekler vermek istiyorum. Konuşmanın girişinde konuşmanın konusundan ve amacından bahseden Hande Birsay iyi anne olmak beni teğet geçti konuşmasında annelik serüvenini değerlendiriyor.

 

Anne olmanın kitaplarda ya da son moda yaşamlarda olduğu ve anlatıldığı gibi bir durum olmadığını ilkellik olarak tanımladığı anne yeleklerine her annenin ihtiyaç duyduğunu çocuk yetiştirmede tekniklerin her zaman işe yaramadığını ve bu sürecin içeresinde kendi yaşadıklarını anlattığı konuşmada etkileyici noktalar var.

 

Bu etkili noktalardan en önemlisi kendisinin anne olması. Kendisinin bir gazeteci, bir öğretmen bir psikolog ya da başka bir statü ile değil anne olarak konuşmacı olması. Annelikten anne olmayan birinin bahsetmesi konuşmanın inandırıcılığını yitirmesini sağlardı değil mi?

 

Eğitimli bir kadının geleneksel yöntemlere anne olduğunda sığınması anneler de bir şeyler biliyormuş diplomaları olmasa bile düşüncesini taçlandırmakta. Konuşmanın etkileyici olmasının bir diğer unsurunun da konuşmayı konuşmacının kendi hayatından görseller ve örneklerle zenginleştirmesi olduğunu söyleyebilirim.

Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma konumuzu belirleyerek örnekler üzerinden cevaplayalım. Benim konuşma konum şöyle: insanın öz disiplini sağlam olduğunda her şeyi başarabilir.

Konuşma salonunda sizlere bir şeyi başarabilmek için hiçbir şeye hatta okula bile ihtiyacınız olmadığını söyleyerek konuşmama başladım.

 

Salonda bir soru işareti balonu oluştu ve herkes nasıl sorusunu sordu diyelim.

Konuşmamı kendimi nasıl eğittiğimle ve bunu mükemmel bir maddi kaynak olmadan başarabildiğimi örneklerimle destekledim.

Peki, bunu örneklerle desteklemem yeterli mi? Sizi inandırmak için bu kadarı elbette yeterli değil. Benim söylemlerimden sıkılmamam ve en önce benim onların gerçek olduğuna inandığımı göstermem gerekmektedir.

 

Konuşmanın sıkıcı kısmı nasıl eğlenceli hale getirebilir peki? Teorik bilgilerin olduğu tüm bölümler her konuşma esnasında sıkıcıdır.  Ancak teorinin pratiğe dönüştüğünü gördüğümüzde bunu eğlenceli buluruz.  Suyun kaldırma kuvvetinin denizde keşfetmek eğlencelidir ama fizik öğrenirken anlamsız gelir bunu gibi.

 

Konuşma esnasında çelişik ifadeler kullanmamak da inandırıcılık için oldukça önemlidir.

Ben eğitimin varlığına insan istediğinde inanıyorum ifadesinden beş dakika sonra eğitim insan istemese de uygulanmalıdır ifadesini kullanırsam inandırıcılığımı yitirmiş olurum.

Konuşmamın inandırıcılık seviyesi konuşmacı olarak konuşma öncesi hazırlığıma ve tamamen bana bağlıdır.

İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Cicero’nun “İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir.” sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Hitabet bir sanattır.  Bir topluluk karşısında konuşmak ve topluluğu konuştuğunuz olguya inandırmak, hem fikir olmasını sağlamak konuşmacının başarı ile aynı oranda mevcut olabilmektedir. Kendi konuştuğuna inanmayan bir insana siz inanmak ister misiniz?

Çiçero bu sözünde konuşmacının yani söylevcinin sadece bildiğini anlatmasını değil ona inanarak anlatması gerektiğin böylece kitlenin onu anlamasını sağlayabileceğini ve inandırıcı olacağını söylemek istemiştir.

 

Örnekler üzerinden gidelim. Size bir konuşmacı sağlıklı yaşam ve düzgün beslenme üzerine bir takım söylemlerde bulunuyor ilginç bilgiler sunuyor dinliyorsunuz. Ancak konuşmacınızın önünde çikolatalı ve raf ömrü çok uzun olan kurabiyelerden görüyorsunuz. O manzaradan sonra o insanı dinlemek ister misiniz? Hayır istemezsiniz.  Kendi söylemlerini uygulamayan buna inanmayan ama size ne yapacağınızı söylemeye çalışan nisanları dinlemek de konuşmasını bitirmesini de beklemek istemezsiniz.

 

Bir başka örnek değerlendirelim.

Konumuz yine sağlıklı yaşam olsun.100 kilonun üzerinde olduğunu iddia eden bir konuşmacının karşısında onun 55 kilo haliyle birlikte sağlıklı yaşamın neler yaratabileceğini gösteren canlı bir örnekle gerçekleştirilen konuşma sizi nasıl etkiler? Yapabileceğinize inanırsınız değil mi? Yapan biri vardır ve konuşmasındaki unsurları inancı ve elindeki net verilerle desteklemektedir. Cicero’nun sözündeki söylevcinin inancını hem görebilir hem de hissedebilir olduğumuzdan bu konuşma bizi etkileyecek ve iz bırakacaktır.

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma öncesi ön hazırlık yapmaya özen gösteririm. Ön hazırlığa neler dâhil edilmelidir? Konuşma yapacağınız topluluğun mevcut yaş aralığı ile konuşma metninin uyumlu olup olmadığına dikkat edilmelidir. 10-12 yaş aralığında bir öğrenci kitlesini konuşma yapıyorsak eğer uygun kelimeler belirlenmeli ve çocukların ilgi alanlarından bilgilerle konuşma süslenmelidir.

 

Eğer bir iş toplantısında firma yetkililerine karşı bir konuşma yapıyorsak, konunun ciddiyetle ele alındığını karşı tarafa yansıtmalıyız.

Konuşmacı, topluluk önünde iken saçından tırnağına her uzvu incelenebilir. Bu yüzden dağınık bir saç ile konuşma yapmaya çalışmak konuşmanın etkisini yitirmesine sebep olabilir. Konuşmacı konuya uygun ciddiyetle temiz düzgün v düzenli olmalıdır.

 

Dik durmayan insanların görüntüsü normalde bile diğer bir insanı rahatsız ederken, konuşmacının mevcut durum bozukluğu dinleyicininim ilgisini dağıtabilir. Özgüvensiz ve sesini çıkarmaya korkan bir konuşmacı da topluluk tarafından dinlenmez. Ben konuşma yaparken ses tonumu iyi ayarlamam gerektiğine inanırım.

 

İlginin ve alakanın dağıldığı konuşmacı tespit edebilmeli ve konuyu toparlayabilmeyi bilmelidir.  Aksi takdirde içinden hiç bir bilginin sentezlenmediği söylenenlerin de anlaşılmadı boş bir vakit kaybından öteye gidemez konuşma. Konuşmanın üç ana bölümü vardır.

 

  • Konuşma öncesi
  • Konuşma
  • Konuşma sonrası

Bu üç bölümün dinamiklerine dikkat edildiği takdirde iyi bir konuşmanın ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

Bir konuşmanın kitleleri etkileyebilmesi sizce nelere bağlıdır?

Bir konuşmanın kitleleri etkileyebilmesi sizce nelere bağlıdır?

 

İnsanlar bir konuşma olay ya da durum karşısında kendileriyle benzerlik taşıdığında gösterirler. Konuşmanın odağı kişinin yabancı olduğu ve hiç bilmediği bir yer olduğunda kişi bundan sıkılır.

 

Daha açık bir tanım yapalım: gözleri hiç görmeyen birine gökkuşağının ne kadar güzel olduğunu söylemenizin onun açısından bir önemi ya da ehemmiyeti olabilir mi?

 

Ya da renk körü birine yeşili ve kırmızı nasıl anlatabilirsiniz. Karşınızdaki insanın penceresi darsa kapalıysa sözlerininiz ya da söylemlerinizin orada bir etki yaratması mümkün değildir. Konuşmanın içerisindeki ana düşünce, yarar olmalıdır. Sonrasında bir konuşmayı etkili hale getiren unsurlar değerlendirilmelidir.

 

  • Konuşmayı gerçekleştiren kişinin ön hazırlık yapıp yapmadığı
  • Ses tonunu doğru kullanıp kullanmadığı
  • Mimikler ile kelimelerin doğru kullanımı
  • Konuşmacının duruşu ve giyinişi konuşma yapmaya uygun mu?
  • Hitabet yeteneğinin varlığı unsurları değerlendirilmelidir.

 

Bazı insanlar birçok şey bilir ama bunu anlatma konusunda başarısızdır. Konuşma sıkıcı ve bunaltıcı bir hal alır o zamanda. Bilmek kadar aktarabilmek ve kendinin dinletebilmek de önemlidir.

Hangi durumlarda duygularınızı dışa vurma ihtiyacı hissedersiniz?

Hangi durumlarda duygularınızı dışa vurma ihtiyacı hissedersiniz?

 

İnsan hisleri ve düşünceleri ile bir bütündür.  Olaylar karşısında hislerin ve düşüncelerin değişkenliği ise insancıl tepkilerdendir. Ben hislerimi değiştiren ve aşırıya kaçan durumlarda hislerim belli etme taraftarıyımdır.

 

Örneğin çok sevdiğim birini kaybettiğimde acımı belirtmem gerekir. Bu gereklilikten çok doğal bir dışa vurumdur.  Ya da çok sevdiğim birinin mutluluğunda benim de ona eşlik etmem ve sevincine ortak olmam gerekir buda çok doğal olan bir diğer dışa vurumdur.  Temel olarak hisleri sınıflandırabiliriz.

 

Üzüntü, sevinç, sıkıntı, neşe, kızgınlık, öfke, nefret, bağlılık… Gibi.

Hayat içerisinde kayıplar yaşadığımda üzüntümü belli eder ve dışarı yansıtırım. ( ki bence ölüm dışında hiçbir acı uzun uzadıya üzülmeye değerdir. Bilinmelidir ki dünyada yalnızca ölümün çaresi yoktur. )

Başarılarım karşısında sevinçli olurum örneğin bir sınavda elde ettiğim başarının bana yaşattığı sevinci dışa vururum.

İçine düştüğüm ya da sebepsiz yere de olsa bulunduğum sıkıntı durumunu eşimle dostumla paylaşırım ve ona çözüm ararım.

Güneşli günler beni sadece varlığı ile neşelendirir ve karşılığında günün güzelliğinden bahsederim neşemi gösteririm.

Kızdığımda ve öfkelendiğimde bunu sebep olan kişiye ya da maddeye karşı gösteririm.  Ancak kontrolsüz öfke nöbetlerinden kaçınırım.

Aileme ve sevdiklerime karşı duyduğum bağlılığı onlara hal ve tavırlarımla gösterir yine duygularımı yansıtmış olurum.

Deneme yazarlarının, bir konuyla ilgili kişisel fikirlerini okuyucuyla paylaşmasının nedeni ne olabilir?

Deneme yazarlarının, bir konuyla ilgili kişisel fikirlerini okuyucuyla paylaşmasının nedeni ne olabilir?

 

Sadece deneme yazarları değil tüm yazma işiyle uğraşanların temelinde anlaşılma güdüsünün baskınlığı yatar.  Düşünce meşakkatli bir eylemdir.  Düşünen bireylerin bu düşünceleri sözcüklerle anlatmaya ve topluma mal etmeye çalışması da oldukça doğal bir tutumdur diye düşünüyorum.

 

Yazar kimdir ve amacı nedir?

Her yazma eylemi yazar olmak için yeterli kıstaslara sahip olmak anlamına gelebilir mi?

Yazarın diğer insanlardan farklı ve belli noktalarda diğer insanlarla aynı olması beklenir. İnsani boyutta değerlendirdiğimizde yazar kişi de normal ihtiyaçları olan bir insandır ancak düşünsel boyutta değerlendirdiğinizde diğerlerinden ayrılmaktadır. Masao’nu ihtiyaçlar hiyerarşisinde n yola çıkarak insanı değerlendirelim. Maslov derki, insanın ilk ihtiyacı temel ihtiyaçlardır ancak piramidin son evresinde kendini gerçekleştirme vardır ve insanın ihtiyacıdır kendini gerçekleştirmesi.

 

Bir bireyin deneme yazarak, yazar olarak kendini ifade etmesi ve düşüncelerini paylaşması hem onun ihtiyacıdır diyebiliriz bu açıdan baktığımızda hem de topluma tutulabilecek bir aynadır. Bilgili kişilerin ve aydın kesimin toplumda üstlendiği rollerden biri de bu bilgileri halka vermek ve bilgiler ışığında zihinleri aydınlatmaktır.