Hz. Osman Döneminde Müslümanlar arasında ilk ayrılıkların çıkmasının nedenleri nelerdir?

Hz. Osman Dönemi’nde Müslümanlar arasında ilk ayrılıkların çıkmasının nedenleri nelerdir?

 

Hz. Osman, halife olduğundan İslam devleti bazı ekonomik sıkıntılar yaşamaktaydı. Daha önceki yıllarda Medine’den uzak bölgelere askeri harekatlar yapılması, fethedilen bölgelere yapılan harcamalar, fetihlerin yavaşlaması gibi nedenler ekonomik sıkıntının nedenlerinden bazılarıdır. Yaşanan ekonomik krizden dolayı Hz. Osman, halka bağlanan maaşlardan bir kısmını kesmiş, vergileri artırmıştır. Ekonomik bazı yaptırımların olması halk tarafından pek de iyi karşılamamıştır. Hz.Osman’ın önemli valiliklerden bazılarına kendi akrabalarını getirdiği, kendi kabilesini kayırdığı iddiaları halkta tepkiler oluşturmuştur. Hz. Osman’ın belli bir gruba ayrıcalık yaptığına dair yorumların yapılmasını fırsat bilen Yahudi asıllı Abdullah b. Sebe başkanlığında bir grup Mısır ve Kufe’de isyanlar çıkarmıştır. Çıkan isyanlarda Yemenli yahudi El- Gafıki Hz. Osman’ı şehit etmiştir. Yaşanan isyanlar ve Hz. Osman’ın şehit edilmesi Müslümanlar arasındaki ayrılıkların başlangıcı olmuştur.

 

Sonra halife Hz. Ali zamanında, Hz. Osman’ın şehit edilmesinden dolayı meydana gelen iç karışıklıklar vardı. Hz. Ali, Hz. Osman zamanındaki karışıklıklara neden olan valileri görevlerinden alarak faaliyetlerine başlamıştır. Hz. Zübeyr ve Talha, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasını ve cezalandırılmasını istemişlerdir. Hz. Ali ise suçlu ile suçsuzun net olarak ayırmadan vereceği kararda masumların da zarar görebileceği kaygısı ile temkinli davranmıştır. Yaşanan gerginliği Hz. Muaviye tırmandırmıştır. En sonunda Hz. Aişe, Hz. Talha ve Zübeyr’in, Hz. Ali’ye karşı olduğu Cemel Vakası gerçekleşir. Cemel vakası İslam dünyasındaki ayrılıkların kilometre taşıdır. Arkasında gerçekleşen Sıffın Savaşı ile İslam dünyasında ilk ayrılıklar gerçekleşmiştir. Sıffın’ın ardından İslam toplumu 3 gruba ayrılmıştır.

Hz. Ebu Bekir Döneminde devlet otoritesinin sağlanması amacıyla yapılan çalışmalar nelerdir?

Hz. Ebu Bekir Dönemi’nde devlet otoritesinin sağlanması amacıyla yapılan çalışmalar nelerdir?

 

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) vefatından sonra dört halife dönemi başlamıştır. İlk halife Hz. Muhammed’in (sav) işareti ile Hz. Ebubekir seçilmiştir. Peygamberimizin vefatından sonraki ilk dönem olduğundan Hz. Ebubekir’in dönemi biraz zorlu olmuştur. Devlet otoritesinin sağlanması gerekiyordu. Bundan dolayı bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında;

 

  • Muhammed’in (sav) vefatından sonra çıkan yalancı peygamberler ve dinden dönme olaylarının bastırılması söz konusu olmuştur. İslam’ı kabul ettiği halde zekat vermeyen Yemen ve Umman gibi yerlerde çıkan isyanların bastırılması için bölgeye ordular göndermiştir. Yalancı peygamberleri ortadan kaldırmış, dinden dönenlerle Ridde Savaşları yapmıştır. Yapılan bu çalışmalar Arabistan’ı yeniden Medine çevresinde birleştirmiş ve devlet otoritesinin sağlanması için büyük bir adım atılmıştır.
  • Devlet illere ayrılmış, illere valiler tayin edilmiştir. ilk kez halifeye, ordu komutanlarına ve önemli devlet memurlarına maaş bağlanmıştır.
  • Kur’an’ı Kerim, Hz. Muhammed zamanında vahiy katipleri tarafından deri, taş, hurma yaprakları gibi malzemelere yazılır, hafızlar tarafından ezberlenirdi. Yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda birçok hafızın şehit olmasıyla birlikte Kur’an’ın kitap haline getirilmesi konuşulmaya başlandı. Fetihlerin artması ve Kur’an’ın farklı tarzlarda okunmasından kaynaklanan farklılıklar da kitaplaştırılma ihtiyacını artırmıştır. Böylece Zeyd b. Sabit başkanlığında Kur’an kitap haline getirilmiştir.
  • Ebubekir, yaptığı fetihlerle İslam devletinin sınırlarını genişletmiştir. Sasani Devleti’nin egemenliğindeki Irak’a ordular göndermiş, Hire Beyliği’ni İslam devletine bağlamıştır. Arabistan dışındaki ilk fetihler yapılarak devletin otoritesi güçlendirilmiştir.

Emeviler ve Abbasiler Döneminde uygulanan politikaların İslamiyet’in yayılmasına etkileri nelerdir?

Emeviler ve Abbasiler Dönemi’nde uygulanan politikaların İslamiyet’in yayılmasına etkileri nelerdir?

 

Abbasi ve Emeviler döneminde İslamiyet hızlı bir şekilde yayılmıştır. Yayılmanın hızlı olmasından Emevilerin ve Abbasilerin uyguladıkları politikanın etkisi oldukça tesitli olmuştur. İslamiyet’in yayılmasına Emeviler ve Abbasilerin etkileri şunlardır:

 

  • Her iki dönemde de fetihler önem verilmiştir. Fetihler neticesinde ele geçirilen topraklarda yaşayan haklar fethi gerçekleştiren Müslümanlarla tanışma fırsatı yalamaktadır. İslami tanıyan halklar zaman içerisinde İslamiyet’i kabul etmiştir. Böylece kısa süre içinde İslam yayıldı. Emevilerin ilk dönemlerinde yakın çevrede yaşayan İranlılar İslam’ı kabul etti. Sonrasında 10.yüzyılda ise kitleler halinde Türkler arasında Müslümanlık yayılmaya başladı.
  • Emeviler zamanında bazı olumsuz siyasi tavırla söz konusu olsa da fethedilen yerlerde yaptırılan camiler, Türk ailelerin yanına yerleştirilen Müslüman aileler İslam’ın fethedilen yerlerde tanınmasına yardımcı olmuştur.
  • Ömer Abdülaziz gibi Emevi halifeleri İslam’ın yayılması için uğraş vermişler ve Müslüman aileler iyi davranılması, islamı anlatacak din bilginlerinin gönderilmesi gibi yeni kanunlar getirmiştir.
  • Müslüman tüccarlar farklı ülkelerle ticaret yapmaktaydı. Tüccarları tanıdıkça İslamiyet’e ilgisi artan İdil Bulgarları İslam’ı kabul eden ilk Müslüman Türk devleti oldu.
  • Yıllar içerisinde dünyanın farklı noktalarına giden kabileler yeni devletler kurdurlar. Yağma, Çiğil ve Karlık Türkleri Orta Asya’daki İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar’ı, Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devletini kurmuşlardır. Dünyanın farklı noktalarına ulaşan bu kabileler ve kurdukları yeni devletler bulundukları bölgede İslam’ın tanınmasını kolaylaştırmıştır.
  • Abbasi halifelerinin farklı milletleri İslam’a davet etmek için elçiler göndermesi de yayılmayı hızlandırmıştır.

Arabistan’da Düzenlenen Panayırların Kültürel Alandaki Önemi Nedir?

Arabistan’da düzenlenen panayırların kültür hayatına etkileri nelerdir?

 

İslam nazil olmadan önce Arabistan yarımadasında sanat, kültür, ticaret ve sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi için panayırlar kurulurmuş. Cahiliye insanı, çarşı Pazar ihtiyaçlarını bu panayırlardan giderirmiş. Panayırların kurulması şehrin bir çok konuda hareketlenmesine neden olurmuş. Ticaretin yapılması ekonomiyi canlandırırken panayırlarda yapılan şiir ve hitabet yarışmaları kültürel hayatın canlanmasını neden olmuştur. Yüzyıllar öncesinde kurulan panayırlarda kültür, sanat, edebiyat ticari faaliyetlerle birlikte insanlara sunulmaktadır. Kültürel faaliyetlere ilgisi olmayanların bile dikkatini çekmek için tasarlanmış ileri bir düşüncenin göstergesidir. Panayırlarda yapılan faaliyetler ve etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

 

  • İpek Yolu gibi önemli ticaret yolunun üzerinde kurulan panayırlarda dini ibadetlerin yapılmasına katkıda bulunmaktadır. Kiliselerde kullanılan tütsüler panayırlarda dünyanın farklı noktalarına dağılmaktadır.
  • Arabistan’ın ve yakın çevresindeki farklı kabilelere mensup insanlar panayırda ticaret yapma bahanesi ile bir araya gelerek kültürel mozaik oluşturmuştur.
  • Farklı kabileler ve İpek Yolunda yolculuk yapanların buluşma noktası panayırlardır. Panayırlar kültürel ve ticari birliktelik sağlamış, böylece sosyal hareketliliğe neden olmuştur.
  • Panayırlara gelen kabileler kendi kullandıkları kıyafetlerin ve ev araçlarının satışını yapmıştır. Böyle olunca panayırlar din, kültür ve gelenek fuarı misyonunu yüklenmiştir.
  • Şiir, hitabet gibi edebi faaliyetlerin yapılması sayesinde Arapçadan farklı dillere, farklı dillerden Arapçaya kelime geçişleri olmuştur. En önemlisi Arapçanın gelişmesine katkıda bulunmuştur.
  • El sanatları işçilikleri arasında bulunan iplikçilik, dokumacılık, çömlekçilik, demircilik gibi faaliyetlerin gelişimi sağlanmıştır.
  • Resim, heykelcilik gibi sanatsal faaliyetler gelişmiştir.

Tımar sisteminin bozulması Osmanlı Devletini hangi alanlarda olumsuz etkilemiş olabilir?

Tımar sisteminin bozulması Osmanlı Devleti’ni hangi alanlarda olumsuz etkilemiş olabilir? Söyleyiniz.

 

Tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte Osmanlı Devleti, ekonomik alanda, siyasi alanda, askeri alanda ve sosyal alanda birçok zarara uğramıştır. Yıllardır süre gelen bu sistemin zayıflaması ve kalkma noktasına gelmesi beraberinde pek çok olumsuzluğu da getirmesi gayet normaldir aslında.

 

Osmanlı Devleti tımar sistemi ile ekonomi, tarım ve askerlik alanında büyük avantajlar sağlıyordu. Devletin ilerleyen yıllarında tımar sisteminin bozulması sonucunda bu noktaların da hepsinde olumsuzluklar yaşandı. Örneğin ekonomik olarak tımarın bozulması, tarım üretimlerini azaltmış ve bütçeye zarar vermiştir. Tımar sayesinde devlet vergi kazancı elde ederken, tımar bozulunca vergiler kesilmiştir. Devlet tımar yetkililerine gelirlerini iade etmek için maaş vermeye başlayınca hazine zarar görmüştür.

 

Tımar sistemi sayesinde tarım yapanlar aynı zamanda da asker yetişmesini sağlardı. Tımarlı sipahiler bu sayede yetiştirilirdi. Ancak tımar sistemi bozulduğunda askeri olarak tımarlı sipahilerin yetiştirilmesi durdu. Ordu zayıflamaya ve asker sayısı azalmaya başladı.

 

Ayrıca tımar sistemi bozulduğunda tımar sahipleri vergilerini ödemeyi bırakıp, toprağı verimsizleştirdi. Köylerde ve kasabalarda toprak boş ve verimsiz kaldı. Gelir elde edemeyen tımar sahipleri iş bulabilmek için şehirlere göç etmeye başladı. Sonrasında ise şehirlerde nüfus artmaya başladı. Bu nedenle iç siyasi sorunlar ve işsizlik artamaya başladı.

Tımar sisteminin faydaları nelerdir?

Tımar sisteminin faydaları nelerdir? Örnekte olduğu gibi sıralayınız.

 

Osmanlı Devleti zamanında sipahi askerler hizmetleri karşılığında tımar sistemi sayesinde toprak sahibi olurdu. Tımar sistemi sayesinde toprak işlenir ve asker yetiştirilirdi. Tımar; 19.999 akçeye kadar senelik geliri olan dirlik arazilere verilen isimdir. Devlet sipahi askerlere tımar verir, tımar sahipleri de devlete hizmet verirdi. Bu tür hizmetlerin kolaylaşmasını sağlayan tımar sisteminin hem ekonomik, hem siyasi hem de sosyal açıdan birçok faydası bulunmaktadır. Bu faydaları şöyle sıralayacak olursak şunlar söylenebilir:

 

  • Tımar sistemi toprağın işlenmesini ve ürün elde edilmesi sağlardı.
  • Tımar sistemi, devletin tımarlarda yapılan tarım ve hayvancılık sonrasında gelir elde ettiği bir noktaydı. Devlet tımar sahiplerinden gelirlerine göre vergi alarak ekonomiye katkı sağlıyordu.
  • Savaş zamanları dışında askerlerin işsiz ve gelirsiz kalmasına karşılık tımar sayesinde askerlere iş ve gelir sağlanıyordu.
  • Tımar sayesinde askerler gelir ve iş elde ederken, yine savaş zamanları devlet askerlere maaş ödeme zorunluluğundan kurtuluyordu.
  • Göçebe yaşayarak düzensizliğe neden olan Türkmenlerin tımar sayesinde yerleşik hayata geçmeleri sağlanmıştır.
  • Tımar sistemi ile asker yetiştirilmesi ve ordunun güçlendirilmesi sağlanıyordu.
  • Devlet tımara verilen bölgelerde toprak güvenliği sağlamış ve otoritenin korunmasını sağlayarak düzeni sürdürmüştür.

Osmanlı Enderun Mekteplerinin kapısında yazan bu söz ile sizce ne anlatılmak istenmiştir?

“Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.” Osmanlı Enderun Mekteplerinin kapısında yazan bu söz ile sizce ne anlatılmak istenmiştir? Söyleyiniz.

 

Edirne’nin fethinden sonra kurulmuş olan Enderun mektepleri, bir saray okulu olarak devlet adamları ve bilim adamları yetiştirilmesini sağlamıştır. Osmanlı Devleti tarafından Fatih Sultan Mehmet döneminde Hristiyan çocuklar bu okulda yetiştirilerek zeki ve akılcı bir eğitim verilmiştir. Sarayın iç kısmında özel bir yeri olan bu okul din, sanat, edebiyat, coğrafya, matematik ve mantık gibi noktalarda eğitim veriyordu.

 

Okulun kapısında yer alan bu söz ise öğrencilere kurumun mantığını anlatıyordu. Mantık çerçevesinde balıklar uçamaz ve kuşlar yüzemez. Bu durum zorlama ile dahi olsa başarılamaz. Balıklar her ne kadar uçmaya zorlansa da mümkün değildir. Mantıktan çıkıldığında ise bu durum insanlar için de düşünülebilir. Yani bu okullarda hiçbir öğrenci yapabileceklerinden ve yeteneklerinden öteye zorlanmazdı.

 

Örneğin, Enderun mekteplerinde eğitim alan bir çocuk matematikten anlıyorsa ve edebiyatı anlamıyorsa, bu kişiye sanat ve edebiyat alanında zorlama yapılmazdı. Bu öğrenci sadece matematik konusunda başarı sağlayabilecekse, matematik konusunda en iyi eğitimi alması sağlanırdı.  Böylece her öğrenci kendi ilgi alanında daha verimli çalışmalara yaparak o alanda uzmanlaşabilirdi.

Günümüz medeniyetinin oluşmasına katkısı olan Türk-İslam bilim insanları

Günümüz medeniyetinin oluşmasına katkısı olan Türk-İslam bilim insanlarından bildiklerinizi söyleyiniz.

 

Günümüz medeniyetinin oluşmasına katkı sağlayan Türk-İslam bilim insanlarını dört kategoride incelemek gerekir. Bunlardan birincisi matematik alanında, ikincisi astronomi alanında, üçüncüsü fizik alanında ve dördüncü olarak da tıp alnındadır.

 

Matematik alanında günümüz medeniyetine katkı sağlayan bilim insanları şunlardır:

Harezmi: Cebirin temelini oluşturan matematik çalışmaları yapmıştır.

Cahit Arf: 1910-1997 yılları arasında yaşamış bu ünlü Türk matematikçisi, kendi ismi ile anılan “Arf değişmezi, Arf kapanışları ve Arf halkaları” gibi yaptığı matematik çalışmalarıyla tüm dünyada tanınan biridir.

Ömer Hayyam: Celali takvimini hazırlamış ve üçüncü derecede cebir konuları hakkında çalışmalar yapmıştır.

Nasiruddin-i Tusi: Kenar açı bağlantısını bulan ve “Kesenler teoremi” adı altında yaptığı trigonometri çalışmalarıyla tanınır.

 

Fizik alanında faydalı çalışması olan Türk-İslam bilim insanlarını ise şöyle sıralayabiliriz:

İbn’ül Eysem ve İbn-i Sina’nın yaptığı çalışmaları yanı sıra Farabi’nin de fizik konulu çalışamaları vardır.

Farabi: Aristo’nun oluşturduğu fiziği yetersiz olarak gören ve bunun üzerine “Boşluk Üzerine” isimli bir eser kaleme almıştır. Farabi bu eserinde doğadaki boşluğu kabul etmez ve bunun üzerine kendi hipotezlerini savunur.

 

Astronomi ile ilgilenen Türk-İslam Bilim Adamaları:

Ali Kuşçu: Küçük yaşlardan itibaren matematiğe ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu eğitimin Semerkand’da tamamladı. Ünlü astronom Uluğ Bey’in yanında yetişmiştir. Bir çok medrese müderrislik yapan Ali Kuşçu, Uluğ Beu’in kuşları ile ilgilendiği için “kuşçu” lakabıyla meşhur olmuştur.

Uluğ Bey: Semerkant’ta medrese ve gözlemevi açılmasına öncülük etmiş bilimsel çalışmaların yürütülmesi için büyük çaba göstermiş bir astronomi uzmanıdır. Astronomi konusunda yazmış oduğuen meşhur eseri “Uluğ Bey Zici” dir.

Biruni: Gazneli sarayında saygınlık kazanan Biruni, Harezm sarayında astronomi ve matematik çalışmalarını yürütmeye başlamıştır. İbn-i Sina ve daha çok birlim insanıyla beraber çalışma fırsatı da bulmuştur. Önemli astronomik bilgiler içeren eseri “Mesud’un Kanunu” dur. Biruni, UNESCO tarafından yapılan bir etkinlikle doğumunun bininci yılı olan 1973 yılında tüm dünyada anılmıştır.

Takiyüddin: 1575-1580 yılları arasında İstanbul rasathanesinde çalışmalara yapan Takiyyüddin, Osmanlı’daki ilk çalışmasına Galata kulesinde başlamıştır.

 

Tıp alanında çalışması olan Türk-İslam Âlimleri;

İbn-i Sina: En tanınmış tıp âlimidir. “Kanun” adlı bir eseri bulunan bilim insanının hekimlik, ilaçlar ve diğer cerrahi yöntemler hakkında çalışmaları mevcuttur. Kanun adlı tıp kitabı Avrupa’da ders kitabı olarak okutulmaktadır. Ayrıca, fizik, kimya, matematik, felsefe ve matematik üzerine de çalışmalar yapmıştır.

Osmanlı Dönemi’nde yaşayan bir tüccar olsaydınız hangi ulaşım araçlarını tercih ederdiniz?

Osmanlı Dönemi’nde yaşayan bir tüccar olsaydınız hangi ulaşım araçlarını tercih ederdiniz? Neden?

 

Ticaretin sorunsuz bir şekilde yürümesi ve daha iyi kazançlar elde edebilmek için ulaşım araçlarının önemi her dönem önemli olmuştur. Günümüzdeki ulaşım araçlarının çeşitliliği ve hızlı olması dünyanın birçok eriyle kolaylıkla ticaret yapılmasını kolaylaştırmaktadır. Eğer ben Osmanlı döneminde bir tüccar olsaydım, ulaşım aracı olarak şunları kullanırdım.

 

Osmanlı Devleti zamanlarında ulaşım sağlayabilmek için önceki zamanlarda atlar ve at arabaları kullanılıyordu. Bazen ise eski zamanlarda inşa edilmiş gemiler veya kervanlar kullanılıyordu. Eski zamanlarda bu ulaşım yöntemlerinden birini kullanmak gerekirdi. Eğer, çok fazla yük bulunuyorsa ve ticaret için çok fazla insanın gelmesi gerekiyorsa, kervanlar ile seyahat edilebilirdik. Tabi bu ancak sadece karayolu ile ulaşılan yerlerde kullanılabilirdi.

 

Eğer, ticaret yapılacak yerler denizden ulaşılacak kadar uzak yerler ise gemiler ile yük, eşya ve insan taşınabilirdi. Osmanlı Devletinin birçok toprağı üzerinde limanlar ve tersaneler vardı. Bu sayede gemiler ile birçok ülkeye ulaşılabiliyordu. Bir tüccar olarak rahatlıkla denizden gemiler ile uzak ülkelere veya ülkenin farklı topraklarına ulaşabilirdik.

 

Sonraki zamanlarda ise demiryolları inşa edildiği için ulaşım daha kolay oldu. Buharlı gemiler ve trenler ile ulaşım daha hızlı oldu. Daha fazla yük taşındı. Bu nedenle o dönemlerde ise demiryolunu tercih edilebilirdik. Böylece daha hızlı, güvenli ve ekonomik ulaşım sağlayabilirdik. Ülkenin birçok bölgesine daha çabuk ticari faaliyet götürebildiğimiz için hem insanlar temel ihtiyaçlarını daha kolay elde ederdi hem de biz daha fazla kazanç elde edebilirdir.

Kadınlar Osmanlı toplumunda hangi faaliyetlerde bulunmuşlardır?

Kadınlar Osmanlı toplumunda hangi faaliyetlerde bulunmuşlardır?

 

Türk tarihine bakıldığında kadınların sosyal hayat ve devlet siyasetinde önemi katkıları olduğunu görmek mümkün. Osmanlı döneminde kadınlar özellikle devletin kuruluşunda çeşitli el sanatları ile ilgilenerek hem ekonomiye hem de hem de kendi ailelerine büyük katkılar sunmuştur. Savaş zamanlarında da askerlere her açıdan yardım eden kadınlar, sağlık, ordunun giyimi kuşamı ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olmuşlardır. Daha o zamanlar kurdukları sivil toplum örgütleriyle devlete yardım etmeleriyle birlikte yoksul halkın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda da destekleri büyüktür. Ayrıca savaşlarda yeri geldikçe bulundukları bölgeleri korumak için ellerinden geleni yapmışlardır.

 

Kadınlar her türlü düşüncelerini dile getirmekten çekinmemiş, hem sosyal, hem ticari hem de siyasi hayat içinde her zaman kendilerine bir yer edinmişlerdir.

 

Büyük savaşlarda erkeklerin çoğunun savaşa gitmelerinin ardından, demircilik ve nalbantlık gibi ağır işlerde kadınlar kendi maharetleri göstermişler ve ellerinden her şeyin geldiğini bir kez daha ispatlamışlardır.