Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.

“Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

William Shakespeare’e ait olan bu söz tiyatro sanatının inceliklerini barındırır içerisinde.  Diğer güzel sanatlarla kıyaslandığında içinde insanın sesi ve görüntüsü olan ve göstermeye bağlı olarak ve depolanamaz saklanamaz bir şekilde anlık aktarılan tek sanat tiyatrodur.  Oyuncu o an iyi bir iş çıkarttır ise seyirci konuyu algılar ve hikâyeye zihnen dâhil olur. Tekrarı yoktur aynı nehirde iki kere yıkanılmadığı gibi aynı mimikle aynı hisle hiçbir oyun tekrar edilmez.

 

Sahnelemeye dayalı bu sanatın ortaya çıkışı da zaten insanı kendine statüsü ne olursa olsun anlatmaktı.  Tragedyaların ortaya çıkış amacı tam olarak da bu idi.  yönetimi eleştirmek ve bozuk düzenin düzelmesi için kendini ifade etmek.  Sorunu da çözümü de insanın kendisi yaratır. Sorunu yaratan insana bir diğer insan kendini anlatır ve bir çözüm önerir.  Ya da onu ikaz eder.  Eğer bu bir tiyatro oyunu aracılığı ile sergileniyorsa sanatla insanı insana anlatmış oluruz.

 

Tiyatronun gelişim de 16. Yüzyıla tekabül etmektedir. İnsan geliştikçe anlatma sanatı da gelişmiş ve kuvvetlenmiştir.

Tiyatro özel ve devlet tiyatroları üzerinden ayakta kalmaktadır ama insanın tiyatrolara özel ya da devlet fark etmeksizin gösterdiği ilgi ve alaka burada sanatın ayakta kalması için önemli bir noktadır hiç seyircisi olmayan oyunlar oynanamaz ve tiyatroda böyle böyle silinir gider yeryüzünden.

Bir tiyatro eserini okuyup kahramanları gözünüzde canlandırmayı mı yoksa metnin kahramanlarını sahnede canlandıran oyuncuları izlemeyi mi tercih edersiniz?

Bir tiyatro eserini okuyup kahramanları gözünüzde canlandırmayı mı yoksa metnin kahramanlarını sahnede canlandıran oyuncuları izlemeyi mi tercih edersiniz? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Kendi hayal gücümü tercih ediyorum. Hayal gücünün sınırları yoktur. Hayal gücü sonsuzdur.  Aynı romanı ikinci kez okumak istediğinizde ilk okumada kurguladığınız her şeyi yıkıp yeniden kurgu oluşturma şansına sahip olursunuz. Bir metni okuyup  oradaki kahramanları kurgulamak  doğrudan  onu  izlemekten  daha heyecan veriyor.  Ancak metni okuduktan sonra onun sahneye aktarılmış halini merak etmeye başlıyorum. Burada benim hayâ gücüm ile diğer insanların hayal gücünün kıyaslama imkânına sahip oluyorum ve eksik ya da fazla düşündüğüm kurguladığım her şeyi rahatlıkla belirleyebiliyorum.

 

Tiyatro ile romanı kıyaslamak ise bu ben bir romancıyım diyebilirim. Romanı ya da metni okuduktan sonra okurken aldığım hazzı ikiye ve eğer başarılı bir sahne performansı ise beşe katlayabilecek olan tiyatroyu da tercih ederim.

 

Görsel sanatlar ile okuma arasında işiten kişiye büyük bir fark olduğu ve herkesin tercih ettiği şeklin farklı olduğu da aşikâr elbette.  Sinema içinde tiyatro için var olan düşüncelerim geçerli.  Ama tüm bunları bir sıralamaya koyacak olursak önce kendi keşfimi yapmaktan yani okumaktan yanayım.

Çoğu kez yakınları çeker sorumsuz kişilerin cezasını

 “Çoğu kez yakınları çeker sorumsuz kişilerin cezasını.” cümlesinde yer alan temel düşünceden hareketle anlamlı bir paragraf oluşturup aşağıdaki boşluğa yazınız.

 

Toplum bilinci hakkında ne biliyoruz?

İnsan dünyaya tek başına gönderilmedi. İlk insanlar Âdem ve Havva’ya baktığımızda insanın varoluşundan bu yana bir topluluk ve ikilik oluşturduğunu görüyoruz.  İnsanın en yakınında ailesi var ki bir aile kurumu meydana gelemden bir insanın dünyaya katılması da mümkün olmuyor. İşte bu kurumun bir topluluk oluşturması demek her bireyin genelde birbirlerine bağlı olması ama özelde bağımsız olması anlamına gelmektedir.

 

Genelde bağımlı özelde nasıl bağımsız oluruz? Özel hayat dediğimiz kısma ailemizin dâhil müdahale hakkı yoktur ama bundan oluşacak sorunları ailemiz de yaşar ve bizlerle beraber yıpranır. Örnek verelim ailem benden üniversiteye gitmemi istedi. Bir sene çabaladım hakkıyla üniversite sınavını kazandım ve üniversiteye yerleştim. Buraya kadar mevcut sorumluluğum tamamlandı bundan sonrasında diploma alana ve yeterli eğitimi görene kadar çaba göstermem gerekir.  Ben eğer o çabayı göstermezsem ailemi hem maddi hem manevi olarak bunun cezasını çekecektir. Aile toplumun en küçük yapı taşı olduğundan aile üzerinden örnek verdim. Ancak şu sözle bir örnek daha vermek istiyorum.

 

Her koyun kendi bacağından asılır ama kokusu 7 mahalleyi rahatsız eder. Hep beraber yaşadığımız dünyada bizim kararlarımız ya da ertelediğimiz işlerimiz başkalarına doğrudan ya da dolaylı olarak zarar verecektir.

Bir tiyatro eserinde rol alsaydınız nasıl bir karakteri canlandırmak isterdiniz?

Bir tiyatro eserinde rol alsaydınız nasıl bir karakteri canlandırmak isterdiniz? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Ben bir tiyatro eserinde rol alsam, bir anneyi canlandırmak isterdim. Çünkü hayatımın her alanında var olan ilik ve en çok değer verdiğim karakter annem.  Annemi izleyerek onu rol model alarak ve onu severek büyüdüm. En iyi onun beni anladığını düşündüm ve ilk taklit ettiğim insan da annemin ta kendisi.  İlk oyunum ve ilk rolüm için annemden daha iyi bir canlandırma yapamayacağımı düşünüyorum.

 

Baskın bir karakteri canlandırırdım.  Baskın ne istediğini bilen ne söylediğini bilen ve toplumca entel olarak ta tanımlanabilecek karakterin beni yansıttığına inanıyorum.

 

Ama tiyatroda rol seçmek diye bir ayrıcalığın olmadığını düşünüyorum.  Her zaman başrol olmak mümkün değildir ancak insan güneş olamıyorsa da gökyüzündeki en parlak yıldız olabilmeyi başarabilmelidir. Peki, nasıl gökyüzündeki en parlak yıldız oluruz? Küçük ya da büyük fark etmez üstlendiğimiz sorumlulukları hakkını vererek yaptığımızda parlayan bir yıldız olabilme yolunda ilerlemeye başlarız.

 

Bir yan rol bile canlandırsam onu hakkıyla canlandırmış olursam akıllarda kalmayı da başarabilirim. Çok sözcüğümün ya da az sözcüğümün olması benim motivemi ya da işime verdiğim değeri değiştirmemelidir diye düşünüyorum.

Bazı insanların maddiyata düşkün olmaları konusunda neler düşünüyorsunuz?

Bazı insanların maddiyata düşkün olmaları konusunda neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak paylaşınız.

Maddiyata düşkün olmanın boyutları vardır diye düşünüyorum. İnsanın tutumlu olması ile cimri olması farklı şeylerdir ve çoğunlukla bu ikisi birbirine karıştırılır. Tutumlu olmak gereğinden fazla harcamamak lüzumsuz masraftan kaçınmak ve birikim yapabilmek anlamına gelirken cimri olmak, ihtiyacı varken bile tüketmemek paraya çok kıymet vermek olarak tanımlanmaktadır.

 

İkisinin ayrımı nasıl yapılır? Bir insanın cimri ya da tutumlu olup olmadığını bilmek için o insanla en azından bir kere oturmak veya sohbet etmek gerekir ki, genelde arkadaşlarımız için bunları söyleriz. Ki buda beraber paylaşılan zaman dilimleri içerisinde karşı tarafın tutumlarını değerlendirerek varacağımız bir sonuçtur.  Dışarıdan ise ancak varsayımsa yaklaşabiliriz.

 

Maddiyata düşkün olmak doğru mudur? Bazı zamanlarda insanın maddi kaygı gütmesinin doğru buluyorum. Para kolay kazanılmıyor nasıl kolay değilse kazanmak harcama konusunda da insan biraz olsun düşünceli davranmalıdır. Ama parası varken ihtiyacını olanı almayan ya da ufak hesaplara takılıp kalan insanları da bir türlü anlamlandıramadığımı söylemek isterim. Benim düşünceme göre evet hayatta her şey para değildir ama hayatta her şey paradır. Bu kendi içinde bir kaostur. İnsan buradan ancak kendi zihni ve kendini yönetme becerisi ile çıkabilir.

Tarihi bir olayın sahnede canlandırılmasını izlemek mi yoksa o olayı tarih kitaplarından okumak mı sizi daha çok etkiler?

Tarihi bir olayın sahnede canlandırılmasını izlemek mi yoksa o olayı tarih kitaplarından okumak mı sizi daha çok etkiler? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

Anlatım tarz ve tekniğine bağlı olarak her ikisinden de keyif alabileceğimi düşünüyorum.  Okumak ile izlemek arasındaki fark bazen hoşuma gider bazen ise sadece okumanın daha verimli olacağını düşünürüm.

 

Herhangi bir metni oyuncular aracılığı ile izlemek hayal gücünün kısıtlanmasına sebebiyet verebilir.  Örneğin ben bir savaşı okurken öylesine derin hayal etmişimdir ve teferruatları o kadar düşünmüşümdür ki o savaşın basit bir şekilde sahneye aktarılması bende hayal kırıklığı yaratır.  Tiyatro da görsel iletilerin varlığı oyuncunun profesyonelliği ile birleşmediğinde net iletebilen bir göndermeye sahip olamamak demektir.  Ama insan okuduğunu ya da izlediğini anlamak ister.  Her metnin kendisinde iz bırakmasını ister.  Tarihi olaylar da anlatılsa tiyatro ve edebiyat kurguya dayalı metinlerdir.  Salt gerçeklik içermezler mutlaka senaristin ya da romancını hayal gücüyle süslenirler. Tiyatroda görselliğin ön planda olması bir hayal gücünün görsel kalıba sokulup sunulması anlamına gelirken roman bizi bu konuda daha özgür bırakmaktadır.

 

Seçici okuyucu olmak ve bilinçli tüketici olmak gerektiğine inanıyorum bu hususta. İnsan nasıl her önüne geleni yemiyorsa her önüne geleni detayına bakmadan okumamalı ve izlememelidir.  Eğer bir oyun ya da roman benim yeterlilik süzgecimden geçecek kriterlere sahipse hem romanı hem oyunu görmek ve okumak isterim.

Büyük başın derdi büyük olur sözünden ne anlıyorsunuz?

“Büyük başın derdi büyük olur.” sözünden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Hayatın her noktasında belli bir dengenin mevcut olması gerekir. Örneğin gelirin gidere eşit olması beklenir.  Gelir ve gider birbirine eşit olmadığında işler sarpa sarabilir.  Büyük başın derdi büyük olur sözünde ise insanın statüsü ve konumunun yaşantısı ile doğru orantıda ilerlediğinin söylendiğini düşünüyorum.

Şöyle ki bir milletvekilinin derdi ile bir hamalın derdi aynı değildir.  ( hamal nurda küçümsenmek amacı ile değil iş yükü bakımından örnek verilmiştir)

Hamalın derdi günü kurtarmak o gün için yeterli eşya taşımak ve evini sorumlu olduğu iki ya da üç kişiye ekmek götürmektir. Ancak milletvekilinin derdi bunun yanı sıra milletin refahını düşünmek millet için çalışmalar yapmaktır. Statüler değiştikçe yani baş büyüdükçe insanın sorumlulukları da artar dertleri çoğalır.

İki kolunuz varken tek kolunuz var gibi iş yapamazsınız. İki kolunuzu da kullanırsınız.  Bu denge evrenini kendisinde mevcuttur.  Eksik olanı kendi kapatır ama var olanı da kullanır. Bu durumda statü ve eğitim durumu maddi yeterliliği yüksek insanların yaşam standartları ile dertlerinin doğru orantılı olduğun söyleyebiliriz.

Bir romanın evrensellik özelliği taşıması sizce nelere bağlıdır?

Bir romanın evrensellik özelliği taşıması sizce nelere bağlıdır? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Bir romanın evrensellik özelliği taşıması evrensel değerleri barındırmasını gerektirir. Evrensel değer nedir?

 

Evrensel değer tüm dünyada kabul gören değerlerin tümüne denilir.  Örneğin tüm dünyada çocukların masum olduğuna inanılır bu evrensel bir değerdir.  Dondurma her yerde soğuk olarak tüketilir bunu bile evrensel olarak değerlendirebiliriz.  Romanın içinde insana ait insana dair ve çıkarım yapılacak kavramlar bulunmalıdır.  Dünya meselelerini çözmek insanlığın var olduğu bu günden beri insanın birincil uğraşı olmuştur. Birey erişkin çağına geldiğinde az ya da çok dünyayı ve kendini amacını varlığını sorgular.  Eğer ki bir roman insana bunlardan bahsediyor ve yönlendirmelerini doğru bir şekilde yapıyorsa evrenselleşecektir.

 

Besteler diye tanımlanan romanların ana fikri budur. Örneğin Ömer Seyfettin m.e. b. tarafından okunması gerekenler listesine alınırken hikâyeleri incelenmiş ve pragmatist yani faydacı bir tutum izlenmiştir. Hikâyeler insana ne katacaktır bu sorgulamadan geçen roman evrenselleşir.  Mevcut değer ve dinamikleri takip etmek romancının yazılı olmayan görevlerindendir diyebiliriz. Dünya edebiyatında da işler aynı şekilde ilerler.  Bir roman birden fazla dile çevrilmeye değer bulundu ise evrenselleşme yolunda ilk adımlarını atmaya başlamıştır diyebiliriz.

Bir ön yargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordur sözüyle ilgili düşünceler

Albert Einstein’ın (Albert Aynştayn) “Bir ön yargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordur.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi sınıfta paylaşınız.

Ön yargı nedir? İnsanların ilk temasta edindikleri bazen ilk temas ( konuşma karşılaşma vs.) öncesi söylemlerden edindikleri güçlü bir kalkandır diyebiliriz ön yargı için. Albert Einstein’ın sözünden hareketle neden ön yargıların yıkılmaz olduğunu inceleyelim.

 

Örneğin daha önce hiç sohbet etmediğiniz biri hakkında konuşulan kötü sözlere şahit oldunuz ve sizde bir kalıp yarı oluştu.  Yani önyargınız artık var o kişiye karşı. O insanla oturmak bir şeyler konuşmak yâda paylaşmak ister misiniz? Var olan ön yargılarınızı buna engel olacaktır.

Hiç yumurta yememiş birine yumurtanın çok güzel olduğunu söylerseniz denemek isteyebilir ancak yumurtanın kötü olduğunu söylerseniz daha önce bu konuda bir deneyimi olmadığı için yargısı kalıplaşacaktır.

 

Var olan yargının silinmesi ise zordur.  Bugün bilişim toplumu ve internet çağı olarak değerlendirdiğimiz şu çağda yeni öğrenmelerin gerçekleşebilmesi için unutmayı öğrenmek kavramından bahsederiz. Unutmak öğrenilmeli ve herhangi bir kalıp yargı dâhilinde olaylara bakmaktan vazgeçilmelidir. Ön yargılar öğrenmeyi ve anlamayı zorlaştırır ve olumsuz ket vurur.

 

Atomu parçalayan Einstein bile ön yargılara bu kadar keskin bir tabirle bakıyorsa oturup özyapılarımız üzerine biraz düşünmek gerekir.

Epostanın iletişimdeki yeri hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Eposta bence günümüzde en önemli iki iletişim aracından birisi. Her geçen gün daha önemli ve daha öncelikli ihtiyaç haline gelmekte. Çünkü diğer iletişim araçlarına göre daha hızlı, daha garantili. Nasıl mı? şöyle açıklayayım;

 

  • Daha hızlı. Bir kaç saniye içinde dünyanın herhangi bir yerine mesajınızı gönderebilirsiniz.
  • Daha güvenli. Gönderen ve alıcıdan başka kimsenin görme ihtimali yok.
  • Daha ucuz. Bugün herhangi bir telefon görüşmesi, mektup vs maliyetine göre çok çok daha ucuz.
  • Daha kesin sonuç. Aradınız ulaşılamadı, gönderdiniz teslim edilmedi derdi yok. Siz gönderin karşıdaki mutlaka okur.
  • Defalarca okuma imkanı. Telefon görüşmesi tek sefer dinleme olasılığı var. Mektup vs gibi araçları saklama, koruma gibi dertleri olur. Eposta da böyle bir sorun yok.
  • İstediğiniz anda, istediğiniz yerden erişim imkanı. Evet epostalarınıza her yerden her zaman ulaşabilirsiniz.