Belirli gün ve haftalarda, milli bayramlarda okulunuz ya da sınıfınızda aldığınız görevleri söyleyiniz.

Okuldaki Sosyal Etkinliklerimiz Belirli gün ve haftalarda, millî bayramlarda okulunuz ya da sınıfınızda aldığınız görevleri söyleyiniz.

Bir gün öğretmenimiz sınıfa girdi ve milli bayramlarımızı anlattı. Arkasından ise önümüzdeki haftanın 18 Mart olduğunu ve bir tören düzenleneceğini belirtti. Sınıfa görevler veriyordu. Kimine en güzel dizelere sahip anlam yüklü şiirler, kimine makaleler veriyordu. Benim sesim güzeldi. Öğretmenim bana türkü söyleme görevini vermişti. Öğretmenimin bana verdiği türküyü çalışmak üzere internette araştırma yaptım. Ve öğretmenimin bana verdiği ‘ Dağlıca Türküsü’ aslında şehit olan askerlerimize ithafen yazılmış bir türküymüş. Dağlıca’ da şehit düşen 16 askerimiz için…

 

Defalarca okudum türküyü, defalarca tekrar ettim. Hata payım olmaması gerekiyordu. Öyle bir lüksüm yoktu. En mükemmel şekilde okumak istiyordum. O gün geldiğinde sıramı bekledim ve törenin sonunda sıra bana geldi. Başım dik elimde bayrak ile çıktım. Arkadan ney sesini duyduğum an tüylerim diken diken olmuştu. Ama daha dik durdum, tıpkı şehit duran askerlerimiz gibi. İçimden akan hüzünle söyledim türkümü. Bir an bile başımı öne eğmeden, tek bir hata bile yapmadan. Onlara da ancak bu yakışırdı. Şehitler ölmez demişti babam. Onlar aramızdadır her daim.

O günden sonra her 18 Mart’ta görev aldım ve başka bir türkü söyledim onlar için.  Bu bayram bana çok şey öğretmişti, öğretmekle kalmamış kalbime kazınmıştı…

Gökyüzünde uçan bir kuş olsaydınız okulunuzu ve bahçesini yukarıdan nasıl görürdünüz?

Hiç düşündünüz mü her sabah gittiğiniz okula bir kuş olarak gökyüzünden baksaydınız ne görürdünüz? Muhtemelen her sabah gittiğiniz sıkıcı okul size güzel bir manzara gibi gelirdi. Koştuğunuz okul bahçesinin üstünde kanat çırptığınızı hayal edin. Bahçede teneffüsü heyecanla karşılayan, koşuşan çocuklar bir karınca misali görünecekti gözlerinize. Belki eski, belki yeni bir bina ama bir kuş olarak etrafında dönebileceğiniz bir bina. Birbirlerini yakalamaya çalışan çocuklar, belki yazılıdan çıkıp soruları aralarında tartışanlar…

 

Hepsinden ziyade tablonun inceliklerine değil bütününe bakın. Gördüğünüz şey yardımlaşma, dayanışma tablosu olacaktır. Her kültürden her aileden yüzlerce insan… Hepsi bir arada.  Ortak alanları ve kuralları var. Nereden gelmiş olursa olsunlar hepsi bu kuralı saygıyla, sevgiyle uygulayan bireyler. Biraz daha okulun arka taraflarına uçtuğunuzu hayal edin. Belki de ağlayan bir kız göreceksiniz. Az daha uçun. Arkadaşlarını destekleyen birini göreceksiniz. Az daha uçun öğretmenin sevgiyle şefkatle çocuklara yaklaşımını göreceksiniz.

Okul yuvadır, evimizden çok vakit geçirdiğimiz alandır. Geleceğe adım atmamızı sağlayan merdiven basamağıdır. Siz de uçun okulunuzun üstünden özgürce. Belki kuş bakışı size başka bir manzara sunar.

Arkadaşlarınıza en çok hangi zamanlarda ihtiyaç duyarsınız? Neden?

Arkadaş kelimesi nasıl ortaya çıkmıştır bilir misiniz? Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı kendini koruyabilmek adına sırtını bir kayaya veya sert bir ağaca yaslayarak ok atarmış. Böylelikle arkadan gelebilecek darbelere karşı kendini koruma altına almış olurmuş. ‘Arka+taş’ günümüze gelene kadar değişime uğrayarak ‘arkadaş’ kelimesine dönüşmüştür. Yani o zamanlarda askerlerin sırtını güvenle dayadıkları arka taş bizim şimdilerde sırtımızı güvenle dayadığımız arkadaştır.

Arkadaş ailedir, birliktir, beraberliktir, zor gününde yanında olandır. Aslında en zor gününde yardıma ihtiyacı oluyor derler arkadaşa. Bence insanın iyi gününde de arkadaşına ihtiyacı vardır. Sebebi ise bir mutluluk, sevinç, heyecan yaşadığında senin mutluluğunu paylaşacak bir insanın olmasıdır. Arkadaş iyi günde de, kötü günde de senin yanında olandır. Arkadaş düştün mü elini uzatıp kaldırandır. Mutluluğuna ortak, derdine derman olandır. İnsan mutluluktan çok derdinde yanında olmasını istiyor arkadaşının. Ağlayacak bir omuz, gözyaşlarını silecek bir el arıyor.

Siz siz olun arkadaşlarınızın kıymetini bilin. Sizde ona birer ‘arka taş’ olun. Onlar da size güvenle sırtını yaslayabilsin.

Aile büyüklerinizin çocukluğu ile ilgili en çok neleri öğrenmek istersiniz?

Bazen büyüklerimizin çocuklara kızdığına şahit oluyoruz. Çok yaramaz olduklarını yakınmalarına şahit oluyoruz. Sizce onlar çocukken nasıldı? Hiç merak ettiniz mi aile büyüklerinizin çocukluğunu? Yaramaz bir çocuk muydu yoksa akıllı sakin bir çocuk mu? Ben derslerine çalışıp çalışmadıklarını çok merak ediyorum mesela. Küçükken meraklı olup olmadıklarını veya arkadaşlarıyla nasıl geçindiklerini merak ediyorum. Düştüklerinde ağlayıp ağlamadıklarını, ilk anne mi baba mı dediklerini, en sevdiği oyunları, yaptıkları yaramazlıkları, annelerini yorup yormadıklarını, okulda sorun çıkarıp çıkarmadıklarını, annesinden veya babasından gizli bir şeyler yapıp yapmadıklarını, öğretmenlerinin sözünü dinleyip dinlemediklerini, küçükken en sevdiği çizgi filmi nasıl heyecanla izlediklerini, en çok hangi oyunları sevdiğini, arkadaşıyla arasındaki bağın nasıl olduğunu çok merak ediyorum. Ya siz? Sizler de aile büyüklerinizin çocukluğunu hayal ederek bazı şeyleri merak ediyor ya da kendinizle kıyaslıyor musunuz? Sanırım ben bunu çok yapıyorum ve bundan büyük bir keyif alıyorum.

Seçmek istediğiniz mesleğin özellikleri nelerdir? Araştırınız.

Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum doktorluk mesleğini özelliklerinden dolayı seçmiştim. Çok araştırmıştım. Kendime ve karakterim en uygun mesleğin bu olduğuna karar vermiştim. Öncelikle doktorların en büyük özelliği soğukkanlı olmalarıdır. Soğukkanlı oldukları için günde yüzlerce insanın hayatını kurtarıyor ve değiştiriyorlar. Fakat bu soğukkanlılıkların yanında samimiyet ve güleryüz sayesinde birçok hastayı da memnun edebiliyorlar. Doktor olmak isteyenlerin yorgunluğu ve uykusuzluğu kabul etmiş olması gerekir. Temposu hiç düşmeyen bir hayatları olacağından enerjilerini hiçbir zaman kaybetmemeleri gerekir. Psikolojik olarak çöküntü yaşayabilirler. Bunun sebebi ise her gün yüzlerce hastanın hikayesini dinlemek ve bu hikayelerin az da olsa  onun ellerine bağlı olduğunu bilerek yaşamak omuzlarına büyük bir yük koyacaktır. Belki de en zor meslek olan doktorluk tıpkı her meslek gibi severek yapıldıktan sonra hayatınızı değiştirecek mesleklerden sadece biridir. Eğer meslek seçimi yapacaksanız öncelikle kendi kriterlerinizi belirleyin. Kriterlerinize uyan meslekleri sıralayın ve yavaş yavaş eleyin. Sizi en çok mutlu edecek mesleği seçin. Çünkü siz işinizi severek yaparsanız, mutluluğunuz insanlara da yansır ve hayat biraz daha güzelleşir.

İleride hangi mesleği yapmak istersiniz? Neden?

Küçükken bize hep sorulan bir sorudur, ” Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu. Bizler her yaş grubunda farklı bir mesleğe sempati duyar, farklı meslekler arasında gider gelirdik. Artık kararları ve hedefleri olan bir birey olarak düşünmem gerektiğinden bir meslek seçimi yapmam gerekiyordu. Ve ben öğretmen olmayı istedim. Sebebi ise bilgiyi paylaşmayı seviyordum. Çünkü bilgi paylaştıkça çoğalırdı. İnsanların bilgiyle yenilenebileceğini, bilgiyle güçlenebileceğini düşünüyordum. Öğretmen bir ağaç gibidir her mevsim yapraklarını döker öğrencilerinin avuçlarına. Eğer avucunuzda tutabilirseniz siz de bilgi sahibi olur ve bundan yararlanırsınız. İnsanın kişisel gelişimini, çocukluğunu, geleceğini etkileyen tek mesleğin öğretmenlik olduğunu düşünüyorum. Bir öğretmen o öğrenciye dersi çok sevdirebildiği gibi, nefret etmesini de sağlayabilir. Biraz daha çocuk ruhlu olduğumdan öğrencilerle iyi anlaşabileceğimi  düşünüyordum. Ve onlara bilgiyi sadece ders için değil hayatları boyunca kullanabilmeleri adına öğretmek istiyordum. Ağaç yaşken eğilir sözünün doğruluğunu kanıtlamak istiyordum. Öğretmenliğini seçtim ve artık ben de öğrencilerime her mevsim yaprak döküyorum.

Okulda kullandığınız kaynakların verimli kullanılması için özgün önerileriniz nelerdir?

Okulda kullandığınız kaynakların verimli kullanılması için özgün önerileriniz nelerdir? Aşağıya yazınız.

Okulda kullanılan kaynaklarımızın bilinçli kullanılması gerekiyor. Örneğin öğretmenin yetkisi olan tüm araç gereçler öğretmenlerin izni olmadan kullanıma açık olmamalı. Tahtayı bile gereksiz yere kirletmek veya tebeşirleri, tahta kalemini ders dışı amaçla kullanmak israfa girdiği gibi kaynağın verimli kullanılmamasına sebebiyet verir. Akıllı tahtalar öğrencilerin oyun oynayabileceği, film izleyebileceği, müzik dinleyebileceği bir araç olmaktan ziyade sadece ders amaçlı kullanılmalı ve öğretmenlere özel olmalıdır. Bu durumun önüne geçebilmek için öğretmenlere özel bir şifre veya anahtar verilebilir. Sınıf panoları öğrencilerin kendi isteklerine göre değil, öğrencilerinin çalışmalarını gözden geçirip düzenleyen bir öğretmen tarafından yapılıp görevler verilerek oluşturulmalıdır. Su, elektrik gibi kaynaklar için ise okullara sensörlü lambalar veya sensörlü musluklar takılabilir. Böylelikle kaynakların verimsiz kullanımının önüne geçilebilir.

Okulda kullandığınız kaynakların verimli kullanılmaması durumunda ortaya çıkabilecek sorunlar nelerdir? Araştırınız.

Okulda kullandığınız kaynaklar verimli kullanılmazsa ne olur hiç düşündünüz mü? Kaynaklar öğretmen ve öğrencilere öğrenim açısından kolaylık sağlarken bu kaynakların verimli kullanılmaması sonucunda bir takım sorunlar oluşabilir. Bunlardan akıllı tahtaların ders dışı kullanımı en önemli sorunlardandır. Sadece ders amaçlı kullanılması gereken bu tahtalar amacı dışında kullanıldığında öğrencinin dikkati tamamen dağılabilir, derse ilgisi azalabilir. Tüm bunların yanı sıra öğrenci akıllı tahtayı bir ders kaynağı ve aracı görmekten ziyade bir eğlence aracı olarak görebilir. Bu sınıf ortamına da yansıdığında önüne geçilmesi zor bir hal alır. Panolarımızın düzgün kullanılmaması öğrencilerin belirli gün ve haftalara olan ilgisini ve bilgisini en aza indirgeyebilir. Ders kitapları verimli kullanılmadığında ise öğrenci dersi kavrayamaz, dersi takip edemez ve böylelikle başarısız bir süreç geçirmiş olur. Bunların önüne geçebilmek adına okullarda kullanılan kaynakların bilinçli bir şekilde gerektiği zamanda kullanılması gerekir.

Okulda kullandığınız kaynaklar nelerdir?

Okulların olmazsa olmazı kaynaklarımızdır. Derslerimizi kolaylaştıran, yardımcı olan birçok kaynak vardır. Yıllardır tebeşirlerle tahtalarımızı dolduran öğretmenlerimize en büyük yardımcı akıllı tahtalar. Eski tahtaları geride bırakan bu akıllı tahtalara e-kitap yüklenebiliyor. Slayt ve video açılarak ders desteklenebilir. Kısaca bu akıllı tahtalar bir yandan tahta işlevi görürken bir yandan da bilgisayar ve aynı zamanda da kitap işlevi görmektedir. Teknolojinin eğitime de yansımış olması hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin işini oldukça kolaylaştırarak zevkli bir hale getiriyor. Ders kitaplarımız belirli bir kurul tarafınca incelenir ve ortak bir karar sonucu düzenlenerek öğrencilere sunulur. Sınıfımızın panoları da sınıflarda kullanılan kaynaklardandır. Belirli gün ve haftalarda panolar süslenir veya öğrencilerin yaptığı çalışmalar sınıf panosunda sergilenir. Bu panolar sayesinde öğrenciler hem araştırma yapmış olacak hem de çalışmalarını sergileyen arkadaşlarının araştırmalarına ulaşabilecek.

Okulunuzun kantininde meyve satılmasını istiyorsunuz. Aşağıya bu isteğinizi ifade eden kısa bir yazı yazınız.

Okulunuzun kantininde meyve satılmasını istiyorsunuz. Aşağıya bu isteğinizi ifade eden kısa bir yazı yazınız.

Hepimiz kantinin önünde sıra bekleyip, aralarda sıkışmışızdır. Bazen bütün teneffüs sıra gelmediğinden bir şey alamadan sınıfa dönmüşüzdür. Fakat düşündükçe kantinde satın alabileceğimiz daha çok ürün olması gerektiği kanısına varıyorum. Örneğin daha sağlıklı bir beslenme için elma, armut, muz gibi temel meyveler hijyene özen gösterilerek satılabilir. Böylelikle meyve seven çocuklar bunları yerken sevmeyen arkadaşlarına da meyve yemeyi aşılayabilir. Sizce de abur cubur yemek yerine sağlıklı olan meyveleri tüketmek daha mantıklı değil mi? Hem günlük enerji ihtiyacımızı karşılıyoruz hem de sağlıklı bir şekilde karnımızı doyuyoruz. Örneğin okullarda yapılan kermeslere bazı öğrencilerin yiyecek içecek getirme durumu olmuyor. Meyveler kantinde dışarıya göre daha uyguna satıldığı takdirde, öğrenciler eli boş gelmektense meyveyle o sofrayı şenlendirebilir ve paylaşıma ortak olabilir. Aslında birçok açıdan faydalı olan meyve tüm kantinlerde satılmalıdır. Böylelikle öğrenciler abur cuburu aza indiren sağlıklı bireyler olacak bir yandan da sadece evinde değil okulunda da evindeki beslenmeyi günlük uygulayan bireyler olacak.