Doğal Unsurlar Beşerî Ortamın Gelişimini Nasıl Etkiler?

Coğrafya, doğal unsurlarla beşeri ortamı bir araya getirmek isteyen bir bilim dalıdır. İnsanlar doğal çevreyi kendisine geçmişte mesken edinmiş ve hayatını idame ettirebilmek için doğal olanı kullanarak beşeri hale getirmiştir. Günümüzde artık şehir hayatı daha baskın şekilde karşımıza çıkıyor. Böylece insanlar yine doğal unsurları kullanıyor. Ancak; sadece dinlenme, eğlenme ve zaman geçirmek için tercih ediyorlar.

 

Doğal Unsurlar Beşeri Ortamın Gelişimini Nasıl Etkiler?

Günümüzde şehirleşmenin artması, köyden kente göçlerin devam etmesi gibi durumlar aslında insanları doğal unsurlardan koparıyormuş gibi gözüküyor. Ancak Coğrafya’ya göre; şehirlerde yaşayan insanlar doğadan elde ettikleri parçaları kullanarak beşeri hale getirip beşeri ortamın gelişmesinde kullanıyorlar. Eskiden odunu ısınmak için kullanan mağara insanının yerini odunu dekoratif malzeme olarak şehir insanına bırakması bunun sadece bir örneğidir.

Doğal Ortam Koşullarının Bölgelere Göre Farklılık Göstermesinin Nedenlerini Açıklayınız.

Coğrafya biliminin incelediği konular arasındaki doğal ortam koşullarının en önemli tartışma alanı bölgeler çerçevesinde ortaya çıkan farklılıklardır. Doğal ortam koşullarının bölgelere göre farklılık göstermesinin nedenleri içerisinde birçok sebep gösterilse bile en önemli etken sıcaklık etkenidir. Sıcaklık faktörünün bu farklılık üzerinde nasıl etki ettiğini araştıran Coğrafya bilimi bazı sonuçlara ulaşmıştır.

 

Doğal Ortam Koşullarının Bölgelere Göre Farklılık Göstermesinin Nedenleri

Bir canlının içerisinde doğup büyüdüğü ve yaşamını şekillendirdiği alan aslında o canlının doğal ortamı olarak tanımlanabilir. Doğa öyle farklı bir güce sahiptir ki; hiçbir canlının yaşayamayacağı bir ortamda doğmasına sebep vermemektedir. Zaten bu yüzden bahsettiğimiz ortam sadece ortam olarak değil; doğal ortam olarak tabir edilmektedir.

Canlıların dünyaya geldikleri doğal ortamların bölgelere göre farklılık göstermesinin en büyük sebebi; sıcaklıktır. Örneğin dünya üzerinde birçok iklim tipi vardır. Bu iklim tiplerinden Akdeniz İklimine sahip olan yerleşim alanlarında sıcaklık kendisini gösterirken; Karasal İklimde daha soğuk bir iklim tipi karşımıza çıkar. Çöl İklimindeyse sıcaklık, kuraklık ve susuzluk bir aradadır.

Çöl ikliminde yaşama eğilimi gösteren en bariz canlılardan bir tanesi devedir. Çöl İklimi dediğimiz zaman aklımıza sıcaklıkla beraber susuzluk gelmektedir. Deve ise; susuzluğa en fazla dayanan hayvandır. Doğal ortam koşullarının bölgelere göre farklılık göstermesinin nedenleri arasında göstereceğimiz sıcaklık farklılıkları sebebiyle de Çöl İklimine sahip bir bölgede balıkların yaşamasını beklememekteyiz.

Coğrafyanın Fen Bilimleri Ve Sosyal Bilimlerin Her İkisiyle De İlişkili Olmasının Nedeni Nedir?

Coğrafya bilim dalı olarak birçok bilim dalıyla ilişki içerisinde çalışmaktadır. Her bilimde olduğu gibi Coğrafya’da kendi alanında incelemeler yaparken somut veriler sunan ve deney yapabilen diğer bilim dallarıyla etkileşimli olarak çalışmak zorundadır. İnsan ve doğa arasındaki etkileşimi inceleyen bilim dalı olan Coğrafya diğer bilim dallarına nazaran daha fazla dalla ilişki kurar. Coğrafyanın ilişkili olduğu Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler vardır. Her iki alan farklı konuları araştırsa bile Coğrafya’da tıpkı aynı konular üzerinde dururcasına bir araya gelirler. Coğrafyanın incelemelerini ve araştırmalarını yaparken, yaptığı araştırmaların sonuçlarını açıklarken ilişki içerisinde olduğu dalları aşağıda sıraladık.

 

Coğrafyanın İlişkili Olduğu Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Hangileridir?

Coğrafyanın ilişkili olduğu Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler arasından en çok yararlandıklarını açıkladık.

  • Fizik: Coğrafi yaşam alanları hakkında bilgi verirken yer çekimi, kuvvet, hareket ve güç alt dallarını kullanır.
  • Kimya: Yer altı sularının oluşumu, çözülmesi ve karstik özellikleri hakkında bilgi verirken kullanır.
  • Biyoloji: Hayvan türleri ve bitkilerin yaşlarını öğrenerek o coğrafi bölgeye dair teori sunmada yararlanır.
  • Matematik: Enlem, boylam, sıcaklık dereceleri, Dünya’nın Matematiksel yapısını açıklarken yararlanır.
  • Tarih: Coğrafi alanlardaki geçmiş kalıntılara dair ipuçlarını sunarken kullanır.
  • Astronomi: Güneş ve Ay tutulmalarını araştırırken yararlanır.
  • Jeoloji: Yer kabuğunun genel yapısı ve yer kabuğunun nasıl oluştuğuna dair bilgi aktarırken kullanır.
  • Meteoroloji: İklimsel ve sıcaklık olarak özellikleri açıklarken kullanır.
  • Ekonomi: Nüfusun ekonomik faaliyetlerini, ekonomik kaynaklarını açıklarken kullanır.

 

Coğrafya Biliminin Ortaya Çıkmasında Sizce Hangi Faktörler Etkili Olmuştur?

Coğrafya; insan ve doğa arasında yaşanan ilişkiyi inceleyen bilim dalına verilen isimdir. Coğrafya bilimi bu etkileşimi incelerken kendisine neden sonuç sorgulamalarını ilke edinir. Ayrıca ortaya koyduğu verileri bir bilim dalı olduğundan dolayı kanıtlayarak sunmayı amacı olarak benimser. Her bilim dalında olduğu gibi Coğrafya biliminin de ortaya çıkmasına etkili olan bazı faktörler söz konusudur. Aslında sıralayacağımız faktörler bir yandan da Coğrafya biliminin edindiği ilke ve amaçları tasvir etmektedir. Coğrafya biliminin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler noktasında sıralayabileceğimiz maddeleri aşağıda görebilirsiniz.

 

Coğrafya Biliminin Ortaya Çıkmasında Etkili Olan Faktörler Nelerdir?

İnsanın var olmasından itibaren kendisini yavaş yavaş gösteren Coğrafya, zamanla bir bilim haline gelmiştir. İnsanla aynı yaşta sayabileceğimiz Coğrafya biliminin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler şunlardır:

  • İnsanın doğayla olan etkileşiminin incelenmek istenmesi, merak edilmesi ve araştırıldığında değişik bulgulara rastlanması bilimin doğmasına en büyük etken olarak sayılabilmektedir.
  • İnsan doğuştan merak eden bir varlık olarak dünyaya gelmiştir. Bu yüzden her zaman araştırmak ve keşif yapmak ister. Coğrafya da insanın meraklı yapısından doğan bir bilim dalıdır, diyebiliriz.
  • İnsanın ve diğer tüm canlıların yaşadığı gezegen olan Dünya’nın Matematiksel ve Coğrafi konumu, bizim dışımızdaki ülkelerin fiziki, beşeri, siyasi özelliklerini öğrenmek amacıyla doğmuştur.
  • Yaşadığımız Dünya üzerindeki doğal suların, okyanusların, dağların oluşumuna bilimsel cevap getirmek bilimin ortaya çıkmasında diğer bir faktördür.

Coğrafya Biliminin İnceleme Konularının Neler Olabileceğini Tartışınız.

Coğrafya Bilimi Nedir?

Coğrafya; insan ve doğa arasındaki etkileşimi temel alan bu etkileşimi incelerken neden sonuç ve dağılış ilkelerine dikkat ederek incelemelerini yapan bilim dalına verilen isimdir. Coğrafya günümüzde eğitim müfredatı çerçevesinde öğrencilere gösterilen derslerden bir tanesidir. Peki; Coğrafya biliminin incelediği konular nelerdir?

 

Coğrafya Biliminin İncelediği Konular Nelerdir?

Coğrafya biliminin incelediği konular içerisine birçok alan girmektedir. İnsanın ve doğanın bir arada yer aldığı tüm konular aslında Coğrafya’nın içerisine dahil edilebilir. Müfredat kapsamında da sunulan ve asıl konuları arasında yer alan alt başlıklar şunlardır:

  • İnsanların yerleşme tiplerini konu alır.
  • Dünya üzerinde insanların karşılaştığı yer şekillerini ve bu yer şekillerinin etkilediği iklim tiplerini inceler.
  • İnsanların doğa tarafından kendisine sunulan doğal kaynakları tarih boyunca nasıl işlediğini ve bundan sonra hangi yollarla işleyeceğini inceler.
  • Yeryüzü şekillerini araştırarak araştırma sonuçlarını somut veriler şeklinde sunar.
  • Doğada karşılaşabileceğimiz hayvan türlerini araştırır. Hayvan türlerinin hangi coğrafyalarda yaşam alanı bulduğunun bilgisini sunar. Bu noktada Biyoloji bilim dalıyla ilişkili olduğunu bizlere gösterir.
  • Yer altından doğal kaynak olarak çıkan suların nasıl oluştuğunu inceler ve bu suların karakteristik özelliklerine bakarak neden o karakteristik özelliği barındırdığını araştırır.
  • Dünya üzerindeki nüfusun yoğunlaştığı coğrafi alanları, ülkelerdeki oluşan nüfus tipinin genel yapısını bizlere sunar.
  • Yeryüzünün genel özelliklerini ve yapısını kendisine inceleme konusu olarak alır.
  • İnsanların ekonomik yöndeki faaliyetlerini araştırır.

Tarihsel Süreçte Dünya’nın Şekli İle İlgili Öne Sürülen Bu Görüşler Nelerdir Araştırınız

Coğrafya bilimi insanla birlikte var olan bilimler arasında yerini korumaktadır. Geçmiş zamanlardan bu yana gelişimini sürdüren Coğrafya, birçok bilim dalına öncülük ettiği gibi, aynı şekilde birçok bilim dalından da yararlanmaktadır. Coğrafya’nın yararlandığı bilim dalları arasında Tarih yer almaktadır. Bugün Dünya’nın şeklini konuşurken bile geçmişe dönerek nereden nereye geldiğimizi anlayabiliyoruz. Dünya’nın şekli ile ilgili öne sürülen görüşler hakkında konuşmamızı sağlayan ve Coğrafya’nın ilerlediğini gösteren nokta bile Coğrafya’nın Tarihten yararlanıyor oluşudur.

 

Dünya’nın Şekli ile İlgili Öne Sürülen Görüşler Nelerdir?

Geçmişten günümüze kadar ve özellikle teknolojinin gelişmediği eski zamanlarda Dünya’nın şekli hakkında birçok düşünce ortaya atılmıştır. Özellikle Coğrafya ile ilgilenen bilim insanları ya da uygarlıklar çeşitli araştırmalar yaparak farklı sonuçlar elde etmişlerdir. Her ne kadar bugün ulaştığımız sonuç bizlere Dünya’nın Geoit şeklinin olduğunu söylese de; Dünya’nın şekli ile ilgili öne sürülen görüşler göz ardı edilemez. İşte eskiden beri öne sürülen görüşler:

  • İlk olarak Dünya’nın şekli hakkındaki açıklama Hintlilerden gelmiştir. Hintlilere göre Dünya bir filin üzerinde durmaktadır. Bu görüşün en temel sebebinin Hintlilerin hayvanlara tapması olarak gösterebiliriz.
  • Hintliler genel olarak Dünya’nın filin üzerinde durduğu kanısına varsa da bir başka Hintli çıkarak Dünya’nın bir kaplumbağa’nın üzerinde durduğunu söyleyerek bugün bizi güldüren bir sonuç elde etmiştir.
  • Avrupalılar uzun yüzyıllar süresince Dünya’nın düz olduğunu belirtmişlerdir.
  • Antik Yunan dönemine geldiğimizde Yunanlılar Dünya’nın tam bir yuvarlak şekilde olduğunu söylemişlerdir.
  • Antik Yunanlıların bu görüşünden sonra Dünya’nın Güneş etrafında ve kendi yörüngesi etrafında döndüğü sonucuna ulaşılmıştır.
  • En son günümüzde gelinen noktada ise; Dünya’nın kutuplardan basık, ekvatordan şişkin Coğrafya dilinde Geoit bir şeklinin olduğunu ifade edilerek kabul edilmiştir.

Eratosthenes Dünya’nın Çevresini Nasıl Bir Yöntemle Hesaplamış Olabilir Araştırınız.

Coğrafya biliminin ilgilendiği konulardan bir tanesi olan Dünya’nın özellikleri, çevresinin hesaplanması gibi konularla ilgili Tarih biliminden yararlandığımız zaman ilk olarak karşımıza Eratosthenes çıkıyor. Dünya’nın çevresini ilk hesaplayan isim olarak bilinen Eratosthenes, Aristo’dan ilham alan isimlerdendir. M.Ö 200 yıllarında yaşamış olan Eratosthenes Dünyanın çevresini nasıl hesapladı diye soranlar olduğundan dolayı bugüne kadar gelen hesaplama yöntemi artık Coğrafya ders kitaplarında da okutulmaya başlandı.

 

Eratosthenes Dünyanın Çevresini Nasıl Hesapladı?

Dünyanın çevresini hesaplayan Eratosthenes, Aristo’nun da elde ettiği bulgular sonucunda Dünya üzerinde bazı farklılıkların olduğuna rastlamıştır. Örneğin; Dünyanın şeklinin bir küre biçiminde olduğu kanısına vararak, Güneş ışınlarının yaşadığımız gezegen olan Dünya’ya paralel düzlemlerde geldiğini söylemiştir. Mısır’da yer alan Aswan şehrini inceleyen Eratothenes, öğlen vaktinde Güneş ışınlarının paralel değil; dik açıyla geldiğini tespit etmiştir. Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği Aswan şehrine nazaran Mısır’ın diğer şehri olan İskenderiye’ye baktığında Güneş ışınlarının dik olmadığını gözlemlemiştir.

Yukarıda yaptığı tespitler sonucunda Eratosthenes Dünyanın çevresini nasıl hesapladı sorusu yanıt bularak şu hesaplamalar yapılmıştır:

  • Aswan ve İskenderiye şehirleri baz alınarak iki farklı çubuk yere 90 derecelik açıyla koyulmuştur. İki ayrı şehirde olan çubukların uzatıldığını düşündüğümüzde Eratosthenes’e göre Dünya’nın merkezinde kesişeceklerdir.
  • O zamanların ölçü birimi olan stad cinsinden iki ayrı şehrin uzaklığı Eratosthenes’e göre 5000 staddır.
  • Aswan şehrindeki Güneş ışınları dik geldiğinde çubuğun göstergesi 0’dayken aynı zamanda İskenderiye’deki ışınlara göre çubuk göstergesi 7,2’dir.
  • Bu çerçevede Matematiksel işlem yapıldığı zaman Dünyanın çevresini 360’a bölen Eratosthenes, 7,2 ile çarparak 5000 stad bulur. Bulduğu 5000 stadı da 360 ile çarpıp 7,2’ye böldüğü zaman 250000 stad bulur. 250000 stad km bazında 46 260 km olmaktadır.

Dünya’nın son bulunan çevresi 40 024 km’dir. O zamanki şartlara göre yaklaşık bir değer bulmayı başarmıştır.

Türk edebiyatının bilinen ilk yazılı eserleri – Orhun Abidelerinin Özellikleri

Türk edebiyatının bilinen ilk yazılı eserleri ORHUN ABİDELERİDİR.  Orhun Abidelerinin Özellikleri;

 

  •  II.Göktürk (Kutluk) Devleti’ne aittirler.
  • Toplamda 6 anıttan oluşur fakat en önemlileri; Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına dikilenlerdir.
  • Türk tarihinin bilinen ilk yazılı eserleridir.
  • Siyasetname özelliği taşır ve öğüt verirler.
  • “Türk” adının geçtiği ilk metinlerdir.
  • Orhun alfabesiyle yazılmışlardır.
  • Türk milliyetçiliğinin temel kitabı olarak kabul edilirler.
  • Sosyal devlet anlayışı hakimdir.
  • Abidelerle ilgili ilk bilgileri Cüveyni vermiştir.
  • Abideleri ilk okuyan kişi Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen’dır.

Orta Asya Türklerinde ölen kişinin hayatta iken öldürdüğü düşman sayısı kadar dikilen taştan heykeller

Bu heykellere BALBAL denir. Orta Asya Türklerinde ölen kişinin hayatta iken öldürdüğü düşman sayısı kadar dikilen taştan heykellerdir.

 

Balbal (Kırgızca: балбал, /bɑɫbɑɫ/), (Tıva Türkçesi: Кижи-көжээ / Kiji köjee) Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen mezar taşına verilen isimdir. Orta Asya Türklerinde, Şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları ve bu kişilerin öbür dünyada onun hizmetçileri olacağına inanılacağını simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş, bir elinde kılıç, figürlerinden oluşan heykellere verilen ad. Bu taşların sayısının fazlalığı ölen kişinin sağ iken; gücünün, cesaretinin, kahramanlığının da simgesidir. İslam öncesi dönemde yaygın olan balballar, İslam dininin kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmıştır.

Balbal sözü Eski Türk dilinden bir kelime olup bal+bal, yani vurmak, kakmak, çakmak demektir.

İlk Türk devletlerinde kağanın eşinin ünvanı

İlk Türk devletlerinde kağanın eşinin ünvanı HATUN idi. Kağan eşlerine HATUN denirdi. Hatunların görevleri şu şekilde;

 

✓ Katun unvanı da verilmektedir.
✓ Hatunlar yönetimde söz sahibi idiler.
✓ Hatunlardan devlet yönetenler olduğu gibi, naip olanlar da vardı.
✓ Ayrı sarayları vardı.
✓ Büyük çoğunluğu itibariyle devlet meclislerine katılırlar ve elçi kabulünde bulunurlardı.
✓ Eşlerinin yanında savaşa katılırlardı.
✓ Kağan öldüğü zaman, yerine geçerek “tigin” küçük yaşlarda ise, hatun onun adına devleti yönetiyordu.