Kişinin cep telefonundan uzaklaşma kaygısına ne denir diye sorulduğunda cevap: Nomofobi
Nomofobi Nedir?
İngilizce “no mobile phobia” dan türetilen nomofobi kişinin cep telefonundan uzaklaşma kaygısıdır.

Her Yerde Eğitim
Kişinin cep telefonundan uzaklaşma kaygısına ne denir diye sorulduğunda cevap: Nomofobi
Nomofobi Nedir?
İngilizce “no mobile phobia” dan türetilen nomofobi kişinin cep telefonundan uzaklaşma kaygısıdır.
Yunus Emre’nin şiirinde verilmek istenen düşünce nedir? Tartışınız.
Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım / Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
Yunus Emre şiirleri ve sözleri ile topluma hep örnek olmayı amaçlar. Bu şiirinde de tanış olalım ile başlar. Yani tanışalım der. Bu tanışma basit bir tanışmayı temsil etmez. Bir olalım, beraber olalım manasında bir tanışıklıktan bahseder. Devamında da işi kolay kılalım diyerek tanışarak, bir arada olarak, dayanışma içinde olarak işimizi ne kadar kolaylaştırabileceğini ifade eder. Toplumda insanların bir arada olması, beraber hareket etmesi, yardımlaşması ve dayanışma içinde olması o toplumda olan huzuru arttırır. Yunus Emre de bu huzurun artması ve toplumun mutlu olması amacı ile böyle bir düşünceyi bilinç altına vermek istemiştir. Devamında da sevelim sevilelim der. Burada da insanlar ile empati yapmayı, onlara sıcak davranmayı, insanları sevmeyi kast etmektedir.
Seven insanlar sevilir, sevgiden yoksun olanları diğerleri de sevmez ve kabul etmez. Bu yüzden insanları sevin, insanları anlamaya çalışın düşüncesi verilmeye çalışılmıştır. Dünya kimseye kalmaz diyerek de bu dünyada geçici olduğumuzu aslolan dünyanın devamında yaşanacak olan ahiret hayatını kast eder. Dünyada bir olan, birlikte olan, beraber olan, yardımlaşan, birbirini seven insanların ahiret hayatında mutlu olacağına işaret eder. Dünyada kalıcı olmadığımızı ve dünyada yaşama amacınızın olduğuna işaret eder.
Sadaka Taşı eski dönemdeki devletimizde bir kültür olarak yer edinen ve insanlara yardım etmeyi amaçlayan bir uygulamanın adıdır. Zenginler belirli bölgelere para koyarak oradan uzaklaşırlar. Ardından kimsenin görmediği zamanlarda ihtiyaç sahibi kişiler buraya gelir ve paranın içinden ihtiyacı olan kadarını alarak hayatlarına devam ederler. Bu uygulama başarıyla sonuca ulaşabilmiş ve sadaka taşları adı verilen bu yerlerde paraların hepsinin alınmadığı görülmüştür. İhtiyacı olan ihtiyacı kadar para alıp yoluna devam etmiştir. Bu da hayranlık uyandıracak derecede bir düşüncenin hayat bulmuş halidir.
İtimat Bakkaliyesi uygulamasında da çocuklara cömertlik, dürüstlük duyguları kazandırılmak istenmiştir. Her iki durumda da ortak özellik olarak sayılabilecekler; Yardım etme duygusunun kazandırılması, Yardıma ihtiyacı olanların halinden anlanması, refah ve mutluluk vermenin uyandırdığı haz, birlik ve beraberlik duygusu, dayanışmanın arttırılması, yardımın gizli yapılıyor olmasının gerekliliği, yardım alan kişinin ihtiyacı olduğu zamanlarda ve ihtiyacı olduğu kadarını alması Tüm bu değerler sadaka taşı ve itimat bakkaliyesinin ortak kazandırdığı ya da kazandırılmasının amaçlandığı değerler arasında yer almaktadır. Buna benzer bir diğer örnek ise dinimizde yer alan ve emredilen bir sözdür. “Sağ elin verdiğini sol el görmemeli” der dinimizde. Bu da yardım etmenin gerekliliğini ve yardımın gizliliğini ortaya koyan çok net bir sözdür. Bu sözü doğru yorumlayan herkes gizlilik içinde yardımlarını gerçekleştirir. Yardımı alan kişiyi sol el bile tanımamalıdır benzetmesinin yapılması bu yüzdendir.
Hz. Muhammed bu hadisinde kısaca insanlara şöyle buyurmuştur; “Yardım edin, faydalı olun” Çünkü toplumda yardımlaşmayı emreden bir dinin peygamberi olarak dünyada görevlendirilmiştir. Hayırlı insan olmak demek dünya üzerinde yaptığı iyilikler ve faydalı işler ile amel kazanıp cennet kavramında mükafatlandırılacak olan kişilere işaret etmek demektir. Hayırlı olmak ve cennete gitmek isteyen insanlar için de faydalı olmak şart kılınmıştır. İnsanlar birbirine ve diğer tanımadığı kişilere faydalı olabilmek için çok büyük icatlar yapmak zorunda değildir. Toplumsal yardımlaşmayı destekler nitelikte hareketlerde bulunmak ve yardımı teşvik eden sözler söylemek bile insanlara faydalı olmak demektir. Yani faydayı sadece işlev olarak değil söz olarak da yapabilisiniz. Diğer insanlara faydalı olacak nasihatler vererek, yol göstererek, iyiliği öğütleyerek, kötülükten kaçınması gerektiği konusunda uyarıda bulunarak insanlara faydalı olunabilir.
Hz. Muhammed de bu sözünde faydalı olmayı buyurmuştur. Faydalı olabilmek için şu veya bu şatları yerine getirin dememiştir. Bu yüzden sadece iyi söz söylemek bile insanlara faydalı olmak ve hayırlı insan olmak yolunda atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir. İnsanları görmeden, onları duymadan da faydalı işler yapabilirsiniz. Bunu da doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayarak, kimsenin görmeyeceği yerlerde bile size faydalı olanı değil topluma faydalı olanı yapmanız ile sağlayabilirsiniz. İyilik, adalet ve dürüstlük üçgeninde hareket etmek bu sözün gereğini yerine getirmek demektir.
Günümüzde aile içi birbirine yeterli olabilmek ve bireysel olarak yaşamını sürdürülebilmek hayatın devam ettirilmesi için yeterli olarak görülüyor. Fakat akrabalardan, arkadaşlardan ve komşulardan aslında ne kadar büyük faydalar gelebileceği görülemiyor. Akrabalar ve komşular zor durumlarda yardımınıza koşabilecek en yakınınızdaki kişilerdir. Arkadaşlar ise her zaman yanınızda olabilecek, manevi destek sağlayabilecek kişilerdir. Bunun görmezden gelinmesinin en büyük sebebi ise insanların birbirine karşı olan güven duygularını yitiriyor olmasıdır. İnsanların birbirine olan güvenini yitirmesi ise bir anda olmuyor.
Toplumda suç oranlarının artıyor olması, büyük şehir yaşamlarının artması, sürekli olarak mahalle ve ev değişiklikleri ile yeni insanlar ile komşu olunması, akrabalar arasında yeteri kadar diyalog ve samimiyet kurulamıyor olması insanların bu bağlara olan değerinin düşmesine sebep oluyor. Arkadaşlık, komşuluk ve akrabalık bağları kolay kazanılacak türden değerler değildir. Bunun değerinin bilinmesi ancak fedakarlık ve empati yolu ile mümkün olur. Fakat suç oranlarının artması, insanların akrabalarının dahi suça bulaşması ve komşularının geçmişini bilemiyor olması bu değerlerin zayıflamasına ve önemini yitirmesine sebep olan etkenler arasında yer alıyor. Güven duygusunun sağlanması ile bu bağlar güçlenebiliyorken maalesef insanlar artık birbirine güvenmek için bir adım atmıyorlar. Ön yargılar, şüpheler, acabalar insanların bu değerleri yaşatmasının önüne geçebiliyor.
Çok yakın arkadaşım ile aramızda aslında birçok farklı yön bulunuyor. Buna rağmen biz arkadaşlığımızı hiçbir şartta bozmuyoruz. En yakın arkadaşımın benden ayrılan en belirgin özelliği diğer insanlar ile arkadaşlık kurmaktan çekinmesi oluyor. Benimle çok iyi bir arkadaş olmasına rağmen 3. kişilere karşı arkadaşlık kurmaktan geri duruyor. Ben ise cana yakın olan herkes ile arkadaşlıklar kurabiliyorum. Sınıf ortamında ben bazen yaramazlık yaparken arkadaşım diğer sınıf bireyleri ile iletişim kurmaktan geri durduğu için daha uslu ve monoton bir ders dinleme tercihinde bulunuyor.
Ailelerimiz de oldukça farklı özelliklere sahip. Haliyle ailelerimizden de etkileniyoruz. En yakın arkadaşımın ailesi belirli şartlar ve kurallar ile arkadaşımı dışarıya gönderiyor. Bu şartlar bazen zorlayıcı ve onun üzülmesine sebep olabiliyor. Benim ailem ise çok daha anlayışlı ve bazı durumlarda görmezden gelebiliyor. Benim mutluluğum için dışarıda kalma süremi uzatıyor ve görmezden gelebiliyor. Fakat yakın arkadaşımın ailesinde katı kurallar geçerliliğini sürdürüyor. Bu da haliyle dışarıda davranış şekillerimize bile yansıyor. Yakın arkadaşım düzenli olarak ödevlerini yapıyor fakat ben yapmıyorum. Bazen oyunu ve diğer şeyleri ödevden daha fazla önemsediğim doğrudur. Fakat bu özelliğim ile disiplinli olmayı kaybediyorum. Yakın arkadaşım ise ödevler konusunda oldukça disiplinli davranıyor.
Kültürel değerler insanların ortak algıladığı ve uyguladığı değerlerdir. Her toplumun farklı bir kültüre sahip olması o toplumu birleştirici, dayanışmacı yapan özelliğidir. Kültür bunu fazlasıyla sağlamaktadır. Kültürel değerlerin ortak olması toplumda birleştirici ve bütünleştirici olduğu gibi aynı zamanda insanların birbirine olan güvenini, yardım etme şevkini, yardım beklemesini de güçlendirmektedir. Kültürel değerlerimizin toplumda birlik ve beraberlik sağlamasına şu şekilde örnek verebiliriz;
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” Peygamber efendimiz bu şekilde buyurmuştur.
Toplumda kültürel olarak aynı dinden etkileniyor ve aynı dine itaat ediyorsak bu söz göz ardı edilemez. Haliyle insanlar komşularına yiyecek – içecek ikramlarında bulunurlar. Bu dinin ve peygamberin bir emri olarak kültürel bir şekilde topluma fayda sağlayan bir etkendir. Aynı kültürden etkileniyor olmak bunun yerine getirilmesini sağlamak demektir. Bu söz ile yola çıkılarak yerine getirilen toplumsal görevler de haliyle birlik ve beraberliği arttıracaktır. Yine aynı şekilde “Türk çalışmanın ve yükselmenin hududu yoktur!” diyen bir toplum önderinin sözü karşısında aynı kültürel bağ ile birbirine bağlı olan insanlar beraber hareket etmeyi öğrenirler. Amaca giden yolda bir arada olmak ve beraber ilerlemek için mücadele ederler. Bu da kültürel bir faaliyetin ve sözün uzantısı olarak insanları birleştirir ve bütünleştirir.
Türk askeri her zaman merhameti ve yardımları ile anılmıştır. Tarih boyunca bu değişmemiş ve günümüzde de devam etmektedir. En ücra köylerde en zorlu şartlarda bile Türk askeri halkın yardımına koşmuştur. Bazen erzak götürmüştür bazen de bir emaneti teslim etmek üzere gitmiştir. Türk askeri insanlara fazlasıyla güven vermeyi başarmış eşsiz bir ordudan oluşur. Bu güven sayesinde Türk kimliği ve Türk askeri kimliği şekillenmiştir. Yardımsever, merhametli, başarılı, beklenen bir tanımı olan Türk askerinin yaşlı teyze ile arasında geçen diyalogta da buna işaret edilir.
Yaşlı teyze Türk askerinin geleceğini zaten biliyordu. Aslında bilmiyordu ama tahminleri ve tecrübeleri sayesinde geleceğini öngörüyordu. Bu öngörü sayesinde geleceğinden emin oluyordu. Yaşlı teyzenin ulaşılması zor bir yerde olması ve Türk askerinin oraya gitmeyeceği yorumları teyzenin umrunda bile değildi. Türk askerinin kendi bulunduğu yere geleceğinden emin bir şekilde evinde yardım bekliyordu. Türk askeri zorlu şatları aşıp, yaşlı teyzeye yardım götürdüğünde ise ağzından çıkan ilk sözler “geleceğinizi biliyordum” olmuştu. Bu yaşlı teyzenin beklediği ve nihayete ulaştırdığı bir olaydı. Türk askeri asla yardımdan geri durmamış ve bekleneni karşılamayı yine başarmıştı.
Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lugatit Türk eserinin yazarı ve Türk dili üzerine tarihte bilinen ilk çalışmaların sahibidir. Türk diline ve lehçelerine önem vermesi ve bu yolda hizmet etmesi binlerce yıl adının anılmasına sebep olmuştur. Büyük bir Türk di bilimcisi ve araştırmacısıdır. Yazılış amacı Araplara Türkçe öğretmek olarak anılsa da Türk toplumuna büyük katkısı olmuştur. Günümüz Türk dil araştırmacıları bile bu eserden hala faydalanmaya devam etmektedir. Türk dili ile ilgili Kaşgarlı Mahmud’un en büyük sözü “İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz” olmuştur. Burada işaret olarak Türk diline vurgu yaptığı yorumlanmıştır.
Karamanoğlu Mehmet Bey de Türk tarihinde Türkçe’yi konuşma ve resmi devlet dili yapmasıyla tanınmıştır. Yayınladığı ferman ile “Bugünden gayrı hiç kimse sarayda, divanda, mecliste ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya” buyurmuştur. Bu şekilde Türk dilini resmi ve konuşma dili yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ise Cumhuriyet ile birlikte Türkçe Dil üzerine de devrimler yapmıştır. “Ne mutlu Türk’üm diyene”, “Türk demek Türkçe demektir.” gibi Türk dili üzerine sözler söylemiştir.
Ebru çalışmaları yapılırken çeşitli aşamalardan geçilir. Ardından birçok farklı desen ve karışım ile bir bütün görsel elde edilir. Bu görsel diğer tüm parçaları yok edip bütün güzelliğini ortaya koyar. Bir su teknesinin başında bir araya getirebileceği benzetmesi de parça güzelliklerinin ve desenlerinin bir bütüne dönüşmesinden ve bütün halinde anlam ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sözü yorumlamak için ebru sanatının yapılma amaçlarına doğru bir yolculuk yapmamız gerekir. Ebru toplumu birleştirecek bir sembol olarak ortaya çıkartılmıştır. Bu ortaya çıkış amacı göz ardı edilmezse toplumu bir su teknesinde birleştirecek benzetmesi daha anlamlı gelir.
Ebru çalışmalarının toplumlarda genelde ilmi bilgisi yüksek kişilerce yapıldığını görürsünüz. Bu da bu sözü ne kadar doğru yorumlayabilen insanların olduğunun göstergesi gibidir. Sözden yola çıkarak ebruya merak saran ve ebruya odaklanan birçok ilmi bilgisi yüksek insandan bahsetmek mümkündür. Bu söz aynı zamanda toplumun eşitliğine, zengin – fakir, siyah – beyaz, soylu – köle gibi ayrımlara yer olmadığının da göstergesidir. Ebru tüm bu sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmaya ve eşitliğe işaret eder.