Sınıfta en yakın arkadaşınızla farklı olan yönleriniz nelerdir?

Çok yakın arkadaşım ile aramızda aslında birçok farklı yön bulunuyor. Buna rağmen biz arkadaşlığımızı hiçbir şartta bozmuyoruz. En yakın arkadaşımın benden ayrılan en belirgin özelliği diğer insanlar ile arkadaşlık kurmaktan çekinmesi oluyor. Benimle çok iyi bir arkadaş olmasına rağmen 3. kişilere karşı arkadaşlık kurmaktan geri duruyor. Ben ise cana yakın olan herkes ile arkadaşlıklar kurabiliyorum. Sınıf ortamında ben bazen yaramazlık yaparken arkadaşım diğer sınıf bireyleri ile iletişim kurmaktan geri durduğu için daha uslu ve monoton bir ders dinleme tercihinde bulunuyor.

 

Ailelerimiz de oldukça farklı özelliklere sahip. Haliyle ailelerimizden de etkileniyoruz. En yakın arkadaşımın ailesi belirli şartlar ve kurallar ile arkadaşımı dışarıya gönderiyor. Bu şartlar bazen zorlayıcı ve onun üzülmesine sebep olabiliyor. Benim ailem ise çok daha anlayışlı ve bazı durumlarda görmezden gelebiliyor. Benim mutluluğum için dışarıda kalma süremi uzatıyor ve görmezden gelebiliyor. Fakat yakın arkadaşımın ailesinde katı kurallar geçerliliğini sürdürüyor. Bu da haliyle dışarıda davranış şekillerimize bile yansıyor. Yakın arkadaşım düzenli olarak ödevlerini yapıyor fakat ben yapmıyorum. Bazen oyunu ve diğer şeyleri ödevden daha fazla önemsediğim doğrudur. Fakat bu özelliğim ile disiplinli olmayı kaybediyorum. Yakın arkadaşım ise ödevler konusunda oldukça disiplinli davranıyor.

Kültürel değerlerimizin toplumda birlik ve beraberliğimize katkılarının neler olduğunu boş bırakılan yerlere yazınız.

Kültürel değerler insanların ortak algıladığı ve uyguladığı değerlerdir. Her toplumun farklı bir kültüre sahip olması o toplumu birleştirici, dayanışmacı yapan özelliğidir. Kültür bunu fazlasıyla sağlamaktadır. Kültürel değerlerin ortak olması toplumda birleştirici ve bütünleştirici olduğu gibi aynı zamanda insanların birbirine olan güvenini, yardım etme şevkini, yardım beklemesini de güçlendirmektedir. Kültürel değerlerimizin toplumda birlik ve beraberlik sağlamasına şu şekilde örnek verebiliriz;
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” Peygamber efendimiz bu şekilde buyurmuştur.

 

Toplumda kültürel olarak aynı dinden etkileniyor ve aynı dine itaat ediyorsak bu söz göz ardı edilemez. Haliyle insanlar komşularına yiyecek – içecek ikramlarında bulunurlar. Bu dinin ve peygamberin bir emri olarak kültürel bir şekilde topluma fayda sağlayan bir etkendir. Aynı kültürden etkileniyor olmak bunun yerine getirilmesini sağlamak demektir. Bu söz ile yola çıkılarak yerine getirilen toplumsal görevler de haliyle birlik ve beraberliği arttıracaktır. Yine aynı şekilde “Türk çalışmanın ve yükselmenin hududu yoktur!” diyen bir toplum önderinin sözü karşısında aynı kültürel bağ ile birbirine bağlı olan insanlar beraber hareket etmeyi öğrenirler. Amaca giden yolda bir arada olmak ve beraber ilerlemek için mücadele ederler. Bu da kültürel bir faaliyetin ve sözün uzantısı olarak insanları birleştirir ve bütünleştirir.

Yaşlı teyzenin Türk askerini görünce “Geleceğinizi biliyordum.” demesinin sebebi ne olabilir? Tartışınız.

Türk askeri her zaman merhameti ve yardımları ile anılmıştır. Tarih boyunca bu değişmemiş ve günümüzde de devam etmektedir. En ücra köylerde en zorlu şartlarda bile Türk askeri halkın yardımına koşmuştur. Bazen erzak götürmüştür bazen de bir emaneti teslim etmek üzere gitmiştir. Türk askeri insanlara fazlasıyla güven vermeyi başarmış eşsiz bir ordudan oluşur. Bu güven sayesinde Türk kimliği ve Türk askeri kimliği şekillenmiştir. Yardımsever, merhametli, başarılı, beklenen bir tanımı olan Türk askerinin yaşlı teyze ile arasında geçen diyalogta da buna işaret edilir.

 

Yaşlı teyze Türk askerinin geleceğini zaten biliyordu. Aslında bilmiyordu ama tahminleri ve tecrübeleri sayesinde geleceğini öngörüyordu. Bu öngörü sayesinde geleceğinden emin oluyordu. Yaşlı teyzenin ulaşılması zor bir yerde olması ve Türk askerinin oraya gitmeyeceği yorumları teyzenin umrunda bile değildi. Türk askerinin kendi bulunduğu yere geleceğinden emin bir şekilde evinde yardım bekliyordu. Türk askeri zorlu şatları aşıp, yaşlı teyzeye yardım götürdüğünde ise ağzından çıkan ilk sözler “geleceğinizi biliyordum” olmuştu. Bu yaşlı teyzenin beklediği ve nihayete ulaştırdığı bir olaydı. Türk askeri asla yardımdan geri durmamış ve bekleneni karşılamayı yine başarmıştı.

Kaşgarlı Mahmud, Karamanoğlu Mehmet Bey ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk diliyle ilgili sözlerinden örnekleri araştırarak defterinize yazınız.

Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lugatit Türk eserinin yazarı ve Türk dili üzerine tarihte bilinen ilk çalışmaların sahibidir. Türk diline ve lehçelerine önem vermesi ve bu yolda hizmet etmesi binlerce yıl adının anılmasına sebep olmuştur. Büyük bir Türk di bilimcisi ve araştırmacısıdır. Yazılış amacı Araplara Türkçe öğretmek olarak anılsa da Türk toplumuna büyük katkısı olmuştur. Günümüz Türk dil araştırmacıları bile bu eserden hala faydalanmaya devam etmektedir. Türk dili ile ilgili Kaşgarlı Mahmud’un en büyük sözü “İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz” olmuştur. Burada işaret olarak Türk diline vurgu yaptığı yorumlanmıştır.

 

Karamanoğlu Mehmet Bey de Türk tarihinde Türkçe’yi konuşma ve resmi devlet dili yapmasıyla tanınmıştır. Yayınladığı ferman ile “Bugünden gayrı hiç kimse sarayda, divanda, mecliste ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya” buyurmuştur. Bu şekilde Türk dilini resmi ve konuşma dili yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ise Cumhuriyet ile birlikte Türkçe Dil üzerine de devrimler yapmıştır. “Ne mutlu Türk’üm diyene”, “Türk demek Türkçe demektir.” gibi Türk dili üzerine sözler söylemiştir.

Toplumun tüm kesimlerinin bir su teknesinin başında, bir araya gelebileceğinin ispatıdır ebru cümlesinden ne anlıyorsunuz?

Ebru çalışmaları yapılırken çeşitli aşamalardan geçilir. Ardından birçok farklı desen ve karışım ile bir bütün görsel elde edilir. Bu görsel diğer tüm parçaları yok edip bütün güzelliğini ortaya koyar. Bir su teknesinin başında bir araya getirebileceği benzetmesi de parça güzelliklerinin ve desenlerinin bir bütüne dönüşmesinden ve bütün halinde anlam ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sözü yorumlamak için ebru sanatının yapılma amaçlarına doğru bir yolculuk yapmamız gerekir. Ebru toplumu birleştirecek bir sembol olarak ortaya çıkartılmıştır. Bu ortaya çıkış amacı göz ardı edilmezse toplumu bir su teknesinde birleştirecek benzetmesi daha anlamlı gelir.

 

Ebru çalışmalarının toplumlarda genelde ilmi bilgisi yüksek kişilerce yapıldığını görürsünüz. Bu da bu sözü ne kadar doğru yorumlayabilen insanların olduğunun göstergesi gibidir. Sözden yola çıkarak ebruya merak saran ve ebruya odaklanan birçok ilmi bilgisi yüksek insandan bahsetmek mümkündür. Bu söz aynı zamanda toplumun eşitliğine, zengin – fakir, siyah – beyaz, soylu – köle gibi ayrımlara yer olmadığının da göstergesidir. Ebru tüm bu sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmaya ve eşitliğe işaret eder.

Ebru ve benzeri sanatsal faaliyetler bireyin gelişimine nasıl katkı sağlar?

Ebru sanatını yapmayı çok istiyordum. Fakat ebru yapılması için boyanın ve kalıbın günler öncesinden hazırlanıp bekletilmesi gerektiğini öğrendim. Bu öğrenme sonucunda ebruya olan ilgim arttı. Ebru gibi zor yapılan sanatsal çalışmalar her bireyin yapabileceği türden çalışmalar değildir. Bu yüzden değerlidir ve değerini sürekli olarak korumaya devam eder. Bireyin gelişimi için ebru ve benzeri sanatlar öncelikle bireyin zekasal gelişiminde kendisini gösterir. Nasıl mı? Ebru yapılmasının zor olması ve farklı süreçler gerektirmesi öncelikle bireyin zekasında kademeli olarak yapılacak işleri geliştirir. Kademelerin sırasıyla takip edilip bütüne ulaşmayı öğretir. Ardından görsel hafıza ve görsel zekayı da desteklediğinden bahsedilebilir. Ebru çalışmalarında muhteşem şekiller ortaya çıkar.

 

El becerileri fazlasıyla önemlidir. El becerisini geliştireceği gibi görsel şıklığı, görsel zekayı da fazlasıyla desteklemektedir. Görsel zekayı geliştirmek isteyen kişiler ebru çalışmaları yapmalıdır. Ebru ve benzeri sanatsal faaliyetlerde bulunan kişiler beynini güzel şekiller oluşturmaya odaklar ve haliyle beyin hücrelerini bu yönde zorlarlar. Bu çalışmalar sonucunda görsel zeka ve hayali duygular güçlenir. Bireyin gelişimine büyük bir katkısı söz konusudur. Bu katkıyı da sadece ortaya çıkan güzellik ve ona ulaşmadaki adımlar sağlayabilir.

Yaşadığınız çevredeki sanatsal faaliyetlere örnekler veriniz.

Yaşadığım çevre itibari ile birçok sanatsal faaliyete tanık oluyorum. En başında sokak sanatları her alanda olduğu gibi yaşama çevremde de karşıma çıkıyor. Sokak sanatçılarına büyük saygı duyuyorum. Kullanılmayan ve harabe olan duvarlara yapılan resimler ve şekiller başlı başına bir sanat örnekleridir. Bu resim ve şekiller fazlasıyla ilgimi çekmeyi başarıyor. Bunun dışında yine aynı duvarlara yazılan şiirler de fazlasıyla başarılıdır. Daha önce herhangi bi şiir kitabında ya da internet ortamında rastlamadığım şiir dizelerini bu duvarlarda okuyabiliyorum. Sokakta yapılan her şeyin şüphesiz özgün ve amatör olduğunun farkındayım. Fakat daha profesyonel olarak yapılan çalışmalara da şahit oluyorum.

 

Örneğin yakın çevremden insanların tiyatro ile ilgilenmesi sebebi ile ben de sıklıkla tiyatro oyunları izlerken buluyorum kendimi. Tiyatro oyuncularına büyük hayranlık duyuyorum. Doğaçlama olarak yaptıkları bazı senaryo dışı sözler ve hareketler tiyatronun ne kadar profesyonellik gerektirdiğini ortaya koyuyor. Filmler de tiyatro kadar olmasa da ilgimi çekmeyi başarıyor. Çevremde fazlasıyla sinema salonu bulunuyor. Buraları ziyaret edip, ailecek film izliyoruz. Filmler de sanatsal çalışmalara en büyük örnek oluşturan yapıtların başında geliyor. Diğerlerine göre daha yaygın ve daha kolay ulaşılabilir olması da filme olan yakınlığımı arttırıyor.

Yaşınız ilerledikçe rolünüz değişmediği hâlde hak ve sorumluluklarınızda değişiklik oldu mu? Örnekler veriniz.

Yaşım ilerledikçe aile içinde ve dışarıda  çeşitli şekillerde değişimler yaşadım. Aslında ailenin hala bir çocuk üyesiyim rolüm değişmedi. Babam ve annem yine ailenin başında söz ve sorumluluk sahibi olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Fakat rolüm değişmediği halde bazı haklar elde ettim. Bu haklardan en önemlisi, artık kendi başıma dışarı çıkabiliyor olmamdır. Yaşımın ilerlemesi ile birlikte artık arkadaşlarım ile birlikte sokaklarda gezebiliyor ve istediğim bazı yerlere gidebiliyorum. Rolüm değişmese de bu hakkı elde ettim. Haklarla birlikte hayatımda yeni sorumluluklar da almaya başladım. Dışarıya çıkıp arkadaşlarımla gezerken bunu sadece hak olarak değil sorumluluk olarak da elde etmiş oldum. Nereye gideceğimi, kiminle gideceğimi ve neler yapacağımı aileme bildirmek ile sorumlandırıldım.

 

Sorumluluk duygusu aslında oldukça güzel bir duygu… Küçük kardeşim ile evde yalnız kaldığımda onun yapacağı kötü şeylere karşı ben sorumlu oluyorum. Kardeşimle ilgileniyor, yanından ayrılmıyor ve kötü bir şey yapmasına engel oluyorum. Onunla zaman geçirip, ona sahip çıkmak oldukça büyük bir zevk veriyor. Haklar ve sorumluluklar her yeni yaşta ve dönemde aile içi rolüm değişmeksizin artarak devam edecek gibi görünüyor.

Aile içi rollerimizi yerine getirirken neden dayanışma ve yardımlaşma duygusu ile hareket etmeliyiz? Söyleyiniz.

Aile içinde dayanışma ve anlayışlı olma çok önemlidir. Çünkü aileler kendi içinde bu dayanışmayı sağladığında fazlasıyla mutlu ve huzurlu olabilir. Aksi takdirde anlayışsız, çekilmez bir aile ortamı oluşur ve insanlar yeteri kadar aile huzuru alamazlar. Huzurlu olabilmek, mutlu olabilmenin önünü açar. Bu sebeple de huzurlu bir aile ortamının oluşması için bazen fedakarlıklar ve yardımlaşmalar yapılmalıdır. Huzur ve mutluluk isteyen herkes aile içinde dayanışmaya önem vermedir.

 

Aile içi rollerde bireyler kendilerini iyi tanımlayabilmelidir. Aksi takdirde aile içinde hangi statüde olduğunu öğrenemeyen ve buna dair yorum yapamayan bireyler hata yapabilirler. Hatalar davranışsaldır. Aile içi rollerimizi yerine getirirken çocuk olarak, baba ya da anne olarak sorumluluklarımızı bilmeliyiz. Aksi halde çocuklar anne gibi, babalar çocuk gibi davranırsa durum karmakarışık bir hal alır ve içinden çıkılmaz olur. Oysa ki aile içi rollerde tüm aile bireyleri birbiri ile bütünsel bir davranış şekli göstermelidir. Babalar bazı konularda anneler ile dayanışma içinde olmalı bazı konularda da çocuklarına danışmalıdır. Birbiri ile dayanışma içinde olan ve hep birbirine destek olan aile bireylerinin oluşturduğu aileler başarılı, çözüm odaklı, mutlu ve huzurlu olmanın ilk şartını yerine getirmiş demektir.

Herhangi bir tiyatro oyununda görev alacak olsaydınız oynayacağınız rolün hangi özellikleri taşımasını isterdiniz? Neden?

Tiyatro gösterilerinde genel olarak fedakar ve anlayışlı babalar ilgimi çekiyor. Bu yüzden herhangi bir tiyatro oyununda görevimin baba rolü olmasını isterdim. Ben de tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi baba rolünü fedakar ve arkadaşça canlandırmak isterdim. Bu rol gerçekten ilgili fazlasıyla çekmeyi başarıyor. Babaların şefkatli ve arkadaşça yaklaşımlarından etkileniyorum. Babamın da bu şekilde yaklaşıyor olması beni hem role hem de baba olmaya isteklendiriyor.

 

Tiyatro oyunlarında sadece kendi çocuklarına babalık yapan ve ilgi gösteren rollerin dışında herhangi bir tanıdığı kişiye de babalık yapan roller de ilgimi çekiyor. Yani herkesin babası olabilecek babacan bir tavra sahip olan kişilere özeniyorum. Bu özentimin sonucunda da rol gereği de olsa bu görevi layıkıyla yerine getireceğimi düşünüyorum. Herkes sevdiği rolü canlandırmalı ve yapabileceği şeyleri üstlenmelidir. Bu yüzden baba ya da babacan tavırdaki kişilerin rolünü üstlenmekten mutluluk duyarım. Haliyle de bu rolleri ilk tercih olarak seçerim. Fakat buna uygun bir görev veya oyuncu bulunmuyorsa baba gibi arkadaşça yaklaşan ve dost olabilen anlayışlı bir oyuncu görevini üstlenmek isterim. Ağabey, dede, amca gibi statüler de olabilir.