Teknoloji bağımlılığının insan sağlığına zararları neler olabilir?

Teknoloji bağımlılığının insan sağlığına zararları neler olabilir? Tartışınız.

 

Teknolojinin, kullanıcıların zihinsel ve fiziksel sağlığı üzerinde büyük bir etkisi olabilir. Aşırı bağlı olmak, dikkat dağınıklığı, narsisizm, anlık öfke ve hatta depresyon gibi psikolojik sorunlara neden olabilir. Kullanıcıların ruh sağlığını etkilemenin yanı sıra, teknolojinin kullanımı fiziksel sağlık üzerinde görme problemlerine, işitme kaybına ve boyun zorlanmasına neden olan olumsuz yansımalar da olabilir. Öncelik olarak zaten kişinin teknolojik aletlere ve teknolojiye karşı aşırı bir bağlılığı varsa bu en büyük sağlık problemlerinden birini teşkil eder. Teknoloji bağımlılığı dediğimiz şey kişinin telefon bilgisayar, tablet ve benzeri dijital aletlerin aşırı derece kullanmak. Onları kullanmadığı taktirde ne yapacağını bilememek sıkılmak buna dayanmakta güçlük çekmek bağımlılık problemlerini gösteren etmenlerdir. Kişinin vücuduna organlarına zarar verdiği gibi aynı zamanda sosyal ilişkilerine ve psikolojisine de zarar verir. Beynimizi fazla miktarda meşgul ederek yorulmamıza sebep oluyor.

 

Teknoloji bağımlılığının insan sağlığına zararları;

  • Gözlerde görememe, görme ile ilgili bozukluklar.
  • Obezite; aşırı hareketsizliğin getirdiği sonuçlardan biri de obezitedir, obezite kişinin teknolojik ürünlerin başından kalkmayıp yalnız yemek yiyerek vakit geçirmesinden kaynaklanabilir.
  • Baş ve boyun ağrısı belli bir süre vücudun sabit kalması yanlış duruş pozisyonları ağrı oluşumuna sebebiyet verebilir.
  • Soyutlanma kişinin dışardaki yaşam ile ilgili bağlantısının kesilmesi ve çevresinde olağan biteni ayırt etmekte zorlanma durumu gibi olumsuz sosyal zararlar meydana gelebilir.
  • Omurilik ağrısı, dikkat azalması, cinsel içerikli olguları erken yaşta yanlış öğrenme, sosyal ilişkilerde eksiklik gibi zararlar oluşur.

Hatalarımızdan ders almayı öğrenmeliyiz cümlesinden ne anlıyorsunuz?

“Hatalarımızdan ders almayı öğrenmeliyiz.” cümlesinden ne anlıyorsunuz?

Tarih dersi bizlere anlatılırken, tarihin amaçlarından birinin de geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak için anlatıldığını öğrenmiştik. Bu konuya tarihle dersinin metodu ile bakmam gerekiyor. Çünkü yapılan bir hata geçmiş zamanda oluşmuş, geriye dönmenin mümkün olmadığının farkına varmışım demektir. Farkına varıldığı sürece bana göre her hatanın telafisi mümkündür. İş o ki farkına varalım. Farkına varıp ta ben hatalıyım demeyenler için söylenecek çok da bir şey yok demektir.

 

‘hatalarımızdan ders almayı öğrenmeliyiz’ cümlesi de haklı söylenmiş, tekrar aynı hataya düşmememiz için gerekli bir uyarıdır. Sadece uyarı olarak bakmakta yetmeyecektir. Bizlerin her dönemde kendimizi tanıyamadığımız zamanları olmuştur. Bu dönemler içerisinde bilerek veya bilmeyerek bir çok hataya düşmüş olabiliriz. Bizler için önemli olansa hataya düşmemekten ziyade aynı hataya tekrar düşmemektir. Bunun içinse yaptığımız hatayı düzeltip; tekrar yolumuza bakarken, yaptığımız hatayı unutmamalı, aynı hataya düşüren hallerin içerisine girmemeliyiz. Yanı aldığımız bu dersle birlikte bunu unutmayıp ona göre davranmalıyız ki hatalarımızdan ders çıkarmış olalım. Doğru işleri yapmaktan çekinmiyorsa, hataya düşmemek için de çekinmemeliyiz. Bizi zorla hata yapmaya sürükleyecek her türlü durumun önüne geçmeli, bunu bir kere daha yapmıştım hata etmişim tekrar aynısını yapmamalıyım demeliyiz. Arkadaş çevremizde geliştiyse bu hatalar tekrar aynı kişilerle arkadaş kalmamalıyız. Biliyoruz ki aynı hatanın gerçekleşmesi kişiyi daha da aşağı çekecektir. Bizler aldığımız derslerle olgunlaşırız. Hata etmemeliyiz tabi ama ediyorsak da buna neden olan hiçbir durumu hafızamızdan çıkarmamalı, bir sonra ki davranışlarımızı emin adımlarla atmalıyız.

Bilim insanı nasıl olunur?

Bilim insanı nasıl olunur?

Çocukluktan başlayan gelişim süreci, bizleri tüm hayatımız boyunca etkisi altına aldığı gibi yaşadığımız süre içerisinde de sağlıklı olup olmayacağımızı belli ediyor. Gelişimimizi fiziksel ve ruhsal olarak iyi sürdürdü isek şanslıyız demektir. Birde zihinsel gelişimi sağlamamız çok önemlidir ki bunu en iyi tamamlamış kişiler büyüdüklerinde önemli birer şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Toplumda zeki olarak adlandırdığımız bu kişiler; devamlı bir gelişim süreci içerisinde kendilerini yenilerler. Zeki olmanın yanı sıra çalışkan olmak da önemlidir çünkü. Hep kendini tekrar eden düşünceler yerinde sayar ve hiçbir ilerleme kaydedemez.

 

Zeki olarak kimi nitelendirdiğimiz de önemlidir. Günümüz şartlarında elektronik herhangi bir cihaz konusunda ufak bir bilgi sahibi olup onu uygulayan her çocuğa zeki deniliyor olabilir. Bizler de bu hataya düşüyor muyuz diye düşünmeliyiz. Her çocuk tabi ki belli bir gelişim kaydetmek zorunda. Eğer her yeni hareketini zekilik olarak algılarsak yediği yemeğine göre yapacağı mesleği de belirlememiz gerekir.

 

Bilim insanları; sağlık bir gelişim sürecinin ardından, belirttikleri düşünüş şekillerine göre bir felsefe oluştururlar. Onlar kendi açılarından engel teşkil edebilecek her olumsuz durumu dikkatle inceleyerek ortadan kaldırırlar. Çalışmalarının bu safhasında ortadan kaldırılan engeller sayesinde daha rahat ve seri hareket edebileceklerdir. Bilgi sahibi olmak ise bilim insanlarının işe başlamadan önce yaptıkları bir zorunluluktur. Bilgi sahibi olmadan bilim insanı olamazsınız. Her bilgi sahibi de bilim insanı olamaz. Çünkü geliştirmesi gerek düşünceleri olmalı. Fikri olmalı ve bu fikrini haklı çıkarmak için tezler hazırlamalı.

Hangi Türk bilim insanlarını biliyorsunuz?

Hangi Türk bilim insanlarını biliyorsunuz?

Fatih Sultan Mehmet çağ açıp çağ kapatırken elinde ki meş’alede devrin en büyük icadı vardı. Şahi toplarının icat ettiğini gösteren çizimlerle, Urbain ustanın mühendisliğinde ve öncülüğünde dökülmesine karar vermişti. Öyle ya çoğumuzun es geçtiği bir buluş. Ama İstanbul’un fethedilmesinde kullanılan bu büyük toplar Avrupalı hemen her devletin dikkatlerini üzerine çekmeyi başarmıştı. İşte bu yüzden Fatih, büyük bir bilim insanıdır.

 

Ameliyatlarda çekilen acıların azami derecede azaltılmasını sağlayan narkozun mucidi ise büyük Türk bilim insanı İbni Sina. Sadece onunla da kalmayıp vücutta ki mikrobun bulunmasını da o gerçekleştirmiştir. Bizler ya kendimizi bilmiyoruz ya da yapabileceklerimizden habersiziz. Dahası var. Geliştirdiği kanat sistemleri ile ilk uçabilen olma özelliğine sahip kişi Hezarfen Ahmet Çelebidir.

 

Türk bilim insanları yukarıda bahsettiğim gibi bir çok buluşu gerçekleştirirken, toplumdan aldığı ilhamla güç bulmuşlardır. Gazi Mustafa Kemal, her ne kadar bir buluş gerçekleştirmese de milletimizden aldığı ilhamı diğer Türk bilim insanları gibi kullanmış, milletimizin kurtuluşuna öncülük etmiştir. ‘ Türk milleti zekidir!’ derken Atatürk; bizleri bu zekanın farkındalığına varmaya çağırmış, muhtaç olduğumuz kudretin asil kanlarımız da mevcut olduğundan söz etmiştir. Bizler devletler kurup devletler yıkanların torunları olduğumuzu bilmeli, gücümüzün farkına varmalıyız. Unutmamalıyız ki ezilmişlik duygumuzdan kurtulamadığımız müddetçe, başarılı olmamız imkansızdır. Bizler ezilen toplumların yanında yer alırız ve onlara destek oluruz evet. Ancak ezilmiş, çaresiz hatta zayıf bir millet değiliz.

Robot deyince aklınıza ne geliyor?

Robot deyince aklınıza ne geliyor?

Yapay zekanın tartışıldığı günümüzde robotların dünyayı istila edebileceği dahi tartışılmakta. Kimi bilim insanları robotların gelişiminin durdurulması yönünde ikazlarda bulunuyor iken kimileri ise robotların üzerinde daha çok çalışma yapılması görüşünde. Bilim ve teknoloji açısından önemli gelişmelerin kaydedilmesi umut verici. Ben robotların hayatımızı daha çok kolaylaştıracağı yönünde düşünüyorum. Kim bilir ileride robotların kullanımı bir ihtiyaç haline dönüşecek ve zorunluluk haline gelecek. Bu konuda her durumu düşünmeli ihtimalleri göz ardı etmemeliyiz. Hem en zararlı robot doğaya ve insanlığa bir insandan daha fazla zarar veremez. O yüzden çok da korkmayalım. Bırakalım gelişimlerini sürdürsünler. Hatta ülkemizde bile bu tarz çalışmaların yapılmasını isterim. Bilimle aramıza mesafe koymamız bizi geriletir. İlerlemek istiyorsak bu çalışmaların önünü tıkamamalı sonuna kadar her kapıyı açmalıyız. Tarihten az çok örneklerini öğreniyoruz. Günümüzde de aynı hatalara düşmeyelim. İsterim ki bilime entegre olalım. Çağın gerisinde kalmayalım. Çünkü robot demek televizyonda gördüğümüz sadece yürüyebilen demir yığını demek değil. Robot demek bilimin ve teknolojinin ortak çalıştığı, son yılların gelişiminin üzerinde etki ettiği bir şaheser.

 

Unutmamalıyız ki gelişmenin yolu; ekonomik gelişmişliğin iyiliğinden ve bilişim teknolojilerinin seviye atlamasından geçiyor. Ülkemizin bilim insanları dar çerçevede çalışmak yerine dünyaya açılır bir pencereden global bir gözle bakmalı. Dünyanın gerisinde kalmak istemiyorsak bu çok önemli. Zamanın değişimine kulak vermeliyiz. Topyekun çalışmalara hız vermeli önümüze bakmalıyız. Geçmişte yapılan hataları bilelim tabi ki ama geçmişte takılı kalmayalım. Önümüze bakalım. Hedeflerimiz bu yönde olursa gelişimi bu yönde kat ederiz. Bu nedenle hedeflerimizi artık daha çok geçmeden gözden geçirmeliyiz. Diğer dünya devletleri ile aramıza giren yıl farklarını da ortadan bu şekilde kaldırabiliriz.

Bildiğiniz icatları söyleyiniz.

Bildiğiniz icatları söyleyiniz.

Yapılan icatların tarihte ki yerine baktığımızda hep bir gelişim süreci çerçevesinde gerçekleşmiştir. Ateşin bulunması ile başlayan bu süreç tekerleğin icadı ile çağ atlatmıştır. Yer çekimini bulan Newton bunu bir elma ağacının altında başına düşen elmadan öğrenmiş olması pratik zekasının ne kadar geliştiğini bizlere göstermiştir. Aydınlanmayı sağlayan Thomas Edison ampulü icat ederken ne düşündü diye kendimize sorduk mu hiç? İcatların farkında olmamız yeter mi bilemem ama nasıl icat edildiklerinin bilgisine sahip olmamız önemli. Ben olayların nedenlerini merak ediyorum. Nedenler sonuçları etkiliyor çünkü. Birde hazırlanış, düşünüş evreleri var. Mucitler bu evreleri yaşadığı sürede ne gibi durumlarla karşılaştıklarını, yaşadıkları zorluklarını öğreniyor olmamız bizleri bilinçlendireceği gibi hayattan almamız gereken önemli derslerin de kendisidir.

 

Fayda sağlaması icatların öncelikli amacı. Alexander Graham Bell telefonu icat ettiğinde bu amaca hizmet etmiş, insanların birbiri ile iletişim kurmalarını sağlamıştır. Önceleri iletişim kurma zor şartlarda ateşle veya haberci kuşlarla saklanıyorken telefonun icadı ile iletişim kurmak bir zorunluluk haline gelmiştir. Özellikle son elli yılda teknolojinin üzerinde oluşturduğu etki ile büyük gelişim ve değişim gösteren telefon, cep telefonu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Cep telefonu olarak da kalmamış günümüz de cep bilgisayarı haline gelmiştir. Bugün herkesin hem haberleşme hem de sosyal medyada kullanım amacına hizmet veriyor. Şimdilerde düşünüyoruz da acaba cep telefonu olmadan önce nasıl yaşıyorduk? Adeta kullanım açısından bir zorunluluk haline dönüşmüş durumda. İkili ilişkilerin dahi arasına giren cep telefonları, son yıllarında büyük firmaların üzerinde en çok rekabet ettiği ürünler arasında.

Mucit kime denir?

Mucit kime denir?

Toplumun yararına olan, daha önce kullanılmamış bir araç-gereç icat eden kimselere mucit denir. Bu benim yorumum. Zararı dokunan icatlar yok mu derseniz bir şey diyemem. Elbette vardır. Ama mucitler bu zararı düşünerek icat yapmamışlardır. Bütün niyetlerinin fayda sağlamak olduğunu bilmemiz bizim için yeterlidir. Toplumda her iyi niyet kötüye kullanılıyor olabilir. İcat edilen bir araç-gereç olsun olmasın kötü niyetli kimseler, tüm dünyalarını kötülükle doldurmaya çabalayanlar her durumu kullanır. Artık onlara iyi olan pek bir şey yoktur.

 

Mucitlerin yaşayış tarzlarına baktığımız zaman hep bir düşünme hali mevcuttur. Devamlı düşünüp, ne yapabilecekleri konusunda kendi gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Hep bir arayış içine girmişler fayda sağlayabilmek adına çoğu başarısız bir çok girişimde bulunmuşlardır. Ama hiçbir zaman pes etmemişler, başarısızlıkları onları daha da kamçılamıştır. Bizlere örnek teşkil edecek bu davranışların çokluğunu bir çok mucitte görebiliriz. İnanmalarının, onların önüne çıkabilecek tüm engellerin ortadan kaldırmaya yetecek kadar çok olduğunu da unutmamalıyız. Bizlerde başarısız olduğumuzu düşünerek yapacağımız ufak bir ilerlemenin gerçekleşmeyeceği düşüncesi ile inanmaktan vazgeçiyoruz. Halbuki vazgeçince kaybediyoruz farkında değiliz. İnatçılıklarını başarılı olabilme arzusu doğrultusunda kullanan mucitler bunun karşılığını hep görmüşlerdir. Aklı selim düşünen her insan yapılan icatları kullanma süresinde mucitlerinin bunu nasıl ortaya çıkardığını araştırır öğrenir. Öğrenip sadece hayret etmemiz yetmiyor tabi. Başarı öyküleri akıllarda hayretlik uyandırmanın yanında bizlere derslerde vermeli. Bu dersleri alıp hayatımızda tatbik etmeliyiz. Olur ya bizler de bir gün insanlığın yararına işler yapıp mucit oluruz.

Okulda birlik ve beraberlikle yaptığınız bir işi anlatınız.

Okulda birlik ve beraberlikle yaptığınız bir işi anlatınız.

Okul da ki arkadaşlar arasında güzel dostluklar kurulduğu zaman güzel işlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Her öğrenci birlikte iyi anlaştığı insanlarla bir araya gelirken onlara güvenir ve sever. Birlikte yapılan işlerin temelinde anlaşmak ve güvenmek yatar. Bizlerin de elbette ki güvendiği dostları ve arkadaşları vardır. Ben arkadaşla dost ayrımını maalesef yapıyorum. Çünkü dostuma her şeyimi anlatıyorken arkadaşlarımla sadece güncel konular üzerinde konuşuyor, şakalaşıyorum. Ama onlara güvenmediğimden değil. Sadece herkesi kendime yakın olarak göremiyorum. Yakın çevreme sadece dost dediklerimi dahil ediyorum.

 

Arkadaşlarla mangala gitmiş orada maç yapmıştık. Bu aktivite bizlerin birliğini arttırmış, aramızda ki küs ve kırgın olanların barışmasını sağlamıştı. Faydalı bir birliktelik oldu bizim için. Herkes güldü, eğlendi. Böyle programların devamlılığı birbirimize daha yakın olmamızı sağlayacaktır eminim. Hem yanlış anlaşılmaların da önüne geçilir. Birbirini artık daha iyi tanıyan arkadaşlar söylenilen sözlere hemen alınmaz kendisine espri yapıldığını düşünür. Bizler için de öyle olmuştu. Ancak her zaman böyle olduğunu söyleyemem. Kimi zaman ortak bir aktivite planlayan arkadaş gruplarına baktığımda kavga ve kargaşaların çok olduğunu, anlaşmazlıkların katlandığını gördüm. Bunun önüne geçmekte bizde bitiyor. Her durumda kendimizi frenlemeyi bilmeliyiz. Ağır başlı olmamız, faydasız işleri kovalamaktan sa kendimizi geliştirmemiz gerekli. Yapılan tartışmalar da sadece kendimizi haklı görmemeli, geniş çaplı düşünüp olaylara objektif yaklaşmalıyız. Yaptıysak bir hata özür dilemesini bilmeli kırdığımız kalplerin farkına varmalıyız. Gönül almayı başarmak kalp kırmak kadar zor olmamalı.

Dayanışma neden önemlidir?

Dayanışma neden önemlidir?

‘Bir elin nesi var iki elin sesi var’ derken atalarımız dayanışmanın önemine vurgu yapmışlardır. Tek başına yapılamayacak işler topyekün yapılabilir olmuştur. Toplumsal hafızamız bizlere tarihten almamız gereken dersler verse de, bencil davranışlar olmadığından söz edemeyiz. Gurur ve kibir, toplu şekilde hareket edilmesi gereken durumlar da dahi dayanışmayı kabul etmememizi sağlayan ruhsal hastalıktır. Elbette ki kendi işlerimizi kendimiz halletmeliyiz. Ancak tek başımıza başarısız olacağımız çok belli olan durumlar da yardıma ihtiyaç duyarız. Bizler yapılacak olan yardımları kabul etmezsek, kendimize zarar dan başka bir şey katamayız. Sadece kendi açımızdan düşünmek de olmaz elbette. Dayanışma dediysek başkalarına da faydamızın dokunacağı durumlardan kaçmamalı, üzerimize düşen görevleri istisnasız yerine getirmeliyiz. Hele ki yardıma ihtiyaç duyduğunu belirten insanların yanında yer almak, karşılıksız iyilik yapmak, özveride bulunmak her zaman yapmamız gereken rutin işler olmalı. Sadece yardım almak veya yardım etmek olarak konuyu ele alırsak da hata ederiz.

 

Dayanışmak demek birlikte hareket etmek demektir. Birlikten kuvvet doğar sözünü söylerken lafta kalmaması adına sözümüzün gereğini yerine getirmeliyiz. Bizler her dönemde insanlığa ışık tutacak manevi değerlerin yerine getirilmesinde öncü olmalıyız ki bizden sonra ki neslimize hayırlı bir birliktelik sağlayalım. Aile olarak da düşünebilirsiniz arkadaş olarak da. Ailede dayanışma, eşlerin arasında ki uyumla başlar. İki birey de aile sıkıntılarının çözümü üzerine beraber kafa yorup çabalarsa daha kesin ve net sonuçlar alacaklardır. Arkadaşlar arasındaki dayanışmada ise evlenen biri için yapılacak olan yardımlar ve düğün işleri süresince yanında olup destek olmak hem işlerin kolaylaşmasını hem de güzelleşmesini sağlayacaktır. Hal böyleyken dayanışmanın kötü işlerde değil de faydalı işlerde bir birine destek sağlamak olduğunu ve birlikte hareket ederek zorlukların üstesinden gelindiğini bilmek bizler için yeterli olacaktır.

Herkesi iyilikle / Dürüstlük ve sevgiyle / İnanca götürürsün… /Nefreti süpürürsün…” sözlerinden ne anlıyorsunuz?

Şairin “Herkesi iyilikle,/Dürüstlük ve sevgiyle,/İnanca götürürsün…/Nefreti süpürürsün…” sözlerinden ne anlıyorsunuz?

Mutlu olmanın yollarından birisi de inanmak demiştik. İnancın ne kadarsa, mutluluğa da o kadar yakın olduğumuzun bilincindeyiz. Peki inanca nasıl gidelim sorusuna, herkese yapılan iyilikle, dürüstlük ve sevgiyle götürürsün diye cevap vermiş şair. Çok da haklı söylemiş. Devamında nefreti sürdürebileceğimizi de düşünmüş. Gayet tabi.

 

Bu dizeleri bir bütün olarak ele aldığımızda gerçek anlamı ortaya çıkarmamız da mümkün. Nefreti ortadan kaldırma niyetimizle başlayalım. Ne kadar samimi olduğumuzu düşünelim. Kendimize bir bakalım. Nefreti taşıyor muyuz diye. Sonrasında bakalım ne kadar inanıyoruz ve ne kadar iyilik yapıyoruz. Dürüst müyüz, sevgimiz tüm insanlığı kaplayacak kadar çok mu? Bir kısmı sevip diğerlerini ayırıyor muyuz? Böyle yazılan dizeleri her okuduğumda önce kendime bakmam gerektiğini düşünüyorum. Sadece kendimin değil tüm insanlığın iyi bir maksatla yazılan değerli bir şiir veya yazı okuduğunda önce kendi muhasebesinin yapma gerekliliği olduğu kanaatindeyim. Kendimizi düzelttiğimiz zaman inanıyorum ki dünya da düzelecek. Yanlışları düzeltmeye başlarken ilk sıraya kendimizi koymamız, bizlerin zarardan ziyade fayda  görmemizi sağlar. Zara göreceğimizi düşünmek bizi yanıltır. Bu sayede çevremizde yapılan kötülükleri değil de iyilikleri görür oluruz artık. Biz iyi isek toplum da iyi olacaktır.

 

Toplum içinde ki tavır ve davranışlarımızın, bizlerin daha iyi ilişkiler kurması için önemli. Kendi iç barışımızı sağladıktan hemen sonra insanlara iyilik yapmak bizleri yormasın. Güzelliklerle sevgiyle yaklaşalım insanlara. Bizlerin ihtiyacı olduğu kadar; insanlığında inanca ihtiyacı var. Mutlu olmak herkesin hakkı. İnsanları üzdüğümüz de mutlu oluyorsak zaten en büyük kim ve nefret sahibi biziz demektir. Herkesin mutluluğu için uğraşmalıyız. Bu; toplumun bizlerin üzerinde oluşturduğu sorumluluktur. Şair de burada bunu kast etmiş, herkesi inanca götürmenin yollarından bahsederken iyilikle ve dürüstlükle yaklaşmamız gerektiğini belirtmiştir. Bunun toplum da oluşan nefreti bitireceği gerçeğini bizlere aktarmıştır.