Bütün iyelik eklerini en az bir kez kullanmak koşuluyla kısa bir olay yazısı yazınız.

Aşağıya, bütün iyelik eklerini en az bir kez kullanmak koşuluyla kısa bir olay yazısı yazınız.

 

İyelik ekleri

1.tekil şahıs iyelik eki: -m

2.tekil şahıs iyelik eki: -n

3.tekil şahıs iyelik eki : -i/-ı

1.çoğul şahıs iyelik eki:-miz

2.çoğul şahıs iyelik eki: -niz

3.çoğul şahıs iyelik eki: -leri

 

Eve erken gelmiştim. Okuldan erken çıktığım için mutluydum ve boş kalan zamanımı güzel değerlendirmek biraz hava almak istiyordum. Hava almaktan kastım dışarı çıkmak ve sokaklarda dolaşmak değildi. Beynimin rahatlamasını ve hava almasını istiyordum. Bunun için kitap okumaya karar verdim ve babamın kitaplarından birini alıp kurcalamaya başladım.  Daha önce görmediğim bu hikâye kitabı ilgimi çekmişti.

– Nereye gidiyorsun?

– Bilmediğim yerlere gitmek istiyorum. Benimle gelmek istiyor.

– Kim seninle gelmek istiyor.  Delirdin mi? tek başına gitmekten bahsederken birinin seninle gelmesi nasıl mümkün olabilir?

– Hayır delirmedim. Deli olan sizlersiniz. Hepiniz delirmişsiniz.

– Her zaman yaptığın gibi kaçıyorsun.  Dünya ve insanlar normal bak tuhaf olan sensin. Ve yalnızsın. Herkesten daha fazla deli saydıklarından da fazla yalnızsın.

– Yalnızları tanıyor musun sen?

– Evet, tanıyorum senin gibiler işte hiç kimse yokken gitmeye çalışanlar uzaklara üstelik yeterince uzakta değilmiş gibi. İşte onlar hem deli hem de yalnızlar.

– Neden buradasın, onlar neden burada o halde?

– Seni seven insanlar onlar, bir zamanlar bizim gibi olduğun o zamanlar seni seven insanlar? Sesinin son perdesine uzandı ve avazı çıktığı kadar bağırdı.

– Neden buradasınız?

Hepimiz senin için dedi içlerinden biri senin için geldik haydi dön artık evimize gidelim. Konuşan annesiydi.  Annesinin sesini tanırdı gözlerine hücum eden yaşları elinin tersiyle sildi.

– Gelemem o benimle gitmek istiyor.

– Onunla boşluğa süzülüverdi. Herkes onu beklerken o gözyaşlarını savurarak onunla gitmişti.

– O kimdi ne annesi ne de diğerleri hiç öğrenemedi.

Efsane, masal, fabl gibi anlatı türlerinden modern romanda yararlanılması esere nasıl bir katkı sağlar?

Efsane, masal, fabl gibi anlatı türlerinden modern romanda yararlanılması esere nasıl bir katkı sağlar? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Efsane, masal, fabl, hikâye ve anlatı türlerinin tamamı bugünkü modern romanın oluşmasındaki temel yapı taşlarıdır. Efsanelerin fablların ya da kısa öykülerin altında yatan temel istek bu yazılar ve anlatılar aracılığı ile bireye bir şeyleri kavratmak ve öğretmektir. Modern romanın da bu temel kaynaklardan yararlanması olumlu yönde bir katkıdır diye düşünüyorum. Bir efsaneden yola çıkılarak inşa edilmiş bir romanda imgelemlerin varlığı ve geçmişe gönderme yapılması bu eserlerin bu hikâyelerin de merak edilmesini sağlayacaktır.  Örneğin Sunay Akın, eserlerinde yoğun bir bilgi yağmuruna tutar insanı.  Ama bilgiyi o kadar güzel bir dil ile verir ki. Vietnam savaşının detaylarını sırf dönemde var olan bir oyuncak hikâyesinden yola çıkarak öğrenmek istersiniz.

 

Benzer bir örnek olarak yine modern roman üzerine çalışan İhsan Oktay Anar’ı ve İskender Pala’yı gösterebiliriz. İskender Pala bir Eski Türk edebiyatı profesörüdür ve eserlerinde Eski Türk edebiyatı terimlerini modernize ederek okuyucuya sunar.  Belki de birçoğumuz od ’un ateş anlamına geldiğini İskender Pala’nın kitabı sayesinde öğrenmişizdir. İhsan Oktay Anar’ın puslu kıtalar atlası eserinde ise denizcilik terimlerini eseri okurken bilinçaltında öğreniriz hatta amit adlı eserini anlamak için bir denizcilik sözlüğüne ihtiyaç duyabiliriz.

 

Modern romanın gelenekten yararlanmasının bir seçenek değil bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.  Yeni ve eski harmanlanmaz ise insan kendini tanıyamaz ve anlayamaz.

Denizin insan yaşamındaki yeri ile ilgili görüşlerinizi belirtiniz.

Denizin İnsan Yaşamındaki Yeri

 

Denizin insan yaşamındaki yerini değerlendirmek istediğimizde herkes için farklı bir anlam ifade ettiği sonucuna varabiliriz. Çünkü aslında deniz olarak değil su olarak baktığımızda her zihnin farklı bir yapıyla suyu değerlendirmesi olağandır.

 

Suyun insanın varoluşundan bu yana, ürettiği ve kurguladığı her şey de bir yeri olmuştur.  Bunları örneklendirmek için mitolojik kaynaklara göz gezdirmekte fayda var.

 

Yunan mitolojisinde ismine aşina olduğumuz Poseidon’u görürken roma mitolojisinde deniz tanrısı olarak Neptün’ü görürüz. Tufan mitlerini incelediğimizde ise birçok tanrının deniz üzerinden asi gelen insan ırkını yok ettiğini ve denizin aslında tanrısal bir güç olduğunu gözlemlemekteyiz.

 

Günümüzde ise her insanın hayalinde bir parça yer eden deniz kenarına yerleşsem düşüncesi denizin insana huzur veren daha doğrusu duyun insanı dinginleştiren ve sakinleştiren yapısının her insan üzerinde eşit oranlarda olmasa da etkili olduğunu görmekteyiz.

 

Su neden bu kadar önemli? Su var oluşun başlangıcı, insan bir damla sudan meydana geldi ve insanın içgüdüsel olarak varoluşuna özlem duyması da kaçınılmaz bir son demek konu üzerine düşünceleri belirtirken yanlış olmayacaktır.

Bir diğer araştırma da suyun yapısında canlılık olduğunu kanıtlar verileri sunmuş ve aslında deniz veya göl fark etmez bu canlı yapının biz insan türü tarafından benimsenmesini anlamlı hale getirmiştir.

Aşk temasını işleyen romanların beklemediğiniz bir şekilde bitmesi sizi nasıl etkiler?

“Aşk” temasını işleyen romanların beklemediğiniz bir şekilde bitmesi sizi nasıl etkiler? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

 

Aşk temasını işleyen romanların sonunda bir kavuşma bekleriz ya da tamamen bir ayrılık. Bu ayrılık bazen ölümle gösterilir bazen imkânsızlıklar olarak gösterilebilir. Dillere pelesenk ama çok ta anlaşılamayan yazarlardan biri olan Sabahattin ali ve eseri kürk mantolu Madonna’yı bu kapsamda değerlendirebiliriz. Kürk mantolu Madonna ‘da Raif efendinin aşkla karşılaşmasını ve aşkın onda yarattığı değişimi yer yer heyecanla gözlemliyoruz.  Daha sonra onların hiç ayrılmamasını isterken birden olayın gidişatı değişiyor ve Raif Efendi Türkiye’ye dönmek zorunda kalıyor. Raif Efendi Türkiye’ye döndükten sonra Maria Puder’i bir daha göremiyor ve bambaşka bir hayat yolculuğunda buluyor kendisini.  Aşkın insana neler öğrettiğini bir ruhu nasıl besleyip büyüttüğünü ve onu aynı şekilde nasıl çürüttüğünü gördüğümüz Raif ve Maria Puder aşkının iyi bir sonla bitmesini bekliyoruz.  Ama sonuçta Maria Puder’in ölümünü ve Raif efendinin hiç haberi olmadan dünyaya getirdiği kızlarını ve yine Raif efendinin içinde olmaktan hiç mutlu olmadığı hayatını görüyoruz.

 

Kitap bittiğinde ama böyle olmasaydı hissi tüm kalbimizi kaplıyor. Derin bir buruklukla kapağını kapatıyoruz.  Aşk temasının ölümsüz olmasını sağlayan şey ise o burukluk hissidir diye düşünüyorum. Âşıkların kavuşturulduğu hikâyeler akılda kalmazken aşkın imkânsızlaştığı hikâyeler her zaman akılda kalmaktadır.

 

Hangi tem işlenirse işlensin okuyucuyu şaşırtan sonların daha iz bırakıcı ve yakıcı olduğu konusunda tüm temaları değerlendirmek gerekmektedir.

Teknolojinin bilinçli kullanılması ile ilgili bir konuşma yapacak olsanız ön hazırlık için nasıl bir yol izlersiniz?

İyi bir konuşma için ön hazırlık da önemlidir. Teknolojinin bilinçli kullanılması ile ilgili bir konuşma yapacak olsanız ön hazırlık için nasıl bir yol izlersiniz?

 

Konuşma sürem yerim ve söylemlerim belirli bir şekilde dış görünüşüme özen göstererek konuşma yapacağım alana çıkarım ve dinleyici ile ilk kontağımı gülümseyerek kurarım. Samimi bir tutum aradaki buzların erimesini ve insanlardan daha kolay dönüt alabilmeyi sağlamaktadır. Samimi tutum ile ciddiyetsizlik birbirine karıştırılmamalıdır. Samimi tutumun sonrasında ilk kontağımı başarı bir şekilde sağlar ve hepimizin Hergün kullandığı cep telefonlarına da selam vermek istediğimi söyleyerek ortamda soru işaretleri oluşmasını sağlarım.  Birçok dinleyicinin elinde hazırda bulunan telefonlarına da selam vererek teknolojinin bağımlılık yaptığından ve sıkıcı gelebilecek teorik bilgilerden insanların kendi hayatından yola çıkarak daha eğlenceli örnekler vermeye çalışırım.

 

Peki, teknolojiyi kötü kullanırsak ne olur?

Sadece zaman kaybı mı kötüye kullanılan teknoloji? İnternet ne için var oyun oynayalım diye mi? hiç oyun oynamamalıyız mı demeliyim? Artarda birçok soru sorarak dinleyicileri düşünmeye yöneltir ve soruları kendi kontrolümde cevaplarla sonuçlandırırım. Kötüye kullanılan teknolojinin zararlarını yine teknolojinin yardımıyla dinleyiciye iletirim. Kendi hayatlarına benzer örneklerle konuyu detaylandırırım.

 

Son bölümde ise ne yaparsak değil ne yapmazsak bu durum düzelir düşüncesi ile teknolojinin bilincinin edinme yollarını paylaşır ve konuşmamı bitiririm. Konuşmanın etkili olması benim başarımla doğru orantılıdır.

Bir konuyla ilgili, yapılan bir konuşmayı dinlemek mi yoksa yazılmış bir kitabı okumak mı sizi daha çok etkiler?

Bir konuyla ilgili, yapılan bir konuşmayı dinlemek mi yoksa yazılmış bir kitabı okumak mı sizi daha çok etkiler?

 

Bir konu ile ilgili yapılan konuşmanın ilgimi çekmesi konuşmacının başarısına bağlıdır. Konuşmacı konuya hâkimse ve konuyu sıkmadan boğmadan dinleyicinin nabzını da dinleyerek gerçekleştiriyorsa konuşmayı dinlemeyi tercih ederim. Herhangi bir şeyi anlamak harekete geçirilen duyularla ilgilidir. Okuma eylemi sadece görme duyumuzu harekete geçirirken konuşmacı hem görme hem işitme duyumuzu harekete geçirir.  Eğer başarılı bir konuşmacıdan dinleme imkânına eriştiysek anlamak dinleme yöntemi le daha kolay olmaktadır.

 

Konuşma esnasında dilin göndergesel işlevi kullanıldığından alıcı dinleyici kendi ile konu arasında bağı daha kolay kurmakta ve anlamlandırma eylemini daha kısa sürede tamamlamaktadır. Dilin iyi kullanılması ve sıkıcılıktan uzak akıcı bir şekilde gerçekleştirilen konuşmaları romanlara tercih ederim.  Ama dili iyi kullanamayan ve kendinden emin olmayan bir konuşmacıya karşılık elbette kendim okumayı tercih ederim.  Gelenekselci bir bakış açısıyla yaklaştığımızda ise toplumumuzda söylev göçebe olduğumuz dönemlerden beri etkilidir.  Bunu masallarda ve halk hikâyelerinde açıkça görmekteyiz.  Eğer aile büyüklerinden biri bir şey öğretmek veya belletmek isterse bunu hikâyelendirme yöntemi ile kolaylıkla başarabilmekteydi. Bugünde konuşma ve konuşmacının işlevi aynı şekilde devam etmektedir.

Konuşmasından etkilendiğiniz biri var mı?

Konuşmasından etkilendiğiniz biri var mı? Bu kişinin konuşmasının hangi yönlerinden etkilendiğinizi söyleyiniz.

 

Son zamanlarda özellikle ilgimi çeken sosyal bir platform üzerinde yayınlanan ve canlı bir şekilde Bahçe şehir kolejinde gerçekleştirilen tedx konuşmalarını buna örnek verebilirim. Belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen bu konuşmalarda her konuşmacı farklı bir yöntem uygulamaktadır. Her birinden farklı bir şeyler öğrenirken öğrenemediğim konuşmalar da var elbette.  Bu da konuşmacının kendisi ile ilgilidir diye düşünüyorum.

 

Tedx konuşmacılarından biri olan Hande Birsay’ın annelik beni teğet geçit konuşmasından örnekler vermek istiyorum. Konuşmanın girişinde konuşmanın konusundan ve amacından bahseden Hande Birsay iyi anne olmak beni teğet geçti konuşmasında annelik serüvenini değerlendiriyor.

 

Anne olmanın kitaplarda ya da son moda yaşamlarda olduğu ve anlatıldığı gibi bir durum olmadığını ilkellik olarak tanımladığı anne yeleklerine her annenin ihtiyaç duyduğunu çocuk yetiştirmede tekniklerin her zaman işe yaramadığını ve bu sürecin içeresinde kendi yaşadıklarını anlattığı konuşmada etkileyici noktalar var.

 

Bu etkili noktalardan en önemlisi kendisinin anne olması. Kendisinin bir gazeteci, bir öğretmen bir psikolog ya da başka bir statü ile değil anne olarak konuşmacı olması. Annelikten anne olmayan birinin bahsetmesi konuşmanın inandırıcılığını yitirmesini sağlardı değil mi?

 

Eğitimli bir kadının geleneksel yöntemlere anne olduğunda sığınması anneler de bir şeyler biliyormuş diplomaları olmasa bile düşüncesini taçlandırmakta. Konuşmanın etkileyici olmasının bir diğer unsurunun da konuşmayı konuşmacının kendi hayatından görseller ve örneklerle zenginleştirmesi olduğunu söyleyebilirim.

Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

Savunduğunuz bir düşünce ile ilgili konuşma yapacak olsanız inandırıcı olmak için nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma konumuzu belirleyerek örnekler üzerinden cevaplayalım. Benim konuşma konum şöyle: insanın öz disiplini sağlam olduğunda her şeyi başarabilir.

Konuşma salonunda sizlere bir şeyi başarabilmek için hiçbir şeye hatta okula bile ihtiyacınız olmadığını söyleyerek konuşmama başladım.

 

Salonda bir soru işareti balonu oluştu ve herkes nasıl sorusunu sordu diyelim.

Konuşmamı kendimi nasıl eğittiğimle ve bunu mükemmel bir maddi kaynak olmadan başarabildiğimi örneklerimle destekledim.

Peki, bunu örneklerle desteklemem yeterli mi? Sizi inandırmak için bu kadarı elbette yeterli değil. Benim söylemlerimden sıkılmamam ve en önce benim onların gerçek olduğuna inandığımı göstermem gerekmektedir.

 

Konuşmanın sıkıcı kısmı nasıl eğlenceli hale getirebilir peki? Teorik bilgilerin olduğu tüm bölümler her konuşma esnasında sıkıcıdır.  Ancak teorinin pratiğe dönüştüğünü gördüğümüzde bunu eğlenceli buluruz.  Suyun kaldırma kuvvetinin denizde keşfetmek eğlencelidir ama fizik öğrenirken anlamsız gelir bunu gibi.

 

Konuşma esnasında çelişik ifadeler kullanmamak da inandırıcılık için oldukça önemlidir.

Ben eğitimin varlığına insan istediğinde inanıyorum ifadesinden beş dakika sonra eğitim insan istemese de uygulanmalıdır ifadesini kullanırsam inandırıcılığımı yitirmiş olurum.

Konuşmamın inandırıcılık seviyesi konuşmacı olarak konuşma öncesi hazırlığıma ve tamamen bana bağlıdır.

İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

Cicero’nun “İyi bir söylevci, gücünü inancından alır. Söylediklerini salt kafasıyla değil kalbiyle de biçimlendirir.” sözü ile ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Hitabet bir sanattır.  Bir topluluk karşısında konuşmak ve topluluğu konuştuğunuz olguya inandırmak, hem fikir olmasını sağlamak konuşmacının başarı ile aynı oranda mevcut olabilmektedir. Kendi konuştuğuna inanmayan bir insana siz inanmak ister misiniz?

Çiçero bu sözünde konuşmacının yani söylevcinin sadece bildiğini anlatmasını değil ona inanarak anlatması gerektiğin böylece kitlenin onu anlamasını sağlayabileceğini ve inandırıcı olacağını söylemek istemiştir.

 

Örnekler üzerinden gidelim. Size bir konuşmacı sağlıklı yaşam ve düzgün beslenme üzerine bir takım söylemlerde bulunuyor ilginç bilgiler sunuyor dinliyorsunuz. Ancak konuşmacınızın önünde çikolatalı ve raf ömrü çok uzun olan kurabiyelerden görüyorsunuz. O manzaradan sonra o insanı dinlemek ister misiniz? Hayır istemezsiniz.  Kendi söylemlerini uygulamayan buna inanmayan ama size ne yapacağınızı söylemeye çalışan nisanları dinlemek de konuşmasını bitirmesini de beklemek istemezsiniz.

 

Bir başka örnek değerlendirelim.

Konumuz yine sağlıklı yaşam olsun.100 kilonun üzerinde olduğunu iddia eden bir konuşmacının karşısında onun 55 kilo haliyle birlikte sağlıklı yaşamın neler yaratabileceğini gösteren canlı bir örnekle gerçekleştirilen konuşma sizi nasıl etkiler? Yapabileceğinize inanırsınız değil mi? Yapan biri vardır ve konuşmasındaki unsurları inancı ve elindeki net verilerle desteklemektedir. Cicero’nun sözündeki söylevcinin inancını hem görebilir hem de hissedebilir olduğumuzdan bu konuşma bizi etkileyecek ve iz bırakacaktır.

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

Topluluk karşısında bir konuşma yapacak olsanız nelere dikkat edersiniz?

 

Konuşma öncesi ön hazırlık yapmaya özen gösteririm. Ön hazırlığa neler dâhil edilmelidir? Konuşma yapacağınız topluluğun mevcut yaş aralığı ile konuşma metninin uyumlu olup olmadığına dikkat edilmelidir. 10-12 yaş aralığında bir öğrenci kitlesini konuşma yapıyorsak eğer uygun kelimeler belirlenmeli ve çocukların ilgi alanlarından bilgilerle konuşma süslenmelidir.

 

Eğer bir iş toplantısında firma yetkililerine karşı bir konuşma yapıyorsak, konunun ciddiyetle ele alındığını karşı tarafa yansıtmalıyız.

Konuşmacı, topluluk önünde iken saçından tırnağına her uzvu incelenebilir. Bu yüzden dağınık bir saç ile konuşma yapmaya çalışmak konuşmanın etkisini yitirmesine sebep olabilir. Konuşmacı konuya uygun ciddiyetle temiz düzgün v düzenli olmalıdır.

 

Dik durmayan insanların görüntüsü normalde bile diğer bir insanı rahatsız ederken, konuşmacının mevcut durum bozukluğu dinleyicininim ilgisini dağıtabilir. Özgüvensiz ve sesini çıkarmaya korkan bir konuşmacı da topluluk tarafından dinlenmez. Ben konuşma yaparken ses tonumu iyi ayarlamam gerektiğine inanırım.

 

İlginin ve alakanın dağıldığı konuşmacı tespit edebilmeli ve konuyu toparlayabilmeyi bilmelidir.  Aksi takdirde içinden hiç bir bilginin sentezlenmediği söylenenlerin de anlaşılmadı boş bir vakit kaybından öteye gidemez konuşma. Konuşmanın üç ana bölümü vardır.

 

  • Konuşma öncesi
  • Konuşma
  • Konuşma sonrası

Bu üç bölümün dinamiklerine dikkat edildiği takdirde iyi bir konuşmanın ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.