El Cezeri’nin Çalışmaları hakkında bilgi veriniz.

El Cezeri’nin Çalışmaları hakkında bilgi veriniz.

 

Sibernetik alanının en büyük dâhilerinden kabul edilen fizikçi, robot ve matris ustası El-Cezeri 1153-1233 yılları arasında Cizre’de yaşamıştır. Çalışmalarına 1183 yılında başlayan El-Cezeri 25 yıl boyunca sürdürdüğü buluşlarını Arapça olarak yazmıştır. Bilim ve teknoloji alanında yaptığı buluşlar ve otomatlarla tanınan El-Cezeri, “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adında bir kitap yazmıştır.

 

Altı kategoriden oluşan bu kitapta, eşit saatlerin ve Güneş saatlerinin geçişlerinin belirtildiği saatlerin yapımı, içki partileri için uygun kap ve figürlerin yapımı, ibriklerin, kan alma teknelerinin ve abdest alma leğenlerinin yapımını gösteren ve anlatan bölümler bulunmaktadır. Şekillerini değiştiren fıskiyeler ve sürekli çalan flüt için araç yapımı, derin olmayan göllerden ve ırmaklardan suyu çıkaran araçların yapımı ve değişik ve farklı tasarımların yapımı üzerine çalışmalarını içermektedir.

 

El-Cezeri’nin buluşlarında bazılarını özellikleri şu şekildeydi; örneğin tasarladığı ibrik isteğe göre sıcak su, soğuk su ya da ılık su akıtabiliyordu. Kan alma tekneleri buluşunda ise, hastadan alınan kanın miktarını ölçebilmektedir. Bu konuda El-Cezeri’den önce bir çalışmaya rastlanılmamıştır.

 

EL-Cezeri bir kuyu veya gölden suyu yukarı çıkarmak için de değişik buluşlar yapmıştır. Kuyunun üstündeki bir hayvanın dönmesiyle çarklar hareket ederek kuyu içindeki kaşık bir miktar suyu yukarı kaldırır. Dikey eksenli rüzgar türbini tasarımını da yapan El Cezeri, Diyarbakır Ulucami avlusundaki güneş saatini de tasarlamıştır. Bu çalışmalarının ışığında Ei-Cezeri’nin tasarladığı otomatik çalışan ve kendi kendine bazı hareketler yapan aletin dünyanın ilk robotu olabileceği söylenebilir.

Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

 

Uygur Türklerinde tıp alanında yaşanan gelişmelerin temeli dini inanışların önemli rol oynadığı İslam öncesi Türk topluluklarının uygulamalarına dayanmaktadır. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde yetkili olan şamanlar tedavi ayinleri sırasında ateş kenarına yatırdıklar hastalara müzik eşliğinde büyüler uyguluyordu. Yapılan tedavi esnasında bir hayvan kurban edilerek hastalığın hayvana iletildiğine inanılırdı.

 

Şamanlardan sonra maddi tedavi yöntemleri uygulayan otoçi ve emçi adı verilen verilen hekimler, şamanlarında kullandığı bitkisel yöntemleri geliştirerek halk tıbbı uygulamasının oluşmasını sağlamışlardır. Hastadan kan almak, ilacı suya karıştırarak hastaya içirmek, kulağa sıvı ilaç damlatmak, toz hale getirilmiş ilacı hastanın boğazına üflemek gibi yöntemler Uygurlar döneminde yapılmış tıbbi tedavi yöntemleridir.

 

Yoğurt, süt, baharat çeşitleri, yumurta ve balık safrası gibi birçok hayvansal ve bitkisel madde et suyu, bal, gibi besinlerle karıştırılarak gıda olarak kullanılan meyve ve sebzeler belirli ölçülerde hastalara ilaç olarak verilirdi. Uygurlar Döneminde ilaçlı tedavinin yanı sıra akupunktur gibi ilaç dışı tedavi yöntemlerine rastlamak da mümkündür. Diğer yandan Uygur figürlerinden o dönemlerde hacamat ve dağlama yapıldığı da anlaşılmaktadır.

 

Baş ağrısı, puslu görme, göz yaşarması, körlük, nezle, burun kanaması, ağız ve diş hastalıkları, nefes darlığı, kulunç, ayak hastalıkları, mesane hastalıkları, eklem çıkıkları, akıl hastalıkları ve kadın hastalıkları Uygurlar Dönemi’nde görülen tıbbi terimlerdir. Uygurlar Dönemi’nde tıp eğitimi manastır, tıp okulu ve hastane görevi gören kurumlarda verilmekteydi.

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

 

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden kesinlikle söz edilemez. Sanatsız kalmış bir toplum ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar bilime önem verirse versin kolay kolay ilerleme kat edemez. Bir ülkenin ekonomisi, tarım sektörü, yaşam tarzı ve düzeyine bakılacak olursa o ülkenin sanat ve kültür anlayışı ile birlikte ülkenin düzeyi ortaya çıkar. İlerlemek ve gelişmek isteyen ülkeler sanatı ve kültürü baş tacı etmek zorundadırlar. Kültür düzeyi yükselen toplumlara bakılmalıdır ki muhakkak sanat düzeyi de yükselmektedir. Sanat, insanın duygu, düşünce, hayal dünyasının; çizgi, ses, renk aracılığıyla ifadesi anlamına gelmektedir. Sanat sadece duvardaki bir tablo ya da meydandaki bir heykel ya da bir tarihi vazo demek değildir. Sanat, insanın yaşamı ile bütünleşen hoşgörüdür, güzelliktir. Çünkü sanat insanın duygularını yüceltir. Ruhunu estetik bir duruşa kavuşturur. Medeniyet, sanat sayesinde insan yaşamına bilimsel açıdan yeterlilik sağlarken sanat ile de güzelleştirir. Teknoloji ve bilim ne kadar gelişirse gelişsin sanatın güzelliği ve inceliği olmadan medeniyet tam hızla gelişemez. İnsan bilime önem verdiği gibi sanata da vermelidir. Örneğin Almanya’da bir savaş sonrasında ilk yapılan düzenlemeler müzelerin ve tiyatro binalarının tamir edilip düzeltilmesi idi.  Birisinin birisinden üstünlüğü yoktur. Ancak birbirlerinin desteklerler.

 

Sanat ve kültürde ilerleyememiş, bir yere varamamış bir ülke sanayide, ekonomide ne kadar gelişmiş olursa olsun medeniyet yarışında kazanan olamaz.

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir?

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir? Neden?

 

Yedi farklı sanat dalı vardır. Bunlar resim ve heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, yapı, sinemadır. Resim ve heykel bu yedi sanat dalından en eskisidir. Güzel sanatlar olarak da geçmektedir. Müzik birtakım duygu ve düşünceleri sesler aracılığıyla anlatma sanatı; bu şekilde oluşmuş seslerin okunması veya çalınması olarak tanımlanır. Tiyatro herhangi bir olay ya da durumun sahneden canlandırılması amacı ile yazılmış eserlerin sahnede canlandırılmasıdır. Eski Yunan’da “bir oyunun oynandığı yer” anlamına gelmektedir. Dans belirli bir müziğe uyarak estetik hareketler bütünü anlamına gelmektedir. Edebiyat olay, düşünce ve duyguların dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır. Yapı barınmak veya başka amaçlar için yapılmış her türlü mimari eserdir. Tanımı sanatı çok çağrıştırmasa da sanatsal özellikleri olan yapılarımız çok fazladır. Sinema ise güzel sanatların dalı olarak yansıtılmaya uygun görülen filmleri gerçekleştirme sanatıdır.

 

Benim en sevdiğim sanat dalı tiyatrodur. Çünkü rol yapma, taklit etme, doğaçlama yapma konularında yeteneğim olduğunu düşünüyorum ve bu sanat dalı ilgimi çekiyor. Yapmak kadar izlemek de çok hoşuma gidiyor. Herkes kendi yeteneğine göre belli bir sanat dalına ilgi duymaktadır. Rol yapma yeteneği olan tiyatro ya da sinema, el becerisi güçlü olan resim ve heykel,  bedensel hareketlere ilgisi ve yeteneği olan dans, sesi güzel olan ve iyi bir kulağa sahip olanlar ise müziğe ilgi gösterebilmektedirler.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

 

15.yüzyıldan itibaren Avrupa’da Türk müziğine, halılarına, kumaşlarına, yemeklerine gösterilen ilgi git gide arttı. Osmanlı’nın tekstil ürünleri, özellikle de ipek kumaşlar sadece sanat eseri olarak değil dokunma şekilleriyle ve yaşamda kullanılma alanlarıyla Batı kesimi kendine hayran bırakıyordu. Kumaşların beğenildiği gibi halılar da Avrupa’yı çok etkiliyordu. Avrupalılar Osmanlı halılarına da büyük beğeni duyuyor ve ilgi gösteriyorlardı. Hatta bu kumaş ve halıdaki desen ve motiflerimiz Avrupalıların konaklarını, kiliselerini dahi süslemekteydi. Avrupalı ressamların tablolarına ilham olmaktaydı.

 

Osmanlı-Avrupa ilişkileri geliştikçe Osmanlı’yı konu alan müzikli sahne oyunları artmış ve bu gelişme ile 18.yüzyılda Avrupa’da Türk Operası akımını ortaya çıkarmıştır. Bu akımın etkisiyle yazılan birçok eser bulunmaktadır. Bunlar arasında en bilineni olan Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” adlı operasıdır ki Osmanlı Sarayı’nı konu alan bu opera Mozart’ın Türk Kültürüne olan ilgisinin bir göstergesidir.

 

Avrupa Osmanlı’dan etkilendiği gibi Osmanlı da bazı konularda Avrupa’dan etkilenmiştir. Lale Devri’yle birlikte günlük yaşamda da Geleneksel Osmanlı divanlarının yerine Batı tarzı mobilyalar kullanılmaya başlandı. Usta ressamlara devlet adamlarının portreleri yaptırıldı ve Saray’ın duvarları bu tablolarla süslendi. En büyük adımlardan birini Sait Efendi atmıştır. Sait Efendi Fransa dönüşü koltuklar, tablolar, kitaplar getirmiştir. Osmanlı’da Batı modasının yayılmasına ön ayak olmuştur. Sait Efendi Fransa’da matbaayı yakından inceleyip İstanbul’a döndükten sonra İbrahim Müteferrika ile matbaayı kurmaya karar verirler.

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

 

Toplumlarda medeniyetin gelişebilmesi için sanat ön koşul gibidir. Bir toplum sanata ve sanatçıya önem vermiyorsa o toplumun medeniyetinden söz edemeyiz. Medeniyet, bir toplumun kültür, sanat, bilim, düşünce anlayışı ve teknolojinin bütünleşmesi ile ortaya çıkar. Tüm bu unsurların iç içe geçerek günlük hayata yansıması medeniyet olarak adlandırılır. Tek başına bu unsurlardan birisinde ilerleme gösteren bir toplum ise o alanda başarılı bir toplum olarak adlandırılır. Örneğin bir toplum bilimsel alanda ve teknolojide çok ileriye gitti, fakat sanat alanında hiç bir eser ortaya çıkarmadı. O toplum için medeni diyebilir miyiz? Teknolojide veya bilimde ilerde deriz. Oysa medeniyetler öncelikle sanatları ile vardır.

 

Türk İslam Medeniyeti dediğimizde veya Eski Yunan Medeniyeti dediğimizde aklımıza ilk olarak sanat ve kültür gelir.Kültür, bir toplumun kimliği gibidir. Dil, yaşam tarzı, inançları, duygu ve düşünce birikimini içine alır. Sanat duyguları, düşünceleri farklı materyaller kullanarak anlatmaktır. Sanat yetenek ister, yaratıcılık, hayal gücü ister. Ama bu temel taşları, sanatın %50’sini oluşturursa %50’sini bilgi oluşturur. Bilgi olmadan sanatta mümkün değildir. Bunun yanında bilimin temelinde de sanat vardır, hayal gücü ve yaratıcılık yatar. Hayal gücü olmadan icat yapmak mümkün müdür? Sanat ve kültür medeniyetleri besler. Beraberinde ilerlemeyi ve gelişmeyi getirir. Teknoloji ve bilim ne kadar gelişirse gelişsin, sanat ve kültür ile beslenmediği, estetik ve güzellik katılmadığı sürece bir toplumda medeniyetten söz edemeyiz.

Linux Hakkında Temel Bilgiler

Linux de kullandığımız bazı komutlar hakkında kısa kısa bilgiler vereceğiz. Kullanıyoruz ama neden böyle tarzında sorulara cevap olsun yada kullandığımız şeylerin farkı ne esprisi ne bilelim ki daha iyi otursun kafamızda.

 

  • systemctl,  eskiden servisleri start – stop – status  için service komutu kullanırdık. Enable – disable için ise chkconfig komutu kullanılırdı. systemctl ile artık tüm işleri tek komutla yapabiliyoruz. Hem start – stop hem de enable disable için systemctl kullanabiliriz. Enable ile start arasında ne fark var derseniz start da sunucu restart olduğunda servis stop olarak gelir. Enable yaparsak sunucu restart olsa bile servisimiz yine start olarak gelecek. Örnek bir kullanım: systemctl stop/enable sshd  şeklinde verilebilir, Komutlar linux dağıtımına göre ufak farklılıklar gösterebilir.

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir?

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir? Neden?

 

Aslında sanat dallarından birçoğunu seviyorum. Bu eserlere, bu eserleri oluşturan kişilere hayranlık duyuyorum. Eski sanat eserleri olsun, yeni eserler olsun onları izlemekten, hakkında bilgi edinmekten çok hoşlanıyorum. En sevdiğim sanatlar ise görsel sanatlar. Resim, heykel, grafik, süsleme sanatları, hat sanatı, mimari. En sevdiğim mimari eser Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii. O kadar muhteşem bir yapı ki insanın nutku tutuluyor. Ankara Etnografya Müzesi ve Resim Heykel Müzesi de hem mimari açıdan hem de içinde sergilenen eserler bakımından en sevdiğim yerler. Resim Heykel Müzesini üç defa gezdim ama tekrar gezmek istiyorum. En beğendiğim ressamlar ise Abidin Dino ve Turgut Zaim. Abidin Dino’nun tek çizgi ile birçok şeyi anlatması beni çok etkiliyor. Turgut Zaim’in o koca gözlü kadın portreleri de beni büyülüyor.Görsel sanatları neden bu kadar sevdiğimi bilmiyorum. Bu eserlerde gördüğüm estetik, derinlik, duygu beni etkiliyor, hayran bırakıyor.

 

Aslında edebiyatı da çok seviyorum. Roman, hikâye, gezi yazısı, anı gibi eserleri okumak, yaşamadığım yaşamların içine götürüyor beni. İnsanlar bu koca koca romanları nasıl kurguluyor, nasıl heyecanla okumamızı sağlıyor? Bilgiyi, olayı, hayali, kurguyu bir araya getirip bir eser ortaya koyuyorlar ben hayran oluyorum. Mesela Yaşar Kemal,” İnce Memed” bir solukta okuyorsunuz. Sonra Orhan Veli, nasıl ince ince duygulandırıyor insanı. Sonra Cahit Sıtkı, nasılda gülümsüyor ölüme.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimi

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

 

Osmanlı Devletinin, Batı devletleriyle ilişkileri sonucu sanat alanında etkileşimler meydana gelmiştir. Erken Osmanlı sanatında bu etkileşimlere pek rastlanmaz. İstanbul’un fethinden sonra Batı ile siyasi ilişkiler gelişerek etkileşimler geç dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. Geleneksel ve dini etkilerden dolayı Osmanlı sanatında resim ve heykel pek gelişmemişti. Fatih Sultan Mehmet, Batılı ressamlara portresini yaptırdı. Ancak bu portre daha sonraki dönemde satılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İbrahim Paşa yaptırdığı heykelleri bahçesine koyduğu için kâfirlikle suçlanmıştır. Ancak Lale Devrine gelindiğinde, Batı ile etkileşimin çok yönlü olarak artması sonucu, görsel sanatlar kabul görmeye başlar. Mimaride etkileşimler daha erken başlamıştır. Dini yapılar, saraylar, sivil yapıların mimarisinde klasik dönemden başlayarak, geç dönemde daha fazla olmak üzere etkileşim olmuştur. Dolmabahçe Sarayı, batı sarayları örnek alınarak, batılı mimarlarca inşa edilmiştir. Sarayın süslemelerinde batı üslubu, barok ve rokoko tarzı süslemeler kullanılmıştır. Müzik alanında ise batı etkileri, Mehteranın dağıtılması, Mızıka-yı Hümayun ’un kurulmasıyla (1831) ortaya çıkar.

 

Edebiyat alanındaki Batı etkisi Tanzimat Döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde ilk tiyatro, hikâye, roman gibi yapıtlar verilir. Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı ilk tiyatro eseri, Yusuf Kamil Paşa’nın Telemak adlı ilk çeviri romanı, Namık Kemal’in İntibah adlı ilk edebi romanı bu dönemde verilmiş eserlerdir. Şiirde şekil anlamında yenilikler pek gerçekleşmese de konu anlamında yenilikler görülmüştür. Sami Paşazade Sezai‘nin Küçük Şeyler adlı hikâyesi ilk batılı anlamda hikâye türüne örnektir.

Osmanlı Devleti’nde edebiyat neden üç ayrı kolda gelişmiştir?

Osmanlı Devleti’nde edebiyat neden üç ayrı kolda gelişmiştir? Düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Osmanlı Devleti kuruluşundan sonra fetihler ile Anadolu’dan sonra Balkanlar ve Afrika’ya kadar yayılan bir imparatorluk haline dönüştü. Diğer coğrafyalara yayılmanın sonucu olarak resmi dili Türkçe olmasına rağmen imparatorluğun bünyesinde bulunan arapça ve farsça gibi diğer dillerden birçok kelime edebi metinlerde yer almıştır.

 

Kullanılan kelimelerin farklılığı gibi nedenlerde dolayı Osmanlı Devleti’nde Edebiyat divan, halk ve tasavvuf olarak 3 ayrı koldan devam etmiş ve gelişme göstermiştir. Anadolu’da Arap ve İran edebiyatının etkilenilerek 13.yy’da ortaya çıkan Divan edebiyatı Allah aşkı, maddi aşk ve dünya zevkleri gibi konuları işlemiştir. Baki ve Fuzuli gibi önemli şairlerin katkısıyla 15. ve 16. Yy ‘da Divan edebiyatı en parlak dönemini yaşamıştır.

 

15. yy’da Hacı Bayram Veli, Akşemseddin, Kaygusuz Abdal, 16. yy’da ise Şeyh İbrahim Gülşeni, Ümmi Sinan ve Pir Sultan Abdal gibi önemli isimler tarafından dini ve felsefi konular işlenerek tekke edebiyatı olarak da bilinin bir diğer Osmanlı Edebiyatı kolu tasavvuf edebiyatıdır. Bu tür edebiyat eserleri daha çok Bektaşi ve Mevlevi tarikatları mensupları tarafından geliştirilmiştir.

 

Osmanlı edebiyatının bir diğer kolu eski Türk edebiyatının devamı olan halk edebiyatıdır. Bu edebiyatın en önemli türleri destanlar, türküler, masallar, ağıtlar, halk hikâyeleri ve manilerdir. Köroğlu, Karacaoğlan gibi önemli ozanlarının halk arasında konuşulan Türkçe ile çalıp söyleyerek geliştirdiği eserler günümüze kadar ulaşmış ve günümüz Türkçesi ile de anlaşılmaktadır.