Toplumsal değişimler felsefeyi nasıl etkileyebilir?

Toplumsal değişimler felsefeyi nasıl etkileyebilir?

Toplumsal değişim dediğimiz zaman akla ilk iki kavram vardır. Bunlar, gelişme ve ilerlemedir. Çağlar boyunca insanlar bu kavramlardan kaçamamış farklı alanlarda çıkan felsefi ve sosyolojik disiplinlerden etkilenmiştir. 18. ve 19. Yüzyıllar felsefi alanda hem bireysel hem de toplumsal olarak aydınlanmanın yaşandığı yıllar olmuştur. Bu dönemde yaşayan düşünürler aklı ön planda tutmuş ve inanları aydınlatma çalışmalarında bulunmuşlardır. Aydınlanma görüşüne göre, insanların akıllarını kullanarak tüm sorunlarından kurtulacağı tezi savunulmuştur.

 

18. ve 19. Yüzyıllarda yaşanan tüm bu gelişmeler sayesinde bilim ve sanayide de köklü atılımlar gerçekleşmiştir. İnsanın doğaya bakış açısını değiştirerek ekonomik temelli toplumsal yapılar meydana getirilmiştir. Bu yeni durum ile birlikte toplumda yeni yaşam kültürleri meydana gelmiş ve yeni toplumsal sınıflar oluşmuştur. Bu durum beraberinde insanların özgürlük arayışını da etkileyerek yeni arayışlar içine girmesini sağlamıştır.

Tüm bu yaşananlar doğal olarak felsefeye yeni arayışlar getirmiş ve farklı görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Özellikle insan ve toplum üzerine yeni anlayış ve düşüncelerin doğması hep bu dönemde gerçekleşmiştir.

 

Ayrıca sanayi ve endüstri alanında gerçekleşen yenilikler yeni düşüncelerin ve yeni düşünce akımlarının şekillenmesini kolaylaştırmıştır. Yeni düşünce akımları sadece felsefe alanında olmamış aynı paralelde sosyolojik yeni düşüncelerinde doğmasına zemin hazırlamıştır.

“Düşünüyorum o halde varım.” düşüncesindeki özne anlayışının önemini 15-17. yüzyıl felsefesi açısından değerlendiriniz.

R.Descartes’ın “Felsefenin İlkeleri” adlı eserinde geçen , “Düşünüyorum o hâlde varım.” düşüncesindeki özne anlayışının önemini 15-17. yüzyıl felsefesi açısından değerlendiriniz.

 

Descartes, duyularımızın ve ablama yetimizin bizi yanıltabileceğini söyler ve bunun da bizi şüpheye götürdüğünü belirtir. İnsanın düşünüyor oluşunu var oluşuyla ilgi olduğunu söyleyerek “düşünüyorum öyleyse varım” önermesine ulaşır. Böylece düşünen bir “ben”in olduğunu, var olamasaydım düşünemezdim ilkesini savunur.
Descartes, doğruluğundan açık seçik bir biçimde emin olduğu bu önerme ile şüpheciliğin hiçbir şey bilinemez şeklindeki tezini de çürütmüş olur. Bu durumda bilmek olanaklı olmaktadır.

 

15. ve 17. Yüzyıl felsefe düşüncesine geldiğimizde, bilindiği üzere bilimsel bilginin ön planda olduğu ve Rönesans ile birlikte yeni gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde bilimsel yöntemler aklın rehberliğinde kullanılmış, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın yolunun yöntemli araştırmalarla gerçekleşeceği savunulmuştur.

 

Bilgi insanoğlu için vazgeçilmez bir argümandır. Ancak her türlü bilgi her zaman doğru olmayabilir. Bilginin doğrulaması için bilimsel yöntemlerle sonuca ulaşılması gerekir. Burada Dercartes’in şüpheciliği ön plana çıkar. Her doğrulanmış bilgiden şüphe etmek ve bunu tekrar araştırmak bilginin kesinliği açısında elzemdir.

Öncelikle şüphe ile başlayan süreçte daha önce yapılan bilimsel çalışmalar tekrar gözden geçirilerek yeni sonuçlara ulaşılabilir veya bilginin doğruluğu tekrar teyit edilebilir.

Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze uzanan etkileri var mıdır?

Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze uzanan etkileri var mıdır? Değerlendiriniz.

 

Hümanizm, 15. Yüzyıl felsefesinin dogmatik etkisinden uzaklaştıran ve yerine Antik Yunan felsefi görüşüne geri götüren düşüncedir. Bu düşünceyle insanı ve evreni yeniden yorumlama çabasına girilmiştir. Hümanizm, insanı merkeze alır ve insanı özneleştirir. Böylece insan aklının öne çıkarıldığı bir düşünce biçimi olmuştur. Hümanizm ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmış ve yapılan tüm çeviri faaliyetleri sonrasında tüm Avrupa’ya ve dünyaya yayılmıştır.

 

Hümanizm, esas ve en yaygın olarak bilinen anlamı, her geçen gün gelişen modern dünyada, insanı yeni dünya görüşü ve yaşam anlayışı olarak tanımlanabilir. Hümanist görüş birçok düşünür tarafından benimsense de karşıt görüşte olan da birçok düşünür vardır.  Günümüze gelindiğinde hümanizm akımının hala savunucuları vardır. Çünkü dünya hızla gelişip değişmektedir. Birçok modern düşünür kendi aklının değerini önemseyerek yeni fikir ve görüşlerini dile getirmektedir. Bu durum zaman zaman bazı sorunların ortaya çıkmasını sağlasa da bilimsel gelişmelerin ışığında orta bir yol her zaman bulunmaktadır.

 

 

Yeni yüzyılda hedef, tabiki aklın rehberliğinde ama bilimsel yöntem ve çalışmalarla bilimsel bilgilere en çabuk ve en doğru bir şekilde ulaşmaktır. Bunun içinde çalışmalar hızla devam ettirilmektedir.

İnsan haklarının belirlenmesi ve korunması noktasında filozofların ne gibi etkileri olmuş olabilir?

İnsan haklarının belirlenmesi ve korunması noktasında filozofların ne gibi etkileri olmuş olabilir?

 

İnsan hakları konusunda tüm çağlarda ünlü düşünürler kendi görüş ve fikirlerini belirtmişlerdir. Bunların başında ise Immauel Kant gelmektedir. Kant, ahlak felsefesiyle tüm insanların özgür ve empirik düşüncelerden bağımsız saf akıldan çıkarmayı hedeflemiştir.
17. yüzyıl felsefesinde mutlak monarşi hakimiyetini sürdürülürken, tüm yetki ve gücün devlet elinde bulundurulmasına ilk karşı çıkanlardan biri J. Locke olmuştur. Look monarşiye karşı libarilizmi yani özgürlükçü düşünceyi savunmuştur.

 

J. Locke insanların doğal hayatta özgür yaşadıklarını, herkesin eşit olduğunu ve birbirleriyle dayanışma içinde olduklarını belirtir. Eğer düzeni bozan biri olursa aynı şekilde cezalandırma yetkisinin kendisine verileceğini savunur. Ancak burada kişilerin öfkelerine yenik düşeceği endişesi doğar ve bu durumun hukukun güvencesi altında olması gerektiğini belirtir. Bu hukuk sistemini de kişilerin kendi istekleri doğrultusunda kurulduğunu söyler. Böylece adalet ve eşitlik tüm insanlar için aynı şekilde uygulanabilmektedir. Locke’ta toplum sözleşmesinden yana fikirlerini beyan etmektedir. Ayrıca Locke, her ne kadar günümüzde kullanılan güçler ayrılığı ilkesi gibi olmasa da şimdiki hukuk sisteminin oluşumuna büyük katkılarda bulunmuştur.

 

Locke, devletin gücünü, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayırmıştır. Böylece devlet ve bireyler arasında tüm uyuşmazlıklar adaletli ve tarafsız bir şekilde çözüme kavuşturulacaktır.  J. Locke dışında Montesquie ve Rousseiu gibi düşünürlerde insan hakları ve benzeri konularda birçok fikir üretmişlerdir. Montesquie de insanlar arasındaki adalet ve özgürlüğün sağlanması için güçler ayrılığı ilkesini savunur. Rousseiu ise insanların özgür olabilmeleri için doğal yaşamlarına uygun yasaların çıkarılmasından yana görüş bildirir.

İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur sözünden hareketle özgürlük problemini tartışınız.

J. Rousseau’nun “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.” sözünden hareketle özgürlük problemini tartışınız.

J. Rousseau, özgürlük, adalet ve eşitlik gibi düşünceleriyle tarihe damgasını vuran ve birçok insanı peşinden sürükleyen bir sosyal kuramcıdır. Rousseau’ya göre ilk insanın doğuştan özgür olduğunu ancak toplumun oluşmasıyla bu özgürlüğün son bulduğunu savunur. Rousseau, birçok düşünürün aksine, doğada insanların özgür olduğunu ve onları sınırlandıracak bir şey olmadığını savunur. Doğanın yaratıcının elinde mükemmel olarak yaratıldığını ancak insanların bunu kendi elleriyle parçaladığını belirtir. Roussea’ya göre toplum ve devlet öncesi dönemde insanların daha özgür, eşit ve mutlu oldukları, özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte insanların birbirlerine bağımlıklarının arttığını ve bununda bir çeşit köleliği getirdiğini söyler.

 

Özellikle özel mülkiyet sorununun ortaya çıkmasıyla birlikte zenginler ile yoksullar arasında çatışmaların yaşanması sonucu zenginlerin bunu kendi lehlerine çevirmek için bir sözleşme etrafında toplanmasını meydana getirmiştir. Zengin kesimin kendi çıkarlarını korumak amacıyla kurulan devlet ve yaslar, herkesin can ve mal güvenliğini korumak amaçlı görünse de bu durum yine zenginlerin lehine gelişmiştir. Çünkü zenginler, kendi mülkiyetlerini korumak amacıyla yoksul kesime çeşitli görevler ererek onları ikna etmeyi başarmıştır. Aslında özgürlük gibi görünen bu durum yoksul kesim için zenginlere bir nevi kölelik durumundan başka bir şey değildir.

 

İnsanlar özgürlüklerini hissedebildikleri ölçüde mutludurlar. Tüm kanun ve yasalar insanların eşit, özgür ve mutlu olmaları için çıkarılmalıdır. Sosyal adalet ve vicdan özgürlüğü tüm toplumlarda aynı şekilde uygulanmalıdır. Günümüzde de insanlar özgür olduklarını hissederler ancak, birçok koldan aslında bağlıdırlar.

Bilgi güçtür sözünün olumlu ve olumsuz yönlerini güncel hayattan örneklerle tartışınız.

Bacon’ın “Bilgi güçtür.” sözünün olumlu ve olumsuz yönlerini güncel hayattan örneklerle tartışınız.

F.Bacon modern düşünce aydınlarındandır ve doğru bilgiye ulaşmak için bilimsel yöntemlerin kullanılması gerektiğini savunur. Ona göre bilgi yaşamda her şeyden önemlidir. Bu nedenle “bilmek doğaya egemen olmaktır.” Tezini savunur. Bilgi özellikle de bilimsel bilgi önemlidir ve insan hayatını olumlu veya olumsuz bir şekilde etkiler. Bu etkilenme bilginin nasıl ve nerede kullanılacağına göre değişir. Örneğin, atomun parçalanabileceğini ilk bulan bilim insanı Alberth Einstein’dir. Bu buluş birçok alanda ilerlemenin başlangıcı olmuştur. Ancak yine aynı buluşla atom bombası icat edilmiş ve binlerce insanın ölümüne ve binlerce insanında kalıcı bir şekilde sakatlanmasına neden olmuştur. Japonya’ya atılan bu atom bombasının zararlı etkileri yıllarca ülkede yaşayan insanların sağlığını olumsuz bir şekilde etkilemiştir.

 

Bilgi güçtür sözü için verilebilecek bir diğer örnek ise şudur. Her geçen gün gelişen kimyasal ilaç sektörü birçok hastalığın iyileşmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Ancak bu ilaçlar çoğu insana şifa kaynağı olurken, yanlış ve bilinçsizce kullanım neticesinde bazı insanların hayatına mal olmaktadır. Bu nedenle her faydalı buluş ve bilimsel bilgi kullanılan yere, tercih edildikleri yöneteme göre faydalı ya da zararlı olabilmektedir.

 

F.Bacon’un deyimiyle “Bilgi güçtür” evet ama bu bilginin doğru yerlerde kullanılması ve her zaman insanlığın yararı için yapılacak çalışmalarda yer alması önemlidir. Aksi halde bu bilgi yanlış kişilerin elinde insanlığın sonun gelmesini kolaylaştırır.

Aklını kendin kullanma cesaretini göster sözüyle Kant’ın 18-19. yüzyıl felsefesine olan etkisi nedir?

“Aklını kendin kullanma cesaretini göster.” sözüyle Kant’ın 18-19. yüzyıl felsefesine olan etkisi nedir? Açıklayınız.

Aydınlanma Çağı ya da Akıl Çağı olarak bilinen 18. Ve 19. Yüzyıllarda aydınlanmacı filozof olarak tanınan Immanuel Kant, aydınlanmayı en iyi şekilde tanımlayan düşünürlerin başında gelir. Kanta’a göre aydınlanma, insanın kendi suçu nedeniyle düşmüş olduğu ergin olmayış durumundan kurtulmak olarak tanımlar.  Burada , insanın aklını tek başına kullanamayışının insanın kendi suçu olduğunu vurgulayarak “Aklını kullanma cesareti göster” diyerek insanları bu görüşe çekmeye çalışır.

 

Aydınlanmanın amacı, insanı ve doğayı sadece akıl temelinde anlamak ve insanın biyolojik olarak doğanın bir parçası olduğu fikrini geliştirmektir. Böylece akıl sahibi insanın hayatı daha güzel bir hale getirebileceği savunulmuştur. Çünkü doğruyu ve mutluluğu özgürce bulabilen bir insan hayal edilmiştir.

 

Akla önem verilmesi birçok alanda gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Özellikle siyasal ve ekonomik alanda kendini iyice hissettirmiştir. Aydın ve yazarlar topluluğu gelişmiş, sanat, felsefe ve edebiyatta birçok eserin ortaya çıkması gerçekleşmiştir. Düşünce özgürlüğü desteklendiği için dini ve siyasal otoritelere karşı gelişler başlamıştır. Akla güven duygusu her geçen gün artmış ve akılcı düşünceler benimsenmiştir. Bu da felsefi alanda birçok ekolün ortaya çıkmasını sağlamıştır.

18-19. yüzyıl felsefesi siyaset alanında yeni ve farklı fikirler üretilmesinin sebepleri nelerdir?

18-19. yüzyıl felsefesi siyaset alanında yeni ve farklı fikirler üretilmesinin sebepleri nelerdir?

 

18.ve 19.yüzyıl felsefesinde tarihsel açıdan bakıldığında siyasal ideolojilerin öne çıktığı bir döneme olarak nitelendirebiliriz. Özellikle sosyalist düşünce onun kökleri bu dönemde daha belirgin hale gelmiştir. Diğer yandan liberalizm ve felsefi kökleri de bu dönemde oluşmuştur. Bu çağda siyasal ve sosyal sorunlara daha çok önem verilmiştir. Bunda Sosyalizmin büyük etkilerini görmek mümkün. Yine Sosyalizmin etkisiyle yeni kültür ve insan tipi arayışları hep bu dönemde başlamıştır. Ayrıca gelenekselden kopup aklın ön planda olduğu bir düşünme tarzı olarak yeni fikirler ortaya atılmış ve dini geleneklerden kopuş hep bu dönemin amasıdır.

 

18 ve 19. Yüzyıllarda hakim görüş, olgulara dayalı bilimsel yaklaşımdır. Bu yaklaşımda pozitivizmin etkisi büyüktür. Bu dönemde beş akım karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; Pozitivizm, Romantizm, Nihilizm, İdealizm ve Diyalektik Materyalizmdir. 19. yüzyıl insanların hak, adalet, eşitlik ve yeni akılcı bilgilere ulaşması için ortaya çıkan ideolojiler çağı olmuştur. Din ve gelenekselden kopuş ve liberalizm ile sosyalizmin çatışması hep bu dönemde yaşanmıştır. Bu şekilde yeni insan tipleri ve kültürlerinin ortaya çıkması hedeflenmiş ancak başarılı olamamıştır. Bu dönem düşünürlerinin görüşleri ve yöntemleri birbirinden farklı olsa da insanın değerli ve geliştirilebilir varlık olduğu benimsenmiştir.

Bilgi konusunda 18-19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan felsefi akımlar nelerdir?

Bilgi konusunda 18-19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan felsefi akımlar nelerdir?

 

18.ve 19. Yüzyılın en önemli özelliklerinden biri ideolojilerin çarpıştığı yıllar olmasıdır. Liberalizm ve buna karşı çıkan Sosyalizm buna bir örnektir. Bilindiği üzere 18. Yüzyılda aklın ön planda olduğu ve aydınlattığı doğru bilgiler aranmaya başlanmıştır. Bu nedenle bu çağda yaşayan filozoflar bilginin üzerine giderek bilginin doğasına yönelik düşünceler ortaya koymuştur. 18. ve 19.yüzyıl filozofları cevap aradıkları “İnsan nelerin bilgisini bilebilir? Bir şeyi bilmek ne anlama gelir?” “Bilginin sınırları var mıdır?” gibi sorular sormuşlardır. Bilginin doğruluğu, ona ulaşma yöntemi ve güvenilirliği ile ilgili tartışmalar başlamış ve böylece felsefi iki akım meydana çıkmıştır. Bunlar “rasyonalizm” ve “empirizm”dir.

 

Rasyonalizm: Rasyonalizm, bilginin deneyimden bağımsız(a priori)sırf akılla oluştuğunu savunur. Bu görüşün en belirgin savunucusu ise rasyonalist filozof Descartes’tir. Descartes, kendisinden hiç şüphe edilmeyecek açık ve seçik bir bilgi anlayışını benimser. En meşhur sözü olan “Düşünüyorum öyleyse varım” önermesin de kesin bilginin kaynağının “akıl” olduğu görüşünü savunur.

 

Empirizm: Emprizm ise bilginin deneyime bağlı (a posterioriden) olgusu üzerine durur. Bu görüşün en meşhur filozofu Emprist filozof Jhon Locke’dır. Locke, Descartes’in görüşüne karşı çıkar ve bilginin doğuştan değil, deneyimler aracılığıyla oluştuğunu savunur. Bunun içinde nisanın duyuları sayesinde dış dünyayı algıladığını ve deneyimleriyle bu bilgiye ulaştığını belirtir.

Aydınlanma kavramıyla neler amaçlanmıştır?

18-19. yüzyıl felsefesinde insanlar için “aydınlanma” kavramı ile neler amaçlanmıştır?

 

18. ve 19. Yüzyıl felsefi yaklaşımlar, Avrupa’da toplumsal yaşantılar üzerindeki köklü değişimlerin yaşandığı yılar olmuştur. Özellikle Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi gibi tüm dünyayı etkisi altına alan olayların yaşandığı bu dönemde geleneksel düşünceden kopuşla birlikte aklı özgürleştirmek adına birçok değişiklik yapılmıştır.

 

18. ve 19.yüzyıl felsefesinde “aydınlanma” olarak nitelendirilen bir dönemdir. Aydınlanma kelime anlamı olarak, bir şeyi ortaya çıkarmak için düşünmek ve netleştirmek olarak tanımlanabilir. Bu yüzyıllarda aydınlanma hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemin düşünürleri aklı ön planda tuttuğu için “Akıl Çağı” olarakta nitelendirmek mümkündür. Çünkü bu çağlarda yaşayan insanların aklını kullanarak tüm sorunların üstesinden geleceğini ve ebedi barışa ancak bu şekilde ulaşabilecekleri düşüncesi ağır basıyordu. 18. yüzyılda sadece dine ve geleneksel görüşe karşı gelme olmamış, ayrıca siyasi otoriteye karşıda bir başkaldırı gerçekleştirilerek devletin gücünü zayıflatarak, bireylerin gücünün arttırılması amaçlanmıştır.

 

18. Yüzyılda ortaya çıkan liberalizm ile birlikte insanların eşit ve özgür oldukları görüşü ortaya çıkmış ancak istenilen eşitlik ve özgürlük sağlanamamıştır. Bu nedenle liberalizme tepki olarak “Sosyalizm” ortaya çıkmış ve eşitlik kavramının önemi vurgulanmıştır. Tüm bu gelişmelerle birlikte sanayi ve bilimde de gelişmeler devam etmiş ve insanların özgürlük ve eşitlik anlayışlarının gelişmesi üzerinde ideolojiler geliştirilmiştir. Fakat bu gelişmelerle birlikte sınıfsal ayrılıklar ortaya çıkmış ve bu durum farklı felsefi anlayışların meydana gelmesini doğurmuştur.