Türkiye’deki tarihi, arkeolojik ve coğrafi mekanlardan hangileri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır?

 

Türkiye’nin kurulu olduğu coğrafi bölge sayısız medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu ev sahipliğinin sonucunda da birçok medeniyetten kalıntı günümüze ulaşmış bir zenginlik olarak değerlendirilir. Bu zenginlikler arasında dünyaca varlığı kabul edilen ve değer olarak görülen yapıtlar da bulunmaktadır. UNESCO bu yapıtları dünya mirası listesine koyarak koruma altına almıştır. UNESCO tarafından kabul edilen başlıca dünya mirasları arasında yer alan yapıtların çeşitli tapınaklar, eski dönem mimari yapıtları ve kültürel ögeler taşıdıkları görülmüştür. Dünya Mirası listesine girmeyi başaran yerler;

Çatalhöyük Kazı Alanı
Göbeklitepe
Divriği Ulu Camii
Edirne Selimiye Camii
İstanbul
Nemrut Dağı
Afrodisias
Troya Antik Kent
Hititlerin başkenti Hattuşa
Ani Arkeolojik Alanı
Efes

Coğrafi olarak bir bütün halinde değerlendirilen ve örneğine rastlanmayan şehir istanbul’dur. Dünyada tek olma özelliğini miras listesi ile de kanıtlamıştır. UNESCO dünya mirasında eşi benzeri bulunmayan tek örnek coğrafi olarak koruma listesine giren İstanbul şehridir. Bir bütün olarak miras kabul edilmesinin örneği yoktur.

 Medeniyet tanımında yer alan milletlerarası ortak değerler neler olabilir?

Medeniyetler insani değerler gözetilerek oluşturulmuştur. Bazı medeniyetlerin insani değerleri yok saydığı değerlendirmeleri de yapılır. Fakat o tarz medeniyetlerde kendi insanına değer kazandırılması ve yüceltilmesi özelliği ile bakılmalıdır. Medeniyet oluşması için ortak insani değerler şarttır. Milletler birbirlerine karşı sorumludur. Bu sorumlulukların başında da ortak değerlerin gözetilmesi gelir. Her toplumda farklı kişilerin manevi liderliği ve dini inançlar geçerlidir. Bu inançlara saygı milletlerarası ortak değerlerin başlıca gereğidir. Bunu yanı sıra; mal ve can güvenliği, hak gözetimi, hak temini, adalet, demokrasi gibi kavramlar da milletlerarası ortak değerler olarak kabul edilir. Milletlerarası ortak değerler içinde ele alınabilecek bir diğer husus da yazısız kurallardır. Hukuk kuralları her toplumda farklıdır. Fakat ahlak kuralları milletlerarası geçerliliğini korumaktadır. Öyle ki en ünlü felsefeciler bile evrensel ahlak kurallarından bahsetmişlerdir. Milletlerarası ortak değerlerin evrensel olarak kabul edilip edilmediği de değerin niteliğini belirlemektedir.

Tarımın başlamasıyla insan hayatında ne gibi değişiklikler yaşanmıştır?

Tarım ile birlikte insanların toplu olarak yerleşik hayat kültürüne geçtikleri görülür. Tarıma elverişli topraklar keşfedip buralarda yerleşik hayatı benimseyen konar göçer toplumların tarım ile birlikte yaşam tarzları da değişmiştir. Tarım sulak ve verimli topraklarda yapılması gerekir. Bu topraklar için yaşama şartları konar göçer yaşam şartlarından çok farklıdır. Bu farklılık da tarım ile birlikte toplumların kültürünün ve yaşam tarzının da etkilendiğine kanıttır. Tarım ile birlikte insanlar kullandıkları eşyaları ve hayvanları bile değiştirmiştir. Atlar önceden alplerin aracı ya da göç sırasında taşıyıcı olarak görülürken tarım arazileri için çift sürme aracı olarak görülmeye başlanmışlardır. A’dan Z’ye bir hayat değişikliği tarım ile yaşanmıştır. Tarım faaliyetlerinin başlaması ve insan hayatına etkisi ticaret ile devam etmiştir. İnsanlar ürettiği ürünlerin fazlalarını satmaya, karşılığında başka şeyler ile takas etmeye kalkmışlardır. Böylelikle ticaret hayatı gelişmiştir. Ticaret ile birlikte toplumlar arası ilişkiler ve diyalogların şekilleri de değişmiştir. İnsanlar tüketici toplum olma özelliğinden uzaklaşmış ve üretici olmaya başlamışlardır. Tarım toplumlarının üretim tekniklerini geliştirmesi insan hayatında sanayileşmenin de yapı taşlarını oluşturmuştur. Yüzyıllar sürecek olan bu teknolojik alt tohum ekimi ve ürün elde etme ile başlamıştır.

Yazıdan önceki dönemlerde insanlığa ait yaşam izleri neler olabilir?

Yazının icat edilmesinden önce de insanlar birbirleri ile haberleşiyor ve çeşitli işaret dillerini tercih ediyorlardı. Bir arada yaşamayan ve birbirlerine bilgiler aktaran toplumlar nasıl ortak bir anlaşma dilinde mutabık kalıyorlardı anlaşılması güç elbette. Fakat yazının yerine birçok toplumda alternatif olarak sembol ve figür kullanıldığı görülür. Semboller ya da figürler duvarlara işleniyordu. Çeşitli kazı aletleri ile bu çalışmalar yürütülüyordu. At, eşek, öküz, köpek gibi çeşitli sembollerin döneme ve toplumlara özgü anlamları vardı. İnsanlığın yazı öncesi kullandığı eşyalar, hakim olduğu toplum şartları da yazı öncesi kullandığı sembolik biçimler doğrultusunda değerlendirilebilir. Çünkü insanlar çizmek, şekillendirmek ve sembolize etmek için gördüğü ve kullandığı şeyleri kullanmak zorundadırlar. Haliyle duvara işlenen her sembol kullandığı ve maruz kaldığı hayat şeklini yansıtacaktır. Nitekim böyle de olmuştur, ta ki yazının icat edilmesi sürecine kadar.

MÖ 220, 610, 1071, 1923 tarihlerinin yüzyıl ve dönemlerini belirtiniz.

Yüzyıl hesaplama yöntemleri için geçerli olan ve kanıtlanmış olan tek bir yöntem işimizi görecektir. Belirlenen tarihe ait yüzyıl hesaplaması şu şekilde yapılır;

3 basamaklı ise ilk rakamını alıp +1 ekleyerek yüzyılı söylenir.
4 basamaklı ise ilk iki rakamının +1 eklenmesi ile yüzyıl bulunur. Milattan önce yüzyıl hesaplamaları için de aynı şey geçerlidir. Tarih belirtiliyorsa bu teknik uygulanır ve kaçıncı yüzyıla ait bir tarih olduğu anlaşılır. Bu hesaplama bilgileri çerçevesinde belirtilen tarihler ele alınır ise;

MÖ 220: 3. yy
610: 7. yy
1070: 11. yy
1923: 20. yy olarak hesap edilecektir.

 

YY kısaltması uluslararası olarak geçerli sayılabilen yüzyıl kısaltmasıdır. Bunu kullanabilirsiniz. Yüzyıl yerine asır dendiği ile de farklı kaynaklarda karşılaşmanız muhtemeldir. Dönem hesaplamaları ise 4 dönem halinde ele alınır. 1923 yılının dönemi 23 olarak ele alınıp değerlendirilir. 100 üzerinden hangi yılda olduğu saptanarak dönem belirlemesi yapılır.

0-24 olanlar 1. yarıyıl 1. çeyrektir. 24-49 olanlar 1.yarıyıl 2. çeyrektir.

49-74 arasında bulunan tarihler 2. yarıyıla girer ve 1. çeyrektir. 74-99 arası 2. yarıyıl 2. çeyrek olarak hesap edilmektedir.
Yüzyıl ve dönem hesaplamaları için bu kurallar evrensel geçerliliğe sahiptir. Tüm gelişmiş dünyalarda ve globalleşen dünyada bu yüzyıl esasları kabul edilmiştir.

Milli kimliğimizi belirleyen unsurları yazınız.

Milli kimliği belirleyen unsurlar arasında ortak tarih, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak vatan, ulus, millet kavramları vardır. Ortak tarihten etkilenmek aynı çıkarımları yapmak ve aynı kişilerden haz almayı sağlar. Ortak kültürden etkilenmek ise milli kimliğin oluşmasını kültürel olarak şekillendirir. Coğrafya ve millet kavramlarından beraberce ortakça etkileniliyorsa milli kimlik oturmuş olur. Kimlik tüm bu kriterler ile bir bütün olarak oluşacak bir kavram olduğu için tüm bu kriterlerden de eşit olarak etkilenmektedir. Tarihte kurulan 17 büyük Türk Devletinin varlığı milli kimliğimizin oluşmasını sağlamıştır. Asya Hun Devleti başta olmak üzere tüm Türk toplulukları kültürel ve coğrafi şartlar ile bize bir şeyler katmıştır. Kimisi edebiyatta ileriye gitmiş kimisi savaşçılığını geliştirmiş kimisi de icatlar ile dil ve alfabe gelişimleri yapmıştır. Tüm bunlar yığılarak ve birikerek günümüze ulaşmıştır. Bu ulaşan bilgiler doğrultusunda milli kimlik şekillenmiştir.

Tarih bilimini niçin öğrenmeliyiz?

Tarih bilimi toplumların milli kimliğinin oluşmasını sağlar. Milli kimlik, milli kültür, milli değerler tarih aracılığı ile öğrenilebilir. Tarih okuyan ve bilimini araştıran kişilerin toplum analizleri daha güçlü olur. Toplumları daha iyi analiz edip daha iyi çıkarımlarda bulunabilirler. Tarih bilimi öğrenmenin gerekliliği topluma fayda sağlama konusunda da iyi değerlendirilmelidir. Tarih bilimi yöntemlerine hakim olanlar milli tarihten etkilenip, olayları iyi değerlendirip çözüm önerileri sunabilirler. Haliyle yaşadığı toplum için de faydalı fikirler sunmaları beklenir. Sadece günümüze dair çözümler ve faydalar sunmakla kalmayıp geleceğe dair tedbirler de alabilirler. Geçmişini iyi öğrenen ve tarihin bilimini keşfeden kişiler olayları geçmişe göre değerlendirip akabinde neler yaşanabileceğini analiz ederler. Bu analizler sonucunda gerekli tedbirleri alabilirler ve gerekli gelecek planlarını oluşturabilirler. Tarih bilimi öğrenmenin en önemli faydaları geleceğe dair olarak görülse de milli kimlik ve milli benlik gibi değerlerin oluşmasındaki faydası da göz ardı edilemez.

Hicri takvim ile miladi takvim arasındaki farkları belirterek bunların günlük hayatımıza etkilerini açıklayınız.

Hicri takvim ile miladi takvimin arasındaki farklılıklar günümüzde çok fazla günlük hayata yansımamaktadır. Çünkü aradaki farkları yaşatacak durumlar ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde global dünya anlayışı geliştiği için ortak takvim kullanımında karar kılınmıştır. Hicri takvim Hz. Muhammed’in doğum tarihi başlangıç olarak kabul etmiştir. İslami toplumlarda kullanılmış ve ay, saat, dakika gibi bilinen kavramlar farklı şekillerde adlandırılmıştır. Ay isimler genel olarak İslami terimlere uygundur. Recep, Şaban, Muharrem, Ramazan başlıca kullanılan ay isimleridir. Miladi takvim ise Hz. İsa’nın doğumunu başlangıç kabul etmiştir. Günümüzde geçerli olan takvimdir. Hicri takvim ay yılı esaslarına göre düzenlenmiştir. Miladi takvim ise güneş yılı esaslarını içerir. Ticaretler, uluslararası ilişkiler ve ortak takvim için geçerli kabul edilen miladi takvimdir. Türkiye’de de miladi takvim kullanılmaktadır. Ocak, Şubat, Mart diye devam eden ay isimleri evrensel geçerliliğe sahiptir. Evrensel olarak miladi takvime göre hareket ediliyor olması günümüzde ve günlük hayatımızda takvim arasındaki anlaşmazlıktan doğan sorunları ortadan kaldırmaktadır. İki takvim arasında 11 gün süre farkı bulunmaktadır.

Olay ve olgu arasındaki farklılıklar nelerdir?

Olay başlama ve bitiş zamanı net olarak belirtilen ve kanıt edilebilen eylemlere verilen isimdir. Olayda bahsi geçen eylem sona ermiştir. Şahitleri vardır. İki kişi arasında geçmiş olabilir. Bir konum belirtilebilir. Nerede ve ne zaman gerçekleştiği bellidir.

Olgu ise daha genel kavramlara verilmiş bir isimdir. Olguda eylemin sona ermesi söz konusu değildir. Devam eden bir şeyden bahsediliyor olması gerekir. Şahidi yoktur, yeri ve zamanı belli değildir. İki kişi arasında geçmez. Daha genel ve herkesi kapsayan bir şeydir.

Ali’nin yaşlanması bir olay örneğidir. Ali’den bahsedilir. Ali’nin ne zaman yaşlandığı bellidir. Yaşlanma ise bir olgu örneğidir. Olgu daha genel bir tabirdir. Kimseyle alakası yoktur. Yeri ve zamanı yoktur. Ali’ye veya başkasına ait değildir. Sadece genel bir yaşlanma tabiri kullanılırsa bu olgudur. Ali’nin ya da Ahmet’in yaşlanmasından bahsedilir ise olaydır.

İnsan hakları kavramının ortaya çıkmasını sağlayan gelişmeler neler olabilir?

İnsanın hakları olduğuna dair bir ortaya çıkış süreci yaşanmışsa insanın haklarının ihlal edildiği bir dönem yaşanmış demektir. Yani insan haklarının ihlal edilmesi ve engellenmesi yaşanıyor olmalı ki insan hakları çalışmaları ve bu hakların korunması ortaya çıksın… Tarihte bazı toplumlarda kölelik görülmektedir. Kölelik insan haklarını yok eder. İnsanlar eşit olarak yaratılmışlardır. İnsan haklarının ortaya çıkışından önce toplumlarda köle gibi çalıştırılan insan toplulukları vardı. Hakları gasp ediliyor, sadece çalıştırılıyor ve emeğinin karşılığı verilmiyordu.

 

Kölelerin tamamen insanlıktan çıkarılmaması amacıyla Kram Dungi ve Hammurabi Kanunları çıkartılmışlardır. Kölelik hakları ve çeşitli isimlendirmeler ile öncelikle bu insanların haklarından bahsedilmiştir. Tarih kölelik hakları olarak da olsa insan hakları üzerine ilk çalışma örneklerini bu şekilde başlatmıştır. Ardından köleliğin kaldırılması ve çeşitli demokratik süreçler ile sendikalaşma hareketleri görülmüştür. Avrupa Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ile de kişisel hak ve hürriyetler gelişmiştir. Devletin bile karışamayacağı insanın doğal hakları olarak tanımlanan ve tüm insanlar için geçerli olan anlayış ve kanunlar 17. yüzyıl sonlarına doğru görülmeye başlamıştır. 18. yüzyılda artarak devam etmiş ve beraberinde özgürlük, demokrasi kavramlarını da getirmiştir.